BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Yusuf Bülbül · 09.05.2006 · 1 görüntülenme
SPESİFİK(ÖZGÜ) KÜLTÜR(2)Bu çalışmalarda birçok kez atıfta bulunacağım spesifik(türüne özgü) kültüre bir başlık ayırma gereği vardır. Spesifik kültür gerçeğini Sümer Alevi ozanlarının deyişlerinde de dinliyoruz. Bir deyişten örnek bir mısra: “insan kısım, kısım, yer damar, damar” Sümer Aleviliği insanlığın değişik kültürlerden meydana geldiğine vurgu yapmaktadır. İnsanoğlu varlığını doğaya borçlu olduğuna göre, eko sistem/bitki örtüsü/hayvanlar/hava/su/toprak çeşitliliği de bilinen bir gerçek olduğuna göre ve hiçbir kültürün diğer birinin benzeri olmadığına göre, spesifik kültürün varlığı bir gerçektir. Örneğin:Bilinen insanlık tarihi boyunca Sümerlerle Araplar yan yana yaşamışlar. Ama günümüzde -dahi- Sümerlerle Arapların ayrı kültürel özelliklerini korudukları görülmektedir. Misal: Sümerler insanlığın konuşma dilini(Kurmancıyı) yaratmışlar, çivi yazısı ve alfabesi ile Fenike yazısı ve alfabesini düzenlemişler. Araplar ise Sümerlerden etkilenmişler ama gidip kendi dillerini ve yazılarını düzenlemişler. Kendilerine özgü(spesifik) nesnel kültürel gelişme göstermişlerdir. Bunun da ötesi vardır. Sözgelimi “Sünni Sümerler İslamiyet'i olduğu gibi kabul edip, dilleri de kısmi değişikliğe uğrayarak” Sümer Alevilerden ayrı bir özellik ya da değişim sürecine girdikleri halde, yaklaşık bin dört yüz yıldan bu yana Sümer Alevilerle Sünni Sümerlerin aynı dili konuşup, aynı kültürel özellikleri taşıdıkları görülmektedir. Dini yönden ise farklılıklar söz konusudur. Sümer Alevilerde Kuran'ı kutsal kitap olarak görüp, İslam dininin peygamberine saygıda kusur etmemiş olsalar da, dahası Haz. Muhammedi, Haz. Ali'yi ve on iki İmamları örnek insanlar olarak görüp, onların davranışlarını ve Kuran'ın bazı doğru tespitlerini toplumuna tavsiye etseler de, esasen Sümer Aleviler Sümer din anlayışından hiçbir zaman vazgeçmemişlerdir. "Ziyaret ibadethanesi(cem evi) kurumu" bilinen bir örnektir. Ancak yazıktır ki halktan kaynaklanmayan bağnaz İslam önderlikleri Sümer Alevilerini Ziyaret İbadethanesinden mahrum bırakmıştır. Buna rağmen Sümer Aleviler 12-7 bin yıllık Sümerlerin kültürel özelliklerini bu güne taşımalar ve üreterek devam ettirmektedirler. Bu süreci durdurmak korkunç bir şeydir. Örneğin:Eğer Kurmancı ve Sümer kültürüyle yetişmemiş olsaydım. Orijinal Sümer yazılarını ve antik Yunancayı nasıl deşifre edebilirdim? Sokrates'in Kurmancı bilim adamlarıyla diyalog halinde olduğunu nasıl tespit edebilirdim? Çivi yazısını görür görmez nasıl okuyabilirdim? Her türlü imkâna sahip olan Türkiye’deki akademilerin neden çivi yazısından bir şey anlamadıkları açık bir delildir.İnsanlığın realist gelişme göstermesinin yegâne şartlarından biride Spesifik kültürün korunmasına bağlıdır. Sözgelimi nasıl ki bir tropik bitki örtüsü bölgesini kısmen veya tamamen, derhal veya süreli olarak yok etmek doğru değilse, temel bir dili ve kültürü de, hemen veya süreli olarak yok etmek doğru değildir. Örneğimizi biraz daha genişletelim: bir ormanlık bölgeyi ormandan arındırıp(belki birkaç ağaç bırakıp) o bölgeye dilediğimiz şekilde, örneğin: çimlendirerek ve bir kısım gülfidanı gibi ağaçlar dikerek ve de içine dilediğimiz birkaç çeşit hayvandan birkaç tanesini yeni oluşturduğumuz bitki örtüsünün içine bırakarak, daha güzel bir orman elde edeceğimizi varsayabiliriz. Güzel bir bitki örtüsü de elde edebiliriz. Ama yeni oluşturulan çeşitlemenin eski bitki örtüsünden daha güzel olduğu söylenemez; çünkü yok ettiğimiz bitki örtüsünün içinde aklımızın alamayacağı kadar bitki ve hayvan çeşidini de yok etmiş oluruz. Doğaya verdiğimiz bu örneği insanda gözlemlediğimizde,Toplum olmanın üç kriteri vardır. 1. Dil-Kültür, 2. bir gurup spesifik insan, 3. Üzerinde yaşadığı toprak parçası. Homojen toplum söyleminde -din- bir faktör olarak ele alınmaktadır. Oysa bu doğru değildir. Din, dil-kültür gibi nesnel ya da spesifik özellik taşımaz. Sözgelimi Müslüman bir toplum olan Araplar birçok mezhebe bölünmüşlerdir. Veya her ikisi de Müslüman olduğu halde Suudi Arabistan toplumunun dinden beklentileri ile İran toplumunun dinden beklentileri aynı değildir. Örneğin: İran toplumu doğudan, batıdan ya da kuzeyden gelecek saldırıların bertaraf edilmesi için Tanrıya dua ederken. Suudi Arabistanlılar kendi halkından olan insanların saldırılarının bertaraf edilmesi için Tanrıya dua ederler. Ya da kutupta ki Müslümanlar donmamak için Tanrıya dua ederken, çöldeki Müslümanlar sıcaktan kavrulmamak için Tanrıya dua eder. Dolaysıyla din İnsan yaşamında "gerekliliği tartışılmaz" ama soyuttur. Oysa kültür nesnel(objektiftir). Ve spesifik(türe özgü) bir özellik taşır.SAV: SPESİFİK KÜLTÜRÜN OLUŞUMUDeney konusu : binlerce yıldan bu yana kullanılan, fakat özellikleri yeni tespit edilen Kurmancı seslerin/harflerin tanınıp tanınmaması.Materyal : çivi yazısı ve Sümer halkının gündelik dili(Kurmancı)Deney birimleri : halkDeney sesleri/harfleri: â, a, k, g, ı, e...Dil ve kültür insanlık için tasavvur edemeyeceğimiz bilinen bütün gerekçelerin(argümanların) ötesinde öneme sahiptir. İnsanda dil ve kültür 0-6 yaş arasında anadilde ediniliyor. Altı yaştan sonraki edinimlerse öznel(sübjektif) olduğundan ve de dünyadaki savaş ve toplumsal kargaşa korkusundan -bilerek- insanlık yeterince bilgilendirilmiyor. Dahası birçok bilgilendirme -bilerek- gerçekler saptırılarak insanlığa sunuluyor. Dolaysıyla altı yaştan sonraki kültürel edinim(bilgilenme) sürekli olumsuz yönde gelişiyor. Bu durum tüm insanlığı, ya aptal insan ya da çıkar için bilinen her türlü yolun denenmesini “bir erdem, olgunlaşma, bilgiçleşme olduğu” fikrine yönlendiriyor. Bu yönelme her iki durumda ilelebet insanlığı çıkarım hesapları yapan bir -yaratık- konumuna düşürüyor. Ayrıca "yok olsun bu dünya" argümanıyla Aklımızın alamayacağı kadar -deha- fikirler alt bilinç ve art bilinç seviyesinde kaybolup, uzayın derinliklerinde yok oluyor. Bu olgu -adeta- menfi global kültür konumuna geliyor. Dar anlamdaki Çıkarlar uğruna uydurulmuş olan sapkın doğu batı kültürü sentezi ve mozaik kültür sentezine karşı çıkmamın nedeni budur.Sümer Dili(bk.3.böl.) çalışmasında belirttiğim ve İskenderiye okulu ekolü ile Modistae dil bilimcilerinin de işaret ettiği gibi, Kurmancı insanlık için tasavvur edilemeyecek(hesabı yapılamayacak) bir öneme sahiptir, ve günümüze kadar Kurmancı’yı ve Sümer kültürünü taşıyan insanların gen yapılarında "Sümerlerden itibaren" bilgi birikimi şifreleri kodludur. Esasen Sümer öncesi de kodludur. Ama o kodları kullanabilmek için önce Sümer kodlarını kullanmayı öğrenmek gerekir. Bu durum tıpkı bilgisayara yüklediğimiz bilgilere benzemektedir. Fakat bilgisayardan farklı olarak, dille elde edilen doğayı ve evreni algılayan "anlamlı ses dalga" şeklindeki şifreler beyine kodlanıyor. "beyni de kapsayan" kan dolaşımı yoluyla ve düzenli-düzensiz dillerin ses kodları, yer küreyi ve evreni algılayış biçimi kodları, insan genlerine dil şifrelerinin ses dalgalarıyla kodlanmaktadır. Dolaysıyla kültürle elde edilen düzenli-düzensiz, pozitif ve kısmen negatif..... (pozitif-negatif olgu dünyadaki kültürel gelişmelere bağlıdır. Sapkın kültür geliştikçe negatif oran yükselir ve insan -adeta- bir şeytan olur) ......tüm bilgiler “şifre kodlu genler şeklinde” kök hücreler yoluyla yeni nesil insanlara kodlanıyor. Evlilik yoluyla bu kodların değişik toplumlara geçmesi varsayılabilir. Bana göre de bu doğrudur. Ancak Sümer halkı egemenlikte ortak veya bağımsız bir yönetime kavuşmadan bu kodlar evlilik yoluyla geçişlerde hiçbir işe yaramaz. Çünkü karşı dil ve kültürün de saymaca kodları vardır. Genler alternatif kodlamaya ve kod silmeye açık olduğuna göre, dahası evliliklerde kültüre aç hakim toplumun genetik kodlarının Sümer dili ve kültürü kodlarına üstün gelerek, onları silmesi kaçınılmazdır. Yunan kültürünün yok olmasının gerçek nedeni budur. Dahası reel anlamdaki Kurmancı yok olduğunda söz konusu genetik özelliklerde tamamen yok olacaktır. Oysa Sümerlerde "dünya toplumları anlayışı gibi" egemenlik hakkını kazanırlarsa o zaman evliliklerde denge sağlanır ve yabancı evliliklerde Sümer kodları karşı kültüre kodlanır. Ancak o zaman ortak evliliklerden doğacak nesiller altı yaşından büyük de olsalar ve Ana dilleri Kurmancı olmasa da Kurmancı ile bilgi edinmeye başladıklarından itibaren genlerinde mevcut olan kodlar Kurmancıyı tanıyacak ve edindikleri Kurmancı kültürünü yeni toplumuna taşıyabilecektir. Günümüzde Ön Asya ve Orta Doğu’daki siyasi gelişmeler ile teknolojinin Sümer toplumu tarafından da yaygın kullanılmaya başlanması, Sümer kültürü ve Kurmancının yok olmasını hızlandırmıştır. Bu süreci durdurmak için önlem alınması “gereklilikten öteye” zorunluluktur. Nitekim bu nedenle Sümer dili makalesinin sonunda acil bir Kurmancı dil projesinin hayata geçirilmesinden söz ettim. Bunun için sayısız deney yaptım ve en son da Diyarbakır'a giderek on deney de orada yaptım. Deneyler müspet sonuç verdi. Esasen genel anlamda Kurmancı için Diyarbakır’a gittim, Ama gitmişken bu deneyleri de yaptım. Örnek deneyler:
Özellikle son seksen beş yılda Sümer halkına yapılan ırkçı baskı, dinci baskı, katledilme korkusu, zehirlenme korkusu.....vs. korkular. Irak, Doğu, Güney Doğu Anadolu ve kademeli olarak Tüm Türkiye’deki Sümer halkını karşı kültürün "varsayımlı doğrularına yönlendirmesi kaçınılmaz olmuştur. Gerekli önlemler alınmadığı takdirde bu sürecin hızla ilerlemesi durdurulamaz. Diğer bir konu da Anadolu'dan başka bir yerde yaşamayan ve de Kurmancıyı ve Sümer kültürünü birebir günümüze taşıyan Sümer Alevilerin bulunmasıdır. Bu Sümer’lerin dil ve kültürlerinin süratle değiştiğini bir film şerdi gibi izliyorum. Bu icraat Sümerlerin dil ve kültürünü özünden arındırıp, değiştirip Türkleştirmektir. Korkunç olansa bu kültürel değişimin gönüllülük esasına dayanmasıdır. Alternatifsiz bilinç düzeyine indirgenen, dil ve kültürlerini korumak için hiçbir umutları kalmayan Sümer Aleviler Türkiye’nin "dilini unut, kültürünü Türkçe uygula” dayatmasının(hayali umudun) erdemlerini aramaya başlamışlardır. Sanırım Avrupa'da realist yönetimin iyi yönlerini gören Anadolu'daki Sümer Aleviler, Kendilerinin yanlış olduğuna hükmederek, ......(zaten yıllardan beri Türkiye “dünyada Sümerler diye bir halkın olmadığının propagandasını yapıyordu” Ama Sümerler o propagandadan hiç etkilenmediler. Çünkü onlar kültürlü bir halktı, propagandaya sadece güldüler. Bu propagandalar onlar için bir komedi konusu oldu ve onları eğlendirdi. Fakat şimdi durum değişmiştir. Komedi sona ermiş olup, gerçek asimilasyon süreci başlamıştır) .....farklı kültürlere yönelmişlerdir. Dolaysıyla Sümer Alevilerin Kurmanc dili ve kültürü süratle silinmekte olup, yeni kültürel ve dilsel kodlarla şifrelenmektedir. Oysa bu olguya meydan vermek doğru değildir, çünkü onların çektiği ve bundan sonra çekeceği sıkıntılar onlardan kaynaklanmamaktadır. Acil önlem alınmadığı takdirde Sümerler Türk olarak yaşamanın büyük erdemlere vesile olacağına gönüllü olarak hükmedecekler. Bu durumda, bütün insanlık tarihi boyunca her türlü kötü şartlara rağmen yirmi birinci yüzyıla kadar dilini ve kültürünü yaşatan Sümer Alevilerin genetik özellikleri yirmi birinci yüz yılda Türkiye tarafından yok edilecektir. Çünkü kendimden ve çevremden de biliyorum ki, hiçbir zaman kendimizi Türk hissetmedik. Ama Avrupa'ya giden insanların "çarpıcı bir şekilde" değiştiğini ve kendilerini Türk hissettiğini izledim. Türkiye’de paradoks oluşturan bir görüş var ki soykırımdan beterdir, deniliyor ki “kültürel soykırım yapmıyoruz” oysa temel bir dili ve kültürü baskı altında yozlaştırarak değişime tabi tutup, yok etmek akla gelebilecek her türlü olumsuzluğu ve kötülüğü barındırır. Egemenlikte eşit hak tanınmamış, gerçek adı konulmamış, gerekli teşvik ve alt (yasal ve anayasal) üst (her türlü eğitim ve diğer) hakları verilmemiş, dahası Atatürk döneminde çıkarılan 667 sayılı yasa marifetiyle “temel bir insan hakkı olan” dini ibadeti yasaklanmış, temel bir dilin ve kültürün yaşamasının söz konusu olmayacağı bilinen bir gerçektir. Sümer Alevi dili ve Kültürünün yok edilmesiyle dünyadaki herhangi bir dilin ve kültürün yok edilmesi aynı anlama gelmez. Bu bakış açısı herhangi bir dilin ve kültürün önemsiz olduğu anlamında değil, Sümer Alevi dili ve kültürünün 12-7 bin yıllık bir dil ve kültür mirasını -birebir- günümüze taşıdığı için özel öneminden kaynaklanmaktadır. Peki gerçeği bilerek(bilmiyorsa öğrenerek) gereğini yapmayana ne demek gerekir? Onu da “yeri geldiğinde” her üç bölümde açıklamaya çalışacağım. KÜLTÜREL EROZYON Bu başlık için Maraş’ın Elbistan ilçesine bağlı Karaçar Sümer köyünün mitolojik masal/öykü Yazarı Besê Aslan’ın “NAR AĞACININ GÖLGESİ YOKTUR” kitabına ön söz yazan Yazar Müslüm Yücel’in sözlerine bakalım. Basê Aslan’ın Sümer köylülerinden derlediği elli iki mitolojik öykü/masal örneklerinden iki tanesini bu çalışmanın “dil kültür ve Türkiye’de Sümer Alevi sorunu” başlıklı bölümüne alıntı yaptım.Müslüm YÜCEL’in konuyla ilgili önsözünden özet alıntı: “Kürt kültürü bugüne kadar hep siyasal bir sorun olarak günlük hayatımızda yer aldı; politikanın öncelenmesi ile de kültürel dokumuz erozyona uğratıldı. Kürt folklorü ile ilgili çalışma yapanlar ya bırakmak ya da kendi imkanlarıyla yapmak zorunda kaldılar. İki görüş vardı: ilki Sosyalizm gelecek ve Kürt sorunu kalmayacaktı. İkincisi daha can yakıcıydı: İran’da Farsça, Türkiye’de Türkçe, Suriye ve Irak’ta Arapça kitap, dergi ve gazeteler okuyarak, yazarak bir kültür yaratmak. Aslında bu gizli bir asimilasyondu. Daha öncede Besê’nin yaptığı gibi Kürtçe masallar, destanlar ve ağıtlar derledik. Bunları yayınladık. Kürtçe olan bu hazine Türkçeye çevrilip yayınlandı/verildi. Buna da kültürel keşif denildi. Aslında bu keşif değil, Kürt kültürü, dili ve mitolojisi Türkçeye çevrilip yok ediliyordu. Kürt kitapları Türkçeye çevrilip Türk kitapları diye dayatılıyordu/yayınlanıyordu. Kürtçe Türküler Türkçe derlenerek, kültürel erozyon global düzeye aktarılıyordu. Evet şu an elinizde bulunan(Besê ASLAN’ın “NAR AĞACININ GÖLGESİ YOKTUR” kitabını Türkçe veriyoruz. Yani açık yüreklilikle erozyona alet oluyoruz. Oysa ayaklarımızı yere değil, kültürümüze bastığımız oranda bu topraklarda yaşarız.Basê’nin derlediği masallar dilde gömülü olan sesin yönünü bize ulaştırıyorlar. Ve biz bu seslerle içimizde gömülü olan seslere ulaşıyoruz. Her anlam bir kapı, biz şimdi bu kapının menteşelerine tutunmuş durumdayız. En bakir bölgeye uzanmış Besê ve bize Elbistan’dan ne büyük dünyalar getirmiş. Bu yolla Alevi mitolojisine ulaşmak mümkündür.” Müslüm YÜCELNot: Yazar Sümer yerine “kürt” adını kullandığından alıntıda değişiklik yapmadım. Müslüm Yücel bir ön sözle Sümerlerin dil, kültür ve mitoloji sorunlarını özetlemiş. Besê Aslan’ın Elbistan’daki Sümer köylülerinden derlediği mitolojik öykülerden/masallardan ve Müslüm Yücel’in ön sözünde ve ön sözünde “derledik” dediği örnek kültürel derlemelerden de anlaşılıyor ki Sümerler binlerce yıl önceki dillerini, kültürlerini, mitolojilerini, spesifik genetik kültür özelliklerini gönüllerinde, dillerinde yaşayıp, yaşatarak günümüze taşımışlardır. İnsan sadece kendine özgü olan bir şeyi binlerce yıldan bu güne taşır.GÜNLÜK YAŞAM VE TARİHSEL VERİLERİN DEĞERLENDİRMESİŞahsınıza ait bir eşyanızı veya evinizde ki herhangi bir el aletini bazen kaybedersiniz. Günlerce bulamadığınız zamanlar olur. Bazen de bu aramalara diğer aile bireyleri de katıldığı halde, yinede bulamazsınız. Kimi zaman da bıkar, aramaktan vazgeçersiniz. Bulamadığınız eşyanızı umulmadık bir zamanda buluverirsiniz. O an hatırlarsınız ki, eşyanızı koyduğunuz yer, “konulması gereken doğru yerdir.”Bireysel olarak yaşadığımız bu olayı bazen de toplumsal olarak yaşarız. Romanlara ve filmlere de konu olan bu tür olaylar vardır. Sözgelimi, bir cinayet araştırmasını yapan ekip(dedektif, polis, savcı) gurubu cinayeti aydınlığa kavuşturacak delilin bir mektup olduğunu tespit eder. Fakat cinayet işlenen mekânın her tarafına bakıldığı halde mektup bulunamaz. Oysa mektup “olması gereken yerde” posta kutusundadır.Bu gerçekler akla gelebilecek her alanda bilimsel seviyede de yaşanır. Sözgelimi, çözüm yolu ya da çaresi aleni(açıkta) olan birçok tarihi, siyasi, tıbbi veya diğer konularda ki tespitler henüz yapılamamıştır. Veya insanlık tarihi sürecinde söz konusu çözüm yolu bulunup kullanıldığı halde, günümüzde doğru bir yaklaşımla irdelenmediği için tarihi verilerden yararlanamıyoruz. Misal: demokrasi, kültür, tarih veya din anlayışıUR VE URUK HALKI 03 Ekim 2005 tarihinde sabah kahvaltısını yaparken köyümüzden söz ediyorduk. Bir an için “Aman Allah’ım” diye söylendim. Eşim ve oğlum “anlam veremedikleri sözlerime” şaşırdılar. Onlar şaşkındılar, bense devam ediyordum. “aman tanrım” diyordum...... Nihayet açıklamasını yaptım.Dedim biz “Sin e mı le” halkıyız. Dediler evet ama niye bağırıyorsun ki ?Dedim köyümüzde birde UR ve URUK* halkı var......Yıllardır tarihi ve mitolojik verileri değerlendirerek araştırma yapıyorum. Bu güne kadar aklıma gelmedi, halbuki içinde yaşıyorum Ur ve Uruk halkı kendi köylümüz, hem de mitolojide kayıtlı adlarıyla yaşıyorlar. İsimleri de Ur-û-Uruk’an(Ururukan)=Ur ve Uruk’lular köyümüzde yaşayan “Yıldırım” ailesidir, Veli Yıldırım, Yusuf Yıldırım, Ali Yıldırım, Hasan ve Ali Yüğitoğlu tarihi Akad’lara dayanan Ur ve Uruk’lu bazı aile reisleridir. yer: Tavla köyü Sarız-Kayseri-Türkiye
Not: tarihi çivi yazısı verileriyle, günümüzdeki UR Û URUK’AN yazılışı ve söylemi “filolojik bakımdan” aynıdır. Ne fazla, ne eksik, nede bir telaffuz farklılığı söz konusu değildir(bk.3.böl.)DÜZENLİ-SAYMACA DİL TEORİSİ VE AÇIKLAMAKTA TEREDÜT ETMEMİN NEDENİ Sorumluluğunu üstlenerek Düzenli-Saymaca dil teorisini kaleme alıp açıkladım(bk. Sümer dili 3.böl.) Açıklamasını yapmadan önce üç yıl karar kararsız kaldım. Kararsızlığımın nedeni bir varsayımdı. Varsayım da olsa bana göre, düzenli dilin dünya toplumları tarafından “mutlak doğru kabul edilerek” kullanılmaya başlanmasının tehlikesi vardı. Bunun üzerine teoriyi yazmayıp, sadece Kurmancının özelliklerini yazmayı düşündüm. Bunun daha tehlikeli olduğu anlaşılıyordu. Sözgelimi bir insanın çıkıp Kurmancının düzenli bir dil olduğunu algılayıp(zaten apaçık meydanda) Düzenli-Saymaca dil teorisini açıklayacağını, fakat hiçbir tehlikeyi algılamayarak veya tehlikeyi algılayıp, göz ardı edip, çıkarsamayı öne alarak teoriyi açıklayıp...., dünyada bir kaos ortamını yaratma tehlikesi vardı. Bu sava göre teoriyi açıklamam gerekiyordu. Sümer Dili başlıklı çalışmanın içinde teorimi kaleme alıp, hazır hale getirdim. Ama açıklamadan önce tehlikelerini mutlaka bertaraf etmem gerekiyordu. Bunun içinde kanıtlar gerekliydi. Çalışmalarım devam ediyordu. Kurmancı mükemmel bir dildi. Metodolojisini kavramıştım. Dille ilgili hiçbir araştırma yapmama gerek yoktu. Kaldı ki araştırma yapmam tehlikeliydi. Çünkü araştırmada elde edeceğim veriler saymaca dile göreydi. Oysa ben düzenli dille ilgili çalışma yapacaktım. Düzenli dille saymaca dillin ortak yönleri vardı. Bense düzenli dilin bilinmeyenlerini ortaya çıkartacaktım. Eğer saymaca dil kurallarını tam olarak öğrenirsem, saymaca dil kurallarını düzenli dile uyarlayıp, düzenli dili bozma tehlikem söz konusuydu. Tespit üstüne tespit yapıyordum. Kurmancı metodunun temel özelliklerini biliyordum, artık geriye dönüş söz konusu olmazdı. Çünkü yanlış yapmaya başladığımda “yanlış sırıtıyordu” Kurmancı yanlış yapmama müsaade etmiyordu. Korkacak bir şeyin olmadığına hükmettim. Artık dil hakkında “kim ne demiş” bakabilirdim.Dil konusunda öncelikle dilbilimiyle uğraşan Türk Akademik çalışmalara baktım. Batılı kaynaklardan alıntı yapılmış bazı söylemlerle saymaca dile özgü basit kuralların dışında önemli sayılabilecek bir çalışma yoktu. Ama gerçeklerden saptırılmış alabildiğine görüşler vardı. Bu nedenle Türkiye’deki dil çalışmalarını okuyarak detaylı bilgi edinme imkanım olamazdı. Dahası Türkiye Cumhuriyetinin başlangıcından itibaren günümüze kadar ki akademi çalışmalarını okumanın gerekli olmadığı anlaşılıyordu. Çünkü konuyla ilgili her çalışmada kullanılan argümanlar(gerekçeler) aynı sonuca götürüyordu. Okuyarak boşuna zaman kaybetmiş oldum.Esasen Türkiye’deki dil çalışmaları Atatürk’ün dil anlayışına aykırı olması söz konusu olamazdı. Çünkü yetmiş beş yıllık bir süre geçmişti, binlerce akademisyen akademi, enstitü, dil kurumu ve özel araştırma düzeyinde on binlerle ifade edilecek araştırma, doktora ve mastır seviyede çalışmalar yapılmıştı. Örneğin: Türkiye’de Dil bilimi konusunda otorite kabul edilen Prof. Dr. Doğan Aksan “Dil, Şu Büyülü Düzen.... sayfa. 20.adlı çalışmasında şöyle diyor:“Hititler döneminde yaşayan Yâska* adlı dilbilimcinin daha o çağda “bir sözcükle onun anlattığı nesne arasında, nesnenin niteliğine uygun, bu niteliği yansıtan bir bağ bulunmadığını kabul ediyordu. Bu yargı çağımıza damgasını vuran Dilbilimci F.de Saussure’ün kuramında da benimseniyordu.” Doğan Aksan’ın Yâska ve Saussure’nin görüşlerini savunması Türkiye’de akademik düzeyin en üst seviyelerinden itibaren dil çalışmalarının saymaca dile özgü söylemler üzerine şekillendiği anlaşılıyordu. Bu anlayış yukardan aşağıya Türkiye’deki tüm eğitim sisteminin değişmez kuralı haline gelmişti. Doğan Aksan’ın görüşlerinden de anlaşılıyordu ki Atatürk’ün güneş-dil söyleminin hiçbir içeriği olamazdı. Eğer Atatürk’ün bir dil “teorisi” olsaydı, Prof. Dr. Doğan Aksan ve daha binlerce ilgili/ilgisiz Türk akademisyen neden Ferdinand de Saussure’nin veya Yâska’nın yanlış olan tespitlerini kabullensin ki? Gider Atatürk’ün görüşlerini açığa çıkarıp, Atatürk’ün hakkını teslim ederdi.
Türkiye’de Sümerlerle ilgili olarak yayınlanan kitaplara baktığımda ise, ya Sümer dili ve kültürünün dünyada yok olduğu söyleniyor, ya da Sümerlerin Türk olduğu söyleniyor. Başkalarının “Sümer dili ve kültürünün yok olduğunu söylemesi” anlaşılabilir. Fakat Sümer dilini ve kültürünü birebir günümüze taşıyan Sümer Alevilerdir. Onlarda Türkiye'de yaşıyor. Adına bilimsel bile denilmeyecek bir bakış açısıyla bu gerçek ortaya çıkarılabilirdi. Sümerlerin “Kürt” olduğunu onlarca sıradan “çoğunlukla Sümer olmak üzere, her kökenden” insandan duyuyorum. Demek ki seksen yıldan bu yana halkın söylediklerine itibar etmemişler. Dahası bunları çarpıtmışlar, bazı basit kuralları da benleştirmeye çalışmışlar. Bu kez batılı kaynakları araştırdım.Batılı kaynakları araştırırken Etimoloji bilimini inceledim. Etimolojiden habersiz etimon denen kökleri kullanarak bir etimoloji çalışması yapmıştım. Daha doğrusu Tanrıça EA yapmıştı, bense sadece EA nın ne yapmak istediğini anlamıştım. Stoa cı dilbilimciler de anlamıştı ama devamını sürdürememişlerdi. Çünkü Stoa cılar Sümer halkının düzenli dili yaşattıklarından haberleri yoktu. Stoa cılar düzenli dile ulaşmaya çalışıyorlardı; benimse anadilimdi. İmkan verilsin bir günde dünyada binlerce yeni saymaca dil yapabilirsiniz. ama yeni düzenli bir dil yaratmak bu gün dahi akıl karı değil. Nitekim Modistae dil bilimcileri bunu denemişler ama başaramamışlardı. Artık düzenli-Saymaca dil teorimi açıklayabilirdim. Çünkü Ea’nın Etimolojisini benden önce Stoa cılar açıklamıştı. Başka bir söylemle Stoa cılar taraftarımdı. Daha da güzel bir gelişme oldu. Düzenli-Saymaca dil teorisine tekabül eden, İskenderiye okuluyla Bergama okulu ekollerinin tartıştığını tespit ettim. O an dünyada benden daha mutlu bir kişinin olamayacağı duygusuna kapıldım. Teoriyi açıklama gerekçelerim çoğalıyordu. Fakat kaynakları kullanırken olası gelişmelerin olumlu ve olumsuz yönlerini birlikte dikkate almam gerekiyordu. Doğal insani bir içgüdümü, ya da ilahi takdir midir? Bilinmez ama saymaca diller tekamül sürecini tamamlamadan düzenli dil tespit edilememişti. Bana göre bu bir mucizeydi Çünkü saymaca diller tekamül sürecine girmeden düzenli dilin tespit edilmesi insanlık için ebedi bir felaket olurdu. Örneğin: Stoa cılar veya İskenderiye Okulu ya da Modistae dil bilimcileri düzenli dili tespit ederlerdi, ama vahim sonuçlarını hesap edemeyebilirlerdi. Bu da ebedi felaketin başlangıcı olurdu. Bense Ea’yı anlamıştım. EA bir dil yaratmıştı ve “alın bu dili en doğru şekilde kullanın” demişti. Sümer halkı doğru olanı yapmıştı, düzenli dili insanlığa dayatmamıştı. Dil olması gerektiği gibi gelişmişti. Bense dilin bütün yönlerini dikkate alarak tespitlerimi doğru yapmalıydım. Dilin olumlu ve tehlikeli yönlerini tespit ettim. İlk önce tehlikeli tespitleri “Sümer Dili” bölümünün başlangıç kısmına yazdım. Bunun için alabildiğine gerekçeli güvencem vardı. Karma bir sıralama ile bazı gerekçeler şunlardır:- EA’nın dil metodunu biliyordum.- Zerdüşt rehberimdi- Sümer halkı düzenli dili yaşatıyordu. Bu aynı zamanda anadilimdi- Latin halkı Kurmancı alfabesini iyi algılayıp saymaca dile göre iyi düzenleyip yol göstermişlerdi- Sümer Aleviler cem’de Ea’nın yol gösterici nurunu yaşatmışlardı- Samuel Noah Kramer Erdemli/faziletli/üstün ahlakını kalemine yansımıştı. Görüşlerini açık yüreklilikle yazmıştı. Fikirlerini her an yanımda hissediyordum.- Stoa cı dil alimleri taraftarımdı- İskenderiye ve Bergama okullarının görüşleri teorimi doğruluyordu- Modistae dil bilginleri taraftarımdı- Antik Yunan dili Kurmancıydı ve kültürü bana ışık tutmuştu- Pensilvania Üniversitesinin çalışmaları savımı doğruluyordu- Saymaca dili bana yetecek kadar biliyordum.- EA’yı örnek aldım, Ama her neye mal olursa olsun EA’nın yanlışını görürsem çalışmalarımın baş köşesine yazacaktım Sümer dili çalışmamın başlangıç bölümüne tehlikeyi ve alternatif olumlu seçeneği yazdım. 1.Düzenli dilin dünyaya hakimiyeti tehlikelidir, çünkü Anlaşılır monologu doğurur.2. Konuşulduğu toplum tarafından kullanılması doğrudur.3. Saymaca diller gereklidir.4. Düzenli dilin kullanım zamanı gelmiştir.DEVAM EDECEK.....
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.