Siyaset

Sümer Dili /3. Bölümün Devami

Yusuf Bülbül · 28.05.2006 · 1 görüntülenme

 Konusma dilinin önemi  Yaratıcının insanı yaratması için elbet bir nedeni vardır, fakat, İnsanı insan yapan konuşma dilidir. Bu gerçeği insanın dünyada yaşadığı varsayılan bir milyon yıl ile uygarlığın başladığı 12-7 bin yılın mukayese edilmesinden anlıyoruz. Başka bir söylemle, eğer ki konuşma dili yaratılmasaydı, belki şu anda hala vahşi yaratıklar gibi yaşıyor olacaktık. Uygarlaşma dilin icadıyla başlamıştır. Yazının icadı ise zorunlu bir detaydır; çünkü akılcı toplumsallaşma dil ile mümkündür. Örneğin: maymunlar, filler ve aslanlar da toplu halde yaşarlar ama dilleri olmadığı için toplumsallaşamazlar.  SÜMER ÖNCESİ İNSANLIK TARİHİ Dünyada Sümer öncesi akılcı bir insanlık tarihinin varlığından söz etmek mümkün değildir. Kişisel içgüdülerle taşlara kazılmış hayvan, doğa veya güneş resimlerinin bulunması, taşların yontularak ya da parlatılarak silah olarak kullanılması veya ateşten bilinçsizce yararlanılması toplumsallaşmışlığın göstergesi değildir(kediler de üşümemek için kışın sobanın yanında uyurlar.) Toplumsallaşma ÊA nın konuşma dilini yaratması ile başlamıştır. ÊA ile Sümer medeniyeti arasında zaman farklılığından söz edilemez. Dilin kullanımı ile yerleşik düzenin başlangıcı arasında bin yıl ile ifade edilecek bir sürenin geçmiş olması mümkün değildir. Konuşma dilinin icadı ile yerleşik düzene geçilmesi aynı zamana tekabül eder.  Orijinal çivi yazısı 04-04-2005 tarihinde elime geçti. Elime geçtiği anda ki duygularımı kelimelerle tarif etmem çok zor. Şu kadarını söyleyeyim ki adeta tarihi yaşıyordum. Yaşamımda ilk kez gördüğüm halde, çivi yazısının bir çoğunu okuyordum. Daha önce çivi yazısı için yaptığım yorumların bir tek kelimesini dahi değiştirmeye gerek yoktu, ama söylenmesi gereken çok şey var. Ve bir tespit: her kim ne kadar söz söylesede yine de Sümer dili ve çivi yazısının açıklanmamış birçok güzellikleri bir yerlerde kalacaktır. Bu duygu ve tespitlerimi ilgisi gereği bu bölüme yazıyorum; Çünkü Sümer öncesi insanlık tarihinin olmadığını Sümerler söylemektedir. Bu tespit Pennslvania üniversitesinin mükemmel çalışması neticesinde ortaya çıkardığı çivi yazısından anlaşılmaktadır. Örneğin:      A.EDIN.LALummud  A EDIN. LAL=öteki dilsiz kişiler(etimolojik anlamları çivi yazısı bölümümdedir.) Bu söylemden ne anlam çıkaracağız? Her halde o çağda “bir sürü sağır-dilsiz insanın bir araya getirildiği” anlamını çıkaramayız. Buradan anlayacağımız: o çağda Sümerlerin haricinde konuşan bir toplum yoktu. Burada bir tespit daha yapıyoruz Sümerler sağır dilsiz kelimesi –la alı = ilerideki söylemini kısaltarak LAL=sağır-dilsiz anlamını türetmişler. Ve bu kelime bozulmadan günümüze kadar gelmiştir. Not: Pennsylvania üniversitesinin çalışmaları elime geçtiği gün, “orijinal çivi yazısı için” üstteki yorumu yaptım, “yapılan çalışmalar hakkında ki görüşlerimi yazdım” Şu an ve her zaman için bu duyguları taşıyacağım. Yapılan çalışmalar her türlü takdire layıktır. Bu çalışmaları yapan insanlar, insanlığa büyük hizmet yapmışlardır. Emekleri insanlığı aydınlatacak ve çığır açacaktır. Onları saygıyla tekrar hatırlıyorum/anıyorum. Bir konuyu önemle belirtmeliyim ki orijinal çivi yazısı çalışmaları için “mükemmel” tanımını kullandım, şu an için de aynı duyguları taşıyorum ve o duygula yazdığım kelimeleri değiştirmeyeceğim. Ancak aradan sekiz ay geçtiği halde yaptığım “mükemmelik” betimlemesi hiç aklımdan çıkmadı. Gerekçesi de şudur: Yapılan çalışmalar mükemmel, fakat, “daha da mükemmel anlamlar” ancak, çivi yazısı Kurmancı olarak yorumlandığında ortaya çıkacaktır.   ÊA  İnsanın yaradılış özelliği kendi doğasını ve evreni algılayıp kendinden başkasına algılatacak yeterlilikteydi, ne var ki insan dünya üzerinde milyonlarca yıl* yaşamasına rağmen bu yeteneklerini kullanacağı yöntemi bulamamıştı. Yaşam devam ediyordu, tabiatın kuralları vardı, tüm canlılar gibi insanda bu kuralları biliyordu, kural her şart altında yaşamaktı, hayvanca da olsa insan bunu yapıyordu. Olmamıştı, olmuyordu milyonlarca yıl geçmesine rağmen farklı bir yaşam şekline geçilemiyordu, üstün bir yetenek gerekliydi, bir “ANU“ gerekliydi. Ve nihayet takribi olarak bundan 12-7 bin yıl önce bu insan doğmuştu, bu insan ÊA’ydı. ÊA her şeyin bilincindeydi, Ataları kendisini doğurması için milyonlarca yıl vahşi bir yaşam mücadelesi vermişti, gelecekte ki milyon yıllar böyle devam etmemeliydi ve etmeyecekti. ÊA bunun yöntemini de biliyordu, yaratıcının ona her türlü imkanı verdiğinin farkındaydı, Yapması gereken, diyaframdan çıkan doğal seslere değişik anlamlar vererek, verdiği anlamları birbirleriyle ilişkili hale getirerek, yeni anlamlar bütünü elde etmek ve bu anlamları kendisi dışındakilere algılatıp onlarla diyaloga girmekti. İşte ÊA bunu yaptı.  Daha sonra Kurmancı’yı bilmeyen insanlar êA nın su anlamına gelebileceğini varsayarak, ona su tanrısı dediler. Oysa o a nın yaratıcısıydı, konuşma dilini yaratmıştı, milyon yılların yükünü insanının sırtından indirivermişti, onları doğal afetlerden ve vahşi hayvanlardan kurtaran nice kahramanları olmuştu ama hiçbir kahramanın kahramanlığı ÊA nın yaptıklarıyla mukayese edilemezdi, o güne kadar ki hiçbir olağan üstü insanlık hali insanı vahşi yaşamdan kurtaramamıştı. Ve êA dan sonra ki hiçbir buluş  êA nın insanı yeniden yaratan konuşma dili kadar önemli değildi. Onun için halkı ona tanrıçalık payesi vermiştir.  Bu çalışmanın tamamı ÊA nın konuşma dilinin konusudur. ÊA doğal bir halde, doğadan da yararlanarak, Kurmanc alfabesi ve buna uygun olan Kurmancı dilini düzenlemiştir. Halkı da ona tanrıçalık payesi vermiştir. ÊA dan sonra Sümerler de tanrıçalık Anu ile devam etmiştir. Sanırım “A SOR“ son tanrıça olmuştur. Kelimenin açılımı ve anlamı: - ê = söz konusu kişi (dişil) A = ait olunan söz konusu kişi, şey, nesne Bu isimlendirmeden ÊA nın, A nın ve konuşma dilinin yaratıcısı kişi(dişil) olduğunu anlıyoruz. ÊA NIN ANLAMI: A nesnesi, kişisi veya şeyi ile ilgili ya da A nesnesi, kişisi, şeyine ait olan ê kişisi, nesnesi veya şeyi. - êA söylemi/adlandırması aynı zamanda Kurmancı cümle kurma tekniğinin bir özelliğidir. Bu tür bir adlandırma çok özel durumlarda kullanılır. Örneğin: êA adlandırmasında özellikli olan A’ nın yerinde b, x, z.. olduğunda êb, êx, êz yazılır. A, b, x, z nin ilgilisi veya türevi eril ise; ia, ib, ix, iz yazılır. Çok özel durumlarda takılan bu adlandırmadan êa nın mecazen ulu kişi, kutsal kişi olduğunu anlıyoruz. Bk: cümle kurma tekniği.    *her ne kadar bilimsel çalışmalarda insanlığın yer yüzündeki varlığının bir milyon yıllık bölümü kanıtlanmış olsa da bu sürenin daha fazla olduğu inancındayım.  KURMANCI MEDENİYETLER DİLİ O günün koşullarına göre her alanda gelişme gösteren Sümerler konuşma dili olmayan insanlık için dil, kültür ve medeniyet merkezi haline gelmiştir. Dil, kültür ve medeniyet zamanla merkezden/Sümerlerden dışa doğru kademeli olarak yayılmıştır. Yayılma sürecinde Kurmancı’nın kademeli olarak dönüştüğü görülmektedir. Bu süreç de yeni toplumların oluşmasına olanak sağlamıştır. Yeni oluşan toplumlar tabiat şartları ve üretim ilişkilerinden dolayı kendi dillerini oluşturmuşlardır. Örneğin: Kurmancı ağızlar(şiveler),Yunanca, Farsça, Arapça, diğer Avrupa dilleri ile kademeli olarak bütün dünya dilleridir. Tarihi süreçteki Persler, Hititler, Huriler, Urartular, Gutiler ve Mısır medeniyeti gibi kavimler ise Sümerlerden ayrılıp yeni Kurmancı şiveler etrafında kümelenen ve etkinlikler yaratan guruplardır. Başlangıcından itibaren yaptığım çalışmalar bu olguyu kanıtlayacak ve Sümer dilinin(Kurmancı’nın) hala konuşulmakta olduğunu gösterecek sayısı belirsiz örnekle doludur. Eğer Kurmancı alfabesini tam olarak tahlil etmeseydim bu örneklerin tamamını yayınlayacaktım. Sanırım artık buna gerek yoktur. Yaptığım söz konusu çalışmaların tamamının yerine önemli gördüğüm bölümlerini buraya yazacağım, Çünkü burada yapacağım çalışma tek bir örnekle bile konunun açıklanmasını olanaklı kılacaktır. Sözgelimi, başlangıçta aslı/Kurmancı gibi olan ve zamanla değişen Yunanca’nın günümüzde bile Kurmancı özelliklerini kaybetmediği “Yunan dili” bölümünde ki çalışmada anlaşılmaktadır. Ayrıca, antik çağ Yunan dilini okuyup anlamını açıklayabilirim. Veya yazısı deşifre edilmiş Sümer tabletlerinde ki metinleri okuyup  anlamını açıklayabilirim.   DİL  Milyon yılların yanında sözü bile edilmeyecek olan Sümer medeniyetinin başlangıcından itibaren insanlığın 12-7 bin yılda gösterdiği gelişme/bu günkü konum açıktır. Eğer insanlık bir milyon yıl önce konuşma dilini icat etseydi bu gün uygarlık milyon yılla ifade edilecekti, bu olguyu başlangıçta varsaymama rağmen, konuşma dilinin nasıl başladığı konusunda tereddütlerim vardı. İlk geliştirdiğim bakış açısına göre Sümerler önce â = ben sesini/harfini buldular, sonra t = sen sesini  buldular. Ve zamanla diğer harfler icat edilerek Kurmancı oluştu. Şayet Kurmancı’da tüm diğer dünya dilleri gibi bir dil olsaydı bu varsayım mümkün olabilirdi, oysa yaptığım araştırma ve mukayeseli değerlendirmeler de Kurmancı’nın diğer dillerden farklı olduğu anlaşılıyordu. Örnekeğin: 1.      AnaBritannica ansiklopedisi c.27. s.200. Dilbilimci Ferdinand de Saussure’ in Memorie sur le systeme primitif des voyelles dans les langues indo-europeennes adlı yapıtında Hint-Avrupa dillerindeki en karmaşık ünlü almaşmasının (a sesinin geçirdiği değişimin) nasıl ortaya çıktığından söz etmektedir. Saymaca dil için bu doğru bir tespittir. Halbuki Kurmancı’ya göre a sesi hiç de karmaşık değildir. Bu çalışmanın “EA Alfabesi ve Kurmancı” bölümü ile “orijinal Sümer(Kurmancı) sözcüklerin anlamları” bölümleri karşılaştırıldığında da anlaşılacağı gibi, a sesinin 12-7 bin yıllık Sümer metinlerinde ki anlamı ile günümüzde ki anlamı aynıdır.  2.      Kurmancı alfabesi şu bilimsel tespite de uygun değildir. AnaBritannica ansiklopedisi C.10. S.149  “....Bu göstergeler saymaca bir nitelik taşır; anlamları doğal bir bağlantıdan kaynaklanmaz.....”Kurmancı’da ise her harfin açıklanabilir bir anlamı var. Bu özellikleri ile sesin/harfin/simgenin doğal bağlantıdan kaynaklandığını açıklayacak gerekçeleri ve cümle kurma teknikleri var. Kurmancı’da buna uygun düzenlenmiştir. Akademik düzeyde Sümerli dilbilimci olmadığından günümüze kadar, doğru dürüst bir çalışma yapılamamıştır. Diğer taraftan, Celadet Ali Bedir-Xan gibi Kurmancı ile ilgili çalışma yapanların Kurmancı’yı bilmedikleri “yaptıkları çalışmalardan anlaşılmaktadır” Eğer Kurmancı bunların yazdığı şekilde konuşulacak olursa dünyanın en saçma dili ortaya çıkar. Ve Kurmancı’ya en büyük darbe bu şekilde vurulmuş olur. Yaptıkları çalışmalar da tesadüfi doğrular bulunmaktadır. Yunanca ve İngilizce saymaca birer dile dönüştüğü halde bu çalışmacıların yazdıklarından daha tutarlı sözcüklere sahiptir. Burada bir hususu belirtmeliyim ki sorun dilde ve halkta değildir. Sözgelimi K.Maraş ağzıyla/şivesiyle konuşan bir Sümer insanla Ş.Urfa ağzını/şivesini konuşan bir Sümer insan “konuşmaları için başbaşa bırakıldığında” ilk birkaç dakikalık intibak süresinden sonra birbirleriyle konuştukları ve anlaştıkları görülecektir. Ohalde Sorun 1. Manipüle nedeniyle ağızların/şivelerin(Zazaki ve Soranca) Kurmancı’dan uzaklaşması. 2. Kurmancı’nın zengin bir dil olması nedeniyle ve paralel/sinerjik kelimelerin çokluğundan kaynaklanan “kelime tercih etme sorunu” Örneğin: rohılat=doğu(güneşin yükselmesi), rohêlat= doğu(güneşin geldiği taraf), şerkan=doğu (belalılar not: bu sözcük farsçadır), Anatoli=doğu(eski Yunanca) yenisinin (güneşin) geldiği taraf. 3. Eğitimsiz insanların metodolojik bir dili bilinçsizce yazmaları. 4. Asimile ve manipüle amacıyla yapılan her türlü yazılı, görsel ve elektronik ortamda ki yayınlar ve “kürt” enstitülerinde yapılan yanlış yayın ve çalışmalar sayılabilir. 3.      AnaBritannica C.10. S.149. “....Kuşaktan kuşağa farklı koşullar içinde gerçekleşen bu öğrenim süreci içinde dil de değişikliğe uğrayabilir....” 1. ve 2. Şıkta da söylediğim gibi yedi bin yıllık dil bu günde aynı anlamda kullanılabiliyorsa burada bir değişiklikten söz edilemez. Bu örnek tespitler, yeni bir bakış açısı geliştirmemi sağladı. Bunu şu şekilde isimlendirdim. Özellikleri gereğince, iki türlü dil vardır. 1. Kurmancı, 2. diğer tüm dünya dilleri. Bu bakış açısı her şeyi açıklıyordu. Ancak bir sorun daha vardı. Sözlüklerini incelediğim tüm dillerin(Arapça, Farsça, İngilizce, Yunanca) sayılamayacak kadar Kurmancı kelimelerden oluştuğu görülüyordu. O halde Sümerler bir dil icat ettiler. Bu dil kademeli olarak bütün dünyaya yayıldı, Fakat yayılırken değişime uğrayarak gelişti. Değişimin nedeni: İnsanların gelişmeyi “kendine özgü” olacak şekilde geliştirme güdülerinin doğal sonucuydu, bu hal tarzı da günümüzde ki dil zenginliğini yaratmıştır. Sorun bitmemişti, saymaca dillerin tüm özelliklerini dil bilimciler açıklamıştı. Ya Kurmancı’nın özelliği nasıldı?. Sorun buradaydı. Bunu açıklamak benim için basitti, yapmam gereken Sümer(Kurmanc) alfabesini Kurmancı’ya göre yeniden yorumlamaktı. Bunu daha önceki çalışmamda yapmıştım. Bu sefer daha detaylı yapmaya karar verdim. Fakat, ne kadar örnek verirsem vereyim, yazdıklarım ve gerekçelerim ne kadar tutarlı olsa da, Örnek: dünyada milyonlarca Kurmancı konuşan halkın varlığı, Kurmancı’nın özellikleri, diğer dillerin Kurmancı kelimelerden oluşması, bilim adamlarının tespit ettiği Sümer mitolojisindeki kelimelerin anlamlarını biliyor olmam, Fenike alfabesinin Kurmancı olması vs. yinede yaptığım değerlendirmelerin bir yerinde eksiklik vardı. Söz konusu bu eksik değerlendirmeyi düzeltmemi ÊA nın halkı sağlamıştır. Halkı ÊA ya tanrıçalık payesi vermişti, oysa insanın konuşma dilinin olmadığı çağda, dini de olamazdı. Halbuki konuşmanın başlangıcı ile birlikte Sümerlerin bir tanrıları(milyonlarca yıllık karanlık dönemde kişinin kendi dışındaki her şeyde tanrıyı arama içgüdüsü hariç) da olmuştu  ve o tanrı kendilerinden biriydi, Halbuki onları afetlerden ve vahşi hayvanlardan kurtaran sayısız  kahramanları olmuştur. Ama onlar tanrılık payesini kendilerinden olan bir kadına vermişlerdi. Bundan önceki değerlendirmemde ÊA için şöyle demiştim “halkının ÊA ya tanrıçalık payesi vermesi anlamlı olsa gerek” yazdıklarımı tekrar gözden geçirdiğimde bütün gerçeğin yapmış olduğum bu değerlendirmede saklı olduğunu anladım. Halk haklıydı. EA dönemine kadar yapılan her türlü kahramanlık ve ÊA dan sonra insanın yaratacağı hiçbir değer ÊA nın yarattığı dil kadar önemli değildir. ÊA tanrıça olmalıydı. İnsanlığın konuşma dilini yaratmıştı, akıl insanı yeni doğmuştu, insan mahlukatlıktan çıkıp insan olmuştu, yaratıcının gerekçesi yeni anlamını bulmuştu, insan ve gezegeni dünya yeniden şekillenecekti, yeni umutlara yolculuk başlayacaktı.  Kurmancı kendiliğinden gelişmiş değildir. Yaptığım tespitlerden, ÊA nın bir bilim insanının yaptığı gibi, basitçe açıklanabilecek yöntemlerle bir dil yarattığı anlaşılmaktadır. Eğer konuşma dilini êA yaratmayıp da, kendiliğinden oluşmuş olsaydı “ÖNCE BİLİNÇLİLİK, SONRA SIRADANLIK OLMAZDI; ÖNCE SIRADANLIK,  SONRA  BİLİNÇLİLİK  OLURDU“ oysa şimdi biliyorum  ki Kurmancı ÊA nın yarattığı  teknik ve  mantık dilidir. Bu nedenle, genel anlamda dil ve alfabe, Kurmancı ve alfabesi ile yorumlanmadığı sürece yorumu yapılmış sayılmaz.Devam Edecek 

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.