BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Ýbrahim GUÇLU · 07.05.2010 · 2 görüntülenme
TEVKURD, Ehmedê Xanî Derneği, CIWAN-KURD, RAY Yayınevi, bir grup Kürt siyasetçisi ve aydını birlikte, 1925’de tezahür eden Kürdistan Milli Ayaklanma Hareketi’nin lider ve savaşçılarını anmak, bu Kürdistan Milli Ayaklanma Hareketi’ni yorumlamak ve bu milli hareketten ders çıkarmak için, 27. 06. 2008 tarihinde çalışma başlattılar. Bunun için 4 çalışma projelendirildi. Bu projeler:: 1- Binlerce bildiriyi kitlesel olarak dağıtmak, Kürdistan Milli Ayaklanma Hareketi’nin lider ve savaşçıların ailelerinin çalışmalara katılması için onlarla değişik il ve ilçelerde ilişki geliştirmek, 2- Diyarbekir Büyük Şehir Belediyesi Salonunda panel yapmak, 3- Kürt lider ve savaşçılarını anmak için Ulu Cami önünde kitlesel bir basın toplantısı gerçekleştirmek, 3- Lice Yas Evi’nde Kürt liderleri ve savaşçıları için Mevlüt okumak. Ne yazık ki, bu çalışma programının ilan edilmesinden sonra, Diyarbekir Valisi ve Mahkemesi bu meşru ve demokratik çalışmalara yasaklama getirdi. Çalışmaları sürdüren Hazırlama Komitesi, Valinin ve mahkemenin bu yasaklama kararını benimsemedi ve karşı çıktı. Bundan dolayı çalışmalarına devam etti. Sadece Paneli gerçekleştirme olanağı bulamadı. Çünkü Diyarbekir Büyük Şehir Belediye Yönetimi Vali ve mahkemenin yasaklama kararından sonra, salonda panelin gerçekleşmesine izin vermedi. Hazırlık Komitesi, Valinin ve Mahkemenin demokratik ve meşru olmayan kararını protesto etmek için Büyük Şehir Belediyesi önünde bir basın toplantısı gerçekleştirdi. Bu toplantıda ben ve Hazırlık Komitesi adına Zeynel Abidin Özalp konuşma yaptık. Basın açıklamasından sonra da hem vali ve mahkemenin yasaklama kararını, hem de Kürt organizasyonlarının bu gelişmeler karşısındaki pasif tutumunu, duyarsızlığını protesto etmek için oturma eylemi yapıldı. Bu protesto eyleminden sonra, daha sonraki günlerde Ulu Cami önünde basın toplantısı yapıldı ve Dicle Yas evinde Mevlüt okundu. Bunun üzerine bu çalışmalar hakkında soruşturma başlatıldı. Her ne kadar bu çalışma kolektif bir çalışma, birçok ve yukarıda adını saydığım organizasyonlar, Kürt siyasetçi ve aydınları tarafından gerçekleştirilmesine rağmen benim hakkımda dava açıldı. Bu dava mahkemenin aldığı karar üzerine Kürtçe devam ediyordu. Ne yazık ki, Mahkeme hâkiminin değişmesinden sonra Kürtçe görüşlerimi belirtme ve savunma yapma hakkımı, mahkeme elimden aldı. Ben de mahkemenin bu hukuki ve demokratik olmayan kararı karşısında direnişimi devam ettiriyorum. Mahkemenin bu olumsuz kararına rağmen, Kürtçe konuşmaya devam ediyorum. Ben hiçbir zaman da Türkçe konuşmayacağım ve Türkçe savunmayı mahkemeye sunmayacağım. Bu davanın son duruşması Diyarbekir 8. Asliye Ceza Mahkemesi’nde 04. 05. 2010 günü gerçekleştirildi. Geçen duruşmada, hâkimin hukuk dışı davranmasından dolayı, ben ve avukatlarım reddi hâkim talebinde bulunduk. Duruşmaya gitmeden önce, reddi hâkim talebinin kabul edildiği zabıtlarla tespit edilmesine rağmen, mahkeme hâkimi, “konu zabıtlara yanlış yazılmıştır. Biz hâkimin reddine red kararı verdik” açıklamasında bulundu. Hâkimin hukuk dışı davranışı ve uygulamaları daha çok açığa çıkmış oldu. Aynı duruşmada, mahkeme hâkiminin, benim, hâkimin Kürtçeye, Kürtlere, Kürtlerin ulusal hak ve özgürlüklerine yönelik davranışının ırkçılık ve şovenizm kapsamında değerlendirdiğim görüşüm hakkında Diyarbekir Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunduğunu öğrendik. Hâkimin bundan dolayı da olsa davadan çekilmesi gerektiğiyle ilgili avukatlarım Sabahattin Korkmaz ve Sedat Çınar talepte bulundular. Mahkeme hâkimi yargılamadan çekilmedi ve yargılamaya hiçbir şey olmamış gibi devam etti. Böylece hâkimin tümden tarafsızlığını kaybettiği somutlanmış oldu. Yine duruşmada Kürtçe tercüman konusunda avukatlarımın talepte bulunmasına ve savcı avukatlarımın görüşüne olumlu bir biçimde katılmasına rağmen, bu talep yine mahkeme tarafından red edildi. Ben de Kürtçe konuşmaya devam ettim. Hâkim de, “sanık Kürtçe konuşmaya devam ettiğinden ve ısrarlı davrandığından savunmasına izin verilmedi” notu yeniden tutanaklara geçti. Avukatlarım “hâkimin reddi talebinin reddine ilişkin olarak” yazılı görüşlerini sundular. Bunun üzerine mahkeme, bu talebin görüşülmesi için dosyayı Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderdi. Duruşmanın 24. 06. 2010 tarihinde görüşülmesine karar verildi. ***** Diyarbekir Kürt Derneği Davasında Benim De Tasvibimle Avukatlarım Davadan çekildi… Diyarbekir KÜRT Derneği (KURD-KOM), ana bir amaca ve o ana amaca bağlı birkaç önemli projelendirmeye sahipti. KURD-KOM’un amaçlarından biri de, Kürt Tarihine, Kürdistan Mili Hareketlerine, onun lider ve savaşçılarına sahip çıkmaktı. Bilindiği gibi, 1925 Tarihli Kürdistan Ulusal Direniş Hareketi bütün Kürtler ve her Kürt organizasyonu için büyük bir öneme sahiptir. Bu nedenle, ismi geçen Kürdistan Ulusal Direniş Hareketi KURD-KOM için de büyük bir önem ve değer taşıyordu. Bu nedenle KURD-KOM, 1925 Kürdistan Ulusal Direniş Hareketi’nin lider ve savaşçılarını anmak, İstiklal Mahkemesinin bu hareketin lider ve savaşçıları hakkında verdiği kararın keyfi ve hukuk dışı olduğunu açıklamak, Türk Devleti’nin sömürgeci siyasetini teşhir etmek için, 28. 06. 2005 tarihinde Diyarbekir Ulu Cami önünde, Kürt lider ve savaşçılarının bir kısmının idam edildiği alanda kitlesel basın toplantısı yaptı. Bu toplantıda, farklı görüşlerden Kürt siyasetçi ve aydınları konuşmalar yaptılar. KURD-KOM’un bu basın toplantısından sonra, dernek hakkında acele bir biçimde, ortada herhangi olumsuz bir gelişme olmamasına rağmen hukuk ve demokrasi dışı bir soruşturma başlatıldı. Soruşturmanın arkasından da benim hakkımda dava açıldı. Davanın konusu ve bana yapılan suçlama, “Suç ve suçluyu övme”. Yani TCK’nın 215. maddesini ihlal. Bu suçlamaya ve iddiaya göre, 1925 Kürdistan Ulusal Direniş Hareketi’nin liderleri suç işlemişler, ben de bu suçu övmüş oluyorum! Ama ortada bir gerçek var ki, 1925 Hareketi’nin liderleri suç işlememişlerdi, Kürdistan’ın özgürlüğü ve bağımsızlığı için mücadele vermişlerdi. Bunun için Sömürgeci Türk Devleti’ne karşı ayaklanmışlardı. Tersine Türk Devleti suç işlemişti. Çünkü Kürtleri katliama ve jenoside tabi tutmuş, kitlesel olarak Kürdistan’dan göçlere karar vermiş, Kürdistan şehirlerini ve köylerini yakmış, hareketin liderlerini idam etmiş ve öldürmüştü. İlk başta, dava, Sulh Ceza Mahkemesinde başladı. Bu mahkemede Kürtçe savunma için tercüman talebim olumlu karşılandı. Daha sonra Sulh Ceza Mahkemesi görevsizlik kararı verip dosyayı Asliye Ceza Mahkemesine gönderdi. Davaya Diyarbekir 5. Asliye Ceza Mahkemesinde devam edildi. Mahkeme yine benim ve avukatlarımın talebi üzerine Kürtçe savunma yapmam, mahkemede görüşlerimi belirtmem, kolektif yargılamaya katılmam için Kürtçe tercümana karar verdi. Ne yazık ki, bu mahkemenin de hâkiminin değişmesinden sonra, Kürtçe Tercüman kararı ortadan kaldırıldı. Böylece benim savunma hakkım elimden alındı. Son duruşma, 04. 05. 2010 günü yapıldı. Bir önceki duruşmada Cumhuriyet Savcılığı son mütalaasını sundu. Benim cezalandırılmamı talep etti. Buna karşılık savunma yapma hakkımı ifa etmem gerekiyordu. Bu nedenle avukatım Sabahattin KORKMAZ tekrardan Kürtçe tercüman talebinde bulundu. Mahkeme bu talebi red etti. Benden Türkçe savunma talep etti. Ben de Kürtçe savunmamı yapmak isterken, mahkeme müdahale etti. Benim Kürtçe savunma yapmak istememi, “savunma yapmama” olarak değerlendirdi. Bunun üzerine, avukatım benim de onayladığım yüce bir tutum gösterdi. “Benim müvekkilimin savunma yapmadığı bir mahkemede, ona savunma hakkının verilmemesi durumunda benim savunma yapmam doğru değildir. Bu nedenle duruşmadan çekiliyorum” dedi. Mahkeme bunu üzerine, “sanık müdafii davadan çekildiğini bildirmekle sanığa kendine yeniden müdafii tayin etmesi ya da savunmada bulunması için gelecek celseye kadar süre verilmesine, bu nedenlerle duruşmanın 11. 05. 2010 günü saat 14. 30-a bırakılmasına” karar verdi. Bu karara karşılık, ben de yeni avukat tayini yoluna gitmeyeceğim. Mahkemenin de tayin edeceği avukatları da kabul etmeyeceğim. ****** BENİMLE İLGİLİ DURUŞMALARDAKİ BU GELİŞMELER DE, YARGININ-MAHKEMELERİN, SON ZAMANLARDA ÇOKÇA TARTIŞILAN, DEVLETİN OTORİTER VE SÖMÜRGECİ KARAKTERİNİ AYAKTA TUTAN KURUMLAR OLDUĞUNUN HAKLILIĞINI AÇIKÇA ORTAYA KOYMAKTADIR. (ibrahimguclu21@gmail.com) Amed, 05. 05. 2010
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.