BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Þeref Laþer · 05.10.2005 · 2 görüntülenme
Boğaziçi üniversitesinin düzenlemek istediği Ermeni sorunu konulu konferans İstanbul idari mahkemesinin kararıyla iptal edildi. Bu iptal kararı çok şey ifade eder. Herşeyden önce,Türkiye’de Üniversitelerin içinde bulunduğu durumu ortaya koyar.Bilimsel tartışmaların yeri olması gereken Üniversitelerin, konferans düzenleyip düzenlememesi veya nelerin konuşulmasi idari mahkemeler karar verdiği anda, üniversite fonksiyonunu yitirmiş demektir ki, türk üniversitelerinin durumu tam da böyledir. Türkiyede üniversiteler hiç bir zaman tarafsız veya bilimsel olamadılar. Hep devletin milliyetçiliğin ordunun kuyrukçuluğunu yaptılar. Zaman zaman bu duruma itiraz etmek istiyen bilim adamları üniversitelerden kovuldular. İkincisi idari mahkemenin kararı hukuksuzluğun, kanunsuzluğun belgesidir. ‘Kimlerin katılacağı ve nelerin tartışılacağı kesin olmaması nedeniyle’ iptal kararı veriliyor. Dünyanın hiç bir yerinde bir konferansa katılanların listesi ve tartışma sonuçları önceden mahkemelere bilidirilmez ve izin istenmez. Bu ne hukuki ne ahlaki açıdan hoş görülmez. Bu karar ‘Türkiye bir hukuk devletidir’ diyenlerin yüzüne bir şamar niteliğindedir. Türkiye hiç bir zaman hukuk devleti olmadı ve değildir. İdari mahkemenin kararı hukuki olarak, istiklal mahkemelerinin kararları, 1915 Ermeni soykırım kanunu ve kararı veya değişik dönemlerde Askeri ve istiklal mahkemelerinin Kürdistan’da aldığı kararlar gibi ve onların devamı niteliğinde bir karardır ve TC. Yüz yıldır bir adım bile ileri gidemediğinin kanıtıdır. Türkiyede ne dün ne de bugün hukuk ve yargı bağımsız olmadı. Yargının bağımsız olması ve hukun üstünlüğü ilkesi, Türkiyede güvenlik nedeniyle sakıncalı görülmüştür. Türkiye’nin Ermeni soykırımı konusundaki tavrı, Kürt Soykırımı konusundaki tutumunun ipuçlarını vermektedir. Türk sistemi içinde ne Ermenilere ne Kürtlere yer yoktur ve vardır diyenlere ağır cezalar verilmiştir. Ermeni Soykırımı ve sorunu böylece haletmesi, TC. Kürt politikasını da belirlemiştir. Kürtlerde soykırıma uğratılmıştır ama sorun bitmemiştir. Batı ülkelerinin ardarda aldıkları soykırım kararları nedeniyle iyice köşeye şıkışan TC. ‘Arşivleri açalım, tarihçıler araştırsın,’ diyerek sorunu siyasal zeminden akademik zemine kaydırmak ve zaman kazanmak istemiştir. Türkiye Başbakanının Ermenistan Başbakınına yazdığı mektupta arsivleri açalım, konuyu tartışalım diyor. İdari mahkemenin iptal kararı gösteriyorki türkiye konuyu tartışmaya dahi hazır değil ve başbakının önerisi sadece zaman kazanmak için yapılmıştır. Kendi üniversite bünyesinde tartışmaya hazır olmayan bir devlet sorunu uluslararası alanda tartışamaz. Türkiye bilimsel ve tarafsız düşünceye ve tavra tahamül etmez. Suçu belli faili belli cezası belidir. 40 yıldır Osmanlı arşivlerini düzenliyoruz diyorlar. Arsivleri düzenliyenlerin başında Türk Tarih Kurumu başkanı var. Bu ekibin Ermeni düşmanlığı tescil edilmiş, bu özelliklerini gizlemek bir yana, bunun övünen bir ekiptir. Bunların sunacakları belgelerin nasıl bir belge olacağı da açıktır ve hiç bir kıymeti harbiyesi yoktur. TC. ‘sorunu tarihçilere bırakalım onlar tartışsın’ sözü havada kalmış, verdiği kararını tanımıyan, sözüne güvenilmez bir devlet olduğu bu iptal kararı ile göstermiştir. Bu konferansın iptal edilmesi gerkçek iktidarın kimde olduğunu da göstermiştir. Seçimleri karazanmak gerçek iktidar olmaya yetmiyor. Türkiye de gerçek iktidar ordu, orduya bağlı gizli veya açık paramiliter güçler ve kemalist ideoloji etrafında kümelenmiş partılerdir. AKP hükümeti bu nedenle Ermenistana verdiği sözü yerine getirememiştir. Türkiye Ermeni soykırımı suçunu işlemiştir.Bu tarihsel bir gerçektir. Ancak kesin hükümden önce Türkiye kendi savunma hakını kulanması, sonu kendi içinde tartışıp tavır belirlemesi onun en tabii hakkıdır. Ancak Konferansın iptal kararı ile TC. Kendi savunma hakını yitirmiştir ve suçluluğu netleşmiştir.Türkiye savunma hakını kulanmak istememiştir ve 90 yıldır susmaktadır konuşmak istiyen savunma hakını kulanmak istiyenleri de susturmuştur.Kürt politik kesimliri ve aydınları türklerin bu suskunluğuna katılarak suç ortaklığı yapmaktadırlar. Ermeni soykırımı konusunda kürtlerin rolünü inkar etmek, türklerin de suçunu üstlenmek anlamına geliyor. Bu durum Kürdistan ulusal kurtuluş ve bağımsızlık mücadelesinede zaafa yol açar. Kürtler 1915 yılında yaptıkları türklerle suç ortaklağını bırakmaları yetmez, bu suçu teşhir etmeli tavır belirlemelidirler. Bazı kürt politik kesimlerinin doğru tavırları henüz toplumsal düzeyde etkin olamamış ve genellikle hala türklerin yedeğinde hareket etmektedirler. TC nin önce Ermeniler sonra Kürtleri yok etme politikası karşısında, doğru tavır Ermeni soykırımı konusundaki tavırla doğrudan ilintilidir. Ermeni soykırımı konusundan doğru tavır belirlemiyenler Kürt soykırımı konusunda da doğru tavır belirlileyemez ve dünyadan da doğru tavır bekleme hakına sahip olmaz. Kürtlerin 1915 yılındaki olaylarda siyasi sorumlulukları yoktur. Ancak askeri rolleri olmuş. Bunlar da bilimsel olarak araştırılmalı ve gerçekler hiç bir siyasi kaygı ile örtbas edilmemelidir. Türklerin Kürtler konusunda ki inkarcı ve imhacı tavrı 1915 yılında Ermeni konusundaki inkar ve imha politikasının bir devamıdır. Türkler açısında ha Ermeni ha Kürt fartetmez, hepsi sınırların dışına çıkarılmalı, yok edilmeli, kalanlar türkleştirilmelidir.
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.