BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Sinan KARAÇALI · 17.06.2007 · 2 görüntülenme
Türkler freni patlamış tanker gibi önüne ne rastlarsa ezmek istiyor. Tekeri patlamış tankeri durdurmak bazen mümkün, ama bu katil sürülerine laf anlatmak zor. Laftan anladıkları yok. Anlamamazlığı siyaset edinmişler. Kürd milletini tarihte yok etmek, bu mümkün değilse hak kazanımını engelemek için varını yoğunu ortaya koymuşlar.Şimdide Kürdistan’ın Güney sınırları içinde 15-20 kilometrelik bir tampon bölge oluşturmayı gündeme sokmuşlar.Türkler, aç tavuk misali rüyasında daima kendilerini buğday ambarında görmeye alışık. Kürdler lehinde her olumlu gelişme karşısında “kırmızı çizgilerimiz”, “hassasiyetlerimiz” deyip sokak kabadayları gibi “aman kimse ben tutmasın, asar keser biçerim” narasını atıp duruyorlar. Kürd’e ait olan her şey karşısında kırmızı görmüş öküze dönüyorlar.Kürd orijinli her şeye itiraz etmeyi huy edinmişler. İtiraz etmedikleri bir şey kalmadı.Dahası yok saydılar, sayıyorlar. Yok saydıklarını yok eymeye çalışıyorlar.Bazen buna güçleri yetmiyor. Güçleri yetmeyince çılgına dönüyorlar.Kürd’ün tarihsel yürüyüşünü engelemek, bu mümkün değilse en aşağı geçiktirmek için can hıraş çalışıyorlar.Buna rağmen Kürdistan’ın Güneyinde Kürdler harikalar yaratılar. Herkesin kayıp ülke dedikleri Kürdistan’da asıl sahipleri tarafından mücize kabilinde bir gelişme sağlandı.Türkler, rüyalarında bile gördüklerinde cinnet getirmelerine yol açan Kürdler devletleşiyor.Bunu kabullenmeleri bir yana Kürd-Kürdistan’ı çağrıştıran hiçbir şeyi telefuz etmeyi kendilerine yediremiyorlar. Kürdlere hakaret anlamında kendilerince sıfatlanmalarla Türk usulu bir dil kullanıyorlar. Bu da onların iflah olmaz Kürd düşmanı olduklarını gösteriyor. Bunu her halükarda belli etmektende kendilerini alıkoymuyorlar.Türkler, hasta bir toplum. Bize göre tedavisi mümkün değil. Fakat onlar, Kürdleri katletmekle göçertmekle, rahatlayacaklarını sanıyorlar. Yüzyıllardır bunu denediler, ama başaramadılar. Hele dünyanın bu koşullarında bundan böyle bunu başarmaları hiçte mümkün değildir.Bu seferde Kürdlerin hak almalarının önünü almaya çalıştılar/çalışıyorlar. Bu sadece egemenlikleri altındaki Kürdistan’ın Kuzeyiyle sınırlı değildir. Kendi deyimleriyle dünyanın neresinde olursa olsun Kürdler lehine gelişecek her şeye karşı koyacaklarını hükümetbaşı ağzında deklere ettiler.Kürdistan’ın Güneyinin Federe yapılanmasına karşı çıktılar. Irak Anayasasının özüne uygun olarak oluşan bu yapılanmayı ve yöneticilerini tanımadılar. Kürd önderliği şahsında Kürdlere hakaret etmeyi politıka edindiler.“Mesele PKK meselesi değil, asıl mesele Kuzey Irak konusu…Yanı başımızda Kürt devleti kurdurtmayız, Kerkük'ü Kürtlere verdirtmeyiz“ şeklindeki Türk resmi söylemi seslendirdiler.Kürdlerin attıkları her adıma karşı çıktılar. Habur gümrük kapısında Kürd bayrağının asılması karşısında kriz yarattılar. Kürd bayrağının göndere çekilmesini engelemeyi başaramadılar. Bu kez Habur gümrük kapısı girişlerinde pasaportlara Kürd Bölge Yönetim mührünün vurulmasını sorun yaptılar. Bu da tutmadı. Velhasıl neye el attılarsa ellerinde kaldı. Dönüp kendilerini vurdu. Güçsüzlükleri ortaya çıktı. Sonuç olarak tükürdüklerini hep yaladılar. Bu da onları çılgına çevirdi.Bu girişimlerin yanısıra terör eylemlerine baş vurdular. Irak ve Kürdistan’ın Güneyini istikrarsızlaştırmak için elinde geleni yaptılar. Ne kadar terör örgütü varsa Türklerin desteğini aldı ve onların yönlendirmesiyle bir sürü katliam yaptılar. Dahası bilakis kendileri tarafından gerçekleşen terör eylemlerin hadı hesabı yok. Öyle ileri gittiler ki, ABD ve Kürd önderliğin sabrı tükenince başlarına çuval geçirilerek hadleri bildirildi.Fakat bu mahlukların akıllanacakları yok. Hadlerinide bilmiyorlar, güçlerinide bilmiyorlar. Bu kez ciddi ciddi „Irak toprakları içinde 15-20 kilometrelik bir tampon bölge oluştırmayı“ gündeme getirmiş bulunuyorlar.Sanki babalarının arka bahçeleri.Keyifleri istedikleri zaman istedikleri yere bir kondu dikeceklerini sanıyorlar.Bu haddini bilmez barbar katil sürüleri kendilerini ne sanıyorlar?Ama bu konu her zaman Türklerin gündemini işgal etmiştir. İsmet Berakan’nın anlattığı şu gözlemleri önemlidir. „Yıl 1993. Cumhurbaşkanı Turgut Özal bir yurtiçi gezide. Kara haber akşam saatlerinde geliyor. Hakkâri Çukurca'da bir karakola saldırı olmuş, çok sayıda şehit var. Özal hemen gezisini bitiriyor, talimatı veriyor: Yarın sabah karakola gidiyoruz. Özal ve beraberindekileri taşıyan uçak sabah doğru Diyarbakır'a uçuyor. Diyarbakır'da dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Doğan Güreş, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Muhittin Fisunoğlu, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis ve diğer komutanlarla bir araya geliniyor. Hemen helikopterlere geçiliyor ve henüz kan izlerinin durduğu karakola gidiliyor. O gün Orgeneral Doğan Güreş, karakolun bahçesinde Cumhurbaşkanı Turgut Özal'a bir brifing veriyor. Özal'la birlikte gezide olan birkaç gazeteci de brifingi izliyor ama 'Çok gizli' kayıtlı bu brifingi yazmamaları isteniyor. Oldukça uzun ve ayrıntılı birifingin özeti şu: Sınırı görüyorsunuz, zaten biliyorsunuz. Biz bu sınırı tutamayız, kimse de tutamaz. Bu karakollar bir savaş veya düşük yoğunluklu savaşa karşı sınırı tutmak için değil, kaçakçılığı önlemek veya caydırmak için yapılmış karakollar. Bizim gerçek bir sınır güvenliği için ya sınırı geri çekmemiz lazım ki bu söz konusu olamaz veya sınırı ileri ötelememiz, yani dağların Irak tarafındaki eteklerine kadar götürmemiz lazım.“Bunun için zemin çalışması yapıldığı açık. Bunuda aşan adımlarında atıldığı biliniyor. Bundan bir hafta önce bol apoletli unsurların sınırı geçip bu konu da „gözlemlerde bulunduğu“ basında yazıldı çizildi. Buna hem ABD’nin, hem de Kürdlerin tepkileri geçikmedi. Bunun kabulenilemez olduğu açıklamaları yapıldı. ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Sean McCormack, Türk devletinin gündeme getirdiği Federe Kürdistan sınırları içinde bir tampon bölge kurma açıklaması konusunda, „Washington'ın bu fikri destekleyeceğinden emin değilim“ dedi.Türk televizyon kanalı NTV’ye konuşan Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin Ankara Temsilcisi Behroz Galali “Türkiye’nin 15 kilometre derinlikte bir tampon bölge oluşturması kabul edilemez” dedi. Geriye şu kalıyor. Bunu da bir Türk balonuna sayın gitsin. Hani sınırı geçtik ha geçeceğiz, işgal ettik ha edeceğiz bombası gibi bir şey. ABD bölgede kaldığı müddetçe Türkler, ne Kürdistan’ın Güneyini işgaline teşebüs edebilir, ne de „tampon bölge“ oluşturabilir. Türkler, Bush-Barzani telefonlaşmasında bu mesajı aldılar. İlgilisi-ilgisizi kafayı Bush’un Kürdistan Bölge Başkanı Mesud Barzani’yi telefonla aramasına takmış. Bir tartışmadır, bir telaştır başını almış gidiyor. Bayram değil, seyran değil eniştem beni öptü misalı „Bush neden Barzani’ye telefon etti? Barzani’ye neden çok özel bir başbakan muamelesi yapıyor?“ soruların cevabını arıyorlar. Buldukları cevabı kendilerine bile ittiraf etmekten korkuyorlar. Cinet getiriyorlar. Bu durumun Türk’ün psikolojik haritasını bozduğu kesin.Bu bir cinnet halidir. Barbar katil Türk’ün bunun ceramesi Kürdistan’ın Kuzeyine fatura edileceği kesin. Her ne kadar Türkler, Kürdistan’ın Güneyinin sınırları içinde tampon bölge oluşturmayı düşünselerde bunu başarmaları mümkün görünmüyor. Fakat Kuzeyde oluşturacakları kesin.17 Haziran 2007
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.