BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Jihat Soran · 16.07.2007 · 2 görüntülenme
Sık sık kadın cinayetleri veya intiharları basına yansımaktadır. Renkli camda veya renkli kâğıtlı medyada bu haberlerin arkasından sosyolog, psikolog, antropolog, log oğlu loglar çıkıp yorum yapmakta;”geri kalmış” ,”baskı altında kalmış” “törenin çok egemen olduğu bölgenin insanları” falan filan dem vurmaktadırlar. Onları birinci dereceden ilgilendirmediği için ancak o kadar alakadar oluyorlar.”El elin eşeğini türkü çığırarak ararmış”.Çünkü bu cinayet ve intiharların; faili, maktul ve mağdurları Kürtlerdir. Tabi bu arada Kürt sivil toplum örgütleri de bu toplumsal olayla ilgilenmekteler. Çalışmalarını muhalif basında dile getirmektedirler. Ama bu konu sadece kuzeyde değil Güney Kürdistan’da da her gün artmakta, toplumun gündemini oluşturmaktadır. Hatta Parlamentonun gündemine alınmış, mücadele biçimi üzerinde tartışmalar yapılmakta, çözüm yolları araştırılmaktadır. Güneydeki intiharların kuzeydekinden bir farkı çoklukla bedenini ateşe verme şeklindedir. Belki de güneydekilerin ateşe olan tarihi bağları daha güçlü olduğundandır. Bu toplumsal-patolojik olayın kuzeydeki dönüm noktası bana göre 12 Eylül 1980 “Qıran”ıdır (kıran girme).1980 den öncede kuzeyde bu insanlar yaşamaktaydı. Gene bu toplumun gençleri, orta yaşlıları, ihtiyarları, kadınları, genç kızları vardı. Ama bu cinayet ve intihar olayları bu boyutta değildi. Tek tük vakalar halindeydi. Az olması tasvip edilir, hoş görülür anlamında algılanamaz. O dönemde de şehirlere (bu kadar olmasa da) göç vardı. Şehirleşen gençlerin, şehirleşen insani duyguları vardı. Mem ve Zîn’deki insani duyguları vardı. Bu duygular insanın var olduğu günde var olmuş, insanlar var olduğu sürece var olacaktır. Buna kimsenin itirazı yoktur. Çünkü doğanın kuralları geçerlidir. Peki, bunlara rağmen 1980 öncesi neden bu kadar çok değildi? Çünkü o dönemdeki kuzeyde yer alan siyasi hareketler toplumun içinden çıkan, toplumun politik ve sosyal sorunlarıyla ilgilenen, sömürgecilerin planladığı toplumsal yozlaşmaya-lümpenleşmeye karşı mücadele eden hareketlerdi. “Özgürleşme” , “ bireyselleşme”,”aşk-sevda” maskesi kullanılarak planlanan lümpenleştirme ve yozlaştırmayı boşa çıkaracak tutarlı çalışmalar yapıyorlardı. Toplumun içten çürümesiyle daha kolay yenileceğini ve yıkılacağını biliyorlardı. Ama o siyasi hareketlerin böyle bir mücadele biçimi geliştirdiğini ne yazık ki sömürgecilerde biliyorlardı. Onun için bu konuda omurgalı tutum izleyenler 1980 hareketinin şimşeklerini üzerlerine çekerek kökleri kazınmağa çalışıldı. Yerlerine “ofis boylarla” ana rahmine düşen, sezaryenle dünyaya getirilip, TC’nin ve “dünyanın büyük siyasetçisi” H. Esad’ın mamalarıyla gürbüzleştirilip tanrılaşanın kurumu yerleştirilmiştir.***1980 den sonraki Kürt gençlerinin kanları ve canları ile geliştirdiği Direniş döneminde, köyleri yakılan, köyleri boşaltılan insanlarımız şehirlere, metropollere göç etmek zorunda kalmışlardır. Yeni bir yaşama hem de bilmediği, istemediği bir yaşama uyum sağlamak tarifi mümkün olmayacak kadar zordur. Savaşın ve zulmün getirdiği ruhi travmalarla şehirlere ve metropollere gelen köylüler, birçok ekonomik ve toplumsal sorunlarla karşılaşınca daha büyük ruhi bunalımlar sonucu toplumsal kırılmalar ve yıkımlar oluşmuştur. Bu durum herkes tarafından tespit ve kabul edilen bir gerçektir. Yaralı bir koyun, kurtlar, çakallar, akbabalar için ziyafettir. Yukarıda tarif edilen durumdaki göçürtülmüş Kürt köylülerinin içinde; sömürgeci ajanlar ve onların ayakçıları, her türlü tahribat yapmak için akla gelmeyen tezgâhlar kurmuşlardır. Bu sosyal grubun içindeki gençler, sömürgeci yıkım ekipleri tarafından hedef alınmıştır. Ekonomik yokluk içindeki bu gençler, çeteler tarafından gasp, hırsızlık, uyuşturucu kullanma ve ticareti, kadın ticaretinde potansiyel eleman olarak değerlendirilmiş ve kullanılmağa başlanmıştır. Çeteler tarafından dejenere edilen, yozlaştırılan, lümpenleşen Kürt gençleri bu çürümeyi çevrelerindeki Kürt kızlarına da bulaştırmaya başlamışlardır. Göçertilen yoksul Kürt köylüleri ekonomik yoklukların yanında şehir ve metropollerde teknolojik imkânları görmüşler ve etkilenmişlerdir. Televizyon, cep telefonu, internet salonu, v.s. Bu teknoloji sömürgeciler tarafından çok iyi kullanılmıştır. Arkasından içinde bulundukları toplumun “yasak” kabul ettiği ilişkiler çoğalmıştır. Bununla birlikte eskiden süregelen, yanlış olan, gerici usullerle koyun satar gibi yapılan zoraki evlilikler de devam etmiştir, devam etmektedir. İşte bu çelişkiler yumağında şekillenen, toplumsal kırılmaların mağdurları tümüyle Kürt kadınları olmuştur. Oysa Kürt dilini, Kürt kültürünü, folklorunu, çiroklarını bugüne taşıyan o kıymetli ana kaynak, Kürt kadınları bu sistemin faturasını ödemek zorunda bıraktırılmıştır.Güneydeki cinayet ve intiharlarda da ortak etmenler mevcuttur. Orada dayeni bir yaşam biçimine geçilmiş, özgürleşme ve modernleşme normal seyrinden farklı, hızlı şekillenmiş, bu evrimle aşamasında toplumda böylesi hastalıklar ortaya çıkabilmiştir. Dini kuralların egemen olduğu toplumdan, demokratik ve batısal yaşam biçimine geçilirken, aşırılıklar yaşanarak cinayet ve intiharlara sürüklemiştir.Oysa “şêr şêre, çi jine çi mêre” sözünü herkes bilir ve söyler. Ama olay namus cinayeti, töre cinayeti olunca erkekler şêr olur ama ya kadınlar? Şêrlikten çıkar, en fazla kedi olur. Herhalde kedinin hırsızlığıyla güven hırsızlığı benzetilmiş midir? Peki, bu yasak ilişkiyi kadın tek başına mı yapar? Erkek bu yasağın neresinde? Suç işlenmişse ortak işlenmiştir. Hatta suça teşvik ve örgütleme erkek tarafından yapılmıştır. O zaman kadın namussuzsa erkek namussuz oğlu namussuzdur. Bu mantıken de, vicdanen de böyledir, böyle olmalıdır. Yani uluslar arası hukuk normlarında; ceza suçu işleyene ve suç oranında verilir. Bu belki kuzey için hayal gibi görülebilir ama güney için acil bir gerekliliktir. Demokrasiyi hedefleyen yönetimden bir Kürt olarak haklı beklentimizdir.Her Kürt evinde dinlenen, söylenen, hikâyesi anlatılan bir stran vardır. ZEMBİLFROŞ. İşte Kürt tarihinde dünya toplumlarına ahlak ve namus dersi veren bir mit. Mitoloji. ZEMBİLFROŞ Kürt erkeğinin örnek alacağı insan. Sözüne sadık, söz verdiği eşine sadık, her türlü teşvik ve tahrike rağmen ihaneti reddeden zembilfroş… Bütün güzelliğine, bütün cazibesine ve isteğine, servetine karşılık red edilen beyin hanımı ve reddeden zembilfroş. Tarihimizde yaşanan bir abide. En yakınına, en güvendiğine bêbext olan kimse; neye, hangi değere ihanet etmez ki. Bu yozlaşmaya çürümeye karşı zembilfroş mu “yoğunlaşma evleri” mi?***Sömürgeciler ve işbirlikçileri; K.Kürdistan’da toplumsal yıkım projelerini bütün şiddetiyle uygularken halkın iradesi diye dayatılan “ofisboyluk” tan tanrılığa yücelen, kurduğu din ve tarikatlarıyla ne yapmıştır acaba? Görevi icabı öncelikle bin yıldan beri çeşitli güçler tarafından darbelenen, Kürt toplumunun yıkılmayan, ayakta duran, sömürgecileri korkutan aile yapısına yönelmiştir. Özgürleşme, bireyselleşme, serbestleşme safsatasıyla aile bağları zayıflatılıp kırılmaya başlanmıştır. Böylece hem kullarını çoğaltmış hem de çekirdeği parçalamıştır. Direnişe katılmak için canlarını avuçlarına alıp dağlara yönelmiş Kürt gençlerinin hangi anlayışla muhatap olduklarını ve hangi çizginin bu tarikatlarda hakim olduğunu, yine bu tanrılaşan şahsın bir zamanlar müritliğini veya şeyhliğini yapanlardan öğreniyoruz. Hali hazırda bulunan iki tane “mürtedd” vardır. Bunlardan biri Selim Çürükkaya ricad etmiştir. Diğer mürtedd Şükrü Gülmüş sanıyorum tard edilmiştir. Selim Çürükkaya dürüstlük örneği gösterip Kürt milletinin vicdanına sığınmıştır. Mürit veya şeyh olduğu dönemdeki kendi durumunu ve aynı konumdaki arkadaşlarının konumunu kendisi ifade etmiştir. Bu dürüstçe bir davranıştır, saygıya değerdir. “Apo’nun Ayetleri” adlı kitabının 262 sayfasında “objektif veya subjektif pzv.” olduklarını yazmaktadır vicdanı sızlayarak. Bu saptamada zerre-i miskal kadar dahlimiz yoktur. Bu kendisinin özgürce ve dürüstçe belirlemesidir. Aynı eserin 263. sayfasının 6. satırında tanrılarının anlayışı şöyle açıklanmaktadır”. Başkan çok anlayışlı insan, kadına çok önem veriyor, beni yüceltiyor, kaldırıyor ta üstüne çıkartıyor.” Doğrudur, 1980 öncesi bu lafları çok duyuyorduk. Devrimci ahlakın, devrimci disiplinin olduğu dönemde bile bu tip “özgürleşme, ilgilenme, sevgi, bireyselleşme” gibi sözlerin kimlerce çok sıkça ve hangi amaçlarla kullanıldığını görmüştük. Bu laflar kadın tüccarlarının piyasaya girmek için kullandığı promosyon yöntemidir. Önce ana gövdeden kopar, sonra metalaştır, daha sonra pazarlar. Daha geçen hafta tanrıcık avukatlarıyla yaptığı ayinde Kürt erkeklerini karılaştırdı. Karılığında fahişelik olduğunu ifade etti. Uzmanlık alanına girdiği için en iyi o bilir. Oysa kadınları kurtarmak için çok çaba sarf etmişti… Adı geçen kitabın 373. sayfasının alttan 5. satırında başkan “bir kişiyle değil birçok kişiyle flört edin” diyor kadın kullarına. Özetlersek Selim Çürükkaya vicdanıyla davranmış, halkından özür dilercesine çalışmış bunları deşifre etmiştir. Ama yıkılan aileleri, pay-i mal edilen Kürt namusunu geri getirecekler mi? Diğer mürtedd için bunları söylemek çok da olanaklı değil. Tanrısı onun DNA’larını değiştirmiş, mutasyona uğramıştır kanımca. Belki de İhsan Şener’in (M. Şener’in kardeşi) dediği gibi başından beri yalanla kendisini sunmaktadır. Bu doğru olabilir zira “necis necise kenefte kavuşur”. Çünkü hala tanrısından aldığı düsturla sitesinde “aşk, özgürleşme, serbest gönül, bireyselleşme” gibi gerçek anlamının dışında, kadın tüccarlarının kullandığı promosyon lafları kullanarak asıl eski anlayışına devam etmekte, lümpenliğe devam ettiği anlaşılmaktadır. Selim’e sormak lazım, bu arkadaşının pozisyonu objektif mi, sübjektif miydi? Vebal kendi boyunlarına. Tanrısıyla hep çarpışmakta hep saldırmaktadır. Yoksa tanrısı onu yeterince doyurmadı mı? Zira helvadan put yapanlar acıkınca putlarını yerlermiş. 20 yıl tanrısının dizinin dibindeyken binlerce yurtsever tanrısı tarafından yok ediliyordu. 1970’lerden sonra binlerce yurtsever onun tanrısını deşifre ederken o kelebeğin yanan muma gittiği gibi tanrısına koşmuştu.Kürt yurtseverlerinin üzerinden greyder geçmemişti ama 12 Eylül “Qıran”ı geçti. Gelelim tanrıcığın bu günkü kullarına. Onlar bu milletin vekili olacaklar. Hâlâ devam eden töre ve namus cinayetlerine nasıl çözüm üretecekler? Asker cenazelerine gitmekten vakit bulabilirse avukat-vekil hanım. Tanrıcıklarının “karı” anlayışından kurtulabilecekler mi?14/07/2007
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.