BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Alixan Aras · 06.11.2005 · 2 görüntülenme
Müzakereler tamamlanıp Türkiye demokratik hukuk devletine dönüşmeyi başarırsa, başlangıç noktası 1839 olan bir devrim gerçekleşmiş olacak Türkiye'nin Avrupa ve Batı ile ilişkisinin köklerinin, ilk bakışta, 1071 yılındaki Malazgrit muharebesinde olduğu izlenimi yaratılıyor: Selçuklu Türkleri, Bizans İmparatoru Romen Diyojen'i mağlup ederek bakışlarını Avrupa'ya yönlendirmeye başladılar. Devamında, 1453'te İstanbul'un fethi, 1638'de Viyana kuşatması, 1774'te Küçük Kaynarca Anlaşması bu yönelimin önemli noktalarını oluşturdu. Aslında, Türkiye, adalet, siyaset, ekonomi ve sosyal organizasyon açısından Avrupa'ya gerçekten uyum sağlamak yönünde ilk teşebbüsünü 1839 yılında, Sultan III. Selim zamanında yaptı. Osmanlı devletinin gerileme devrine girmiş olması nedeniyle, Osmanlılar, 'Tanzimat' olarak adlandırılan bir reform programıyla imparatorluğun siyasi sisteminde derin değişiklikler yapmayı kararlaştırdılar. Bilindiği gibi, bu program, kapsamlı bir reforma, siyasi sistemin Avrupai çağdaşlaşmasına, Avrupa'nın sosyo-ekonomik yapılarına ve kurumlarına uyum sağlamaya yönelik büyük bir reform programıydı. Osmanlılar, bu şekilde Avrupa ile sosyal, siyasal ve ekonomik düzeyde yakınlaşacaklarına, imparatorluğun ve siyasi siteminin dağılmasının önlenebileceğine inanıyorlardı. Çağdaş sistem başarılamadı Bu dönem 35 yıldan fazla sürdü. İngilizler tarafından yönlendirilen reformlar başarısız oldu ve imparatorluk 1876'dan sonra milliyetçi Jön Türklerin ortaya çıkmasıyla son aşamasına girdi. 1923'ten bu yana, zaman zaman parlamenter ve demokratik deneylere rağmen, Türkiye, Avrupa ailesinde bir yer talep etmesine izin verecek çağdaş bir demokratik sistem yerleştirmeyi başaramadı. 1960'lı yıllarda ve 1990'lı yılların ilk yarısındaki bu tür deneyler başarısız oldu ve Kemalizm'den uzaklaşıldığı bahanesiyle ordunun müdahalesine yol açtı. Türkiye, jeopolitik ve jeostratejik nedenlerden dolayı Batı'nın organizasyon sistemine dahil olmayı; NATO'ya, Avrupa Konseyi'ne, OECD'ye girmeyi, 1964 Protokolü ile AET'ye bağlanmayı başardı, ancak siyasi çağdaşlaşmaya ilişkin büyük iddiayı kazanmayı başaramadı. Ilımlı İslam'ı temsil etmekte olan Erdoğan, doğal olarak Kemalizm ve Türkiye'deki yönetim sistemiyle karşı karşıya gelmektedir. Erdoğan, sadece ülkesinin iyiliği için değil, dindaşları Müslümanların, Avrupa demokrasilerinin vatandaşlarına sağladığı dini özgürlüklere sahip olmalarına yardımcı olmak için de siyasi sistemin liberalleşmesini amaçlıyor. Türkiye-AB ilişkisinin bugün karşılaştığı en önemli sorunu Müslümanların hakları ya da özgürlükleri konusu oluşturmuyor; ordunun Türkiye'nin bir hukuk devletine dönüşmesine izin verme yönündeki korkusu oluşturuyor. Ordunun rolü değişmeli Türkiye'nin bir hukuk devletine dönüşmesi; azınlıkların korunması, insan hakları, şahsi özgürlükler, serbest sendikacılık, sosyal ve siyasal çoğulculuk ve vatandaşlar toplumu demektir. Böyle bir gelişme, Türk Kemalistlerin 19. yüzyıldaki ayrılma hareketlerine ve devletin parçalara bölünmesine yol açacağı yönündeki geleneksel korkusuyla karşılaşacak. Demokrasi ve çağdaşlaşma yönündeki Türk deneyi büyük ve zor bir deneydir; siyasi sistemde, gerek idare gerekse hukuk ve hükümet sisteminde derin kökler salmış yapıların ve kurumların son bulmasına yönelik teşebbüslerde bulunulmalı. Yapısal değişiklikler yapılmalı; fakat en önemlisi, adaletin sistem olarak işlevselliğine ve ordunun rolüne ilişkin değişiklikler yapılmalı. Bu iki konu, Türkiye'nin AB yönelimi için 'conditio sine qua non' (olmazsa olmaz) oluşturuyor. Aynı zamanda, AB üyesi olmak isteyen bir ülkenin AB üyesi olan bir ülkede işgal ordusu bulundurması ve de bu ülkenin varlığını tanımaması mümkün değil. Ayrıca, bu ülke, Yunanistan'ı da Ege'de 'casus belli' ile tehdit edemez. Ancak, Türk ve Avrupa elitleri, sarsıntı yaratmadan askerleri garnizonlarına çekilmeye nasıl ikna edebilecekler; öte yandan da Türkiye, kültürel özerklik statüsü dahi vererek, azınlıkların haklarını tanıyıp hukuk devletini uygulamayı ne dereceye kadar başarabilecek? Üyelik müzakereleri tamamlandığında Türkiye demokratik hukuk devletine dönüşmeyi başarırsa, başlangıç noktası 1839 yılının başarısız deneyinde bulunan büyük bir devrim gerçekleştirmiş olacak. HRİSTODULOS YALLURİDİS Yunan gazetesi Elefteros Tipos, 23 Ekim 2005 RadikalAkt:F.D
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.