Siyaset

Süleymaniye Olaylarının Ardından

Rojhat Badikî · 23.02.2011 · 2 görüntülenme

Süleymaniye Olaylarının Ardından


2006 yılında Halepçe anıtının, Halepçe halkı tarafından yıkılışına şahid oldum. Kurdistan halkının uluslararası alanda, sömüregeciler tarafından soykırıma uğratıldığının sembolu olan Halepçe anıtı, Halepçe halkı tarafından yakıldı. Bu olay beni derinden etkiledi. Nasıl oluyorda bir halk, kendisine ait ve sömürgeciler tarafından soykırımdan geçirildiğini ebedileştiren, sembolunu yakıyor. Epey tartıştık! Halkın gerekçesi, iktidarın Halepçe anıtını bir sömürü aracı olarak kullandığı şeklindeydi. İktidarın görüşü ise YNK politbüro üyesi Melle Baxtiyar tarafından açıklandı;’’ Halepçe anıtının yakılması dış ve İslamcı güçlerin bir provakasiyondu’’


İktidar, Halepçe anıtının yakılmasının üzerinde yeterince durmadı. Halepçe anıtının yakılması, yaklaşma ihtimalı uzak olmayan sosyal-siyasal patlamanın ilk habercisiydi. Anıtın yakılmasında dış güçlerin perde arkasında olması durumunda bile Kurdistan siyasal önderliği, Parlamentosu, Hükümeti, olayı ciddiye almalıydı. Gerekçe ne olursa olsun, İktidar sözcülerinin varsayımlarını doğru veri olarak değerlendirsek bile; ortada bir sorun olduğu aşikardı.


Kurdistan hükümeti ve sorumluları, dış güçlerin parmağı olduğu gerekçesi ile sorunu geçiştireceğine, sorunun özüne inmeliydi, öfkeli kitlenin dile getirdiği, yürüyüşte açtığı pankartları görmeliydi. Bizler bile Halepçe şehidliğine ulaşmak için çamurlu, derme-çatma yollardan zar zor geçtik.


Yoksulluk, İşsizlik, Yol-Su-Elektrik-Okul-Hastahane, rüşvet ve yolsuzluk, ayırımcılık, 2006 yılının temel sorunuydu.


2011 yılının da temel sorunu yukarda dile getirdiğim sorunlardır. İktidar da bunu kabulleniyor. Üstelik, İktidar parti sorumluları ile yoksul halk kitleleri arasındaki ekonomik uçurum korkunç derecede büyük. Bu koşullar altında, Arap ülkelerinde başlayan kitle gösterilerinin, Kurdistan halkını ekilememesi mümkün değildi. Bu konuda birinci derecede sorumluluk iktidar partilerine düşmektedir. İktidar, Kurdistan’ın yönetiminde, siyasal, politik, ekonomik politikalarda belirleyici ve sorumludur.


Bu noktada, Güney Kurdistan iktidarı, ilk kıvılcımdan Halepçe anıtının yakılmasında, gerekli dersleri almalıydı. Sorunu düş güçlere ve iç provakasyonculara! Yüklemekle çözülmüyor.


17 Şubat 2011 Süleymaniyde başlayan kitlesel gösterilerde atılan sloganlar ile Mart 2006 yılında Halepçe anıtının yakılması mitinginden sloganlardan pek farklı değildır. İktidar, 2006 yılında Halepçe halkının istemlerine yanıt verip sorunların çözümü yönünde ilk adımları atmış olsaydı, 17 Şubat Süleymaniye olayları yaşanılmazdı.


Çözüm için hiç bir şey geç değildır. İktidar ve Muhalefetin bir birini karşılıklı suçlayacaklarına, diyalog ve sorunların çözümü için, Kurdistan parlamentosunu ilk adımları atmalıdırlar. Ortadoğuda, savaş ve yıkımın, barış ve imardan daha kolay olduğu bir coğrafyada, Kurdistan politik önderleriği tarihsel sorumlulukla hareket etmek zorundadırlar.


Gönül isterdi ki Kurdistan Bölge Başkanı sayın Mesud Barzani, Avrupa gezisini yarıda kesip acilen Kurdistan’a dönmeliydi. Irak devletbaşkanı Sayın Celal Talabani’ de benzer bir şekilde Kurdistan’a dönüp, Muhalefet liderlerine çağrı yapıp Kurdistan Parlamentosu çatısı altında; Dialog ve çözüm için ilk adım atmalıydılar.

Kurdistan halkı ve geleceğimizin aydınlanması için, bu adıma ihtiyacımız var; Toplumsal Barış, Toplumsal Adalet ve Demokratik İşleyiş!


Zor, Dört bir yandan, akbabalar tarafında kuşatıldığımız bir ortamda başka bir çözüm yolumuzda yok! İktidar ve Muhalefet; geleneksel Ortadoğunun klasik politikalarını bırakıp, Toplumsal adaleti sağlamak, Kurdistan’ da tıkanan sistemin kendini yeniden organize etmesi, kurum ve kuruluşların işlevleştirilmesi ve Güney Kurdistan’da yukardan aşağıya en alt kademeye kadar hakim olan iki başlılığın ortadan kaldırılması için, demokrasinin ve dolaysıyla Parlamenter sistemin hakim olması sağlanılmalıdır.


İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.