BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Ahmet ALÝM · 15.11.2006 · 1 görüntülenme
50 yildir Türk siyasetinde devlet partisinin sadık temsilcisi Ecevit’in 5 kasım 2006’da ölümünden sonra, yapılan değerlendirmelerin sığlığı Türkiye’de siyaset, basın ve sanat camialarının düzeyini de yansıtan bir ayna olmuştur. Ecevit’in devlet içindeki rolü, devlet için Ecevit’in önemini dikkate olan bir analiz Ecevit’in TC rejimine olan hizmetlerini ve kişiliğinin anlaşılmasını sağlayacaktır. Ecevit’in arkasında gözyaşı döken Evren, Ecevit ile devlet ilişkisini açıkça dile getirmesine rağmen, bazı Kürt ve Alevi çevreler tarafından yapılan değerlendirmeler, Kürt ve Alevi çevrelerde Ecevit’in kişiliğinde TC rejimin karakteri konusunda çarpık anlayışların sürmekte olduğunu göstermiştir. Rejimin elitiTek parti döneminde milletvekili olan bir profesörün oğlu olarak TC’nin kuruluşundan 2 yıl sonra doğan Bülent Ecevit, TC rejiminin en bağnaz döneminde yetiştirilmiş bir genç olarak Atasının emanet ettiği rejimin sadık bir elemanı olarak yaşamını idame ettirmiş ve vefat etmiştir.Bir Cumhuriyet çocuğu olan Ecevit elindeki tüm olanaklara rağmen Üniversite eğitimi yapmadan, Robert kolejinde öğrendiği ingilizce ve babasının ilişkileri sayesinde devletin hizmetine Dışişleri bakanlığında başlamıştır. Londra’da ataşe olarak görev yaptığı iki yıl boyunca hayatı boyunca savunacağı devletinin dışarda nasıl görüldüğünü gözlemleyerek, rejimi savunma konusunda kendisini eğitmiş ve hazırlamıştır. Bu arada, Ankara’da annesinin öğrencisi olan Rahşan Aral ile 1946’da evlenmiş ve 60 yıl süren bu evliliğini çocuksuz olarak sona erdirmiştir. 1946 ile 1957 arasında çeşitli gazetelerde yazarlık, Londra’da basın ataşeliği ve ABD’de burslu eğitim olanaklarıyla hazırlanan Ecevit 1957’de CHP milletvekili olarak aktif siyasete başlamıştır.1960 darbesinde sonra Kurucu meclis üyesi olarak ilerici bir Anayasa olarak lanse edilen 1961 Anayasasını hazırlayan ekip içinde yer alan Ecevit, Ordunun devlet içindeki pozisyonunu güçlendiren 1961 anayasasının mimarlarından birisi olmuştur. Devamında, 1961-1965 Zonguldak milletvekili olan ve İnönü’nün 3 koalisyon hükümetinde çalışma bakanlığı yapan Ecevit daha sonra ki kariyerinde belirleyici olan Grev ve toplu sözleşme yasalarına imza atarak devletin sözde solcu kanadında kendisine yer yapmıştır. Böylece bir kaç yılda yapmış olduğu solcu ve halkçı imajını 40 yıldan fazla bir süre boyunca harcamış ve ve bu dünyaya veda ettiğinde onun gerçek kimliğinden çok bu sahte solcu ve halkçı kimliği öne çıkartılarak başta Kürtler ve emekçiler kandırılmıştır.1965’te CHP’yi ortanın solunda bir parti olarak ilan etmiş ve 1966’da bu partini Genel sekreteri olarak ilk defa devlet kuran bir partiyi sosyal demokrat olarak Türkiye ve dünya kamuoyuna kabul ettirerek Türk devletini ve rejimini sol klişelerle aklayan bir şahsiyet olmuştur. Bu imajını 1971 12 mart darbesinden sonra, Nihat Erim hükümetine destek vermeyerekten pekiştirmiş ve 1972’de CHP Genel sekreterliğinden istifa etmiştir. Bundan sonra, yapılan CHP kongresinde Ecevit İnönü’yü siyasetten temelli olarak emekli eden Ecevit şair ve demokrat imajıyla, sözde Türk sosyal demokrasisinin (sosyal faşizm) 34 yıl süren lideri olmuştur.İşgalcı Ecevit1971 darbesinden sonra yapılan seçimlerde en büyük parti olarak çıkan devlet partisi CHP’yi kişisel hırsları için islamcı taşra partisi MSP ile koalisyona sokarak ilk başbakanlığı döneminde Kıbrıs’ın bir bölümünü işgal ederek ilk defa TC’nin açık işgalcı ve sömürgeci karakterini gözler önüne sermiştir. 1974’te Türkiye’de Kıbrıs fatihi olarak adlandırılan Ecevit, Kıbrıs’ta ise barbarlığıyla tanınan Atilla ünvanıyla tanımlanmıştır. Böylece,Türkiye’nin AB’ye üyeliği önünde engel haline gelen Kıbrıs sorununu günümüz kuşaklarına miras olarak bırakmıştır. TC rejiminin sigortalarından birisi olan Ecevit, bir işgal hareketini barış harekatı olarak adlandırarakda olguları çarpıtmıştır. Bunu haşhaş ekimini serbest bırakarak populist politikalarla destekleyerek, sola açılan Türkiye’de gerçek bir solun gelişiminin önünde baraj olmuş ve rejime nefes aldırmıştır. Bu dönemde hükümete ortak olan Erbakan’ın MSP’si 1980’e kadar geçen sürede anahtarı elinde tutarak toplumsal tabanını genişletmiştir. Sonuçta islamcılar, Türk siyasetinde büyük islamcı bir partinin vazgeçilmez olamasını Ecevit’e borçludur. Yani Ecevit ilk başbakanlığı döneminde Kıbrıs’ı işgal ederek 32 yıldır süren bir sorunu yaratmış ve islamcı bir partiyi hükümete taşıyarak daha sonra savunusunu yaptığı sözde laikliğe esaslı ilk darbeyi vurmuştur. Milliyetçi sosyal demokrat olan Ecevit, milliyetçi yüzünü bu dönemde saklamasını bilerek ilk defa Amerikan vari bir seçim politikasını uygulayarak, 1977’de % 42 oranında oy toplayarak kendisini milyonların umudu olarak lanse ettirmiştir. 1977 seçimlerinde kurduğu azınlık hükümeti güven oyu alamayınca, 1978’de diğer partilerdeki 11 milletvekiline siyasi rüşvet vererek transfert eden Ecevit 1979 sonuna kadar süren başbakanlığı döneminde meydana gelen Maraş olayları Ecevit’in ne kadar halkçı olduğunu gösteren bir olaydır. 1960’ların sonunda DDKO ile başlayan Kürt uyanışı 1970’lerde hızlı bir gelişim göstermiş ve Kürt siyasi hareketleri Kürdistan’da ve Kürtler arasında yoğun bir ilgiyle karşılanmıştır. Bu gelişmin durdurulması için hazırlanan plan Kürdistan’ın hassas bölgelerinden biri olan Maraş’ta sahnelenmiş ve 100’den fazla Kürt alevi katl edilmiş, bir çoğu yaralanmış ve binlecesi Maraş’tan göç ederek meydanı faşistlere bırakmak zorunda kalmıştır. Bu olaylardan sonra, 12 Eylül darbesinden 2 yıl önce Kürdistan’da sıkıyönetim ilan edilerek Kürt siyasi hareketlerinin gelişimi engellenmek istenmiştir. Bu politikanın mimarı ve uygulayıcısı ise “halkçı Ecevit” olmuştur. Ecevit’in Maraş olaylarında MİT’in rolünün anlatıldığı belgenin saklanması olayınıda Milliyet gazetesi açıklamıştır.Rejimin demokrat maskesi12 eylül 1980 darbesi ile rejim yeniden yapılandırılırken tüm parti liderleri gibi Ecevit’te tutuklanmış ve CHP kapatılmıştır. Bu dönemi Ecevit’in ölümünden sonra anlatan, Evren, zavallı Ecevit terimini kullanarak Ecevit’e rejimin yapmaması gereken bir uygulamayı rejim için zorunlu olarak yaptıklarını açıklamıştır. Ayrıca Ecevit’in kendi amiri iken kendisine arabasına eşlik ettiğini söylemiş ve Ecevit’in rejimin sürekliliği için hiç bir fedekarlıktan kaçınmadığını beyan etmiştir. 12 eylülden sonra kuralan sözde sosyal demokrat partilerde tartışmasız başkan olamayacığını gören Ecevit kendi partisi DSP’yi eşi Rahşan Ecevit’e kurdurmuştur. Bu tavrı Ecevit’in demokrasi anlayışını çok iyi gösteren bir örnektir. Yani parti içi demokrasi ve eleştirileri içine sindiremeyen Ecevit kendine dikensiz bir gül bahçesi kurmuştur. Eğer ülkeyi istediği gibi yönetme gücünde olsaydı Mussoloni ve/veya Hitler’i aratmayan uygulamalarla tek adam iktidarı görülecekti. 1990’lara kadar yapılanmasını tamamlayan Ecevit’i sevenler partisi, 1991 seçimlerinde Ecevit’i tekrar parlementoya sokmuştur. 1995 seçimlerinde 75 milletvekili önemli bir grup oluşturan Ecevit, 1998 sonunda azınlık hükümeti kurarak tekrar rejimin sigortası olduğunu göstermiştir. Her hükümet olduğu dönemde rejim açısında hayati olaylara imza atan Ecevit, bu defada Kürt hareketine öldürücü bir darbe vurmak amacıyla PKK Genel başkanı ÖCALAN’ın Türkiye’getirilmesini organize etmiştir. Bunu yapabilmesi için meclisin küçük partisi olmasına rağmen kendisine azınlık hükümeti kurma olanağı sağlanmıştır. Zira devlet açısından hayati olan bir konuda devlet güvenmediği birini başbakanlık koltuğunda oturtmayacak kadar tecrübelidir.Ecevit, bu olayın kendisine sağladığı prestij sayesdinde 1999 nisan seçimlerinden en büyük parti olarak çıkmıştır. Rejimin o dönemde ihtiyaç duyduğu ulusal koalisyonu MHP ve ANAP gerçekleştirerek bir ilke imza atmıştır. Bu dönemde ise Maraş katliamının 22 inci yılında 19 aralık 2000’de gerçekleştirilen Hayata dönüş operasyonuyla 20 cezaevinde 29’u tutuklu ve mahkum olmak üzere 32 kişinin öldürülmesine neden olmuştur. Bir ilüzyon ustası olan Ecevit 32 kişinin ölümüne neden olan bir operasyonu Hayata dönüş olarak adlandırmıştır. Ayrıca Susurluk kazasından sonra hakkında meclis soruşturması açılan Mehmet Ağar’ın Yüce Meclise gitmesini engelleyen Ecevit Ağar’a ; “Bu konuyu her kesimde tetkik ettirdik. Sizinle ilgili olarak sizin yüzünüzü kızartacak hiç bir şey yoktur. Siz önemli bir döneminde önemli bir hizmetin sahibi olmuşsunuz. Bu siyaset hayatı, böyle konular gelir geçer. İlerde önemli görevlere gelirsiniz. Siz moralinizi bozmayın, size başarılar dilerim” diyerek Ağar’ı ağartmıştır. Ama gelişime ayak uyduramayan Ecevit, normal yollardan Başbakanlığı bırakmayınca devlet kendisini hastalandırmış ve hastalık halinde tutarak kasım 2002 seçimleriyle siyasetten emekli etmiştir.Rejime demokratik bir imaj gerekli olduğunda göreve gelen Ecevit, işgalcı savaşı barış, ölüm operasyonunu hayata dönüş olarak kitlelere empoze etmiştir. Parti içinde en ufak bir muhalefete tahammül etmeyen Ecevit, demokratik ve sol dışında herşey olan partisinin adını Demokratik Sol olarak koymuştur. Bu anlamda, rejim en kirli işleri Ecevit’in başbakanlığı döneminde yaparak meşruyetine halel göstermemeye dikkat etmiştir. Ecevit ise devletin sadık bir hizmetçisi olduğunu her fırsatta göstermiş ve devletin dürüst ve demokrat yüzü olmaya dikkat etmiştir. Ölümünden sonra çeşitli kesimler tarafından yapılan açıklamalar bunları doğrulamaktadır. Büyükanıt’ın Ecevit’in cenaze töreniyle özel olarak ilgilenmesi ve töreni organize etmesi Ecevit’in devlet içindeki yerini ve devlet için olan önemi tartışmasız bir şekilde göstermektedir. Bu anlamda, Kürtler Ecevit’i değerlendirirken, Ecevit’in devletle olan ilişkilerini dikkate almak zorundadır. Bu anlamda yahudilerin Hitler ile ilgili değerlendirmeleri ilginç olacaktır.Dedesi yahudi olan Hitler en büyük yahudi düşmanı olarak tarihe geçmiştir. Ecevit’in dedesinin Kastamonu’lu Kürt Mustafa olduğu dikkate alınırsa, kendisinin Kürt düşmanlığı daha iyi anlaşılacaktır. Yani devlet içinde Kürt kökenini saklamak için en aşırı Kürt düşmanlığını yapmış ve, her şey devlet için yaparken kendisini Ecevit halkçı olarak tarihe geçirerek milyonları yanıltmıştır. Bilindiği gibi devleti her şeyin üzerinde tutan ideoloji faşizimdir ve ilk faşist deklarasyon incelendiğinde, Ecevit’inde solunda bir program olduğu görülecektir. Bu anlamda psikolojik düzeyde Kürt halkına karşı tavrıyla Hitler’e daha çok benzeyen Ecevit, devlet etme anlayışı ve devletle olan ilişkilerinde ise Maraş katliamı, Ağar’ı korumada gösterdiği hassasiyet ile faşizan bir tavır göstermiştir. Objektif bir Ecevit analizi TC rejiminin karakterini gözler önüne seren bir turnesol kağıdı görevi göreceğinden, devletin sigortalarından birisi olan Ecevit’e ilişkin duygusal yaklaşımlar yerine, onun rejimle olan ilişkileri çerçevesinde ele alınmaldır.Ahmet ALİM Fransa, 14 kasım 2006
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.