BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Cemal Veli · 28.12.2005 · 2 görüntülenme
Uğradığı katlimlarla ancak dünyanın gündemine giren Kürdler son yıllarda, özellikle Güney Kurdistan alanında Uluslarası planda bir çok gücü hayrete düşüren, düşmanlarını hayalkırıklığına uğratan başarıları ile sık sık gündeme geldiler. Attığı adımlarla “Kürdler kendilerini yönetme yetisine sahip değildir” demogjisini sahiplerinin suratına vururken diğer taraftanda Ortadoğu’da örnek teşkil edebilecek demokratik modeller oluşturma çabaları ile dikkatlerin merkezi haline geldiler.Barzani ve Talabani Kürd halkını yanına almış konak konak devletleşmeye doğru gitmektedirler. Görülüyor ki, uzun soluklu bir mücadele içindedirler ve attıkları her adım stratejik hedefle uyum içindedir. Süreci başından beri, nefesini tutarak “acaba Kürdler arabayı bu kez de devirip, yine silbaştan mı yapacaklar?” kaygısıyla gözlemleyen dost çevreler, ağır ağır haklı kaygılarından kurtulup rahat bir nefes alma durumuna geldiler.Kürd siyasanın bu tarihi başarılarını yalnızca bölgesel ve uluslarası konjüktürün denk düşmesine bağlamak büyük bir eksiklik olacaktır. Yakın ve uzak tarihimiz göstermektedir ki; Kürd siyasası bir çok kez devletleşmeye uygun konjuktürleri yaşamış ama değerlendirememiştir. Bu tarihsel fırsatlar çok kez ya taktikçiliğe boğulup kalındığından, yada bir garip islam misyonerliğine soyunmalarından ötürü kaçırılmıştır.Her tarihsel fırsatın, Kürdistan siyasası tarafından taktikçiliğe kurban edilmesi halkı yeni katliamlarla, işkence ve zulümle başbaşa bırakmıştır.Eğer Saddam rejimine karşı açılan savaşta Kürd siyasası, bu kezde taktik akılla düşünme geleneğini sürdürmüş yada İslam misyonunu yüklenmiş olsaydı; içi boşaltılmış „anti-emperyalist ittifak”, yada “gavura karşı ortak mücadele” söyleminin etkisi altında kalacak ve bugün uluslarası camiada Saddam ve Bin laden çetesi ile aynı kefede değerlendirilecek, Kürd halkı ise bölge egemenlerinin laboratuvarlarındaki yeni kimyasal gazlarla tanışmış olacaktı.Bizler ve dostlarımız açısından ne sevindiricidir ki, ve yine sömürgeciler açısından ne üzücüdür ki, Kürd siyasası- en azından Güney kürd siyasası önüne çıkan bu tarihsel fırsat karşısında ilk kez, sanki sihirli bir değnek dokunmuşcasına taktik düşünme geleneğinden bir anda sıyrılmış ve stratejik aklla düşünme yolunu seçmiştir.Eğer, yazımın girişinde sözkonusu ettiğim başarılar sağlanıyorsa bugün, yada Türk egemenlerinin panikleyici deyimiyle “konak konak Kürd devletine doğru” gidiliyorsa bu stratejik akılla düşünmenin bir işareti ve bu başarılar ise yine stratejik akılla düşünmenin bize sunduğu ödüllerdir.Bugün, Arap, Fars ve Türk egemenlerini ürküten, Kürdlerin stratejik hedeflerine kilitlenip, stratejik akılla düşünmenin yolunu tercih etmiş olmalarıdır. Böylesi bir durum ise sömürgeci egemenlerin hedef şaşırtma, hedef unutturma, “iti ite kırdırtmak” gibi geleneksel taktiklerinin başından itibaren boşa çıkacağı anlamındadır.Şu an Güney Kürdistan siyasası ile başlayan stratejik akılla düşünmeyi sıradan bir Kürd bireyine varıncaya kadar alışkanlık haline dönüştürmek gibi zorunluluğumuz var. Aksi durumda kazanımları kalıcılaştırmak oldukça güç olacaktır. 28.12.05
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.