Siyaset

Sümer(Kürd) Dili, Alfabesi, Kültürü, Tarihi ve Mitolojisi ile Türkiye’de S

Yusuf Bülbül · 10.05.2006 · 1 görüntülenme

ETİMOLOJİNİN KULLANIM ALANI-3-Stoa cı dil bilginlerinin söz konusu ettiği etimon denen kökler kurmancıdır. Görevleri ise geçmişte ve gelecekte(bütün zamanlarda) somut, soyut, objektif, sübjektif  konularda, şeylerde ve nesnelerde(akla gelebilecek her alanda) Kurmancıda kullanmak içindir.Etimon’ların Kullanım yerleri:a)                  Tarihi süreçte Kurmancı düzenlenmiş akla gelebilecek her türlü tarihi belge/mektup/anlaşma/antlaşma/günlük....vs. varsa, belgeyi okumak için kullanılır.(bk.orijinal çivi yazısı ve Sümer metinlerinde ki orijinal Kurmancı kelimelerin anlamları)b)                  Kurmancı’nın yapımında, söylemde, yazılımda ve kullanımda akla gelebilecek her alanda ilelebet bilinçli kullanılır. Bu nedenle etimon kullanmadan düzenlenecek olan bir “kürt” dili Kurmancı değildir, Kurmancı’nın mutlak surette etimon larla düzenlenmesi gereklilikten öteye, zorunluluktur. Her Kurmancı şiveden ve hatta(saymacaya dönüşmüş dünya dillerinde ki kelimeler etimolojik olarak incelenip) Kurmancı kelimeler “etimolojik doğrulukla” tespit edilip kullanılması zorunludur.Örneğin: Yunanca: -Dialogos- kelimesi, Kurmancı: –dialoqe- Olacaktır. Başka örnekler için(bk.3.bölüm)Kurmancı dil çalışmaları ancak akademik bir ortamda yapılabilir. Kişi ve enstitüler vasıtasıyla Kurmancı dil çalışması yapılamaz. Yapılırsa doğru olmaz. ETİMONLARIN BİLİNÇSİZ KULLANILMASININ TEHLİKESİ VE ÖNLEM ÖNERİLERİI-                   Sümer ülkesinde kesin olarak rast gele etimon kullanılmamalıdır. II-                Etimon lar bilinçsiz kullanılırsa toplum dejenere olur.III-              Toplum belirli/belirsiz sesleri kullanan aptal bir güruh(serseri sürüsü) meydana getirir.IV-             Toplumun genelinde/Sümer ülkesinde monolog başlar.V-                Sümer ülkesinde bilinçsiz kullanılmaya başlanınca, başta cazip gibi görünür. Bu cazibe saymaca dillere sıçrarsa tehlike bütün dünyayı sarar. Çünkü saymaca dilde etimon ların kullanılması daha caziptir ve terk edilmesi hesabı yapılamayacak kadar zordur.VI-             Özellikle de hileli fikirliler için alabildiğine kullanım alanı vardır.Temel tehlikeleri ve olumlu tespitleri yapıp yazdım, fakat Kurmancının saymaca dile dönüşmesi tehlikesi devam ediyordu, Şimdi ise saymaca dile dönüşmemesi için neler yapılması gerektiğini tespit etmeye çalışacağım, Çünkü dil bozulduktan sonra bu tespitler yapılsa da kaybedilen özellikler yeniden elde edilemez.KURMANCI’NIN SAYMACA DİLE DÖNÜŞMEMESİ İÇİN YAPILMASI GEREKLİ İŞLEMLER:

  1. Kurmancı tüm insanlığa hizmet vermek üzere, Sümer toplumu tarafından kullanılmaya başlanması, gereklilikten öteye, zorunluluktur. Yukarda da belirtildiği gibi etimon denen kökler yalnızca Kurmancının düzenlenmesinde kullanılır. Saymaca dile uyarlanırsa, saymaca dil Kurmancıya dönüşür. Etimon lar “genel Kurmancı haricinde” dil türetmek için Sümer şivelerde kullanılırsa: yazılımı aynı, anlamı farklı ya da aynı iki veya daha fazla dil meydana gelir. Bu durumda bir Sümer kurmanc dili, birde uydurma “kürtçe veya kürtçeler” meydana gelir. Bu hal tarzı da bölgede ve dünyada bir monolog ortamının doğmasına sebebiyet verir. Ebediyen Orta Doğuda ve dünyada savaş ve terör gündemden düşmez.
  2. Kurmancı bugüne kadar ilkel olarak konuşuluyordu. Tehlike söz konusu değildi, Bilinçsiz yapılan çalışmalar mevzi(lokal) kullanılıyordu. Dahası “çağdaş varsayılan” eğitimin yapıldığı bir Sümer akademisi yoktu. Yanlış sistemleştirilecek bir Kurmancı çalışması yoktu, Ama artık var. Bu nedenle gerçek anlamda bozulma süreci başlamıştır. Derhal durdurulup yörüngesine oturtulmalıdır.
  3. Kurmancı şive(ağız) farklılığı bu dilin bir karakteridir. Bu yolla dünyada binlerce dil türetmiştir. Artık Sümer halkının içinde Kurmancı’ya alternatif saymaca bir dile gerek yoktur. Sinemili, Dımıli, Zeriki, Zazaki ve Sorani.....gibi şiveleri saymaca kalıcı birer dile çevirmenin kimseye bir yararı yoktur. Doğal haline terk etmek doğrudur. Çünkü farklı Kurmancı şiveleri konuşanlar aynı halktır. Metodolojik Kurmancı akademi tarafından düzenleneceği için bütün şivelerin anlayacağı bir dil meydana gelir. Dolaysıyla eğitimde, yazılı ve görsel yayında herkesin anlayacağı düzenli Kurmancı kullanılacaktır.
  4. Sümerlerin kendi aralarında -her alanda ve dil açısından- bölünmesine gerek yoktur.
  5. Sümer kültürü olan Alevi ve Azdan(Yezidi) din anlayışı, Sümer halkının çeşitliliği kendilerinin yarattığı bir olgudur, bu anlayış Sümerlerden günümüze kadar tüm insanlığın gelişmesine katkı sağlamıştır. Kurmancının da tam anlamıyla açığa çıkarılması için Alevi ve Âzdan Sümer halkının ibadetlerini özgürce yapabilmelerine olanak sağlanmalıdır.
  6. Sümerlere komşu ülkelerin ileri sürdüğü ”Sümerlere haklar tanınırsa, bölge ülkeleri bölünür ve savaş çıkar” gerekçeleri doğru değildir. Tam tersi Sümer halkı da “tüm dünya toplumları anlayışı gibi” egemenlik haklarına kavuşmazlarsa bölgede ilelebet karmaşa gündemden düşmez. Çünkü bölge ülkeleri Sümer halkına saldırıp, musallat olmaya devam edeceklerdir. Sümer halkı da meşru müdafaa yapacaktır. Toplum egemenlik haklarını aldığında ise, bölge huzura kavuşacaktır.
  7. Modern teknoloji, mega iletişim, Sümerlerin içinde ki yoğun saymaca dillerin varlığı, Sümer halkını bölmek için bölge ülkelerinin Zazaki ve Soraniyi manipüle ederek dile çevirme çabaları...... Kurmancının yapısını kesinlikle bozar. Bozulduktan sonra geriye dönüş söz konusu değildir. Yunancanın saymaca dile dönüşmesi bariz bir örnektir.
  8. Kurmancı tam anlamıyla açığa çıkarılıp, çivi yazısı tam anlamıyla okunacak hale gelene kadar Sümer ülkesinde ileri sanayi teknolojisi kullanılmamalıdır. Çünkü ileri teknolojik ağır sanayi üretim ilişkileri Sümer kültürünü ve Kurmancıyı dünya dil ve kültürlerine entegre eder. Oysa çivi yazısı da kullanılarak Kurmancının açığa çıkarılması gerekmektedir.
  9. Herkesin geleceği için Kurmancı ve Sümer kültürünün açığa çıkarılması zorunludur. Dil ve kültür açığa çıktıktan sonra durum tespiti yapılır. Konunun önemi her türlü toplumsal(devletsel) çıkarın üstündedir. Çünkü söz konusu çıkarı savunulacak toplumun(devletin) kurtuluşu da bu yolla olacaktır. Kurmancı olması gereken insani değerleri ortaya çıkartacak. Bütün insanlık bundan yararlanacak. Çocuklarını buraya gönderip, eğitim yaptıracak, burada meydana gelen kültürle kendi kültürünü doğal yollarla entegre edip, geliştirip, doğal yollarla sentezleştirecektir.
  10. Sümer ülkesinde her alanın yüksek eğitimi açılmalıdır. Başlangıçta Sümerler yalnızca dil ve kültür merkezi haline getirilmelidir. Sadece akademik düzeyde “Sümer köylerini de kapsayacak” geniş çaplı bir Kurmancı çalışması yapılmalıdır. Genetik alt bilinç kültürün/etimon ların açığa çıkartılması için bu hal tarzı zorunludur. Manipülasyonlu sentez ve amatör çalışmaların doğurduğu sonuç ortadadır. Muazzam Yunan kültürü yok olmuştur. Sümer kültürü de yok olmak üzereyken. Sanırım Amerika Birleşik Devletleri bilinçli olarak müdahale etmiştir. Bilinçli değilse takdiri ilahidir.
  11. Sümer ülkesinde kısa ve orta vadede yapay gıdalar yasaklanmalıdır. Gerekçe: her türlü gıda maddesi, bitki, meyve ve sebzelerin düzenli dildeki isimlerinin hatırlanması için bu bir gerekliliktir. Bu yolla tıbbi gelişmelerde mesafe kat edilir. Zamanla yapay gıdaları kendileri imal edip, isimlendirmelidirler.
  12. Sümerler her alanda laboratuarlarını kendi imkanlarıyla açmalıdır. Laboratuar ortamı için kısıtlı(az sayıda) en son sistem teknolojik ürünlerin girişine izin verilmeli ve bu malzemeler akademik seviyede kullanılmalıdır. Bu ürünlerin gündelik yaşama müdahale etmesine müsaade edilmemelidir(bilgisayar hariç) bilgisayar yeni oluşacak düzenli dille dizayn edilmelidir. Sümerler global İnternet ortamına kapatılmalıdır. Özel global bir İnternet yayını hazırlanıp yayınlanmalıdır.
  13. Her türlü bilimsel bulgu ve tespitin uygulaması eğitimde ve laboratuar düzeyinde olmalıdır. Ancak bilim akademilerinin gerekli gördükleri için küçük çapta imalata imkan tanınmalıdır.
  14. Felsefe ve sanat dalları alanlarını kendileri geliştirmelidir. Dünya çocuk ve edebiyat klasikleri ile Nobel Kurulunca takdir görmüş eserlerin girişine müsaade edilmelidir. Çağdaş dünya edebiyatı kontrollü ve az sayıda girmelidir.
  15. Bir tek harfin dahi yanlış telaffuz edilmesi veya yazılması Kurmancı ve Sümer kültüründe her alanda yanlışlar sistematiğinin doğmasına yeterlidir. Gerekçe: yanlış telaffuz veya yazılım önceki ve sonraki anlamı etkiler/bozar. Bu hatalar zincirleme olarak kelimeleri, tümceleri, deyimleri ve söylevleri bozar. “Her güzel şey ya da tehlikeli şey gibi” Düzenli dilde çok hassastır.
  16. İnsan dille akıl insanı olduğuna göre. Günümüzde ki “çıkmaz yoldan”da ancak dille çıkılır. Burada dikkat edilecek en önemli konu her halükarda dili doğruluk için kullanmaktır. EA nın halkı ve dili insanlığın sorunlarına çözüm üretecektir. Diğer çalışmalarda Kurmancı konuşan halkın neden başarısız göründüğünü açıklamaya çalışmıştım. Bir kez daha söylemek gerekliyse, Sümer halkının başarısızlığından asla söz edilemez. Sümer halkı sadece dünyayı/insanlığı dinledi, insanlığın yeni sesler yaratmasını bekledi. Bu oldu. Şimdi, artık Sümer halkının insanca yaşamasının sırası geldi. Yaşasın ki yaşatsın. Bundan geri dönüş olmamalıdır.
  17. Sümerler çağın gerektirdiği şekilde(modern demiyorum) bir yaşama kavuşmalı, israfı doğuracak büyümeye müsaade edilmemelidir.
  18. Sümer ülkesi yönetimi hiçbir şekilde dini manipüle etmemelidir(içeriden karıştırmamalı)dır. Mevcut din anlayışlarıyla halkın yaşamını sürdürmesine olanak sağlanmalıdır. Çıkarsamaya dayalı dini yapılanmalara yönetim müdahale etmelidir. Dini yapılanmaya halk kendi karar vermelidir. Sümerlerde Ramazanda davul çalınmasına son verilmelidir. Çünkü küçücük bedenler korku içinde uyanmaktadırlar. 0-6 yaş arası bilinç oluşma aşamasında küçük bedenleri harap etmek doğru değildir.
  19. Sümerlerde Fikir kulüpleri bazında alabildiğine özgür dini ve her türlü felsefi tartışma ortamı hazırlanmalıdır. Zerdüşt öğretisi felsefe yoluyla kademeli güncelleştirilmelidir. Sümer Aleviliği ve Azdan(yezidi) din anlayışını sürdüren halkın ibadet yerlerini açmalarına ve özgürce ibadetlerini yapabilecekleri için imkanlar sağlanmalıdır. Bütün alan çalışmaları akademik düzeyde araştırmalarla yapılıp, halk aydınlatılmalıdır. Bütün dini kitaplar kaliteli olanlardan oluşmalı ve sayıları en az seviyeye indirilmelidir.
  20. Dünyadaki bilimsel çalışmalar(laboratuar ve deney ortamı dahil) görsel olarak yayınlanmalıdır. Kısa vadede dünyadaki sanat olaylarının magazinsel bölümünün yayınına Sümerlerde müsaade edilmemelidir. Sadece önemli sanat gelişmeleri görüntüleriyle birlikte haber veya basın konusu edilmelidir.
  21. Her türlü spor faaliyetleri yapılmalıdır, ancak “kesinlikle” abartılmamalıdır. Bütün yerleşim birimlerinde kamunun yararlanacağı “mümkün olduğu kadar yeterli” basit spor alanları yapılmalıdır.
  22. Irak’taki çalışmalar ve Türkiye’deki içeriksiz ve esasen yozlaştırma amacıyla kurulan enstitülerin çalışmaları ile düzenli dilin realiteleri –asla- açığa çıkmaz. Çünkü Irak’taki Sümer halkı “öncesi olmakla birlikte” 1960 yılından bu yana yoğun olarak savaşıyor. Onların Kurmancı şivesi savaş kültürüne angaje olmuş durumdadır. Doğrusu bütün doğal-ilkel Kurmancı şivelerden etimoloji yoluyla “belki az ama doğru olan kelimeleri” akademi vasıtasıyla tespit edip kullanmaktır. Daha sonra Sümer toplumu gerekli olan doğru kelimeleri hatırlayıp, kullanır.
  23. Sümerlerdeki gelişmeler insanlıktan gizlenmemelidir.
  24. Keyfiyet ve gereğinin yapılması “insanlık adına” sorumluluk Birleşmiş Milletlere aittir. Çeşitli gerekçeler ileri süren ülkelerin argümanları/gerekçeleri –kesinlikle- dikkate alınmamalıdır. Bu savın gerçek gerekçesi çıkarsama kelimesinin gerçekçi anlamında sırlıdır. Bir cümleyle açıklamak gerekliyse: bir ülkenin ya da ülkelerin alt alta sıraladığı anlaşılır gerekçeleri, tüm insanlığın çıkarının üzerinde değildir. Zaman kaybetmek, felaketin sonuçlarını kabullenmek ya da Sümerlere musallat olanlara(Türkiye, Suriye, merkezi Irak yönetimleri) ve kadere boyun eğmek anlamına gelir.
  25. Bu çalışmalarda tespit edilen hususlar mümkün olan en kısa sürede uygulama alanı bulmalıdır. Çok zaman kaybedilmiştir. Kurmancı ve Sümer kültürü yok olmaktadır. Orta Doğudaki karmaşa ortamı, aynı zamanda asimile ve dejenerasyon için yoğun manipülasyona sebebiyet vermektedir.

BAZI TESPİT VE ÖNERİLER

    1. "bir kişiden, genele" insanlığı yanlış bilgilendirmek katliamdır. Gerekçe: Beyin genleri yanlış bilgilendirse vücut ölür(kalıcı/geçici depresyona uğrar). İnsanlığı ilgilendiren yerel veya global düzeyde bilgi gizleme gerekliliği koordinasyonlu global akademik kararla olmalıdır.
    2. Yalan bilgilendirme insanı zehirlemektir. Eğer yalan söylemeyi devlet denen sistemin hükmeden birimleri yapıyorsa, söz konusu birimler katliam yapıyor demektir.
    3. Bir olayda tek bir tarafın söylemi söz konusu ediliyorsa, orada adaletsizlik yapılıyor demektir.
    4. Kurnazlık -sadece- kendini aldatmaktır. Kişi, kişiler ya da toplumlar er veya geç kendini aldatmanın cezasını çeker. Kendisi çekmezse ondan doğacak nesiller çeker. Çünkü yaptığı kurnazlık genetik bir özellik olur ve gelecek nesillerine geçer. Dolaysıyla kurnazlık bireyce ya da bireylerce başka bireye veya bireylere, kendine ya da kendi toplumuna yansıtılan şeytanlıktır.
    5. Yanlış olanı dayatmakla geçici başarı elde edilir, sonucu hüsrandır. Çünkü her halükarda insanlık haklı olan tarafın yanındadır.
    6. hangi gerekçeyle olursa olsun bir insan ya da tüm insanlığı bilgiden yoksun bırakmak ya da yanlış bilgilendirmek katliamdır. İnsanlığı realist gelişmeden alıkoymaktır.
    7. Bir yerde kargaşa varsa orada yalan söyleniyor demektir. Çünkü "doğru söze" sağlıklı olan hiçbir insan itiraz etmez.
    8. Sesi, söylemi yalan için kullanmak şeytanlıktır.
    9. "Tek bir" söylemi dünya’ya hakim kıldırmaya çalışmak tanrıya, doğaya, dolaysıyla insanlığa yapılacak en büyük kötülüktür. Ve şeytanlıktır. Çünkü tanrı tek bir çeşit yaşamı isteseydi. Tek bir tür canlı yaratırdı. Tanrının yarattığı her şeye saygılı olmak gerekir.
    10. Bir toplumu bilgiden yoksun bırakarak esaret altında tutmanın, esaret altında tutmak için manipüle etmenin realist bir yönü yoktur. insanlığa faydalı bir yönü asla yoktur.
    11. Gerçekçi(realist) bilimsel tespitleri uygulamamakta direnmek, Kurnazlıktır. kurnazlığı insanlığa dayatmaktır.
    12. Egemenlik "beyin gibi" tüm üniteler eşit bilgilendirilerek sağlanmalıdır.
    13. Demokrasi çoğunluğun hükmetmesiyle değil, temsilde adalet ve eşit bilgilendirmeyle sağlanır.
    14. Dayatılan bilgi, bilgi değildir.
    15. Sahte bilgilendirmeyi, xain=kendi insanlığını bilmeyenler yapar.

Öneriler:a)             "insan da dahil" beşeri hayatın(yer kürenin) spesifik/otantik özelliği korunmalıdır.b)            Entagrasyon için farklı dünya toplumları doğal yollarla(kendiliğinden) birleşik hale gelecekse, çözüm zamana havale edilmelidir. Manipülasyonlu entagrasyon doğru değildir, sonu hüsrandır.c)             Sümerler önce dünya toplumları gibi bağımsızlığını kazanmalı, daha sonra gelişmelere göre durum tespiti yapılmalıdır. Şimdi yapılacak olan manipülasyonlu entegrasyon Kurmancıyı ve Sümer kültürünü ebediyen yok eder.d)            Sümerlerde toplumsallaşma Aşiret/kabile şeklinde oluyordu ”Sümerler kendi aralarında bölünerek(günümüzde devlet anlamına gelen) aşiretler/kabileler oluşturuyordu” Günümüzdeyse toplumsallaşma devlet şeklindedir. O halde, devlet ya da kabilenin/aşiretin abartılacak yönü yoktur. İnsanlığa zarar veren aşiretler/kabileler ya da devletler durdurulmalıdır. Ya değilse tüm dünyayı benleştirirler bencilleştirirler, insanlık birçok sapkın toplum elde eder. Gün gelir o sapkın toplum ya da toplumlar tüm insanlığın başına bela olur.e)             Egemenlik gereklidir. Ancak egemenliği yayılmacılıkta kullanmak aptallıktır; kendine ya da kendilerine güvensizliktir; kendini ya da kendilerinin insan olduğunu bilmemektir; Dünyada kaos yaratmaya çalışmaktır; dilleri ve kültürleri yok etmektir; dünyada monologun yaratılmasına sebebiyet vermektir. Bu nedenlerle egemenliği abartmak anlamlı değildir. Örneğin: egemenliğin abartılması doğru olsaydı: tarihte kayıtlı olan toplum liderleri: Marduk=çift başlı yılan, İşum=şeytan kişi veya İgigu=her tarafı pislik kişiler başarılı olurdu. Hal böyle ise, toplumları kendi haline bırakmak lazım, Şayet bir dilsel-kültürel toplum gelişecekse, doğal yollardan olmalıdır. İçerden karıştırmalı(manipülasyonlu) kültürel gelişme sağlamak cinayettir. Çünkü gelişme sağlayayım derken aklın alamayacağı kadar güzellik yok edilir. Geçmişte yapılan hataların en büyüğü ön Asya ve Orta doğuda yapılmıştır. Bu durum sonuçlardan anlaşılmaktadır. Avrupa’da da çok hatalar yapılmıştır. Ama bugün Avrupa’da spesifik kültür bozulmamıştır. O halde ön Asya ve Orta Doğuda yapılan hatalar Avrupa’daki hataları birçok kez katlar. Yapılan hatalar düzeltilmelidir.f)              Kurnazlar Amerika’dan bahsedeceklerdir. Amerika tanrının insana bahşettiği bir olgudur. Açıklaması: özel bir çalışmayı gerektirir. Konularla olan ilgisinden dolayı bu çalışmada ki her üç bölümde “kısaca da olsa” açıklanmıştır.g)             Türkiye’de yapılan tahribatlar ürkütücüdür. Bu tespite göre insan, doğa ve doğallık tahrip edilmektedir. AB sürecinde tahribatın katlanarak devam edileceği anlaşılmaktadır. Tahribatlara son verilmelidir. Askeri uçaklar sürekli yerleşim birimlerinin üzerinde uçuş yapıyor. Nedir bu korku, bu telaş? Yangından mal mı kaçırılmaya çalışıyor? Sümer halkı daha ne kadar bu duruma tahammül edecekler? h)             Dünya nüfusu yeterli seviyeye çekilmelidir, Çünkü tek bir insanın yaptığı doğal tahribat sayısı belirsiz canlının yaptığı tahribattan daha fazladır.i)               Dünyada insani bir türün(dil-kültürün) aşırı derecede çoğalması dünya için tehlikedir.j)              Sümerler her türlü manipülasyondan uzak olarak dil ve kültür çalışması yapmaya başlamalıdır. Özellikle de barışçıl yöntemlerle yapılacak asimilasyon ve tahribat, baskıcı yöntemlerden binlerce kez daha tehlikelidir. Çünkü gönüllü ikna olan insan ya da insanlar kısa sürede esimle edilir.k)            Dünyadaki bilinen en modern sistem de getirilse, getirilen sistem Kurmancıyı dolaysıyla Sümer kültürünü yok edecektir. Yıllardır Kurmancı ile uğraşıyorum. Köyüme gidiyorum. Bildiğim Sümer özellikleri orada kullanarak deney yapıyorum. Hiç eğitimi olmayan insanların bilgisi takdire şayandır. Örneğin:Yıllardır etimolojik olarak kelimeleri inceliyorum. Köyüme gittiğimde, bilinçli olarak üzerinde çalıştığım ve nadir kullanılan kelimeleri telaffuz ediyorum. Karşımdaki insan beni uyarıyor. Telaffuzumun doğru olmadığını söylüyor. Gidip inceliyorum. Gerçektende onun söylediği doğru. “Bu gerçekler dikkate alındığında” Avrupa'da veya Amerika'da yeni modern bir bilimsellikle teori üretilse de Sümerlerin gensel-etimon şifreleri çözülmez. Ama Sümer halkının doğal gelişmesiyle yürütülecek paralel çalışmalar batı akademi anlayışını misline katlayacaktır.AVRUPA BİRLİĞİ İLE TÜRKİYE ARASINDAKİ MÜZAKERE SÜRECİNDE SÜMER SORUNUTürkiye’nin Avrupa Birliğine katılımı için “müzakere sürecinde” Sümerlerin dil, kültür ve toplumsal egemenlik hakları ile ilgili olarak yapılan çalışmalarda “kapalı kapılar arkasında” konuşulan ve üzerinde anlaşma sağlanan mevzuatı bilmiyoruz, çünkü genel basın detaylı yazmıyor. Basına yansıyan kısmı ise içerikten yoksun. Veya anlaşmalar içeriksiz olduğundan basına yansımıyor. Eğer varılan anlaşmalarda Sümer toplumunun dil, kültür ve toplumsal egemenlik hakları tam olarak verilirse kalıcı barış sağlanır. Verilmezse Türkiye’de gelecekten umut beklemek anlamlı olmaz. Eğer komisyonların içinde müzakere sürecine katılan Sümer temsilciler varsa ve bu temsilciler Sümer toplumunun dil, kültür ve toplumsal egemenlik haklarının verilmediği bir anlaşmaya onay vermişlerse, onların görüşleri de geçerli değildir. Çünkü onlar Kurmancının düzenli bir dil olduğunu bilmiyorlar. Detaylarını bilmedikleri bir konuyu ise, müzakere etmelerine olanak yok. Ama bir konu gayet açıktır: Düzenli dil bu güne kadar Avrupa’nın ilgi alanı olmamıştır. Avrupa bilimler akademisinin de ilgi alanı olmamıştır. Dolaysıyla, Sümer toplumuna dil, kültür ve toplumsal egemenlik haklarının verilmesini içermeyen olası bir anlaşma ile Sümer kültürü ve Kurmancı açığa çıkarılamaz. Bu nedenle AB’liği “bütün çalışmalarımdaki” tüm hususları göz önüne alarak Türkiye ile müzakere yürütmek zorundadır. Ya değilse, yapılacak yanlışların doğuracağı olumsuz sonuçların “büyük bölümünün sorumluluğu”  AB’nin olacaktır. Gelecekte ise AB’liği insanlığa hesap veremez konuma düşer. Bu uyarıyı “müzakere çerçeve belgesi” görüşmelerine başlamadan önce yapmıştım.TÜRKİYE’DE HUKUK VE YASATürkmenistan’dan daha iyi bir yaşam koşulları için gelen bir gurup insan “Sümerlerin topraklarını da kapsayan” bir bölgede milliyetçi gerekçelerle örgütler ve ordu kurup, devlet oluşturuyorlar. Bu örgütlenmeler düzenli olarak, kademeli bir şekilde çeşitli yol ve yöntemlerle Sümerleri yok ediyorlar, yok edemediklerini de esaret altında tutuyorlar. Bu hal tarzı, anlayış ve yaptırımlar tüm dürüst insani değerleri yok sayan ve adaletle bağdaşmayan bir durumdur. Türkiye’nin her türlü devlet örgütlenmesi bir kısım halka aittir. Sümer toplumu ise, örgütlü halkın yok etme, asimilasyon ve esaretine mahkûm edilmiştir. Bu durumda Türkiye’de çıkarılan genelgeler, talimatlar, bildiriler, yasalar ve yasa üreten kurumlar Sümerleri yok sayan bir konumdadır. Türkiye meşruiyetini Lozan barış anlaşmasına dayandırıyor, pekiyi Lozan Barış anlaşmasını imzalayan ülkeler, Türkiye’nin Sümer toplumunun dilini yasaklayıp, sürgit hakaret, saldırı, katliam, musallat ve taciz etmesini kabul ettiler mi? Etmedilerse, Türkiye Sümer toplumunun haklarını vermeyerek, dahası “bilim yirminci yüzyılda insanlık tarafından yaygın kullanılmaya başladı”  Türkiye yirminci yüzyılda ve yirmi birinci yüzyılın başlangıcındaki beş yılda Sümer toplumunun dilini “gelişme çağında” yasaklayıp, yüzlerce yıl gerilemesine sebebiyet vererek Lozan barış anlaşmasını geçersiz kılmıştır. Türkiye Sümer halkına farklı yaptırımlar uygulayarak, devletin genelini toplum olmaktan çıkarıp, topluluk yapmıştır. İletişim, enformasyon ve görsel teknolojik bilgi çağında topluluk şeklinde yönetilmek ise akla gelebilecek her türlü kötülüğü barındırır. Türkiye bu sistemden asla taviz vermeden, “hak talep edilme aşamasına geldiğinde de, sistemin yeni versiyonlarını devreye koymaktadır. Türkiye’de insanlar, “devletin hoşuna gitmeyen bir söz söylediğinde” hemen Anayasa ve yasalara bakılıyor. “Kontrolsüz yazı yazılmış” deniliyor. Gerçekleri yazmak, kontrolsüz asimilasyon planları yapıp, uygulamaktan kötümüdür? Savunmasız bir toplumun üzerine Askeri uçaklarla rutin(artık düşünülmeksizin) alçak uçuş yapmak hakarettir. Pekiyi Sümer halkına yapılan hakaret ve kötülükler için hangi yasa ve anayasaya bakılacak? Türkiye çıkar amaçlı Anayasa ve yasalar yapmıştır. Bu Anayasa ve yasaların içinde Sümer toplumunun hakları yoktur. Böyle devam ettiği sürece de Türkiye Sümer halkına karşı sürgit hakaret, saldırı, musallat ve taciz konumunda olacaktır. Sümer halkı ise meşru müdafaa konumunda olacaktır. Türkiye Avrupa anayasalarını “örnek Anayasa” diye Sümer halkına dayatamaz. Avrupa’da tamamen kendine özgü dili, kültürü ve on milyonlarca insanı olup da esaret altında yaşayan,  sürgit hakarete, saldırıya, tacize ve musallata maruz kalmış; dört bin yerleşim birimi boşaltılmış; 1968 yılından bu yana(otuz yedi yılda) düzenli olarak, milyonu geçen insanı katledilmiş(fiili saldırılarla katledilen otuz beş bin fikir üreten genç dinamik insanın haricinde, göçe zorlanarak, açlığa, susuzluğa, sıcağa, soğuğa, sokakta yaşayıp, bakımsızlığa terk edilen, işkenceyle sakat bırakılarak ölüme terk edilen, sokak ortasında yargısız infaz edilen insanlar da katliam hesabına tabi tutulmuştur bir toplum yok. Bu gün sadece İstanbul ve Diyarbakır’da kırk bin Sümer çocuk sokaklarda yaşıyor (kaynak: basın) Bu çocuklar “doğası elinden alınarak” katliama terk edilmiş Sümerlerdir. Yapılan bu kötülükler insanın insana yaptığı hakarettir. Kaldı ki Türkiye Avrupa’ya: “Türkiye şartlarına uygun olan yasaları yaparım.”diyor. Şart ise Sümer halkının yok sayılmasıdır. Bunun açıklaması da: “Sümer toplumuna karşı esaret ve hakaret yasaları yaparım” anlamına gelir.“İnsanlar eleştiri yaptı için” söyledikleri incelenip, “Türkiye’ye hakaret edilmiş” diyerek yargılanıyorlar. Pekiyi kendisi sürgit hakaret konumunda olan Türkiye’nin yaptığı hakaretler ne olacak? Hakaret edilen toplumun haklarını kim savunacak? Avrupa İnsan Haklar Mahkemesine(egemenlik hakları dâhil)her türlü hakkı için müracaat etme imkânına sahip olamayan on milyonlarca insanın hakları ne olacak?  Gerçekleri söyleyen Sümer insanların söyledikleri görsel ve yazılı basında yer almıyor, çünkü her türlü basın ve yayın Türkiye’nin kontrolü altında. Fakat aynı kaynaklardan “Sümer insanların görüşlerine atıfta bulunarak ya da açıkça telaffuz edilerek” Sümerlere her türlü hakaret yapılıyor, küfür ediliyor. Türkiye’yi eleştirdi diye ölmüş atalarına küfür ediliyor.DEVLETE HAKARETTürkiye’de devlet örgütlenmesi hakaret konumunda kaldığı sürece her türlü eleştiriye de maruz kalacaktır. Bu da, “insanın insan olmaktan çıkmaması için” temel insan hakkıdır. Eğer Türkiye, insanlar Türkiye’yi eleştirdiği için “hakaret etti diye” özgürlüğünü kısıtlarsa(hapse atarsa), yasalarla değil, kaba gücüne dayanarak yapıyor demektir. Türkiye Sümerlerin dilini, kültürünü ve mitolojisini yok sayarak, Sümer halkına karşı sürekli hakaret konumundadır. Hakaret konumunda kaldığı sürece de Türkiye’nin yasaları tartışılır olacaktır. Bu nedenlerle Türkiye her türlü eleştiriye muhatap olacaktır. On milyonlarca insanı olan, temel bir dil ve kültür toplumunu kendi toprakları üzerinde yok saymak, o toplumun her bir insanına, dolaysıyla o topluma yapılan bir hakarettir. Türkiye şimdi de diline yerel dil(lokal şive: ölü dil) muamelesi yaparak, Sümer halkına hakaret etmektedir. Türkiye’de konuşulan Dımıli, Zeriki, Sinemili, Zazaki, Alxasi ve daha adını saymadığım birçok şive sadece telaffuz farklığı ile Kurmancı’dır. Bu şiveler için yerel(lokal şive)tanımı doğrudur. Ama Kurmancı tüm bu ve diğer şiveleri içinde barındıran ve Türkiye’de yaşayan nüfusun yarısına yakınının konuştuğu ve geneli kapsayan, temel yerleşik-yerel bir dildir. “yok sayma” Sümer halkına yapılan hakarettir. Hakaretlerin de Kurmancıda ‘bilimsel içeriği ispat edilerek kelimeleşmiş’ anlamlı karşılıkları var. Sümer halkı yeri geldiğinde bu kelimeleri kullanacaktır.(bk. Kurmancı gramer.3.böl.). bunlar hakaret değil, eleştiridir. Örneğin: Sümer halkı Türkiye için: “E bâ listık=kötü oyun oynayanlar” diyorsa, bu bir hakaret değil, eleştiri amaçlı bir tespittir.Altı yıllık İkinci Dünya savaşı süresince Naziler Yahudileri katlederken, “başta sayısı belirsiz Alman halkı olmak üzere” insanlık Alman Nazi’lerini eleştiriyordu. Eğer Almanya Türkiye gibi sürgit bu uygulamalarını devam ettirseydi, tüm insanlık Almanya’yı bu günde eleştiriyor konumunda olurdu. Ama Almanya Nazi’lerin yaptığı bu insanlık suçunu kendileri lanetledi. Yahudilerden özür diledi. Bu gün insanlık Almanya’yı eleştirmiyor. Eğer temel bir kültür toplumu kendi toprakları üzerinde dilini, kültürünü, mitolojisini ve dinini yaşayıp, yaşatamıyorsa ve bu özelliklerine uygun yüksek eğitimlerini yapamıyorsa, dahası, esaret altında yaşatmak için o toplumun kafasına ordunun silahları dayalıysa, o zaman söz konusu topluma insanın aklına gelebilecek en büyük hakaret yapılıyor demektir. Türkiye’de bunların hepsi yapılıyor. Bunlar için çözüm üretilse, Türkiye’nin Sümerlere yaptığı içerden karıştırma, bölme, terör yaratma, sürgün etme oyunları ile katletme, işkence yapma, insan yakma ve suçsuz yere hapiste çürütme hakaretleri de son bulacaktır.  Türkiye Sümerlere anayasalı ve yasalı hakaret ediyor. Önce işkence ediyor, katlediyor, yakıyor, asimile ediyor, sürgün ediyor, sonra da “bunun için anayasa ve yasalarımız var, gereği düşünüldü” diyor. Bir yerde anlaşmazlık varsa, orada taraflardan biri haksızlık yapıyor demektir. Sümer toplumu Türkiye’nin hakaretine, haksızlığına muhataptır. Haksız değildir. Haklıdır.Türkiye’de “Sümer halkının içinde ırkçılık yapanlar var” deniyor. Bu eleştiriyi yapanlar bulanık suda balık avlamaya çalışıyorlar. Kendine özgü tarihi, coğrafyası, dili, kültürü ve dini ile kendi toprakları üzerinde dilini, kültürünü ve dinini “çağın gerektirdiği imkânlarla” yaşayıp, yaşatamayan, “ekonomik ve sosyal olarak” gelmiş, geçmiş bütün zamanların en kötü şartlarını yaşayan, yaşanmış bütün insanlık tarihinde görülmemiş şekilde silahların gölgesinde esaret altında bulunan bir toplumun hiçbir ferdi ırkçılık yapma konumunda değildir. Şu an istisnasız tüm Sümer halkı meşru müdafaa konumundadır. Günümüzde Sümer halkı Orta Doğuda gelinen aşama için, “Türkiye’deki Sümer toplumu egemenlik haklarını ortak kullanmalıdır diyor.” Bağımsızlık haklarından da bahsediyorlar, ama o bir süreç meselesi, önce “ortak egemenlik dahil” haklarını alsınlar, eğer Sümer halkı Türkiye’de egemenlik haklarını ortak kullandıktan sonra ayrılmayı istemezse o da Sümer halkıyla Türkiye’nin başarısı olur. Ama Türkiye olmayan gerekçeleri yaratıyor. “Lozan da azınlık kabul edilenler haricinde Türkiye’de Türk’ten başka bir toplum yok” deyip, Türkiye’yi ve bölgeyi kaosa sürüklüyor. Türkiye Lozan’da sözlü olarak “Türkiye’de Sümer(Kürd) toplumu var ve haklarını vereceğiz” dedi. O halde, var olan bir toplumun hakları neden verilmiyor? Bu durumda, ya Türkiye Sümerlerin toplumsal hakkını verecek ya da Sümerler haklarını alacak. Versiyonlu esaret altında tutma taktikleri artık işe yaramaz.DEVAM EDECEK.......

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.