BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Yusuf Bülbül · 27.08.2006 · 2 görüntülenme
O zamanlar Sümer halkı, çöle düz anlamına gelen po diyorlardı. Günümüzde ağzı körleşmiş/düzleşmiş balta ve kazmaya düz anlamına gelen po denilmektedir. Mezopotamya adının anlamı ve açılımı şöyledir: ME = dişi, ZA = doğum, PO = düzlük, TE = içinda, M = bizim, İA = yer: yani: mezopotamya; başka bir söylemle, Mezopotamya = “dişilerin doğum yaptığı düzlüğümüz“ anlamına gelir. Mezopotamya cennt gibi bir mekandı, her iki tarafında ırmak(Dicle ve Fırat) ın bulunması nedeniyle savunmasız canlılar(koyun, keçi, sığır, tavuk ve eşek vs.) bu bölgeyi kendilerine mekan tutmuşlardı. Bu bölge de soyları tükenmemişti. EA nın halkı olan “otuz adam“ anlamına gelen Sümerler insan olmanın ve mezopotamya’nın güzelliklerinin farkına vardılar. Sümer halkı artık bilinçleniyor, Mağaralardan ve ağaç kovuklarından çıkarak ağaç, kamış ve taşlardan ev ve kulübeler yapıp içine giriyorlardı. Ateşlerini hiç söndürmüyorlardı gece gündüz yanıyordu. Artık karasaban yapıp öküzlerle çift sürüyorlardı. Buğday, arpa, mısır, soğan, patates ekiyorlardı, düven ve kanı arabası yapıyor ve harman çeviriyorlardı. Harman savurup buğday elde ediyorlardı. Ambar yaparak buğdayı içine koyuyorlardı. Koyun ve sığır sürüleri besleyip sütlerini sağıyorlardı, sütten yağ peynir yapıyorlardı, tavuk besleyip onlara kümes yapıyorlar ve yumurta elde ediyorlardı. Koyun ve keçileri kırkıp yün elde ediyorlardı. Kirmen yapıp, elde ettikleri yünü eğirip iplik yapıyorlardı, iplikle giysiler, halı ve kilim yapıyorlardı. Balık ve keklik avlayıp, Kedi ve köpek besliyorlardı. Atlara ve eşeklere palan yapıp, üstüne biniyor ve odun taşıyorlardı. Elma, hurma, dut ve cevizleri bir arada dikip bahçe yapıyorlardı, bağ dikiyorlardı. Üzüm elde ediyorlardı. kabak, kavun, karpuz, salatalık ekip bostan yapıyorlardı. Artık kız çocukları ile erkek çocuklarını evlendiriyorlardı. Kızları gelin ediyorlardı. Davul zurna yapıp düğün davetlerinde çalıyorlardı. Düğünlerde türkü söyleyip halay çekiyorlardı, hokkabazlar taklit ve tiyatro yapıyorlardı, gelin ve damadın eline kına yakıyorlardı, damat damın üstüne çıkarak gelinin başına elma atıyordu. Aşk ve sevgi insanın kalbinde zaten vardı ama bu gelişmelerden sonra; aşk ve sevgi kalbin yanında insanın beynine de girdi. Sevinçli zamanlarında türkü söyleyip hikaye anlatıyorlardı, ölümlerde ağıt yakıyorlardı. Amcamın oğlu kara Yusuf kaval çalıp, şu olayı anlatıp, şu türküyü söylardi. Belliki bu olay ve türkü o çağlara aittir. Çünkü şu anda bizler o şartlara haiz bir yerde değiliz. Atalarımız o bölgeden göçeli asırlar olmuş diyordu. Olay ve türküsü şöyleydi, Bir zamanlar bir çoban balık pınarında bir sürü koyun otlatıyordu, iki köpeği vardı biri beyaz biri siyahtı. Bir gün çöl arapları geliyorlar çobanın dilini ve el parmaklarını kesip kollarını bağlıyorlar. Siyah köpeği öldürüp, beyaz köpeği yaralıyorlar ve koyun sürüsünü alıp gidiyorlar. O zamana kadar çobanın ağasının kızı çeşmeden su almaya geliyormuş(kızın başının üstünde de bir elek varmış) çoban ileride çeşmeye hayli uzakmış(dili kesildiği için çobanın sesi de çıkmıyormuş) çaresiz çoban artık ayak parmaklarıyla kaval çalıyor. Ağanın kızı kavalın sesinden çobanın şu sözleri söylediğini anlıyor. Başı elekli güzel, elekli güzelÇöl arapları babanın koyunlarını alıp gittilerSiyah köpeği öldürdülerBeyazı da yaraladılarLe le elekli güzel, elekli güzel Bunun üzerine kız gidip babasına haber veriyor. Artık gidip çobanı eve getiriyorlar. OTUZ ADAMLAR ÜLKESİ VE ŞEHİRLERİ Yukarıda da söyledik ya, o zamana kadar yeryüzünde hiçbir medeniyet yoktu. EA nın soyundan olan otuz adam mezopotamya da bir medeniyet kuruyorlar. Medeniyet şöyle gelişiyor; Mezopotamya ya dağılan otuz adamdan her biri kendine bir köy kuruyor. Bu köyler zamanla büyüyüp şehir oluyorlar. Bu şehirler de Sümer medeniyetini meydana getiriyorlar. Bu şehirlerden bazılarılarının adı şöyledir. 1. Ur, 2. URUK, 3. Eridu, 4. Babil, 5. İsin, 6. Ninove
Ea’nın halkı olan Sümerler beş bin yıl Mezopotamya da hüküm sürdü, insan oğlu burada mahlukatlıktan çıkıp insan oldu, ilim sahibi oldu. Yer yüzünde ne kadar millet varsa buraya ziyarete geldi. Burada konuşmayı öğrendiler. Tarla ekip, ekmek yapmasını öğrendiler, adet ve töre öğrendiler. Öğrendiklerini gidip halklarına öğrettiler. Dünya medeniyete kavuştu. Sümerler yazıyı icat etti, toprağı çamur, çamuru kerpiç(tablet) yaptılar, üzerine yazı yazdılar. Bu söz ve yazılar yağmalandı, bir kısmıda toprak altında kaldı. Sümerler matamatikde dört işlemi icat ettiler. Yılı üç yüz altmış beş gün hesap ettiler, haftayı yedi gün hesap ettiler, takvim ve saat icat ettiler. Petrolü kaplara koyup yaktılar, lambayı icat ettiler. Topraktan demir elde edip, demirden karasaban yapıp çift sürdüler, tarla ektiler. Topraktan altın ve gümüş çıkardılar bunlarla çanak çömlek, küpe, bilezik, gerdanlık, hızma ve halhal gibi takılar yaptılar. şiir ve edebi eserler vererek bunları tabletlerin üzerine yazdılar. EA’nın halkından olan Zerduşt bir altın arayıcısıydı. Dağlarda ovalarda, vahalarda dolaşıp topraktan ve çakıldan altın çıkarırdı. Akıllı ve ilim irfan sahibi bir insandı ve söz ustasıydı. Zerduşt diyordu, Her şeyin iki tarafı vardır. Kötülüğün karşıtı iyiliktir, yukarının karşıtı aşağıdır, soğuğun karşıtı sıcaktır, büyüğün karşıtı küçüktür, uzunun karşıtı kısadır, çalışmanın karşıtı yatmaktır. Diyordu, “Kendi işimin işçisiyim, elin tatlısıyım” Sonraları halkı ona peygamberlik payesi verdi. Zerduşt şöyle diyordu; Güzellik yap, kötülük yapma Temizlik yap, kirlilik yapma Emeğini ye, hırsızlık yapma Güzel sözü söyle, kötü sözü söyleme Doğru sözü söyle, yalan söyleme Şöyle diyordu Zerdüşt; ‘’Ey büyük yıldız, aydınlatacak bir şeyin olmasa yazgın ne olurdu? On yıl var ki buraya, mağarama çıkıyorsun. Eğer ben, kartalım ve yılanım olmasaydık ışığından ve yolundan bezerdin. Fakat biz her sabah seni bekledik. Işığının fazlasını aldık. Ve bunun için seni kutsadık. Bak, ben fazla bal toplamış arı gibi uzanacak ellere muhtacım. İnsanlar arasında akıllılar deliliklerine, fakirlerde zenginliklerine bir defa daha sevininceye kadar armağanlarımı paylaşmak istemiyorum. Bunun için aşağılara inmeliyim. Nasıl ki sen, cömert yıldız, akşamları denizlerin arkasına iniyor ve arka dünyaya ışık götürüyorsun bende senin gibi, inmek istediğim insanların arasına inmeliyim. Ey, en büyük mutluluğu bile kıskanmadan görebilen tok göz, beni kutsa. Taşmak isteyen kadehi kutsa ki içinden su, altın gibi aksın ve mutluluğun pırıltılarını her tarafa taşısın. Bak, bu kadeh yine boşalmak, Zerdüşt yine insan olmak istiyor. Kaynak: NİETZSCHE: Böyle Buyurdu Zerdüşt. ÖKÜZ TÜCCARLARI ÜLKESİ UR, URUK ÊA nın halkı önce Ur ve Uruk köylerini kurdular. Bu köyler büyüdü birer şehir oldular. Sonra da bu halkın ülkesi oldular. Böylece ilk insani medeniyet kurulmuş oldu. Buraya Agada dediler. Agadalar öküz besleyip ticaretini yapıyorlardı onun için Agada = öküz tüccarları anlamına gelen bu ismi koydular. Akadlar Ur ve Urukta Abzu inşa ettiler. Şehirde ki herhangi kötü bir olayın imdadına Abzu yetişmekteydi, hamile kadınlar doğumlarını burada yapmaktaydı, hastalar burada tedavi edilirdi, şehirde bir yangın olduğunda buradan imdada yetişilirdi. Yani, Abzu: “erken yetişme özellikli yer“ anlamına gelmektedir.(Türkçe: ilkyardım) Ur ve Uruk şehirleri Akad’ın baş şehri oldular. İki tane hükümet konağı vardı, Biri EŞARA’nın konağı: Eşara sarayının yöneticisi/büyüğü olan Eşara başına şar(örtü) bağlardı, onun için buraya bu isim takıldı. Biri de İNANNA konağıydı: İnanna konağının yöneticisi/büyüğü fakir fukaraya yardım eder karnını doyururdu. Onun için ekmek sahibi anlamına gelen İnanna ismini taktılar. Burada yabancı misafirlerini ağırlıyorlar ve ülkelerini yönetiyorlardı. Diyorlar ki eğitim amaçlı okul ilk defa burada açıldı. Uruk da Yedi sakallı bilgin şehrin dışında bir mağarayı okul haline getirdiler. Genç çocukları burada bilgilendiriyorlardı. Çalışmalarını burada yapıyorlardı, geceleri yıldızları gözlemliyorlardı, örneğin: gece ayın etrafı hareli ise ertesi gün yağmur ve ya kar yağacağını tahmin ederlerdi. İnsan, yaratık, ot ve ağaçları burada inceleyip ilmini yapıyorlardı. Yaptıkları bu çalışmaları tabletlerin üzerine yazıyorlardı. Sümerolog HARALD BRAEM’ın söylediğine göre Gılgameş(Uruk hükümdarı) bu yedi alimden ders almıştı Gılgameş EA nın halkındandı, başkent Uruk’u yeniden inşa etti, etrafını surlarla çevirip haksızlardan korudu, Gılgameş’in zamanında Agada güzelliklere ve berekete kavuştu, halk zenginleşti. Şehrin etrafını bağ, bahçe ve ekin tarlaları yaptılar. Şehrin içindeki yolların etrafına çeşitli çiçekler ve ağaçlar diktiler. Gılgameş’in yüzü çirkindi ama kalbi altın kadar saftı. O kadar çirkindi ki sanki topraktan çıkmıştı, camıza benziyordu. Onun için sineğe benzeyen çamur öküzü anlamına gelen Gılgameş ismini taktılar. Asur ülkesinde şairler Gılgameş için şu sözleri söylerlerdi; O ki dünyanın son bucağına kadar bakabilir,Her şeyi görür, her şeyi bilir,Üstü örtülü olanı açığa çıkarırdı.Tüm bilgelik ve tecrübeler ona aitti,Sırları görür, saklı olanı bulurTufanı öncesinden haber verir,Bitap düşene kadar yol alırdı.Tüm emekleri bir taşa kazınmıştır.Çevresi duvarla örtülü Uruk’ta,Kutsal tapınak Eanna’nın surlarını o yaptırmıştır. Kaynak: Harald BRAEM: Uruk Aslanı GILGAMEŞ RÜZGAR TEPELİLER ÜLKESİ VE ŞEHRİ Yıllardan sonra EA halkının ülkesi olan Babil Agada ülkesinden daha fazla gelişme sağladı. Bu kez Babil Sümer halkının başkenti oldu. EA halkının en muhteşem başkenti Babil oldu. Ziggurat ilk defa babil de inşa edildi.(her ne kadar Eşara ve İnanna hükümet konakları Ziggurat olupta Uruk ta inşa edilmiş olsalar da; adları Ziggurat değildi.) Sümer halkının yöneticileri(peygamberleri, Kralları) Ziggurat da ikamet ederlerdi. Ülkenin ihtiyaçlarını burada temin ederlerdi. Vergiler burada toplanırdı. Abzu’nun yerini artık Ziggurat almıştı. ZİGGURAT: Akatlardan çok zaman sonra Balil ülkesinde Ziggurat’ın yöneticileri halktan çok vergi alıyorlardı. Onun için halk buraya doymak bilmeyen anlamına gelen ZİGGURAT = “Kurt karnı olan yer” ismini taktı. Yıllar sonra Sümer halkı o kadar perişan oldu ki Ziggurat’ı arar oldular ama bir daha bulamadılar. Bunun üzerine Ziggurat’a kutsal anlama gelen “Ziyaret” adını taktılar. Diyorlar ki, Babil Zigguratı‘na sonra “Babil Kulesi” ismini koydular. Kutsal kitapta deniyor ki “Babil Kulesinin yapımı sırasında güzel olan konuşma dili bozuldu“ şüpe yok ki bu dil Kurmancı idi onun içindir ki ilk kanunlar(hak ve adalet) Babil hükümdarı Hammurabi tarafından o zaman yazılı hale getirildi. Dünya’nın yedi harikasından ilki “Babilin Asma Bahçeleri“ burada inşa edildi. Babilliler “insanın doğuşunu anlatan ve Bizim sevgili Anu larımız“ anlamına gelen “Enu ma elish“ destanını kaleme aldılar. Açılımı va anlamı: Enu = Anu lar, MA = bizim, E = söz konusu, Lİ = halinde, SH = sevgili. Yıllardan sonra Sümer halkı sahiplik etmeyince İsrailliler Enu ma elish bizim destanımızdır dediler. ASURLAR Asurların çağında dünya üzerinde artık Sümerlere benzeyen toplumsallaşmış birçok toplum vardı. Sümer halkından konuşma dilini öğrenen insanlar kendi halklarının içine giderek kendi dillerini yarattılar. Çinliler ve Araplar Sümer alfabesine göre kendi alfabelerini yaptılar. Her biri bir medeniyet haline geldi. Sümerler gibi çift sürdüler, koyun ve sığır beslediler, Sümerler gibi onlarda akıllandılar, bilgi sahibi oldular. Sümerlerle ticaret yaptılar. Dünya üzerinde yaşayan halklar artık bir birine karıştı, bir birlerinin dilini öğreniyorlar ve kız alıp veriyorlardı. Sümer halkının Asur ülkesi çok büyüdü, büyüdükçe dertleri ve sorunları da çoğaldı, daha büyüdü. İnsanın güzelliklerinin yanında; insanın kötülükleri de Asurlar zamanında ortaya çıktı. Kötülükleri isimlerinden belli olan: Gudea, İshum, İgigu, Amurru, Gırtabullu, Kurigur peydahlandı. Asurların içinde cirit atmaya başladılar. Bunların isimlerinin anlamları şöyledir: GUDEA = adı üstünde: dinleyen, İSHUM = adı üstünde: şeytan kişi, İGİGU = adı üstünde: her şeyi pislik kişi, AMURRU = adı üstünde: yüzü ölüye(cesede) benzeyen kişi, GIRTABULLU = adı üstünde: kambur biriydi rakip gördüğü kişileri tuttuğunda ölüm derecesinde sıkardı, KURİGUR = adı üstünde: kurt kafası, KURİGIR = adı üstünde, büyük kafa, Bunlardan bir tanesi de Marduk’tu; yani, çift başlı yılan. Marduk devlet başkanlığına kadar yükseldi. Ziggurat bahanesiyle çok vergi alıyordu, haksız bir insandı, halkı canından bezdirmişti. Onun için Marduk = çift başlı yılan, anlamına gelen bu ismi taktılar. İyi başkanlarda Asurların başına geldi. Bazılarının ismi şöyledir. NABU = adı üstünde: Çok gençti onun için yeni doğan anlamına gelen bu ismi taktılar. ADAPA = adı üstünde: Asurları bekleyip koruyan kişi anlamına gelen bu ismi taktılar. SARGAN = adı üstünde: Öküzlerin sahibi,anlamına gelen bu ismi taktılar. EKUR = eskiden başkanlara, baştakiler anlamına gelen “Ekur” (baştakiler) diyorlardı, DUTTUR = adı üstünde: çift dolu çantalı. GİYNİK AYAKLILAR (FENİKELİLER) Asurlar çağında Sümer halkı dünya üzerinde çok mekanları gezdiler. İngiltere’den Afrika’ya ta Çin ve Hindistana gidip geliyorlardı. Ticaret yapıyorlardı. O zamana göre bilgi ve becerileri yüksekti. Çok sayıda yöneten ve alim kişiler de Akdeniz kıyısına gitmişlerdi. Bazı Sümer insanlar burada da kendilerine bir ülke kurmuşlardı; ismi de Fenikelilerdi. Bura da daha çok çalıştılar, daha çok ilim yaptılar, zanaat yaptılar, gemi yaptılar. Bu gemilerle Afrika ve Avrupa’ya gittiler. Buraların insanlarına karıştılar. ilim alıp ilim verdiler. Platon’un söylediğine göre “elealı” lı yabancılar gelip, Sokratesle ilim irfan tartışıyorlardı. Yukarıda söz etmiştik. Fenikeliler modern Sümer alfabesini yaptılar. Yukarıda açıklamasını yapmıştık.. SÜMER FENİKE VE LATİN DİLLERİ Bilindiği gibi M.S.600-1500 yıllarından itibaren dünyanın her tarafına dağılan İsrailliler Fenike alfabesinin semitik dillerinin bir alfabesi olduğunu dünya’ya yaymışlardır. Bu doğru değildir. İsrailliler Fenike alfabesini çok eski zamanlardan bu yana kullanıyor olabilirler. Hatta bu alfabe ile bir çok eserde yazmış olabilirler; ama bu nedenler Fenike alfabesinin Semitik dillerinin bir alfabesi olduğu anlamına gelmez. Çünkü, buna benzer kullanma yöntemi diğer dillerde de mevcuttur. Dahası, dünyanın önemli ansiklopedilerine bilgi yazdırma olanakları olan semitik dil gurubunda ki İsrailliler bu güne kadar Fenike alfabesi ile ilgili önemli sayılabilecek bir bilgiyi ansiklopedilere yazamamışlardır. Bunun nedeni Fenike alfabesini kullanıyor olsalar da; Fenike alfabesi ile kendi dilleri arasında kullanımdan başka bir ilişki olmadığındandır. İbranice ve diğer dillerde Fenike(Latin) alfabesini kullanan insanlara alfabedeki her bir harfin ne anlama geldiğini sorduğunuzda hiçbir cevap alamazsınız; Halbuki Fenike alfabesinin her bir harfinin Kurmancı bir anlamı vardır, dahası, Fenike alfabesinin her harfinin Kurmancı ile açıklanabilir Etimolojik, Filolojik ve fonetik gerekçeleri vardır. Semitik bir dil ile yazılan Arap alfabenin çivi yazısından esinlenerek düzenlendiği mantıklı bir görüştür. Sümer tabletlerinin(çivi yazısının) Kurmancı ile yazıldığı ve Fenike alfabesinin ise zamanın Sümer bilginleri tarafından düzenlendiği açık ve nettir. Örnek: t harfi Fenike dilinde tau = “gösterge” anlamına gelir, 1. Kurmancı t = sen anlamına gelir. “sen“ sözcüğü aynı zamanda “gösterge“ anlamına da gelir. Kurmancı tau = seninki, anlamındadır. Bu sözcükte aynı zaman da Kurmancı “gösterge“ anlamına gelir.2. Kurmancı z = doğum, Za = doğdu, zai = doğmuş olan, anlamına gelir. Fenike dilinde z harfinin zai anlamına geldiği bilinmektedir.3. Esasen Fenike de Kurmancı bir sözcüktür. Telaffuzuna göre Kurmancı yazılış şekli: Penıgian dır. “Giyinmiş ayaklılar” anlamındadır. Açılımı ve köken anlamı: Pe = giyinmiş, Nıg = ayak, A = söz konusu kişi, N = lar(çoğul). NEDEN FENİKE ALFABESİ ÇİVİ YAZISININ DEVAMIDIR ? Şöyle söylenebilir: Eski zamanlarda buğday tane ile yenirken, günümüzde un haline getirip, ekmek yapıp yiyoruz. Çivi yazısı yazı dilinin buğdayı ise Fenike alfabesi yazı dilinin unudur. Burada şu soru sorulabilir: neden çivi yazısı ile sayısız eser verilmişte, daha gelişmiş olduğu halde Fenike alfabesi ve yazısı ile çok kısıtlı yazılı metinlere sahibiz ? Unutmamalıyız ki Sümer ülkesi doğal koruyuculu iki nehre(Dicle ile Fırat’a sahip) uzun ömürlü ve o çağa uygun tek medeniyetti, Fenikeliler zamanın da ise yeni diller çevresin de kümelenmiş bir çok toplum vardı ayrıca fenikeliler deniz kıyısında savunmasız bir konumda ve toplum çok tanrılı dine adapte olmuşken, tek tanrılı din fikrinin gelişmesi Asur(Fenike) toplumunu bölmüştü ayrıca denizin varlığı kültür düzeyi yükselen Asur(Fenike) halkının yeni dünyaları ve kıtaları keşfetmeye teşvik ediyordu. Sümer, Fenike ve Avrupalıların dil, ırk ve kültürel bağları bu bakış açısıyla izah edilebilir. Ayrıca, Latin alfabesinin Fenike alfabesinden kaynaklandığını bildiğimize göre Fenike alfabesi ile yazılan eserlerin çivi yazısı ile yazılan eserlerden daha az olduğunu söylemek yanlış olur. Fenikeli dil bilimciler ÊA nın alfabesini çözmeye çalışmışlar fakat bunu tam anlamıyla başarmadıkları anlaşılmaktadır. Yaptıkları çalışmalarda ÊA nın alfabeyi vücut ve şekillendirmelerine dayandırdığını varsayarak, Fenike alfabesini düzenlemişlerdir. Ama Şunu söylemeliyim ki, ÊA nın alfabesini çözmemde ÊA nın dilini günümüze kadar taşıyan halkın konuştuğu Kurmancı, her türlü takdire layık olan batılı Sümerologların deşifre ettikleri çivi yazısı ve sözcükleri, ve Latin Alfabesi ile birlikte Fenike alfabesinin önemi de üst seviyededir. Bu çalışmanın tamamı ÊA alfabesi ve buna bağlı Kurmancı’nın temel özelliklerini açıklayıcı niteliktedir. Ancak konu banim için de yeni olduğundan, muhtemel hatalarımın akademi tarafından düzeltilmesi şarttır. Çıkarsama nedeniyle yeterli olduğunu söylemek hataların sistemleştirilmesini kaçınılmaz kılar. DENEY - GÖZLEM FENİKE VE LATİN ALFABESİNİ OKUMA YAZMA BİLMEYEN BİR SÜMER ÇOCUĞA SORDUĞUMUZDA: ALFABEDEKİ HER BİR HARFİN NE ANLAMA GELDİĞİNİ SÖYLEYECEKTİR. ÖRNEĞİN: ÇOCUĞA ‘A’ NEDİR? DİYE SORULDUĞUNDA KENDİSİNİ, ‘T’ NEDİR DİYE SORULDUĞUNDA SENİ, ‘V’ NEDİR DİYE SORULDUĞUNDA AÇIK KAPIYI GÖSTERECEKTİR. BU ÖRNEKLERİ BÜTÜN ALFABEYİ KAPSAYACAK ŞEKİLDE SORDUĞUMUZDA DOĞRU CEVABI ALIRIZ. Bu deney - gözlem Fenike ve Latin alfabesinin Kurmancı ile düzenlendiğinin bir kanıtıdır. LATİN DİLLERİNDEKİ ÖRNEK KURMANCI KELİMELER BAZI İNGİLİZCE SÖZCÜKLERİN KURMANCI KARŞILIĞI VE TÜRKÇE ANLAMLARI İngilizce Kurmancı Türkçe anlamı I Â ben Adjure a dâ jur yukardakiBrother bra kardeşDoor dor etraf Dwu dû ikiEarth ârd yer (zemin)Egg heq yumurtaFree fıri uçmakTo fly flıty kurtulmak Glad xâlad takı (mükafat )Grand gıran ağırGreat gır(gr) büyük Grey gâwr griGo go emir kipi Horse hors örsHurl hur özgür Keep kip, bıgıre sağlam tutLedy lêy bayanMajor mâ jor bizden daha yukarıda (daha büyük)Making mâkın yapmayınMale male ev ( bayanlar erkek anlamında kullanır )My mâyâ bizimMous moz sinek Name nam isimNo no fenaNo na hayırRaise rawâ sâr ayaya kalkTime tım her zamanThey teyâ seninThine tânâ seninkiThousand dausad (da-u (10) sad (100) = 1000 bin Tree târ yaş bitki ( ağaç )We wê o ( dişil )White çwit beyaz iplikWorker wârkır öyle yaptıZany zany bilmek İngilizce “HURL, FREE, TO FLY” özgür, serbest, uçmak, atmak anlamına gelen bu sözcükler Kurmancı ile de aynı anlamlarda kullanılmaktadır. Keza; “I AM, MY, THEY, WE, THİNE” “TWO, THOUSAND” “TREE, EART, AGE” “GRAND, GREAT” gibi gurup sözcükleri Kurmancı ile karşılaştırıldığında aynı anlamlara geldiği görülür. Örneğin: HURL kelimesini, Ses ve hece kökeni açısından incelediğimizde: Kurmancı: HU = öğrenmek, R = yol anlamına gelmektedir. HUR = YOL ÖĞRENMEK. Zaten özgürlük de yol yöntem öğrenmekle elde edilir. İngilizce de HURL kelimesinde ki L harfi ise Kurmancı yer anlamına gelmektedir. HU = öğrenmek, R = yol, L = yer HURL = YOL ÖĞRENME YERİ. Her ne kadar HURL sözcüğü İngilizce’de FIRLATMAK anlamında kullanılsa da, esasen, FREE ve TO FLY kelimeleri içerisinde yorumlanmalıdır. Çünkü her üç kelime de “serbest olma hali” ile ilgilidir. Şöyle ki, İngilizce Hurl = fırlatmak, Free = özgür, to fly = uçmak anlamına gelir. Kurmancı’da Hur = özgür, Fri = uçmak, Fılty = kurtulmak anlamına gelir. CAUTERY: bu sözcük İngilizce’de “dağlamak” mecazen: yüreği yanmak, acı çekmek anlamındadır. Kurmancı ise chiânva teri = dağa doğru gitmek anlamında bir eylemdir. Bu kelimedeki benzerlik: İngilizce’de “cautery“ mecazen, dağa gitmek anlamında kullanılıyor. yani, yüreği yanan acılarının etkisi ile dağa gider. Kurmancı’da ise dağa gitmek anlamında bir eylemdir. Kurmancı’da da İngilizce’deki anlamıyla kullanılmaktadır. Örnek: “dıle xâ şeviti çaunvaterı” anlamı: yüreği dağlanmış dağa doğru gidiyor. MALE: bu sözcük İngilizce’de “erkek” Kurmancı’da ise -ev- anlamına gelir. Ancak Kurmancı’da da İngilizce’deki anlamında kullanılmaktadır. Şöyle ki, kadınlar eşlerinden bahsederken –male- sözcüğünü –erkek- anlamında da kullanırlar. YUNANCA VE KURMANCI İLİŞKİLERİ Başlangıçta Kurmancı olan ve zamanla saymaca bir dile dönüşen Yunanca’nın gelişmiş Yunan kültürüne uygun olarak çok yönlü olgularını göz önünde bulundurarak incelemek gerekir. Sümerlerden sonra Kurmancı’yı en iyi Yunanlılar kullanmıştır. Not: dönüşümün olumlu ve olumsuz yönleri vardır. bu konudaki görüşlerim mahfuzdur(saklıdır). Açıklamak özel bir çalışmayı gerektirir. Kurmancı ile Yunanca ilişkilerinin göstergeleri 1. Yunan sosyal yaşamının Sümerlere uygun şekillenmesi örneğin: çok tanrılı din olgusu,2. Yunanca ve Kurmancı’nın ayniliği(örnek kelimeler)3. İnsanda ki gelişme isteğinin zorunlu olarak dile yansıması,4. Bölgenin günümüzde iltica anlamına gelen göçlere maruz kalması,5. Asur döneminden başlayarak Sümer medeniyetinin gerileme dönemine girmesi, Yunan medeniyetinin ise gelişeme göstermesi....... Devam edecek
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.