TC`nin Kurdistan Seferleri
Rojhat Badikî
·
09.04.2013 · 2 görüntülenme
Akil Adamlar ve 45 AKP’ li milletvekillerinin Kurdistan seferi eş zamanlı olarak arenaya çıkmaları, uzun bir dönemli bir planla karşıkarşıya olduğumuzu gösteriyor. Leyla Zana’ nın "Başbakan Erdoğan'ın bu işi çözeceğine inanıyorum. Buna dair umudumu da, inancımı da asla yitirmedim. Yitirmek de istemiyorum"demesi, bu dönemi yaşıyacağımıza dair bir işaretti. Leyla Zana, o dönemdeki söylemleri, Öcalan-Mit görüşmelerinin kapısını aralayan ve bu yönde Kurdistan halkının nabızını ölçme yönünde verilen bir mesajdı. Leyla Zana’ nin Erdoğan’a misyon yükleme, Öcalan’ın saf değiştirip, Kemalist Bloktan Türk-İslam blokuna doğru dümen kırdığına dair bir işaretti.
Her şey usta bir şekilde planlanıldı, bunun alt yapısı oluşturuldu, İktidar ve PKK yanlısı basını kamuoyu oluşturmak için yoğun beyin yıkama kampanyası başlattılar. PKK basının makale yazan eski Türk solu döküntüleri Kurdistan halkının değer yargılarına, devlet kurma ve yurtseverlik duygularına pervasızca saldırdılar. Kürt yurtseverliğini yaralamak için çirkin propağandalara giriştiler.
Açlık grevleri, Öcalan’ın bir kurtarıcı olarak ortaya çıkarılması, AKP-Türk-İslami kesimlerinin itibarlı şahsiyetleri, Öcalan’ın gençlik döneminin dini bütün yönlerini pohpohlamaları, Mehmet Öcalan’ın, Köyün imamının Öcalan’ın bu gidişle uçacaksın sözleri, tek merkezli ve bir amaca hizmet eden çok yönlü bir propağandaydı.
Türk devletinin Güney Kurdistan siyasi liderleri ile girdikleri siyasi-ekonomik ilişkiler, Kürtlerin hamisi ve koruyucuları oldukları yönündeki imajları..vs
Çok kısa bir zaman diliim içersinde bu denli hızlı ve çok yönlü birbirinden bağımsız görünen ama tek merkezli olan bu gelişmelerin, Osmanlı devletinin çöküş ve TC’ nin kuruluş dönemi ve Lozan antlaşmasının sürecini hatırlatıyor. Örgütsüzlük, tecrübesizlik ve dünyadaki gelişmeleri irdeleyip analiz edip alternative politik projeler geliştirecek kurum ve kurumlardan yoksun oluşumuzdan dolayi addetta, olay ve gelişmelerin arkasından koşmaktan bitkin ve perişan bir duruma düşüyoruz.
Hiç bir şey vermeden çok şey veriliyor imajı başarılı bir şekilde yürüyor. TC’ nin Öcalan’ la Kurdistan halkına dayattı şartlara karşılık ne verdiği büyük bir muamma olarak karşımızda duruyor! Kurdistan halkının vereceği taviz ve yapacağı fedekarlığınkarşılığı somut olarak nedir ve bunun garantisi ne olacak buna nasıl bir yasal-hukuksal çerçeve çizilecek denilmeden, Erdoğan’ın uslubu karşısında azarlanan bir çocuk yaklaşımı, çaresizlik orta yerde duruyor.
Var olduğu ve güzel şeyler olacağı, hepimizin özgür olacağı ‘’ İslam Kardeşliği’’ söylemlerinin manipülasyon olduğu ‘’ Anayas Taslağı ve Erdoğan’ ın Akil adamlar projelerinden de anlaşılıyor. Niyet ve Yurtseverlik duygu ve hislerinden şüphe etmediğim insanların halen umutla bir şeyler olacağı Öcalan’ ın mücizeler yaratacağı, şeklindeki serzenişleri ne yazık ki iyi niyetli beyhude bir iyimserliktır.
Gürcü dönmesi Türk başbakan Erdoğan, sürecin belirleyicisi ve teknik direktörüdür. Kullandığı aşağılayıcı dilin yanısıra her yer şeyi belirleme edası, köle sahibinin köleye bakış açısıdır. Özgürlük, eşitlik , ortak vatan, ortak payda, eşit yurtaşlar, bariş-kardeşlik vs vs AKP ve BDP anayasa taslağı karşısında hiçleşiyor, hiç bir değeri kalmıyor. BDP’ nin hazırladığı anayasa taslağında ‘’ Biz Türkiye halkı ‘’ ile başlayan giriş bölümendeki paragraf ‘’ Devletin Sembolleri: Madde 2 - Devletin bayrağı, şekli yasada belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Milli marşı “İstiklal Marşı”dır. Başkenti, Ankara’dır.
Devletin Resmi Dili:Madde 3 - (1) Devletin resmi dili, Türkçedir. Tüm vatandaşların resmi dili öğrenme görevi ve hakkı vardır.’’ ile devam eden anayasa taslağının AKP’ nin hazırladığı ‘’ Herkesin insan haysiyetinden kaynaklanan evrensel hak ve hürriyetlere sahip olduğu inancıyla her türlü ayrımcılığı reddeden, kültürel zenginliğimizin kaynağı olan etnik ve dini farlılıklarımıza saygı duyarak müşterek tarihimiz ve değerlerimiz etrafında birlikte yaşama arzusuyla hareket eden biz Türk Milleti; demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğüne dayanan bu Anayasayı egemen irademizin ifadesi olarak kabul ve ilan ederiz. ‘’ şeklindeki girişten tek farklı yönü BDP’ nin ters yönde takla atan cambazlar gibi şapkayı ters yönde Kurdistan halkına giydirmedirme hokabazlığıdır.
Sormak gerekir, 50 bin can niçin toprağa düştü? Öldürüldüğü halde ibreti alem olsun diye panzerin arkasına bağlanıp sürüklenen, mezari bile olmayan yiğit Kürd gençleri, yaşından fazla mermi ile sokak ortasından kurşunlanan Kürd çocukları, saygon zindanlarını kat be kat aşan insanlık onurunun yerle bir edildiği işkencelere maruz kalan Kürd direnişçileri, tecavüz edilen Kürd kızları, bir gece yarısı evinden alınan ve bird daha dönmeyen, Sokak ortasında jitem ve hizbullah tarafından ensesinden infaz edilen Kürt yurtseveri, Türkistana sürgün edilen 4-5 milyon Kürd’ ün Türkiye vatandaşı olarak, Ay yıldızlı bayrak’ a saygı, Ankara’ nın Başkent, Türkçe’ nin resmi dil olması için mi?
heba oldu?
Zaten Türkiye vatandaşları değil miydik?
Geçtikleri yolda bir daha ot yeşertmiyenlere yamanmak için mi öldük işkencelere ve yoksulluğa katlandık, gençlik ve yaşamımızı heder ettik ! Öldüğümüzde, işkencecilere, katliamlara uğradığımızda, kundaktaki bebeklerimiz kurşunlandığında, evlerimiz başımıza yıkıldığında, cesetlerimiz mezarlardan çıkarılıp sokağa fırlatılıp ölülerimize saygızsizlik yapıldığında, buna karşı çıkıp göğüslerini bize siper eden, sessizmize ses katan nede yardımımıza koşan Türk dostlarımızı göremedik.
09-04-2013
Rojhat Badikî