BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Firat Dîcle · 28.04.2007 · 2 görüntülenme
Bir dönemdir Sömürgeci Türk devletinin çeşitli kurum ve kuruluşarı içersinde, Cumhurbaşkanlığı meselesinde bir ‘’it dalaşı’’ sürüp gidiyor. İt dalaşından hareketle, daima Godo’ları bekleyen PSK ve çevresine aldığı bazı partiler ( PWD, PDK-Bakur) yine demokrasi havariliğne soyundular. Tüm dünya kamuoyunu ve Kurdistan halkını ‘’ Türk usulu demokrasiyi’’ kurtarmak için Generallerin muhtırasına karşı omuz omuza birleşik mücadeleye çağırdılar. Yayınladıkları bildiri de ‘’ Türk demokrasi, özgürlük ve barışsever güçleri el ele vermeye, AKP hükümetini ülkeyi demokrasi yönüna sokacak, Kürt sorununun çözümünü kolaylaştıracak adımları atmaya, Kürtlerin ulusal demokratik taleplerini yerine getirmeye çağırır. Sömürgeci devlet güçleri arasındaki iktidar kavgasında, çelişkileri devrileştirip, çelişkilerden yararlanmak, Kurdistan ulusal kurtuluşçu güçlerin önünde duran görevlerden biridir. Kurdistan ulusal kurtuluş güçleri, Sömürgeci devlet güçleri arasında ortaya çıkabilecek iktidar kavgasında, kavgayı Kurdistan ulusal bağımsızlık mücelesinin yaralanabilecek bir şekilde hareket etmesi temel görevidir. Çelişki - çatışmaları hızlandırmak, sömürgeci güçleri ulusal ve uluslararası alanda teşhir edip zayıflatmak, mücadelenin bir gereğidir. Kurdistan ulusal kurtuluşçularının, kavgada taraf tutma diye bir görev ve sorumluluğu yoktur. Görev; çelişki ve çatışayı ulusal bağımsızlık mücadelesinin çıkarları doğrultusunda kullanabilmektir. PSK ve diğer Kurdistani partilerin yayınladıkları bildiri de çelişkilerden yararlanma diye kaygıyı bir yana, taraf tutma ve kitleleri yanıltma yanlış bir tarafa çekme diye bir sorun var. Sorunu, demokratik güçler ile anti-demokratik güçlerin çatışması olarak nitelendirmek, sorunun nieteliğini, özünü anlamamaktır. PSK’ nin geçmişten günümüze gelen politikası budur, Kurdistan halkının ve kendi özgücüne dayanmaktan ziyade, Godo’ ların gelme politikasıdır. Sömürgeci Türk devletinin temel kurum ve kuruluşlarını oluşturan güçler arasında, demokrasi ve Kürt Kurdistan sorunu diye bir gündem ve kaygı yoktur. Sorunun özü güç ve iktidar kavgasıdır. AKP, ABD ve AB’ den aldığı kısmi destek ile iktidarın nimetlerinde varım demesi, AKP’ nin Türkiyeyi Demokrasik bir yapılanmaya doğru ilerletme ve Kurdistan sorununu bu platform çerçevesi içersinde çözme gibi bir kaygı ve tasası olduğunu ispatlamaz. AKP’ nin Kürt ve Kurdistan sorunu konusunda tavrı açık ve nettir. R. Tayyip Erdoğan’ ın geçmiş perfomansı bunun güzel bir örneğidır. Erdoğan’ ıın gerek Türkiye, Kurdistan’ da verdiği demeçler ve gerekse dış geziler yaptığı açıklamalar bütün çıplaklığı ile ortadadır. AKP, Kürt ve Kurdistan sorununda Kemalistlerden daha akıllı ve bilinçlidir. AKP, Kürt ve Kurdistan sorunu konusunda Kemalistlerden ayrıştırdığı nokta, Kürt’ leri asimilasyonda daha kibar ve bilinçli davranmasıdır. Bazı Yurtseverler Erdoğan’ ın Başkent Amed’ teki konuşmasına balıklama dalarak, Erdoğan ve ekibine destek amaçlı UDÇG’ nu oluşturarak bir kaç aylık hizli bir çalışma temposu içersine girdiler. Kurdistan ulusal kurtuluş mücadelesinde misyon sahibi olmanın sorumluluğu ağır ve yaz-boz tahtası değildır. Kürt halk kitlesini, Sömürgeci üçlerin it dalaşını andıran iç iktidar kavgasında yanıltmanın tarihsel sorumluluğu büyüktür. AKP’ nin iç iktidar kavgasında kendi adayını Cumhurbaşkanı seçtirmesi, Kemalizmin yenilgisi ve çözülmesi olarak algılamak büyük bir hatadır. TSK’ nin doğrudan yönetimi ele almamasının önündeki en büyük engel dış şartlardır. ABD’ nın onayı AB’ nın de kerhen desteğini almadan darbe yapma dönemi kesintiye uğramıştır. Koşulların bu yönde değişmesi Kemalist ile TSK’ nin etki ve iç hiyarerşik yapılanmasının zayıfladığı sonucunu çıkarmaz. AKP’ nin ‘’demokrasi’’ haykırışları, önündeki engellerin kaldırılması haykırılışlardır demek yanilgidir. AKP’ nin Sömürgecilik, Kurdistan’ ın sömürge statüsü, asimilasyon, Kürt ve Kurdistan sorunun demokratik yollardan çözülmesi diye bir sorunu yoktur. Kurdistan ulusal mücadelesi saflarında yer alan kişi, örgüt ve partilerin, sömürgeci güçlerin it dalaşlarında taraf olma diye bir sorunu olamaz, Çelişkilerden yararlanmak taraf olmak değil tam tersine çelişkilerin dayada derinleşmesine katkı sunmak, tarafların Kurdistan ulusal davası karşısında konumlarının zayıflanmasını sağlamaktır. Ulusal duruş ve tavır bu olmalıdır. Abdullah Gül’ ın Cumhurbaşkanı seçilmesi onu Ahmet Necdet Sezer’ den farklı bir konuma itmiyecektir. Kurdistan ulusal sorunu karşısında Abdullah Gül’ ün tavrı A. N Sezer’ den farklı olmayacaktır. Duruşumuz Kurdistan olmalı, Türkiyelilik ve Türkiye’ de demokrasi mücadelesi, demokrasının yerleşmesi önceliğimiz olamaz
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.