Siyaset

Teyré Baz Kitabinin Sasvunmasidir

Ahmet ÖNAL · 29.03.2006 · 2 görüntülenme

TC. BEYOĞLU II. AĞIR CEZA MAHKEMESİ’NEDosya No: 2004–36 EsasKonu: Yukarıda numarası verilen dosyada esasa ilişkin savunmalarımın sunulmasıdır. Savunmalarım:  Rahmetli yazar Mahmut Baksî  tarafından kaleme alınan ve Aralık 1999 tarihinde sahibi olduğum Pêrî Yayınları tarafından yayımlandığı “Teyrê Baz ya da bir Kürt işadamı Hüseyin Baybaşin” isimli kitap için,  daha önceki celselerde  genişçe savunmalar yapmıştım. O savunmalarımın yeniden dikkate alınmasını talep ediyorum. Ancak o savunmalarıma ek olarak belirtmeliyim ki;Söz konusu kitap yayımlanalı  altı yıl oldu ve bu kitap yayınlandığı için, -ben, yazar, okurlar ve kamuoyu hariç- kimse bir tehlikeye ve zarara uğramadı. Yargılama  sürecinde; kitapta belirtilen bilgiler hernekadar, Türk hukuk sistemi tarafından içindekilerin esas yönü ile kaale alınması gerekirken, bunun yerine; adeta kıskaca alınırcasına; kitap hakkında  toplatma kararı çıkarıldı, peş peşe hakkımda davalar açıldı ve kitabın yaygınlaşması engellendi. Çünkü o günkü koşullarda kitap; tabu sayılan  ve adeta kangrenleşmiş kirli ilişkilere dokunuyor ve açıklıyordu ve adeta irin tutmuş yarayı deşmeye çalışıyordu.   Oysaki kitabın esas  eksiği  o günkü koşullarda yayımlanması değil, yer verdiği  açıklamaların oldukça yüzeysel bırakılması yönüyle eleştirilmeli idi. Sağlıklı bir toplumsal bellek için bu yapılmalıydı, ancak olmadı.  Devlet ve yargının  da kitabı toplatması,  susturması, hakkında  dava açması ve yaygın okunmasını engellemesi yerine; kitapta anlatılan kriminal ilişki ve iddiaların kamuoyu ile paylaşılıp değerlendirilerek, ve bu kitabı bir ‘suç duyurusu’ olarak kabul edip,  doğru olup olmadığının peşine düşerek, soruşturmalar bu mealde sürdürülmeli idi. Ancak sıkılarak belirtmeliyim ki bu olmadı. Bu olmadığı için de ülkede yaşanan kriminal ilişkilerden arınma ve temiz topluma erişme,  yakalama ve inşaetme de gecikmiş olundu, yanlış bir yargılamanın da demokrasi savunucularının özgüvenini sarstığına hizmet ettiğinin altını özellikle  çizmeliyim. Bu dava da ilk duruşmada da belirttiğim gibi bir hukuksal davadan ziyade siyasal ağırlıklı bir dava idi. Yalnız bu kadar da değil; dava Türkiye’nin dünya ve demokrasi güçleri nezdinde özitibarının sarsılmasını da getirdiğini/getireceğini belirtmeliyim. Zira aynı kitap hakkında, İstanbul 5.Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin yerine sunulan, Yeni 13.Ağır Ceza Mahkemesi  2002- 145 Esas, 2002–226 Karar,  07.11.2002 tarihli kararı ile NETİCETEN 1.840.410.000.- TL Ağır para cezasına çevrilen ceza, Yargıtay’ca onanmış ve kesinleşmiştir. Söz konusu dava tarafımdan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AHİM)ne yaptığım başvuru “kabul edilir” bulunmuş ve kısa sürede Türkiye’nin aleyhine sonuçlanacağına kesin gözü ile bakıldığını da belirtmeliyim.      Bu yüzden ceza ile mahkum edilmiş ve toplatma kararına süreklilik kazandırdığı için mağdurîyete uğrayan kitap ve ben idim. Kitap; DGM tarafından toplatıldığı ve okur ile kamuoyuna ulaştırılması engellendiği için de;  benim ile birlikte,  muhtemel bu kitaba okur olabilecekler ile kamuoyu da bir değerlendirme yapmaktan alıkonuldu, bu vesile ile onlar da cezalandırılıp mağdur edilmiş oldu. Ve söz konusu aynı yargılamalar  sürecinde; yazar Mahmut Baksî’nin var olan rahatsızlığı artarak vefatına neden olan etmenlerden biri olduğuna olan kanaatimi de belirtmeden edemeyeceğim. Zira bu kitapta ele alınan konular, bir uyuşturucu kaçakçısının “itiraflar” ına dayanarak kirli ilişkilerin devletin derinliklerine kadar nasıl da sirayet edildiğini, hatta devleti egemenliklerine aldıklarını, adeta demokratik ve hukukun üstünlüğünü hiçe saydıklarını, yargının elinin kolunun bağlandığını ve  yer yer  kişileriyle açıklamış,  böylesi bir kitabı 2005 yılında değil, 1999 yılında yayımlayarak, ilişkilerin bugün kadar berrak olmadığı koşullarda, ortaya konulmasına vesile olduğumu belirtmeliyim. Ben bu kitabı yayınlayarak hukuka yardımcı olabileceğimi düşünmüştüm, ama ne yazık ki sorgu, soruşturma, hapis ve para cezaları ile yüzyüze kaldım. Bu süre içerisinde kitaptaki iddiaların hemen hemen tamamına yakını toplum vicdanında bir vesile ile “Güneş Balçıkla Sıvanmaz” misalindeki gibi  doğrulandı. 1999’dan bugüne kadar; kaç mali operasyon yapıldı, kaç banka kapatıldı, kaç organize edilmiş çete çökertildi, kaç yolsuzluk dosyası açıldı, kaç rüşvet ve kirli ilişki gazetelerin manşetinden verildi,  tüm bunların sayısını ortaya koymaya gerek olmadığı ve adeta bir toplumsal çöküntü, özgüvenden yoksunluk egemen hale geldiği aşikar iken;  temiz topluma özlem ve etik değerlere bağlı bir yayın politikası ile  yayımladığım söz konusu   kitap ve kitaplar; adeta ikili olan Türk Devleti’nin içinde ayrı bir devlet olan, derinlikli alana ışık tutan bir eser olduğu için de demokrasi mücadelesine büyük katkılar sunduğuma inandım/inanıyorum. Bu açıdan da insanlık tarihinin huzurunda defalarca aklandığımı hissediyorum. Ama mevcut iddialarla hiç de  hak etmediğim bir tarzda altı yıldır bir kitap yayınladığım için ayrı ayrı mahkemelerce (DGM ve Ağır Ceza)   yargılanmam, tarih karşısında Türkiye bu ayıbından nasıl kurtulacak biraz da ona kafa yorulursa  yerinde olur diye düşünüyorum. Artık Türkiye’nin  içine girdiği ilişkiler ; ‘Düşünce ve ifadelerinden dolayı insan yargılayan ülke!’ pozisyonunu taşıyabilecek durumda değildir. Artık “Türkiye Düşünce ve ifadelerinden dolayı insan yargılayan ülke!” olduğu değil, olmadığını dünya aleme kanıtlamak zorundadır.  Teknolojînin devasa boyutlarda  geliştiği, Internet ve uydu yayıncılığının yaygın kullanıldığı  çağımızda mevcut yasaların uygulanmasının da pek adil ve etkili olmadığı anlaşılmıştır. Bir ülke teknoloji ve modern çağla karşı karşıya ve mücadele ederek değil; demokrasi, insan hakları, özgürlükler ile buluşarak kendisini korur ve sağlıklı – mutlu geleceğini koruyabilir diye düşünmekteyim. Bugün bu tür davaların yarattığı ana sonuç; toplumsal gerilik, anti- demokrasi, hoşgörüsüzlük, şefaf olmayan toplumda karanlık güçlerin önünü açarak musebiblerine cesaret verme, iş ve zaman kaybı,  tabulara tapınmayı meşrulaştırmaya hizmet etme, bilgi ve bilimin üzerinden yaygın bilinçli bir toplum yaratma mücadelesinin önüne geçme gibi çirkin sebebiyetlere açık olduğu için,  asil tehlikeli olanıdır ve Türkiye’nin iyi olmayan vitrinidir .  Düşünce ve ifade özgürlüğünü engellemenin asil tehlikesi burada ve bu anlayışla derinlikli anlaşılırsa ve toplumda içselleşirse anlamlı olur. Bu eleştirel içerikteki araştırma kitapları da kötü vitrinin değil, iyi vitrini ortaya çıkarma mücadelesine hizmet olduğunun delilleridirler. Bu nedenle de   diyorum ki    devlet kitaba dokunmamalıdır. Eğer elinde geliyorsa kitabı, yazarı ve okuru desteklemeli ve sağlıklı bilgiye erişmesi için eleştiri, kritik, teşhir ve tartışma kanallarını yaygınca açmalıdır, teşvik etmelidir. Hukukun üstünlüğü, bilinçli toplum ve demokrasi bu meal üzerinde gelişebilir diye düşünmekteyim. “7.250 kişiye bir kitabın düştüğü toplum” geri, bilinçsiz ve mutsuz toplumdur.  20.000 ( yirmibin) “faili meçhul”u olan bir ülkede demokrasi ve hukuk devletinden bahsetmek rahat değildir.   Devlet; kitap ile, düşünce ile ve ifade ile uğraşacağına; “Bu karanlık tablodan toplumun kurtulmasına nasıl yardımcı olabilirim?” diye düşünmüyorsa, kendisi ve toplumuna  dair karamsarlık  yaymış olur. Modern, sosyal, bilinçli, umutlu  ve   mutlu toplumun oluşmasına yardımcı olmamış olur. Devlet, adaleti insanların düşünceleri karşısında bir demoklesin kılıcı gibi sallayarak gözden düşürmek zorunda çıkarmalıdır diye düşünüyorum. Hukukçular yanlış kararlara “ekmek için”  imza koymak zorunda değildir.Ayrıca;Yayınlanan kitapta yer alan savlar; ifade ve basın hürriyeti sınırları içindedir. Çünkü söz konusu yazıda/ açıklamada kişilik haklarına herhangi bir saldırı ile şiddete ve suça teşvik yoktur. İçerik olarak eleştirel mahiyettedirler.  Bir yayıncı olarak yayınladığım bütün yayınların içeriğine katılmamakla birlikte ifade hürriyeti çerçevesinde olan yazıları yayınlamaktayım. Bu kitabı da o çerçevede gördüğüm için yayınladım.Fikirlerin mahkeme kararlarında değil, kamuoyunda ve ilgili platformlarda tartışılması gerekir. Fikirlerin ve araştırmaların müeyyidesi hapis ve para cezası değil, kamuoyunun ilgisi olmalıdır. Genel geçer fikirlerin değil, muhalif fikirlerin korunmaya ihtiyacı vardır. Aykırı fikirlerin korunması için ifade ve basın hürriyeti kavramı gelişmiştir. Daha önceki yargılama sürecinde;  Mahmud Baksi’ye ait aidiyet belgesinin İstanbul 5.Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin / Yeni 13.Ağır Ceza Mahkemesi  2002- 145 Esas Nolu dosyasında bulunduğunu belirtmiştim, bu durumun dikkate alınmasını talep ediyorum.Sonuç : Sunduğum nedenlerle öncelikle beraatime, aksi takdirde yasaların lehime olan hükümlerinin uygulanmasını talep ederim.07.02.2005Ahmet ÖNALNot: Bu savunma sonrasında verilen BİR YIL SEKİZ AY AĞIR HAPİS CEZASİ, PARA CEZASINA ÇEVRİLDİ. NETİCETEN 1690 (1.070 EWRO)YTL para cezasına çarptırıldım. ..  TC. BEYOĞLU II. AĞIR CEZA MAHKEMESİ’NEDosya No: 2004–36 EsasKonu: Yukarıda numarası verilen dosyada esasa ilişkin savunmalarımın sunulmasıdır. Savunmalarım:  Rahmetli yazar Mahmut Baksî  tarafından kaleme alınan ve Aralık 1999 tarihinde sahibi olduğum Pêrî Yayınları tarafından yayımlandığı “Teyrê Baz ya da bir Kürt işadamı Hüseyin Baybaşin” isimli kitap için,  daha önceki celselerde  genişçe savunmalar yapmıştım. O savunmalarımın yeniden dikkate alınmasını talep ediyorum. Ancak o savunmalarıma ek olarak belirtmeliyim ki;Söz konusu kitap yayımlanalı  altı yıl oldu ve bu kitap yayınlandığı için, -ben, yazar, okurlar ve kamuoyu hariç- kimse bir tehlikeye ve zarara uğramadı. Yargılama  sürecinde; kitapta belirtilen bilgiler hernekadar, Türk hukuk sistemi tarafından içindekilerin esas yönü ile kaale alınması gerekirken, bunun yerine; adeta kıskaca alınırcasına; kitap hakkında  toplatma kararı çıkarıldı, peş peşe hakkımda davalar açıldı ve kitabın yaygınlaşması engellendi. Çünkü o günkü koşullarda kitap; tabu sayılan  ve adeta kangrenleşmiş kirli ilişkilere dokunuyor ve açıklıyordu ve adeta irin tutmuş yarayı deşmeye çalışıyordu.   Oysaki kitabın esas  eksiği  o günkü koşullarda yayımlanması değil, yer verdiği  açıklamaların oldukça yüzeysel bırakılması yönüyle eleştirilmeli idi. Sağlıklı bir toplumsal bellek için bu yapılmalıydı, ancak olmadı.  Devlet ve yargının  da kitabı toplatması,  susturması, hakkında  dava açması ve yaygın okunmasını engellemesi yerine; kitapta anlatılan kriminal ilişki ve iddiaların kamuoyu ile paylaşılıp değerlendirilerek, ve bu kitabı bir ‘suç duyurusu’ olarak kabul edip,  doğru olup olmadığının peşine düşerek, soruşturmalar bu mealde sürdürülmeli idi. Ancak sıkılarak belirtmeliyim ki bu olmadı. Bu olmadığı için de ülkede yaşanan kriminal ilişkilerden arınma ve temiz topluma erişme,  yakalama ve inşaetme de gecikmiş olundu, yanlış bir yargılamanın da demokrasi savunucularının özgüvenini sarstığına hizmet ettiğinin altını özellikle  çizmeliyim. Bu dava da ilk duruşmada da belirttiğim gibi bir hukuksal davadan ziyade siyasal ağırlıklı bir dava idi. Yalnız bu kadar da değil; dava Türkiye’nin dünya ve demokrasi güçleri nezdinde özitibarının sarsılmasını da getirdiğini/getireceğini belirtmeliyim. Zira aynı kitap hakkında, İstanbul 5.Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin yerine sunulan, Yeni 13.Ağır Ceza Mahkemesi  2002- 145 Esas, 2002–226 Karar,  07.11.2002 tarihli kararı ile NETİCETEN 1.840.410.000.- TL Ağır para cezasına çevrilen ceza, Yargıtay’ca onanmış ve kesinleşmiştir. Söz konusu dava tarafımdan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AHİM)ne yaptığım başvuru “kabul edilir” bulunmuş ve kısa sürede Türkiye’nin aleyhine sonuçlanacağına kesin gözü ile bakıldığını da belirtmeliyim.      Bu yüzden ceza ile mahkum edilmiş ve toplatma kararına süreklilik kazandırdığı için mağdurîyete uğrayan kitap ve ben idim. Kitap; DGM tarafından toplatıldığı ve okur ile kamuoyuna ulaştırılması engellendiği için de;  benim ile birlikte,  muhtemel bu kitaba okur olabilecekler ile kamuoyu da bir değerlendirme yapmaktan alıkonuldu, bu vesile ile onlar da cezalandırılıp mağdur edilmiş oldu. Ve söz konusu aynı yargılamalar  sürecinde; yazar Mahmut Baksî’nin var olan rahatsızlığı artarak vefatına neden olan etmenlerden biri olduğuna olan kanaatimi de belirtmeden edemeyeceğim. Zira bu kitapta ele alınan konular, bir uyuşturucu kaçakçısının “itiraflar” ına dayanarak kirli ilişkilerin devletin derinliklerine kadar nasıl da sirayet edildiğini, hatta devleti egemenliklerine aldıklarını, adeta demokratik ve hukukun üstünlüğünü hiçe saydıklarını, yargının elinin kolunun bağlandığını ve  yer yer  kişileriyle açıklamış,  böylesi bir kitabı 2005 yılında değil, 1999 yılında yayımlayarak, ilişkilerin bugün kadar berrak olmadığı koşullarda, ortaya konulmasına vesile olduğumu belirtmeliyim. Ben bu kitabı yayınlayarak hukuka yardımcı olabileceğimi düşünmüştüm, ama ne yazık ki sorgu, soruşturma, hapis ve para cezaları ile yüzyüze kaldım. Bu süre içerisinde kitaptaki iddiaların hemen hemen tamamına yakını toplum vicdanında bir vesile ile “Güneş Balçıkla Sıvanmaz” misalindeki gibi  doğrulandı. 1999’dan bugüne kadar; kaç mali operasyon yapıldı, kaç banka kapatıldı, kaç organize edilmiş çete çökertildi, kaç yolsuzluk dosyası açıldı, kaç rüşvet ve kirli ilişki gazetelerin manşetinden verildi,  tüm bunların sayısını ortaya koymaya gerek olmadığı ve adeta bir toplumsal çöküntü, özgüvenden yoksunluk egemen hale geldiği aşikar iken;  temiz topluma özlem ve etik değerlere bağlı bir yayın politikası ile  yayımladığım söz konusu   kitap ve kitaplar; adeta ikili olan Türk Devleti’nin içinde ayrı bir devlet olan, derinlikli alana ışık tutan bir eser olduğu için de demokrasi mücadelesine büyük katkılar sunduğuma inandım/inanıyorum. Bu açıdan da insanlık tarihinin huzurunda defalarca aklandığımı hissediyorum. Ama mevcut iddialarla hiç de  hak etmediğim bir tarzda altı yıldır bir kitap yayınladığım için ayrı ayrı mahkemelerce (DGM ve Ağır Ceza)   yargılanmam, tarih karşısında Türkiye bu ayıbından nasıl kurtulacak biraz da ona kafa yorulursa  yerinde olur diye düşünüyorum. Artık Türkiye’nin  içine girdiği ilişkiler ; ‘Düşünce ve ifadelerinden dolayı insan yargılayan ülke!’ pozisyonunu taşıyabilecek durumda değildir. Artık “Türkiye Düşünce ve ifadelerinden dolayı insan yargılayan ülke!” olduğu değil, olmadığını dünya aleme kanıtlamak zorundadır.  Teknolojînin devasa boyutlarda  geliştiği, Internet ve uydu yayıncılığının yaygın kullanıldığı  çağımızda mevcut yasaların uygulanmasının da pek adil ve etkili olmadığı anlaşılmıştır. Bir ülke teknoloji ve modern çağla karşı karşıya ve mücadele ederek değil; demokrasi, insan hakları, özgürlükler ile buluşarak kendisini korur ve sağlıklı – mutlu geleceğini koruyabilir diye düşünmekteyim. Bugün bu tür davaların yarattığı ana sonuç; toplumsal gerilik, anti- demokrasi, hoşgörüsüzlük, şefaf olmayan toplumda karanlık güçlerin önünü açarak musebiblerine cesaret verme, iş ve zaman kaybı,  tabulara tapınmayı meşrulaştırmaya hizmet etme, bilgi ve bilimin üzerinden yaygın bilinçli bir toplum yaratma mücadelesinin önüne geçme gibi çirkin sebebiyetlere açık olduğu için,  asil tehlikeli olanıdır ve Türkiye’nin iyi olmayan vitrinidir .  Düşünce ve ifade özgürlüğünü engellemenin asil tehlikesi burada ve bu anlayışla derinlikli anlaşılırsa ve toplumda içselleşirse anlamlı olur. Bu eleştirel içerikteki araştırma kitapları da kötü vitrinin değil, iyi vitrini ortaya çıkarma mücadelesine hizmet olduğunun delilleridirler. Bu nedenle de   diyorum ki    devlet kitaba dokunmamalıdır. Eğer elinde geliyorsa kitabı, yazarı ve okuru desteklemeli ve sağlıklı bilgiye erişmesi için eleştiri, kritik, teşhir ve tartışma kanallarını yaygınca açmalıdır, teşvik etmelidir. Hukukun üstünlüğü, bilinçli toplum ve demokrasi bu meal üzerinde gelişebilir diye düşünmekteyim. “7.250 kişiye bir kitabın düştüğü toplum” geri, bilinçsiz ve mutsuz toplumdur.  20.000 ( yirmibin) “faili meçhul”u olan bir ülkede demokrasi ve hukuk devletinden bahsetmek rahat değildir.   Devlet; kitap ile, düşünce ile ve ifade ile uğraşacağına; “Bu karanlık tablodan toplumun kurtulmasına nasıl yardımcı olabilirim?” diye düşünmüyorsa, kendisi ve toplumuna  dair karamsarlık  yaymış olur. Modern, sosyal, bilinçli, umutlu  ve   mutlu toplumun oluşmasına yardımcı olmamış olur. Devlet, adaleti insanların düşünceleri karşısında bir demoklesin kılıcı gibi sallayarak gözden düşürmek zorunda çıkarmalıdır diye düşünüyorum. Hukukçular yanlış kararlara “ekmek için”  imza koymak zorunda değildir.Ayrıca;Yayınlanan kitapta yer alan savlar; ifade ve basın hürriyeti sınırları içindedir. Çünkü söz konusu yazıda/ açıklamada kişilik haklarına herhangi bir saldırı ile şiddete ve suça teşvik yoktur. İçerik olarak eleştirel mahiyettedirler.  Bir yayıncı olarak yayınladığım bütün yayınların içeriğine katılmamakla birlikte ifade hürriyeti çerçevesinde olan yazıları yayınlamaktayım. Bu kitabı da o çerçevede gördüğüm için yayınladım.Fikirlerin mahkeme kararlarında değil, kamuoyunda ve ilgili platformlarda tartışılması gerekir. Fikirlerin ve araştırmaların müeyyidesi hapis ve para cezası değil, kamuoyunun ilgisi olmalıdır. Genel geçer fikirlerin değil, muhalif fikirlerin korunmaya ihtiyacı vardır. Aykırı fikirlerin korunması için ifade ve basın hürriyeti kavramı gelişmiştir. Daha önceki yargılama sürecinde;  Mahmud Baksi’ye ait aidiyet belgesinin İstanbul 5.Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin / Yeni 13.Ağır Ceza Mahkemesi  2002- 145 Esas Nolu dosyasında bulunduğunu belirtmiştim, bu durumun dikkate alınmasını talep ediyorum.Sonuç : Sunduğum nedenlerle öncelikle beraatime, aksi takdirde yasaların lehime olan hükümlerinin uygulanmasını talep ederim.07.02.2005Ahmet ÖNALTC. BEYOĞLU II. AĞIR CEZA MAHKEMESİ’NEDosya No: 2004–36 EsasKonu: Yukarıda numarası verilen dosyada esasa ilişkin savunmalarımın sunulmasıdır. Savunmalarım:  Rahmetli yazar Mahmut Baksî  tarafından kaleme alınan ve Aralık 1999 tarihinde sahibi olduğum Pêrî Yayınları tarafından yayımlandığı “Teyrê Baz ya da bir Kürt işadamı Hüseyin Baybaşin” isimli kitap için,  daha önceki celselerde  genişçe savunmalar yapmıştım. O savunmalarımın yeniden dikkate alınmasını talep ediyorum. Ancak o savunmalarıma ek olarak belirtmeliyim ki;Söz konusu kitap yayımlanalı  altı yıl oldu ve bu kitap yayınlandığı için, -ben, yazar, okurlar ve kamuoyu hariç- kimse bir tehlikeye ve zarara uğramadı. Yargılama  sürecinde; kitapta belirtilen bilgiler hernekadar, Türk hukuk sistemi tarafından içindekilerin esas yönü ile kaale alınması gerekirken, bunun yerine; adeta kıskaca alınırcasına; kitap hakkında  toplatma kararı çıkarıldı, peş peşe hakkımda davalar açıldı ve kitabın yaygınlaşması engellendi. Çünkü o günkü koşullarda kitap; tabu sayılan  ve adeta kangrenleşmiş kirli ilişkilere dokunuyor ve açıklıyordu ve adeta irin tutmuş yarayı deşmeye çalışıyordu.   Oysaki kitabın esas  eksiği  o günkü koşullarda yayımlanması değil, yer verdiği  açıklamaların oldukça yüzeysel bırakılması yönüyle eleştirilmeli idi. Sağlıklı bir toplumsal bellek için bu yapılmalıydı, ancak olmadı.  Devlet ve yargının  da kitabı toplatması,  susturması, hakkında  dava açması ve yaygın okunmasını engellemesi yerine; kitapta anlatılan kriminal ilişki ve iddiaların kamuoyu ile paylaşılıp değerlendirilerek, ve bu kitabı bir ‘suç duyurusu’ olarak kabul edip,  doğru olup olmadığının peşine düşerek, soruşturmalar bu mealde sürdürülmeli idi. Ancak sıkılarak belirtmeliyim ki bu olmadı. Bu olmadığı için de ülkede yaşanan kriminal ilişkilerden arınma ve temiz topluma erişme,  yakalama ve inşaetme de gecikmiş olundu, yanlış bir yargılamanın da demokrasi savunucularının özgüvenini sarstığına hizmet ettiğinin altını özellikle  çizmeliyim. Bu dava da ilk duruşmada da belirttiğim gibi bir hukuksal davadan ziyade siyasal ağırlıklı bir dava idi. Yalnız bu kadar da değil; dava Türkiye’nin dünya ve demokrasi güçleri nezdinde özitibarının sarsılmasını da getirdiğini/getireceğini belirtmeliyim. Zira aynı kitap hakkında, İstanbul 5.Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin yerine sunulan, Yeni 13.Ağır Ceza Mahkemesi  2002- 145 Esas, 2002–226 Karar,  07.11.2002 tarihli kararı ile NETİCETEN 1.840.410.000.- TL Ağır para cezasına çevrilen ceza, Yargıtay’ca onanmış ve kesinleşmiştir. Söz konusu dava tarafımdan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AHİM)ne yaptığım başvuru “kabul edilir” bulunmuş ve kısa sürede Türkiye’nin aleyhine sonuçlanacağına kesin gözü ile bakıldığını da belirtmeliyim.      Bu yüzden ceza ile mahkum edilmiş ve toplatma kararına süreklilik kazandırdığı için mağdurîyete uğrayan kitap ve ben idim. Kitap; DGM tarafından toplatıldığı ve okur ile kamuoyuna ulaştırılması engellendiği için de;  benim ile birlikte,  muhtemel bu kitaba okur olabilecekler ile kamuoyu da bir değerlendirme yapmaktan alıkonuldu, bu vesile ile onlar da cezalandırılıp mağdur edilmiş oldu. Ve söz konusu aynı yargılamalar  sürecinde; yazar Mahmut Baksî’nin var olan rahatsızlığı artarak vefatına neden olan etmenlerden biri olduğuna olan kanaatimi de belirtmeden edemeyeceğim. Zira bu kitapta ele alınan konular, bir uyuşturucu kaçakçısının “itiraflar” ına dayanarak kirli ilişkilerin devletin derinliklerine kadar nasıl da sirayet edildiğini, hatta devleti egemenliklerine aldıklarını, adeta demokratik ve hukukun üstünlüğünü hiçe saydıklarını, yargının elinin kolunun bağlandığını ve  yer yer  kişileriyle açıklamış,  böylesi bir kitabı 2005 yılında değil, 1999 yılında yayımlayarak, ilişkilerin bugün kadar berrak olmadığı koşullarda, ortaya konulmasına vesile olduğumu belirtmeliyim. Ben bu kitabı yayınlayarak hukuka yardımcı olabileceğimi düşünmüştüm, ama ne yazık ki sorgu, soruşturma, hapis ve para cezaları ile yüzyüze kaldım. Bu süre içerisinde kitaptaki iddiaların hemen hemen tamamına yakını toplum vicdanında bir vesile ile “Güneş Balçıkla Sıvanmaz” misalindeki gibi  doğrulandı. 1999’dan bugüne kadar; kaç mali operasyon yapıldı, kaç banka kapatıldı, kaç organize edilmiş çete çökertildi, kaç yolsuzluk dosyası açıldı, kaç rüşvet ve kirli ilişki gazetelerin manşetinden verildi,  tüm bunların sayısını ortaya koymaya gerek olmadığı ve adeta bir toplumsal çöküntü, özgüvenden yoksunluk egemen hale geldiği aşikar iken;  temiz topluma özlem ve etik değerlere bağlı bir yayın politikası ile  yayımladığım söz konusu   kitap ve kitaplar; adeta ikili olan Türk Devleti’nin içinde ayrı bir devlet olan, derinlikli alana ışık tutan bir eser olduğu için de demokrasi mücadelesine büyük katkılar sunduğuma inandım/inanıyorum. Bu açıdan da insanlık tarihinin huzurunda defalarca aklandığımı hissediyorum. Ama mevcut iddialarla hiç de  hak etmediğim bir tarzda altı yıldır bir kitap yayınladığım için ayrı ayrı mahkemelerce (DGM ve Ağır Ceza)   yargılanmam, tarih karşısında Türkiye bu ayıbından nasıl kurtulacak biraz da ona kafa yorulursa  yerinde olur diye düşünüyorum. Artık Türkiye’nin  içine girdiği ilişkiler ; ‘Düşünce ve ifadelerinden dolayı insan yargılayan ülke!’ pozisyonunu taşıyabilecek durumda değildir. Artık “Türkiye Düşünce ve ifadelerinden dolayı insan yargılayan ülke!” olduğu değil, olmadığını dünya aleme kanıtlamak zorundadır.  Teknolojînin devasa boyutlarda  geliştiği, Internet ve uydu yayıncılığının yaygın kullanıldığı  çağımızda mevcut yasaların uygulanmasının da pek adil ve etkili olmadığı anlaşılmıştır. Bir ülke teknoloji ve modern çağla karşı karşıya ve mücadele ederek değil; demokrasi, insan hakları, özgürlükler ile buluşarak kendisini korur ve sağlıklı – mutlu geleceğini koruyabilir diye düşünmekteyim. Bugün bu tür davaların yarattığı ana sonuç; toplumsal gerilik, anti- demokrasi, hoşgörüsüzlük, şefaf olmayan toplumda karanlık güçlerin önünü açarak musebiblerine cesaret verme, iş ve zaman kaybı,  tabulara tapınmayı meşrulaştırmaya hizmet etme, bilgi ve bilimin üzerinden yaygın bilinçli bir toplum yaratma mücadelesinin önüne geçme gibi çirkin sebebiyetlere açık olduğu için,  asil tehlikeli olanıdır ve Türkiye’nin iyi olmayan vitrinidir .  Düşünce ve ifade özgürlüğünü engellemenin asil tehlikesi burada ve bu anlayışla derinlikli anlaşılırsa ve toplumda içselleşirse anlamlı olur. Bu eleştirel içerikteki araştırma kitapları da kötü vitrinin değil, iyi vitrini ortaya çıkarma mücadelesine hizmet olduğunun delilleridirler. Bu nedenle de   diyorum ki    devlet kitaba dokunmamalıdır. Eğer elinde geliyorsa kitabı, yazarı ve okuru desteklemeli ve sağlıklı bilgiye erişmesi için eleştiri, kritik, teşhir ve tartışma kanallarını yaygınca açmalıdır, teşvik etmelidir. Hukukun üstünlüğü, bilinçli toplum ve demokrasi bu meal üzerinde gelişebilir diye düşünmekteyim. “7.250 kişiye bir kitabın düştüğü toplum” geri, bilinçsiz ve mutsuz toplumdur.  20.000 ( yirmibin) “faili meçhul”u olan bir ülkede demokrasi ve hukuk devletinden bahsetmek rahat değildir.   Devlet; kitap ile, düşünce ile ve ifade ile uğraşacağına; “Bu karanlık tablodan toplumun kurtulmasına nasıl yardımcı olabilirim?” diye düşünmüyorsa, kendisi ve toplumuna  dair karamsarlık  yaymış olur. Modern, sosyal, bilinçli, umutlu  ve   mutlu toplumun oluşmasına yardımcı olmamış olur. Devlet, adaleti insanların düşünceleri karşısında bir demoklesin kılıcı gibi sallayarak gözden düşürmek zorunda çıkarmalıdır diye düşünüyorum. Hukukçular yanlış kararlara “ekmek için”  imza koymak zorunda değildir.Ayrıca;Yayınlanan kitapta yer alan savlar; ifade ve basın hürriyeti sınırları içindedir. Çünkü söz konusu yazıda/ açıklamada kişilik haklarına herhangi bir saldırı ile şiddete ve suça teşvik yoktur. İçerik olarak eleştirel mahiyettedirler.  Bir yayıncı olarak yayınladığım bütün yayınların içeriğine katılmamakla birlikte ifade hürriyeti çerçevesinde olan yazıları yayınlamaktayım. Bu kitabı da o çerçevede gördüğüm için yayınladım.Fikirlerin mahkeme kararlarında değil, kamuoyunda ve ilgili platformlarda tartışılması gerekir. Fikirlerin ve araştırmaların müeyyidesi hapis ve para cezası değil, kamuoyunun ilgisi olmalıdır. Genel geçer fikirlerin değil, muhalif fikirlerin korunmaya ihtiyacı vardır. Aykırı fikirlerin korunması için ifade ve basın hürriyeti kavramı gelişmiştir. Daha önceki yargılama sürecinde;  Mahmud Baksi’ye ait aidiyet belgesinin İstanbul 5.Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin / Yeni 13.Ağır Ceza Mahkemesi  2002- 145 Esas Nolu dosyasında bulunduğunu belirtmiştim, bu durumun dikkate alınmasını talep ediyorum.Sonuç : Sunduğum nedenlerle öncelikle beraatime, aksi takdirde yasaların lehime olan hükümlerinin uygulanmasını talep ederim.07.02.2005Ahmet ÖNAL KARAR: Bu savunma sonrasında verilen BİR YIL SEKİZ AY AĞIR HAPİS CEZASİ, PARA CEZASINA ÇEVRİLDİ. NETİCETEN 1690 (1.070 EWRO)YTL para cezasına çarptırıldım. ..

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.