BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Yusuf Bülbül · 10.05.2006 · 1 görüntülenme
ETİMOLOJİNİN KULLANIM ALANI-3-Stoa cı dil bilginlerinin söz konusu ettiği etimon denen kökler kurmancıdır. Görevleri ise geçmişte ve gelecekte(bütün zamanlarda) somut, soyut, objektif, sübjektif konularda, şeylerde ve nesnelerde(akla gelebilecek her alanda) Kurmancıda kullanmak içindir.Etimon’ların Kullanım yerleri:a) Tarihi süreçte Kurmancı düzenlenmiş akla gelebilecek her türlü tarihi belge/mektup/anlaşma/antlaşma/günlük....vs. varsa, belgeyi okumak için kullanılır.(bk.orijinal çivi yazısı ve Sümer metinlerinde ki orijinal Kurmancı kelimelerin anlamları)b) Kurmancı’nın yapımında, söylemde, yazılımda ve kullanımda akla gelebilecek her alanda ilelebet bilinçli kullanılır. Bu nedenle etimon kullanmadan düzenlenecek olan bir “kürt” dili Kurmancı değildir, Kurmancı’nın mutlak surette etimon larla düzenlenmesi gereklilikten öteye, zorunluluktur. Her Kurmancı şiveden ve hatta(saymacaya dönüşmüş dünya dillerinde ki kelimeler etimolojik olarak incelenip) Kurmancı kelimeler “etimolojik doğrulukla” tespit edilip kullanılması zorunludur.Örneğin: Yunanca: -Dialogos- kelimesi, Kurmancı: –dialoqe- Olacaktır. Başka örnekler için(bk.3.bölüm)Kurmancı dil çalışmaları ancak akademik bir ortamda yapılabilir. Kişi ve enstitüler vasıtasıyla Kurmancı dil çalışması yapılamaz. Yapılırsa doğru olmaz. ETİMONLARIN BİLİNÇSİZ KULLANILMASININ TEHLİKESİ VE ÖNLEM ÖNERİLERİI- Sümer ülkesinde kesin olarak rast gele etimon kullanılmamalıdır. II- Etimon lar bilinçsiz kullanılırsa toplum dejenere olur.III- Toplum belirli/belirsiz sesleri kullanan aptal bir güruh(serseri sürüsü) meydana getirir.IV- Toplumun genelinde/Sümer ülkesinde monolog başlar.V- Sümer ülkesinde bilinçsiz kullanılmaya başlanınca, başta cazip gibi görünür. Bu cazibe saymaca dillere sıçrarsa tehlike bütün dünyayı sarar. Çünkü saymaca dilde etimon ların kullanılması daha caziptir ve terk edilmesi hesabı yapılamayacak kadar zordur.VI- Özellikle de hileli fikirliler için alabildiğine kullanım alanı vardır.Temel tehlikeleri ve olumlu tespitleri yapıp yazdım, fakat Kurmancının saymaca dile dönüşmesi tehlikesi devam ediyordu, Şimdi ise saymaca dile dönüşmemesi için neler yapılması gerektiğini tespit etmeye çalışacağım, Çünkü dil bozulduktan sonra bu tespitler yapılsa da kaybedilen özellikler yeniden elde edilemez.KURMANCI’NIN SAYMACA DİLE DÖNÜŞMEMESİ İÇİN YAPILMASI GEREKLİ İŞLEMLER:
BAZI TESPİT VE ÖNERİLER
Öneriler:a) "insan da dahil" beşeri hayatın(yer kürenin) spesifik/otantik özelliği korunmalıdır.b) Entagrasyon için farklı dünya toplumları doğal yollarla(kendiliğinden) birleşik hale gelecekse, çözüm zamana havale edilmelidir. Manipülasyonlu entagrasyon doğru değildir, sonu hüsrandır.c) Sümerler önce dünya toplumları gibi bağımsızlığını kazanmalı, daha sonra gelişmelere göre durum tespiti yapılmalıdır. Şimdi yapılacak olan manipülasyonlu entegrasyon Kurmancıyı ve Sümer kültürünü ebediyen yok eder.d) Sümerlerde toplumsallaşma Aşiret/kabile şeklinde oluyordu ”Sümerler kendi aralarında bölünerek(günümüzde devlet anlamına gelen) aşiretler/kabileler oluşturuyordu” Günümüzdeyse toplumsallaşma devlet şeklindedir. O halde, devlet ya da kabilenin/aşiretin abartılacak yönü yoktur. İnsanlığa zarar veren aşiretler/kabileler ya da devletler durdurulmalıdır. Ya değilse tüm dünyayı benleştirirler bencilleştirirler, insanlık birçok sapkın toplum elde eder. Gün gelir o sapkın toplum ya da toplumlar tüm insanlığın başına bela olur.e) Egemenlik gereklidir. Ancak egemenliği yayılmacılıkta kullanmak aptallıktır; kendine ya da kendilerine güvensizliktir; kendini ya da kendilerinin insan olduğunu bilmemektir; Dünyada kaos yaratmaya çalışmaktır; dilleri ve kültürleri yok etmektir; dünyada monologun yaratılmasına sebebiyet vermektir. Bu nedenlerle egemenliği abartmak anlamlı değildir. Örneğin: egemenliğin abartılması doğru olsaydı: tarihte kayıtlı olan toplum liderleri: Marduk=çift başlı yılan, İşum=şeytan kişi veya İgigu=her tarafı pislik kişiler başarılı olurdu. Hal böyle ise, toplumları kendi haline bırakmak lazım, Şayet bir dilsel-kültürel toplum gelişecekse, doğal yollardan olmalıdır. İçerden karıştırmalı(manipülasyonlu) kültürel gelişme sağlamak cinayettir. Çünkü gelişme sağlayayım derken aklın alamayacağı kadar güzellik yok edilir. Geçmişte yapılan hataların en büyüğü ön Asya ve Orta doğuda yapılmıştır. Bu durum sonuçlardan anlaşılmaktadır. Avrupa’da da çok hatalar yapılmıştır. Ama bugün Avrupa’da spesifik kültür bozulmamıştır. O halde ön Asya ve Orta Doğuda yapılan hatalar Avrupa’daki hataları birçok kez katlar. Yapılan hatalar düzeltilmelidir.f) Kurnazlar Amerika’dan bahsedeceklerdir. Amerika tanrının insana bahşettiği bir olgudur. Açıklaması: özel bir çalışmayı gerektirir. Konularla olan ilgisinden dolayı bu çalışmada ki her üç bölümde “kısaca da olsa” açıklanmıştır.g) Türkiye’de yapılan tahribatlar ürkütücüdür. Bu tespite göre insan, doğa ve doğallık tahrip edilmektedir. AB sürecinde tahribatın katlanarak devam edileceği anlaşılmaktadır. Tahribatlara son verilmelidir. Askeri uçaklar sürekli yerleşim birimlerinin üzerinde uçuş yapıyor. Nedir bu korku, bu telaş? Yangından mal mı kaçırılmaya çalışıyor? Sümer halkı daha ne kadar bu duruma tahammül edecekler? h) Dünya nüfusu yeterli seviyeye çekilmelidir, Çünkü tek bir insanın yaptığı doğal tahribat sayısı belirsiz canlının yaptığı tahribattan daha fazladır.i) Dünyada insani bir türün(dil-kültürün) aşırı derecede çoğalması dünya için tehlikedir.j) Sümerler her türlü manipülasyondan uzak olarak dil ve kültür çalışması yapmaya başlamalıdır. Özellikle de barışçıl yöntemlerle yapılacak asimilasyon ve tahribat, baskıcı yöntemlerden binlerce kez daha tehlikelidir. Çünkü gönüllü ikna olan insan ya da insanlar kısa sürede esimle edilir.k) Dünyadaki bilinen en modern sistem de getirilse, getirilen sistem Kurmancıyı dolaysıyla Sümer kültürünü yok edecektir. Yıllardır Kurmancı ile uğraşıyorum. Köyüme gidiyorum. Bildiğim Sümer özellikleri orada kullanarak deney yapıyorum. Hiç eğitimi olmayan insanların bilgisi takdire şayandır. Örneğin:Yıllardır etimolojik olarak kelimeleri inceliyorum. Köyüme gittiğimde, bilinçli olarak üzerinde çalıştığım ve nadir kullanılan kelimeleri telaffuz ediyorum. Karşımdaki insan beni uyarıyor. Telaffuzumun doğru olmadığını söylüyor. Gidip inceliyorum. Gerçektende onun söylediği doğru. “Bu gerçekler dikkate alındığında” Avrupa'da veya Amerika'da yeni modern bir bilimsellikle teori üretilse de Sümerlerin gensel-etimon şifreleri çözülmez. Ama Sümer halkının doğal gelişmesiyle yürütülecek paralel çalışmalar batı akademi anlayışını misline katlayacaktır.AVRUPA BİRLİĞİ İLE TÜRKİYE ARASINDAKİ MÜZAKERE SÜRECİNDE SÜMER SORUNUTürkiye’nin Avrupa Birliğine katılımı için “müzakere sürecinde” Sümerlerin dil, kültür ve toplumsal egemenlik hakları ile ilgili olarak yapılan çalışmalarda “kapalı kapılar arkasında” konuşulan ve üzerinde anlaşma sağlanan mevzuatı bilmiyoruz, çünkü genel basın detaylı yazmıyor. Basına yansıyan kısmı ise içerikten yoksun. Veya anlaşmalar içeriksiz olduğundan basına yansımıyor. Eğer varılan anlaşmalarda Sümer toplumunun dil, kültür ve toplumsal egemenlik hakları tam olarak verilirse kalıcı barış sağlanır. Verilmezse Türkiye’de gelecekten umut beklemek anlamlı olmaz. Eğer komisyonların içinde müzakere sürecine katılan Sümer temsilciler varsa ve bu temsilciler Sümer toplumunun dil, kültür ve toplumsal egemenlik haklarının verilmediği bir anlaşmaya onay vermişlerse, onların görüşleri de geçerli değildir. Çünkü onlar Kurmancının düzenli bir dil olduğunu bilmiyorlar. Detaylarını bilmedikleri bir konuyu ise, müzakere etmelerine olanak yok. Ama bir konu gayet açıktır: Düzenli dil bu güne kadar Avrupa’nın ilgi alanı olmamıştır. Avrupa bilimler akademisinin de ilgi alanı olmamıştır. Dolaysıyla, Sümer toplumuna dil, kültür ve toplumsal egemenlik haklarının verilmesini içermeyen olası bir anlaşma ile Sümer kültürü ve Kurmancı açığa çıkarılamaz. Bu nedenle AB’liği “bütün çalışmalarımdaki” tüm hususları göz önüne alarak Türkiye ile müzakere yürütmek zorundadır. Ya değilse, yapılacak yanlışların doğuracağı olumsuz sonuçların “büyük bölümünün sorumluluğu” AB’nin olacaktır. Gelecekte ise AB’liği insanlığa hesap veremez konuma düşer. Bu uyarıyı “müzakere çerçeve belgesi” görüşmelerine başlamadan önce yapmıştım.TÜRKİYE’DE HUKUK VE YASATürkmenistan’dan daha iyi bir yaşam koşulları için gelen bir gurup insan “Sümerlerin topraklarını da kapsayan” bir bölgede milliyetçi gerekçelerle örgütler ve ordu kurup, devlet oluşturuyorlar. Bu örgütlenmeler düzenli olarak, kademeli bir şekilde çeşitli yol ve yöntemlerle Sümerleri yok ediyorlar, yok edemediklerini de esaret altında tutuyorlar. Bu hal tarzı, anlayış ve yaptırımlar tüm dürüst insani değerleri yok sayan ve adaletle bağdaşmayan bir durumdur. Türkiye’nin her türlü devlet örgütlenmesi bir kısım halka aittir. Sümer toplumu ise, örgütlü halkın yok etme, asimilasyon ve esaretine mahkûm edilmiştir. Bu durumda Türkiye’de çıkarılan genelgeler, talimatlar, bildiriler, yasalar ve yasa üreten kurumlar Sümerleri yok sayan bir konumdadır. Türkiye meşruiyetini Lozan barış anlaşmasına dayandırıyor, pekiyi Lozan Barış anlaşmasını imzalayan ülkeler, Türkiye’nin Sümer toplumunun dilini yasaklayıp, sürgit hakaret, saldırı, katliam, musallat ve taciz etmesini kabul ettiler mi? Etmedilerse, Türkiye Sümer toplumunun haklarını vermeyerek, dahası “bilim yirminci yüzyılda insanlık tarafından yaygın kullanılmaya başladı” Türkiye yirminci yüzyılda ve yirmi birinci yüzyılın başlangıcındaki beş yılda Sümer toplumunun dilini “gelişme çağında” yasaklayıp, yüzlerce yıl gerilemesine sebebiyet vererek Lozan barış anlaşmasını geçersiz kılmıştır. Türkiye Sümer halkına farklı yaptırımlar uygulayarak, devletin genelini toplum olmaktan çıkarıp, topluluk yapmıştır. İletişim, enformasyon ve görsel teknolojik bilgi çağında topluluk şeklinde yönetilmek ise akla gelebilecek her türlü kötülüğü barındırır. Türkiye bu sistemden asla taviz vermeden, “hak talep edilme aşamasına geldiğinde de, sistemin yeni versiyonlarını devreye koymaktadır. Türkiye’de insanlar, “devletin hoşuna gitmeyen bir söz söylediğinde” hemen Anayasa ve yasalara bakılıyor. “Kontrolsüz yazı yazılmış” deniliyor. Gerçekleri yazmak, kontrolsüz asimilasyon planları yapıp, uygulamaktan kötümüdür? Savunmasız bir toplumun üzerine Askeri uçaklarla rutin(artık düşünülmeksizin) alçak uçuş yapmak hakarettir. Pekiyi Sümer halkına yapılan hakaret ve kötülükler için hangi yasa ve anayasaya bakılacak? Türkiye çıkar amaçlı Anayasa ve yasalar yapmıştır. Bu Anayasa ve yasaların içinde Sümer toplumunun hakları yoktur. Böyle devam ettiği sürece de Türkiye Sümer halkına karşı sürgit hakaret, saldırı, musallat ve taciz konumunda olacaktır. Sümer halkı ise meşru müdafaa konumunda olacaktır. Türkiye Avrupa anayasalarını “örnek Anayasa” diye Sümer halkına dayatamaz. Avrupa’da tamamen kendine özgü dili, kültürü ve on milyonlarca insanı olup da esaret altında yaşayan, sürgit hakarete, saldırıya, tacize ve musallata maruz kalmış; dört bin yerleşim birimi boşaltılmış; 1968 yılından bu yana(otuz yedi yılda) düzenli olarak, milyonu geçen insanı katledilmiş(fiili saldırılarla katledilen otuz beş bin fikir üreten genç dinamik insanın haricinde, göçe zorlanarak, açlığa, susuzluğa, sıcağa, soğuğa, sokakta yaşayıp, bakımsızlığa terk edilen, işkenceyle sakat bırakılarak ölüme terk edilen, sokak ortasında yargısız infaz edilen insanlar da katliam hesabına tabi tutulmuştur bir toplum yok. Bu gün sadece İstanbul ve Diyarbakır’da kırk bin Sümer çocuk sokaklarda yaşıyor (kaynak: basın) Bu çocuklar “doğası elinden alınarak” katliama terk edilmiş Sümerlerdir. Yapılan bu kötülükler insanın insana yaptığı hakarettir. Kaldı ki Türkiye Avrupa’ya: “Türkiye şartlarına uygun olan yasaları yaparım.”diyor. Şart ise Sümer halkının yok sayılmasıdır. Bunun açıklaması da: “Sümer toplumuna karşı esaret ve hakaret yasaları yaparım” anlamına gelir.“İnsanlar eleştiri yaptı için” söyledikleri incelenip, “Türkiye’ye hakaret edilmiş” diyerek yargılanıyorlar. Pekiyi kendisi sürgit hakaret konumunda olan Türkiye’nin yaptığı hakaretler ne olacak? Hakaret edilen toplumun haklarını kim savunacak? Avrupa İnsan Haklar Mahkemesine(egemenlik hakları dâhil)her türlü hakkı için müracaat etme imkânına sahip olamayan on milyonlarca insanın hakları ne olacak? Gerçekleri söyleyen Sümer insanların söyledikleri görsel ve yazılı basında yer almıyor, çünkü her türlü basın ve yayın Türkiye’nin kontrolü altında. Fakat aynı kaynaklardan “Sümer insanların görüşlerine atıfta bulunarak ya da açıkça telaffuz edilerek” Sümerlere her türlü hakaret yapılıyor, küfür ediliyor. Türkiye’yi eleştirdi diye ölmüş atalarına küfür ediliyor.DEVLETE HAKARETTürkiye’de devlet örgütlenmesi hakaret konumunda kaldığı sürece her türlü eleştiriye de maruz kalacaktır. Bu da, “insanın insan olmaktan çıkmaması için” temel insan hakkıdır. Eğer Türkiye, insanlar Türkiye’yi eleştirdiği için “hakaret etti diye” özgürlüğünü kısıtlarsa(hapse atarsa), yasalarla değil, kaba gücüne dayanarak yapıyor demektir. Türkiye Sümerlerin dilini, kültürünü ve mitolojisini yok sayarak, Sümer halkına karşı sürekli hakaret konumundadır. Hakaret konumunda kaldığı sürece de Türkiye’nin yasaları tartışılır olacaktır. Bu nedenlerle Türkiye her türlü eleştiriye muhatap olacaktır. On milyonlarca insanı olan, temel bir dil ve kültür toplumunu kendi toprakları üzerinde yok saymak, o toplumun her bir insanına, dolaysıyla o topluma yapılan bir hakarettir. Türkiye şimdi de diline yerel dil(lokal şive: ölü dil) muamelesi yaparak, Sümer halkına hakaret etmektedir. Türkiye’de konuşulan Dımıli, Zeriki, Sinemili, Zazaki, Alxasi ve daha adını saymadığım birçok şive sadece telaffuz farklığı ile Kurmancı’dır. Bu şiveler için yerel(lokal şive)tanımı doğrudur. Ama Kurmancı tüm bu ve diğer şiveleri içinde barındıran ve Türkiye’de yaşayan nüfusun yarısına yakınının konuştuğu ve geneli kapsayan, temel yerleşik-yerel bir dildir. “yok sayma” Sümer halkına yapılan hakarettir. Hakaretlerin de Kurmancıda ‘bilimsel içeriği ispat edilerek kelimeleşmiş’ anlamlı karşılıkları var. Sümer halkı yeri geldiğinde bu kelimeleri kullanacaktır.(bk. Kurmancı gramer.3.böl.). bunlar hakaret değil, eleştiridir. Örneğin: Sümer halkı Türkiye için: “E bâ listık=kötü oyun oynayanlar” diyorsa, bu bir hakaret değil, eleştiri amaçlı bir tespittir.Altı yıllık İkinci Dünya savaşı süresince Naziler Yahudileri katlederken, “başta sayısı belirsiz Alman halkı olmak üzere” insanlık Alman Nazi’lerini eleştiriyordu. Eğer Almanya Türkiye gibi sürgit bu uygulamalarını devam ettirseydi, tüm insanlık Almanya’yı bu günde eleştiriyor konumunda olurdu. Ama Almanya Nazi’lerin yaptığı bu insanlık suçunu kendileri lanetledi. Yahudilerden özür diledi. Bu gün insanlık Almanya’yı eleştirmiyor. Eğer temel bir kültür toplumu kendi toprakları üzerinde dilini, kültürünü, mitolojisini ve dinini yaşayıp, yaşatamıyorsa ve bu özelliklerine uygun yüksek eğitimlerini yapamıyorsa, dahası, esaret altında yaşatmak için o toplumun kafasına ordunun silahları dayalıysa, o zaman söz konusu topluma insanın aklına gelebilecek en büyük hakaret yapılıyor demektir. Türkiye’de bunların hepsi yapılıyor. Bunlar için çözüm üretilse, Türkiye’nin Sümerlere yaptığı içerden karıştırma, bölme, terör yaratma, sürgün etme oyunları ile katletme, işkence yapma, insan yakma ve suçsuz yere hapiste çürütme hakaretleri de son bulacaktır. Türkiye Sümerlere anayasalı ve yasalı hakaret ediyor. Önce işkence ediyor, katlediyor, yakıyor, asimile ediyor, sürgün ediyor, sonra da “bunun için anayasa ve yasalarımız var, gereği düşünüldü” diyor. Bir yerde anlaşmazlık varsa, orada taraflardan biri haksızlık yapıyor demektir. Sümer toplumu Türkiye’nin hakaretine, haksızlığına muhataptır. Haksız değildir. Haklıdır.Türkiye’de “Sümer halkının içinde ırkçılık yapanlar var” deniyor. Bu eleştiriyi yapanlar bulanık suda balık avlamaya çalışıyorlar. Kendine özgü tarihi, coğrafyası, dili, kültürü ve dini ile kendi toprakları üzerinde dilini, kültürünü ve dinini “çağın gerektirdiği imkânlarla” yaşayıp, yaşatamayan, “ekonomik ve sosyal olarak” gelmiş, geçmiş bütün zamanların en kötü şartlarını yaşayan, yaşanmış bütün insanlık tarihinde görülmemiş şekilde silahların gölgesinde esaret altında bulunan bir toplumun hiçbir ferdi ırkçılık yapma konumunda değildir. Şu an istisnasız tüm Sümer halkı meşru müdafaa konumundadır. Günümüzde Sümer halkı Orta Doğuda gelinen aşama için, “Türkiye’deki Sümer toplumu egemenlik haklarını ortak kullanmalıdır diyor.” Bağımsızlık haklarından da bahsediyorlar, ama o bir süreç meselesi, önce “ortak egemenlik dahil” haklarını alsınlar, eğer Sümer halkı Türkiye’de egemenlik haklarını ortak kullandıktan sonra ayrılmayı istemezse o da Sümer halkıyla Türkiye’nin başarısı olur. Ama Türkiye olmayan gerekçeleri yaratıyor. “Lozan da azınlık kabul edilenler haricinde Türkiye’de Türk’ten başka bir toplum yok” deyip, Türkiye’yi ve bölgeyi kaosa sürüklüyor. Türkiye Lozan’da sözlü olarak “Türkiye’de Sümer(Kürd) toplumu var ve haklarını vereceğiz” dedi. O halde, var olan bir toplumun hakları neden verilmiyor? Bu durumda, ya Türkiye Sümerlerin toplumsal hakkını verecek ya da Sümerler haklarını alacak. Versiyonlu esaret altında tutma taktikleri artık işe yaramaz.DEVAM EDECEK.......
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.