Türk Başbakanın Diyarbakır Konuşması ve Referandum / Rojhat Badikî
10.09.2010 · 2 görüntülenme
Sömürgeci Türkiye devletinin Başbakanı R. T. Erdoğan’ ın Kurdistan’ ın Başkentine yaptığı sefer üzerinden 4 gün geçmesine rağmen, ortada ses seda yok! Oysa, Türk başbakanı, Amed’ e gelmeden önce, ‘’Kürt’’ sorunun çözülmesi yönünde güçlü sinyallerin verilmesi beklentisi propağnda yapıldı. Bu konuda onlarca makele döşenildi. İyimserlik beklentisi içersinde olanlar- Erdoğanı godo olarak görenler, Erdoğan’ ın iki dudakları arasında çıkacak ‘’söz-sözlere’’ ilişkin çeşitli yorumlar yaptilar. Erdoğan’ ın Amed’ te ‘’ Kürt ‘’ sorunun çözümü hakkında tarihi mesajlar vereceği beklentisi oluşturmaya, herkesi buna inanmaya, inanmayanları da, ‘’ Kürt ‘’ sorunu önünde engel olanlar diye lanse edilmeye çalışıldı.
Kurdistan ulusal mücadele süreci ele alınıp incelendiğinde, Kurdistan ulusal mücadele süreci içersinde yaşanılanların, istinasız olarak günümüze değin sürdüğü görülecektir. Rejim-sistem yanlısı, Kurdistan sorunun sistem içersinde çözüleceğine inan; özel-politik yaşam ve mücadele anlayışını bu temel üzerinde şekillendirenle ile sistemi red edenler. Buna İşbirlikçi kesimleri katmak gerekir ama esas gündemimiz, Sistem içi anlayışı savunan ve sistemden çözüm beklentisi içersinde olanlarla, buna karşı sistem ve sistemin uygulama ve oluşturduğu kurum-kuruluşları red edenler arasındaki mücadele anlayışı olduğu için; işbirlikçi kesimleri es geçiyoruz!
Kürt ve Kurdistan sorunun çözümü yolunda AKP ve Erdoğan’ a çözüm anahtarı olacabilecekleri rolünü verenler, geçmişte kaderini Osmanlıya-daha sonra Kemalizme umud bağlayanların temsilcisi konumundadırlar. Dolaysıyla AKP ve Erdoğan’ a umut bağlayanlar ile Boykotçuların ayrılık ve ortak noktaları arasında kısmı nüans farklılıkları olmasına rağmen ayni kulvardadılar. Bu kesimler, Sömürgeci Türk devletinin çeşitli kanatları arasındaki iktidar çatışmalarında kullanılacak ‘’ piyon’’ konumuna düşmüşlerdir. İrade ve mücadelelerini kendi özgül konumlarını, ülkelerini sömürge statüsünden çıkarmaktan ziyade, yeni tip sömürge anlayışının temsilcileri olma yolunda emin adımlarla yürüyorlar.
Üzerinde durduğumuz ısrarla belirtiğimiz temel nokta, Referanduma yaklaşımda nasıl bir tavır takınılacağından ziyade soruna handi pencereden yaklaştığımızdır Referanduma Kurdistani bir bakış açısı ile mi yoksa Türkiyelilik bakış açısı ile mi yaklaşıyoruz! Bu çok önemli bir duruş ve bu duruş hangi cephede olduğunuzu soruna nasıl yaklaştığınız çözüm ve mücadele perspektifinizi de belirleyen temel bakış açısıdır. Bundan dolayı benim açımdan Evet-Hayır-Boykot tavrından önce önemli olan hangi pencereden soruna yaklaştığmızdır. Her ne kadar Boykotçuların takındığı tavır ve Argumanları-Evetçilerden daha Kurdistani görülse bile bu kesimlerin geleneksel tavırlarını biliyoruz.
Evetçilerin ısrarla vurguladıkları, demokratik haklar, açılım, reform, 12 eylülden hesap sorma...vs konularında belirtikleri argumanlar, Referandumu hayat-memat meselesi görme, evet demiyenleri Ergenekoncularla ayni saflarda görme, Küçük kırıntıları Kurdistan sorunun çözümünde yararlanamama körlüğü ile suçlama tavırları Kurdistan ulusal mücalesinin çıkarları ile bağdaşmadığı gibi Kurdistan ulusal sorununu bir halkın kendi topraklarında özgür ve bağımsız yaşama taleb ve isteminden çok geri bireysel-insani demokratik haklar terekesine indirmekle eş anlamlıdır. Sömürgeci Türk devletinin yapmak istediğ tam da budur. Kurdistan ulusal sorununu toplumsal bir hak sorunundan bireysel bir hak soruna indirgemek ve bunu uzunca bir sürece yaymak bu sürec içersinde yaşamın tüm alanında top-yekün uygulamaya soktuğu jenosid planının başarıya ulaşmasını sağlamak.
Evetçiler diyorum, çünkü bu kesim içersinde yer alan ve yurtseverliklerinden asla şüphe duymadığım insanların soruna çok dar bir çerçeve içersinde yaklaşmaları, Referanduma sorununa iç ve dış koşulların getirdiği zorunlu değişimleri dikkate almadan soruna yaklaşmaları ve sorunu çok dar bir çerçeve içersinde değerlendirmeleridır. Sistemin, Türk sömürgeci sistemin günümüz koşullarında tıkanma ile karşı karşıya olduğu, sistemin kendini yenileme-günümüz koşullarına entegre etme sancılarının yaşadığı bir süreçte Kürt ve Kurdistan sorununu örtbas ederek Kürtleri yeniden sisteme entegre etme ve yeni süreci hiç bir yasal-hukuksal hak tanımadan geçiştirme, bunu Kürtlere tasdik ettirmedir. Uluslararası alanda ise yeni süreci, yeni sözleşmeyi, Kürt ve Türk halklarının oybirliği ile onayladıklari mesajını vermek. Geçmişte Boykotçu kesimler Avrupada Cezaevinde çıkan eski HEP-DEP milletvekilleri aracılığı ile Kürt sorunun Türkiye’ nin bir iç sorunu olduğu mesajları bol bol propağandasını yaptılar.
Diğer bir sorun, Referanduma evet demeyenleri, yada referandumu Türkiye’ nin bir iç sorunu olarak görenleri çok ucuz suçlamalarla Ergenekoncuların saflarında görme tavırları çiğ ve basit bir tavırdır. Kurdistan’ ın, Kurdistan halkının varmış olduğu politik aşamayı görmeme, Kurdistan halkının sistemden kopma, Sömürgeci sistemin kurum ve kuruluşlarından kopma, CHP-MHP-TSK Kemalist etiketli sol-demokrat-liberal kesimlerden bağlarını koparma aşamasına getirmeleri, Kurdistan’ ın bazı alanlarında adı geçen kesimlerin sıfırlanmasıdır. Kurdistan halkı adı geçen kesimleri çok iyi tanımakta ve kendi özgürlük ve bağımsızlığının düşmanı olarak görmektedir.
Kemalizm ve TSK’ nin darbelenmesi olumlu olduğu ortada, Peki AKP-Güllen cemeatı kimi,kimleri, hangi sistemin temsilcileridır? Evet CHP-MHP-TSK Türk sömürgeci sistemin kötü yüzlü temsilcileri olurken AKP-Gülen Cemeati Sömürgeci Türk sisteminin Kurdistan’ daki uzantıları değiller mi? Çelişkiler’ den yararlanmak hangi mantık ve perspektifle? Hangi örgüt mantığı ile,Türkiyelilik çerçevesi içersinde mi yoksa Kurdistani bir perspektifle mi? Evetçilerin tıkandığı, kendilerini haklı çıkarmaya çalıştıkları nokta korkarım ki ellerinde patlıyor. Türkiyelilik persepektifi ile yaklaştığın sürece bırak çelişklerden yararlananmayı, sadece koltuk değneği olma ile karşı karşıya kalınır!
Bütün bu sorunları, çelişkilerden yararlanma, kismi demokratik kırıntıları, Kurdistan ulusal davasının geliştirilmesi, Düşman saflarından oluşabilecek çelişki-çatışmalardan yararlanma....vs konuları 70 sürecinin sonlarına doğru netleştiğini zannediyordum. Tekrar bu konunun yeniden pişirip-pişirip önümüze konulması, hep ya hiç mantığı ile suçlanmamız, işimizin ve görevimizin ne kadar zor olduğunu hangi çetin koşullardan tekrar geçeceğimizi gösteriyor. Yeniden başlamak, 70 yılların başlarındaki tartışmalara, Türk solu ile yaptığımız tartışmalara tekrar dönmek tekrar dönmek zorundayız! Bir kuşatma altında, TC’ nin AKP-Güllen cemeatı ve Kurdistan’ daki Kürt kimlikli Türkiyeci Kürt Parti.örgüt-aydın....vs lerin kuşatması altında yaşadığımızı yeni yeni öğreniyoruz.
Referandum tartışmalarının ortaya çıkardığı en önemli olay bu! Bu günlere gelmemizin hikayesi çok uzun, Türkiyeciliğin, Türkiye sınrıları içersinde Kürt-Kurdistan sorununa yaklaşım, reformlarla bir ulusal ulusal bağımsızlık davasının nasıl-çözüle(meye)ceği, son 20 yıllık süreç tekrar tekrar yeniden ele alınmalı. Çünkü son 20 yıllık süreçın aydınlanması, TC’ nin Kurdistan’ da yaptığı tahribatlar bilince çıkarılmadan, bugünü kavramamız ve doğru bir mücadele perspektifi ortaya koymamız zor. Kendimizle, yaşadığımız süreçle, Kurdistan ulusal mücadele saflarında ortaya çıkan-sistem içi çözüm-Türkiyecilik anlayışının kökenlerine inmeden, Türk devletini ve onun yeni sömürgecilik oyunlarını tanımamız zordur.
Herşeyden önemlisi Kürtlerin Kürt ulusunun makus kaderi kırılmak zorunda, Kürt’ ler 4 Sömürgeci devletin payandası,iç çelişkilerin değnek koltukları değil başrol aktörü olmak zorundadır. Böyle olduğu oranda, Kurdistan ulusal bağımsızlık mücadelesinin başarıya ulaşma, Düşman saflarındaki çelişkilerden yararlanma, demokratik kırıntıları kullanma-ondan faydalanma şansına sahip olur!
Sömürgeci Türk devletinin başbakanı Erdoğan Başken Amed’ te bol Türk bayraklı Mitingte vaat ettiği timsahın gözyaşları oldu.....