Siyaset

Sümer Dili, üçüncü Bölüm

Yusuf Bülbül · 25.05.2006 · 1 görüntülenme

     Dil bilimciler Aristoteles’ten bu yana farklı sonuçlara götüren fikirler geliştirmişlerdir. Bu farklı değerlendirmeler her seferinde dilin doğuş şeklini gözden kaçırmalarına sebep olmuştur. Sözgelimi Aristoteles ilk kez dil bilimini genel felsefeden ayırarak bağımsız bir dil bilgisi kuramına yöneldi, ancak Aristoteles’in sözcükleri yapılarına göre sınıflandırıp çözüm araması, ÊA nın dilini çözmeye yetmedi.   Dil bilimcilerin gerçeğe en yakın fikirlerini Stoa cı dil bilginlerinin ürettiği görülmektedir. Stoa cılar etimon adını verdikleri köklerden hareketle geçmişte düzenli bir dilin konuşulmuş olabileceğini varsaymışlar ve bu yönteme dayalı olan etimoloji bilim dalını kurmuşlardır. Kurmancı’da her harfin bir sözcük olup, sözcüklerde ki sesler ile bunların gösterdiği nesneler ve kavram arasında doğrudan bir ilişki vardır. Bu özellikler gereğince Stoa cı dilbilimcilerin söz konusu ettiği dil Kurmancı’dır. Kurmancı haricinde, dilin zorunlu değişim gerektiren değişken özelliği farklı yorumların yapılmasına olanak sağlamıştır. 13. Yüzyılda Avrupa’da Modistae adı verilen dil bilginleri “dili gerçekliğin yansıması olarak görmüşler” ve “varlığın doğasının anlaşılmasını sağlayacak tek ve evrensel bir dilbilgisi arayışına girmişlerdir” ancak Kurmancı’nın varlığından haberdar olmadıkları için felsefeden yararlanarak bu görüşlerini kabul ettirebileceklerini varsaymışlardır. Bu tür bir dil olmadığına göre bunu başaramadıkları anlaşılmaktadır. Eski Yunanistan’dan bu yana dilbilimcilerin farklı görüşleri “doğa–uzlaşma“ tartışmasını doğurmuştur. Kurmancı’nın düzenli bir dil olduğunun anlaşılması nedeniyele, muhtemelen bu tartışmanın güncelleştirilmesini de sağlayacaktır. MÖ. 200 yıllarında İskenderiye de kurulan ve dünyadaki ilk yüksek okul kabul edilen “İskenderiye okulu”* ekolü düzenli bir dilin konuşulmasının insanlığın gelişmesine yapacağı katkının öneminden bahsederdi. Buna karşı Bergama okulu* ekolü ayrı dillerin konuşulmasının insanlığın gelişmesine yapacağı katkının öneminden bahsederdi. Esasen bu çalışma bu tartışmaya açıklık getirme özelliğine de sahiptir. Çalışmanın bir çok bölümünde Kurmancı’nın öneminden bahsettim. Bu tavrım doğa uzlaşma tartışmasında İskenderiye okulunun savunduğu düzenlilik taraftarı olduğum sonucunu çıkartabilir. Fakat ben aynı zamanda dilin önce düzenli/Kurmancı bir şekilde doğduğunu sonra da sıradanlıkla/saymaca olarak geliştiğini ve bunun da günümüzde ki dil zenginliğini doğurduğunu, bu nedenle Kurmancı’nın saymaca dillere dönüşmesi insanlığın gelişmesinin kaçınılmaz nedeni olduğunu da söylüyorum. Dahası düzenli dilin hakimiyetinin “anlaşılır monologu“* doğuracağı tehlikesine dikkat edilmesi gerektiğini de söylüyorum. Bu tavrımla da Bergama okulunun  “aykırılıklar, düzensizlikler“ görüşünün önemine de dikkat çekiyorum. Başka bir söylemle bana göre dünyadaki saymaca diller mutlaka muhafaza edilmelidir. Buna karşı zaten var olan(bu çalışmada da genel yapısını açıkladığım) Kurmancı konuşulduğu toplum tarafından başlangıçta olduğu gibi kullanılmalıdır. Bu hal tarzının tanımı ise “karşıtların birliği“ olarak adlandırılabilir. ·        İki türlü monologdan söz edilebilir.1.      Anlaşılır monolog: Seni anlıyorum ama senin doğrun sana benim doğrum bana. 2.      Anlaşılmaz monolog: Bir birlerinin dilini kavrayamayan tarafların arasında doğacak olan monologdur. Dille ilgili olsun veya olmasın metodun anlamını bilen insan bu çalışmanın “Sümer alfabesi“ bölümünün ilk sayfasını okuduğun da Kurmancı’nın metodolojik düzenlenmiş bir bilim dili olduğunu anlayacaktır. Bir anlatımla Kurmancı ile saymaca dil arasında ki farkı gözlemlediğimizde konu anlaşılır olacaktır. Aşağıda ki deyimi açıklamak için karşısındaki tercümenin yazılması zorunludur, ya değilse deyimin anlamı açıklanmış olmaz. Âw idur = uzak olan şu kişi, nesne, şey(eril) Ayrıca her Kurmancı sözcüğündeki her harfin neden o bölümde yer aldığının açıklanır gerekçesi vardır. Örneğin:  Âw idur = â = kişi, nesne, şey, w = beden belirleyici kişilik sesi, i = eril, tekil kişilik sesi, d = el, u = ulaşılamaz çokluk sesi, r = beden sesi. O halde, “Âw idur“ deyimini saymaca dille tam anlamıyla açıklamak için şu cümle kurulmalıdır: Âw idur = el bedeni uzanmaz uzaklıkta olan şu nesne, şey, kişi(eril, tekil bedenli) Başka bir söylemle ‘iki harfli kelimeler de dahil’ bütün Kurmancı kelimeler  dünyanın bütün dillerinin herhangi birisine göre bir deyimdir. Örneğin: AX=toprak okunur ama köken anlamı: A=söz konusu nesne, X=kendimin(kendisi)  anlamını içeren beden sesi harfidir. AX=kendisine(kendime) ait söz konusu nesnedir. Kurmancı’nın saymaca dillerden farklı bir özelliği budur. Bu örnek insanlığın neden bu dile sahip çıkması gerektiği sorusuna verilecek yanıtlardan sadece bir tanesidir. Dünyadaki herhangi işlevsiz bir dilin örneğin: Kurmancı bir şivenin ölü dil haline gelmesi insanlığa bir şey kaybettirmeyebilir, ama Kurmancı gibi bir dilin ölü dil haline gelmesi telafisi olmayan bir kayıp olur. Kurmancı anne sütüne benzer. Nasıl ki anne sütüne bir şey karıştırılmadan bebeğe verilmesi gerekiyorsa, Kurmancı’da çocuklara öyle öğretilmelidir. Çocukluğumuzda bir arkadaşımız Kurmancı bir kelimenin tek bir harfini dahi yanlış telaffuz etse kahkahadan yere yıkılırdık. Çocukların önemini idrak ettiği bir dilin bilinmemesi acı bir gerçektir. Bu ve daha bir çok özellikten dolayı binlerce yıl geçmesine rağmen Kurmancı ilk konuşulduğu günkü gibi bu gün de konuşulmaktadır. Kurmancı binlerce dile bölündüğü halde insanlığın dil sorunu çözülmemiştir. Bunun bir nedeni de düzenli dilin(Kurmancı’nın) varlığından haberdar olmamaktır.  İnsanlığın yer yüzünde ki varlığı kabul edilen bir milyon yıl ile medeniyetin doğuşu olarak kabul edilen 12-7 bin yıllık sürenin mukayese edilmesi, insanlığa sorumluluklar yüklemektedir. Medeniyetin doğuşuna tekabül eden takribi 12-7 bin yıl, insanlığın dünyadaki bir milyon yıllık vahşi yaşamın yanında an görünümündedir. bir milyon yılda ki hiçbir insan halinin insanlığı akıl varlığı yapmadığı göz önüne alındığında, konuşma dili ile akıl insanının doğması ve o dilin de Kurmancı olması tüm insanlığı Kurmancı’ya karşı sorumlu kılmaktadır. Sorumluluğun başka bir gerekçesi de mantığın gereğidir. Tüm diller Kurmancıdan türediğine göre ve türeyen diller birbirlerine benzemesine(tüm dillerin saymaca olması) rağmen, hiç birinin aslı gibi olmaması ve de Kurmancı’nın metodolojik düzenlenmiş bir dil olması, bu dilin insanlık için özel önemini arz etmektedir. Kurmancı binlerce dile dönüşmüş olsa da insanlığa yapacağı katkı esasen bundan sonra başlamaktadır. Gerekçesi de metodolojik bir dil olması nedeniyle, her türlü bilim de bireyin gelişmesine yapacağı katkının önemidir.  SAMUEL NOAH KRAMER’İN SÜMERLER HAKKINDAKİ BİR GÖRÜŞÜ VE SÜMERLERİ TARİHİ AÇIDAN DEĞERLENDİRME Antropologlar insanoğlunun bir milyon yıldan bu yana dünya üzerinde yaşadığını varsaymaktadırlar. Diğer tarafta arkeoloji ve etimoloji bilimine göre ise, insanoğlu 12-7 bin yıl önce uygarlaşmaya başladı. Bir tarafta milyon yıl, diğer tarafta yedi bin yıl. Yedi bin yıl değil ama bir milyon karanlık yıl ürkütücüdür.     Pekiyi insanoğlu uygarlaşmaya nasıl başladı? Bu konuda bilim adamları kesin bir şey söylemiyor. Söylenen, uygarlığın Sümerler döneminde yazının icadı ile başlamasıdır. Elbette bu süreç yazı ile sınırlı değildir. Arkeolojik çalışmalarda elde edilen verilerden, Sümerlerin gündelik yaşamlarında kullandıkları aletler, üretim araçları, el yapımı eşyalar, sanat eserleri, yazılı tabletler ve çeşitli heykellerin yapımı ile takvim, şiir, edebiyat, matematikte dört işlem ve daha bir çok icattır. Buraya kadar yazdıklarım az veya çok herkes tarafından bilinen hususların bir kez daha hatırlanmasıdır. Benim yapacağım ise uygarlığın başlangıcının neden ve nasıl sorularının cevaplarını da içinde barındıran konuşma dilidir. Sümerolog SAMUEL  NOAH KRAMER  “Sümerler” adlı kitabının önsöz bölümünde bu konuda  şöyle diyor “kaynakların parçalı, anlaşılmaz ve bazen de pek güvenilmez nitelikte oluşu nedeniyle, bu bölümde dile getirilen görüşlerin çoğu tahmin ve çıkarsamaya dayanmaktadır; bunların yalnızca bir bölümü doğru olabilir ya da tümü yanlış çıkabilir.” KRAMER’in söz konusu görüşleri açıklayacağım konuları tanımlamaya uygun sözlerdir. Bu görüşlerle ilgili olarak şunu söylemeliyim ki, çivi yazısı ile yazılmış olan Sümer tabletlerinin okunması için “kaynakların parçalı olması” Kurmancı’yı bilen bir insan için önemli değildir. Değişime uğramamış ve şu anda konuşulmakta olan Kurmancı ile tabletler okunabilir ve açıklanabilir. Kramer haklıydı, şöyle ki,  1.      “Sümerlerin devamı olan homojen bir halk yoktur” söylemi doğru değildir. Sümerlerin devamı bir halk vardır ve o halk hala Sümerce(kurmancı) konuşmaktadır.  2.      Fenike alfabesi Kurmancı ile düzenlenmiş çivi yazısının gelişmiş halidir. 3.      Latin dilleri değişme uğramış Kurmancı’dır. 4.      Antik Yunanca birebir Kurmancı’dır.  5.      Irak ve Güney doğu Anadolu da konuşulan ağızlar(şiveler) Kurmancı’nın henüz tam değişime uğramamış çeşitleridir. Kurmancı’nın anlamsızlaştırılmasına sebebiyet veren bu değişik şiveleri “saymaca kalıcı birer dile çevirmek” artık insanlığa bir şey kazandırmayacağı inancındayım. Doğallığa terk edilmesi doğrudur. Çünkü tamamen özel birer dil olmuş Farsça, Yunanca, Latin dilleri, Semitik diller ve diğerleri insanlığın gelişmesi için gerekli işlevleri yapmaktadırlar. 6.      Mezopotamya’nın geçmişten beri var olduğuna inanılan çekiciliğinin gerekçesi. 7.      Bu tespitler Sümerlerle ilgili yapılan bilimsel çalışmalarla çelişki içinde değildir. Farklılık, bilimsel çalışma sonuçlarının Sümer dili ile Kurmancı’nın aynı anlama geldiğinin bilinip bilinmemesi meselesidir. 8.      Irakta, Doğu ve Güney Doğu Anadolu’nun bir bölümünde konuşulan Kurmancı ağzı,  saymaca dile dönüşmektedir. Dönüşmemesi için önlem alınmalıdır Tüm bu ve yanıt bulmamış daha birçok sorunun cevabı ile Kurmancı’nın önemli sorunlarınıda burada açıklamaya çalışacağım.Devam Edecek...

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.