Siyaset

Sümer dili, Kültürü, Alfabesi,Mitolojisi ve Türkiye`de Sümer Sorunu

Yusuf Bülbül · 05.05.2006 · 1 görüntülenme

 Ana fikirler:  1.              Bütün diller Kurmancıdan türemiştir. Kurmancının bir metodu var, bu nedenle dünyadaki tek düzenli dildir. Kurmancı haricindeki tüm dünya dilleri saymacadır.2.              Kurmancıyı ortaya çıkaran EA’dır. EA bir dil metodu ile Kurmancıyı ortaya çıkarıp, halkı ile paylaşmıştır. Sümer halkı da EA’ya tanrıçalık payesi vermiştir. EA’nın yarattığı dil günümüze kadar bozulmadan ulaşmıştır.3.              Sümer halkı sanıldığı gibi yok olmamıştır. Bu günde yaşıyorlar. Sümerler Kürtlerdir. Kürt adlandırması diğer toplumların Sümerlere taktığı bir addır. Tarihi süreçte Akad, Babil, Asur, Fenikeliler, Salçukan, Eyyubiler ve Pendırcian ismini almışlardır. Bin beş yüzlü yıllarından sonra da beylikler şeklinde varlıklarını sürdürmüşlerdir.  “Kürtçe ya da Kurdi” diye bir dil yoktur. Sümer dilinin orijinal adı Kurmancıdır. Acil önlem alınmazsa, Irak’daki gelişmelerden dolayı Kurmancının bozulması kaçınılmazdır.Sümer kültürü ve Kurmancının genel sorunları ile Türkiye’deki Sümerlerin sorunlarını da burada açıklamaya çalışacağım. Değerlendirmeler yaparken, konuyla ilgili olan tarihsel ve güncel: siyasal, kültürel ve toplumsal gelişmelerin gerekçelerini de değerlendirmeye tabi tutacağım. Sümerler için dört temel zorluktan söz edilebilir, birincisi: Sümer kültürü, dili, tarihi, mitolojisi, Sümer Aleviliği ve Âzdan(yezidi) din anlayışlarının açığa çıkarılması, ikincisi: sorunlarının tespit edilmesi, Üçüncüsü: açığa çıkarılan doğru tespitlerin uygulanması ve sorunların giderilmesi, Dördüncüsü ise: Sümerlerin dil, kültür, mitoloji, coğrafya ve tarihe dayalı olan toplumsal egemenlik haklarını almaları konusudur.Başlangıçta amacım tamamen Kurmancı ile ilgili çalışmalar yapmaktı, çalışmalarım devam ederken, sorunların dil çalışmasından daha zor olduğu anlaşıldı. Sorunların Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki “katılım için çerçeve belgesi”nin müzakere edilmesi sürecine yetişmesi ve tarafların Sümer toplumunun dil, kültür ve egemenlik haklarını dikkate alarak müzakereye başlamaları gerekirdi. Müzakere çerçeve belgesinin hazırlanmasına bir ay kala “kısıtlı süreli” ilk iki bölümden oluşan çalışmaları da yapıp, “dil çalışması ile birlikte” taraflara iletilmek üzere basın yayın kuruluşlarına, dünya akademilerine ve ilgili kamuoyuna ilettim. Fakat gelinen aşamada Türkiye’nin seksen yıllık Sümer politikalarından vazgeçmeyeceği anlaşılmıştır. Bu da diyalogu istememektir, monologdur. AB ise Türkiye’nin gerekçelerine temelden muhalif olmayan, uygulamada ise seksen yıllık dönemden daha da kötü ve -adeta- Sümer toplumunu bir dil ve kültür işkencesine koyacak olan belirsiz bir sürecin yaşanmasına razı olmuş görünmektedir. Bu durumda Türkiye’nin devlet yapılanmasına bakmak gerekir. Türkiye halkın bir kısmını devlet vasıtasıyla örgütleyip, örgütsüz olan Sümer toplumunun üzerinde bir baskı kurma, yok etme ve asimilasyon aracı olarak kullanan bir sistem yaratmıştır. Devlet örgütünün içinde yer alan ve toplumsal özelliklerinden arındırılmış bir kısım Sümer insan da baskı ve asimilasyonun gerekçesi olarak kullanıyor. O halde Sümerlerin tarihi, sosyal, siyasal, toplumsal, dil, kültür ve coğrafi konumu ile Türkiye’nin seksen beş yıllık devlet deneyiminin fiili Sümer politikasına açıklık getirilmesi gerekir ki, doğru çözüm bulunabilsin. Bu nedenle dil çalışması ile birlikte, daha önce parçalı olarak yaptığım çalışmaları da gözden geçirip, “sorunları da içeren” birçok ilave yaparak, ilk iki kısımla birlikte üç bölümden oluşan bu çalışmayı yaptım.Sümerlerin sorunları ile dil, kültür, tarih ve mitolojilerinin tespit edilmesi, bazen kısmen doğru, bazen de mantık ve bilimden uzak olarak bugüne kadar yazıldı/söylendi. Bundan sonra da yazılıp, söylenecek, fakat asıl olan doğru tespitlerin icra edilmesidir. Ya değilse “yazılıp söylenenler” gün gelir unutulur, yok edilir. 1990 yılına gelindiğinde Sümerler dört tarafı çevrilip, yok edilme süreci tamamlanmak üzereyken, aynı yıllarda Amerika Birleşik Devletleri bu süreci tersine çevirdi ve Birleşmiş Milletler ile birlikte Sümerlere bir yaşam hakkı alanı açtı. 2003 yılında ise Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere öncülüğünde, dünya devletleri Sümerler sorununu “bir daha düşmemek üzere” dünyanın gündemine taşımıştır. Bundan sonra herkes üzerine düşen görevi yaparsa, Sümerlerde “tüm dünya toplumları gibi” egemenlik haklarını alır, bölge ve dünya barışa ve huzura kavuşur. Bu nedenle, yapabildiğim kadarıyla çalışmalarımı yapıp, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliğine ileterek bu sürece katkı sağlamaya çalışıyorum.BİRİNCİ BÖLÜMNEDEN SÜMERLER VE KURMANCIİki dil biliyorum, biri ilkel olarak konuşulan anadilim Kurmancıdır. Altı yaşıma kadar tamamen, diğer zamanlarda “köyüme işlerim ve ziyaret için gidiş gelişlerle birlikte” toplam on yıla yakın bir süreyle Kurmancı konuştum. Diğeri on yıl eğitim gördüğüm ve kırk yıl sürekli konuştuğum Türkçedir. Okul yılları da dahil yaşamımda, yazılı ve görsel yayınlarda, birçok Farsça, Arapça, Eski Yunanca, Yeni Yunanca, İngilizce ve diğer Latin dillerin bir çok kelimesinin anlamını bildiğimi fark ettim. Yalnız bu anlamlandırmaları Türkçe değil de Kurmancı olarak yapabiliyordum. 2002 yılında Latin alfabesini Kurmancı olarak yorumlamaya çalıştım. Yorumladığım her harfin Kurmancı bir konu, nesne, şey ifade eden kelime karşılığı vardı. Bu kez Latin alfabesini araştırdım. Latin alfabesinin Fenike alfabesinden türediği anlaşılıyordu. Fenike alfabesini incelediğimde bu alfabenin de Kurmancı olduğu anlaşıldı. Latin halkı Fenike alfabesini konuştukları gibi yorumlamışlardı. O halde temel bilgilere ulaşabilmek için araştırılması gereken Fenike alfabesiydi. Fenike alfabesi ile ilgili araştırmalar yaparken orijinal Sümer kelimelerini inceledim. Bunlarında Kurmancı olduğunu anlaşıldı. Bu kez Asur, Babil, Akad ve Eski Yunanca sözcükleri inceledim bunlarında Kurmancı olduğu anlaşıldı. Konu Latin alfabesinin Kurmancı yorumlanmasının dışına çıkmıştı. Bir gerçek vardı, o da, genel anlamda dil, özel de ise Kurmancı ile ilgili bilinmeyen ve tarifi mümkün olmayan sayısı belirsiz konu vardı. Arapça Farsça kelimeleri incelediğimde, bunlarında Kurmancı olduğu anlaşılıyordu, Oysa söz konusu dillerin gelişkin olduğu söyleniyordu, ama hiçbir dille Latin, Fenike ve Sümer metinlerindeki sözcükleri yorumlama olanağı yoktu, oysa orijinal çivi yazılı Sümer metinlerindeki kelimeler birebir(filolojik anlamda) gündelik Kurmancıda kullanılıyordu. Dahası Arapça, Yunanca gibi dilleri konuşan halkın konuştukları dili yapabildikleri kadarıyla yorumladıkları ama eksik yorumladıkları anlaşılıyordu.Kurmancıya “Kürtçe” deniliyordu. Oysa Kürtçe diye bir dil yoktu, sadece Türkçe olarak “Kürtçe” deniliyordu veya diğer halklar “Kurdi” gibi söylemlerde bulunuyorlardı. Bilinen adlarıyla(Kürtlerle) Sümerlerle Konuştuğunuz zaman hiçbir Sümerli Kurmancı olarak Kurdca ya da “Kurdi” gibi benzer bir söylemde bulunmaz. Bunun yerine Kurmancı, Sorani, dimili, Sinemili, Alxasi, Zeriki, Zazaki....v.s. der. Sorani ve Zazaki ile Latin, Fenike ve Sümerce sözcükleri yorumlama imkânı yoktu, Dımıli ve diğerleri ise tamamen Kurmancı’ydı. O halde Sümer diline Kürtçe denilemezdi. Tüm çalışmalarımı Kurmancı ile yapabiliyordum. Bu durumda, tüm şive ve diller Kurmancı ile yorumlanabiliyorsa medeniyetin yaratıcısı olan orijinal Sümer dili Kurmancıydı. Bu kez Kurmancıyı inceledim. Yazılı basın ve bilgisayar ortamındaki Kurmancı ile benim bildiğim Kurmancı arasında birçok farklılıklar vardı. O halde Kurmancıyı doğru yorumlamak gerekiyordu, çünkü Kurmancı da kendi arasında bölünmeye başlamıştı, Doğru bir tane olabilirdi ve doğru olan o dille Sümer metinlerini deşifre etmiştim. Böylelikle esasen Kurmancıya sorun yaratanın Kurmancı olduğu anlaşılıyordu. Başka bir söylemle Sümer diline sorun yaratan, yine Sümer diliydi. Bu durumda sorunlarıyla birlikte adı da doğru konulmalı ki doğru çözüm bulunulabilsin. Orta yerde bir mükemmellik vardı, o mükemmelliği ortaya çıkartacak olan onu kullanan olabilirdi, neden ortaya çıkartılamamıştı.? Sorun buradaydı; Çünkü Sümer halkının dille ilgili bir sorunu yoktu, zaten mükemmel bir dilleri vardı, ama bu mükemmel dille eğitim yapılmadığı sürece bölünme özelliğine sahipti(günümüzde olduğu gibi.) Bu nedenlerle tüm çalışmalarımda “Kürt” halkına Sümerler, diline de Kurmancı diyeceğim. Çalışmalarımda yeri geldiğinde bu adlandırmaların detaylı açıklamasını yapacağım.Yusuf Bülbül  3.             

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.