BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Ahmet ALÝM · 02.06.2006 · 1 görüntülenme
17 mayıs’ta gerçekleştirilen Danıştay saldırısı ile tekrar gündeme rejim sorunu olarak getirilen laiklik kavramının yerli yerine oturtulması T.C. karakterinin daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır. T.C. rejiminin kara kutusu olan laiklik kavramını Türkiye özelinde ele almadan laikliği ve bu kavramın doğduğu Fransa örneğini incelemek gerekmektedir.İnsanlar topluluk halinde yaşamaya başladıktan sonra topluluğu sevk ve idare eden kişi ve kurumların ortaya ilk defa ortaya çıktığı coğrafya olan Mezopotamya’da antik dönemin ilk Cumhuriyeti Akad’lar tarafından kurulmuştur. İktidarın gücünü aldığı kaynak ona meşruyet sağlayarak toplumda iktidarın genel kabul görmesini de sağlamaktadır. Tek tanrılı dinler öncesinde, şefler ya din adamları oluyordu yada din adamları şefin yanında yer alarak iktidara meşruyet sağlamaktaydı. İktidarın meşruyeti çerçevesinde devlet mekanizmasında yer alan Din ve Din adamlarının konumu, ekonomik, sosyal ve siyasal gelişmeler sonucu karmaşık bir hal alarak toplumlara göre farklı gelişmeler göstermiştir. Günümüzde dinin devlet içindeki konumunun en yoğun şekilde içi boşaltılarak tartışıldığı tek devlet T.C.’dir. Fransız Devrimi ve Laikliğin Oluşumu Laik kelimesi Yunan kökenli laikos (laos) halk kelimesinden türetilmiştir. İlk defa, 12. ve 13. yy’larda Katolik kilisesi tarafından kiliseye ait olmayan yani din adamı olmayanları tanımlamak için kullanılmıştır. Laiklik terimi ise 19 yy sonlarında Fransa’da idari-politik iktidarla kiliselerin iktidarın ayırmak anlamında kullanılmıştır. Fransız politikacısı Ferdinand Buisson 1871 yılında laik kelimesinden laiklik kavramını devletin kiliselerden bağımsızlığını tanımlamak için kullanmıştır. Laikliğin oluştuğu Batı Avrupa ve Fransa’da Orta Çağ’da kiliseler toplumsal yaşamın her alanına nüfuz ederek siyasi, sosyal, ekonomik ve entelektuel alanlarda tam bir tekel yaratmıştı. Öyleki, dünyanın döndüğünü keşf eden Galile Engizisyon mahkemeleri önünde hayatını kurtarmak için kilisenin resmi tezini kabul zorunda kalmıştır. Avrupa’da islam tehlikesi bittikten ve bu arada eski yunan uygarlığının eserleri batı dillerine çevrildikten sonra, hiristiyanlık içinden Kuzey Avrupa ve Almanya’da Protestanlık akımının çıktığı görülmektedir. Artık politik ve bilimsel alanlarda din ve kilisenin konumu tartışılmaya başlanmış ve Rönesans’ın sembolu sayılabılecek şüphenin bir metod haline gelmesi Descates tarafından formüle edilmiştir. Aynı dönemde egemen bir güç olarak devletin özerkliği ve sivil iktidarın dinin hegomonyasından çıkarak bağımsız hareket etmesinin gerekliliği Dante, Marsile de Padogue tarafaından Fransız kralı Philippe le Bel’e tavsiye edilmiştir. Bu görüşler Makyavel, Hobbes ve Bodin tarafından derinleştirilek sistematize edilmiş ve 15 yy sonlarında sivil iktidar devletle kendini ifade edebileceği bir alan yaratmıştır. Böylece modern devlet konsepti yaratılmış ve devlete belirli bir düzeyde otonomi sağlanmıştır.16, 17 ve 18 yy’larda bilimsel buluşlarında desteklediği ortamda kiliselere karşı çok yönlü bir mücadele verilmiştir. Bu arada bir çok kilisenin oluşmasi devletin dinden bağımsızlaşmasını savunanlara ek bir gerekçe sağlamıştır. Fakat, kilise karşı atağa geçerek bir çok muhalifini yaktırarak cezalandırmıştır. Devletin bağımsızlığı için mücadele edenler için tayin edici vuruş 1789 yılında fransız devrimi ile gelmiştir. 1789 Insan Hakları beyannamesinin 3. maddesi “Egemenlik kaynağını ulustan alır” diyerek, egemenliğin kaynağını tanrısal olmaktan çıkarmıştır. Katoliklik devlet dini olmaktan çıkarılarak, özgür bilincin önündeki engeller ortadan kaldırılarak Cumhuriyetin vicdanları hür ve eşit insanlar tarafından oluşturacağı tezi hayata geçirilmiştir. Bundan böyle papazlar Vatikan’a değil Cumhuriyete bağlı olacaktır ve Katoliklik diğer din ve kiliselerle devlet nezdinde eşit sayılmaya başlanmıştır. İlk defa devlet ile kilesinin ayrılması 1795’te kanunlaşmıştır. Daha önce kiliselerin tekelinde olan evlenme ve nüfus kayıtlarının tutulması 1791 anayasası ile kiliselerden alınarak 1792’den itibaren belediyelere verilerek nüfus işleri laikleştirilmiştir. Ayrıca, boşanma da 1792’de bir kanunla düzenlenmiştir. Kilisenin tekelinde olan diğer bir alan olan eğitimde, 1793’ten itibaren kamu okullarında din dersleri kaldırılmış, dini kolejlerin mal varlıkları satılmıştır. 1796’da ise vilayetlerde bölge okullar açılarak eğitime başlamıştır.1799 kasımında Napolyon Bonapart’ın liderliğinde 18 Brumaire darbesi ile 1. Cumhuriyete son verilmiştir. Napolyon Vatikan ile bir anlaşma (Concordat) yaparak din devlet ayrımına son vererek kiliseyi kendi otoritesi altında devleti yönetmek için bir araç haline getirmiştir. Böylece Kilise devletten ayrı bir güç olmaktan çıkarılarak devletin denetimine sokulmuştur. Napolyon tüm eveque’leri istifa ettirerek yerlerine kendisi atama yapmış ve tüm papazları devletin maaşlı memurları haline getirmiştir. Sonuçta kiliselerde devletin malı haline gelerek kiliselerin ekonomik güçleri de kırılmıştır. Diğer taraftan katolik kilisesi dışındaki diğer dinler ve kiliselerede aynı haklar tanınarak devletin özerkliği korunmuştur. Nüfus işleri ve eğitimdeki laiklik 1800’lerin ilk yarısında derinleştirilmiş, özellikle devlet okulları kilisenin muhalefetine rağmen yaygınlaştırılmıştır. 1848’de kurlan 2. Cumhuriyet uzun ömürlü olmamıştır. Laiklik kavramı tanımlanması ve kurumlaşması 1875’te kurulan 3. Cumhuriyet döneminde sağlanmıştır. 1789 devrimi ile ekmekten sonra halka sağlanması gereken eğitim alanında 90 yıllık bir mücadeleden sonra Jules Ferry fransız eğitim siteminin temellerini 1879’da atmıştır. 1880’de çıkarılan bir yasayla özel kurumların Üniversite diploması vermesi yasaklanmış ve aynı yılın aralık ayında kızlar için orta ve lise eğitimi veren okullar açılmıştır. Parasız eğitim kanunu 16 haziran 1881’de, zorunlu eğitim kanunu 28 mart 1882’de çıkarılmıştır. Ayrıca, eğitim programı laikleştirilirken kamu okullarında din eğitimi yasaklanmıştır. Nihayetinde 30 ekim 1886’da çıkartılan bir yasayla, kamu okullarında yalnızca laik olanlar çalışaması sağlanmıştır. Laik bilincin yaratılmasında olmazsa olmaz olan eğitim alanındaki laikleşme sosyal hayatın diğer alanları ile tamamlanmak durumunda idi. 1816’da yasaklanan boşanma hakkı 1884 yılında tekrar yasalaştırılmıştır. 1887’de çıkartılan bir yasa ise ölenlerin defin işlemlerinde serbestlik getirmiştir. Aynı dönemde hastanelerdeki din kökenli hasta bakıcılar laiklerle değiştirilmiştir. 1901 yılında ise hiç bir inanca üstünlük sağlamayan dernekler kanunu ile her kesime örgütlenme özgürlüğü getirilmiştir. Bu gelişmeler sonucu ve özelliklede “la libre pense” akımının ısrarlı ve militanca mücadelesi 1905’te sonuçlarını vermiştir. 1905’te oylanarak kabul edilen yasayla devlet ile din ayrılmıştır. Bu yasanın 1. maddesi “Cumhuriyet hiç bir dini tanımaz ve maaşlı din adamını kabul etmez” diyerek din ve devlet işlerini birbirinden ayırmıştır. Aynı zamanda Napolyon tarafından yerleştirilen Concordat sistemine de son verilmiştir. Bundan sonra laiklik kavramı, 1946’daki 4. ve 1958’deki 5. Cumhuriyetlerin Anayasalarında “Fransa laik, demokratik, sosyal ve bölünmez bir Cumhuriyet” olarak tanımlanmıştır. Nihayetinde, 1789 devrimi ile başlayan süreç 116 yıl sonra din ve devletin ayrılması ve iktidar savaşında dinin yenilgisiyle sonuçlanmıştır. Fransa’da kapitalizmin başat hale gelmesiyle, toplumsal ve ekonomik gelişmenin önünde bir engel teşkil eden ve devlet içinde paralel bir örgütlenme olan kilisenin egemenliği aşamalı olarak kaldırılmış ve fransız tipi laiklik tarihte özel olarak yerini almıştır. Türkiye’yede laikliğin gelişimine gelince farklı bir tarihi süreç, ekonomik ve toplumsal yapı söz konusu olup, laikilikten öte Sekuler bir uygulamadan bahsedilebilir. Eğer Fransa referans alınacaksa, Napolyon’un Concordat uygalaması Kemalist laiklik uygulaması arasında paralelik bulmak mümkündür. Bu uygulama laikliğin ana vatanında laiklik olarak değerlendirilmemektedir. Bundan dolayı 84 yıldır T.C. rejiminin ayaklarından biri olarak tanımlanan laiklik başta kasten yanlış tanımlanmış ve rejim devamlılığı için laiklik islam gerilimi sürekli olarak kullanmış ve halen kullanmaktadır. Devam edecekAhmet ALİMFransa, 1 Haziran 2006Laik bilincin yaratılmasında olmazsa olmaz olan eğitim alanındaki laikleşme sosyal hayatın diğer alanları ile tamamlanmak durumunda idi. 1816’da yasaklanan boşanma hakkı 1884 yılında tekrar yasalaştırılmıştır. 1887’de çıkartılan bir yasa ise ölenlerin defin işlemlerinde serbestlik getirmiştir. Aynı dönemde hastanelerdeki din kökenli hasta bakıcılar laiklerle değiştirilmiştir. 1901 yılında ise hiç bir inanca üstünlük sağlamayan dernekler kanunu ile her kesime örgütlenme özgürlüğü getirilmiştir.
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.