Soykırım ve Zulmün Kalesi
Rojhat Badikî
·
17.11.2012 · 2 görüntülenme
Açlık grevlerine ilişkin izlenilen mücadele yöntemine dair tartışmaların olması, Kurdistan ulusal bağımsızlık mücadelesi açısında pozitif bir gelişmedir. Her toplumda olduğu gibi Kürt toplumunda da mücadele zemininde kastların oluşması her zaman olmuştur. Hele Kurdistan gibi bir ülkede böyle bir tabakanın, mücadeleden nemalan bir tabanın oluşmasının zemini oldukça uygundur. Özellikle, 90' lı yıllardan sonra ( bunun temelleri 1960' lı yıllarından sonra atılmış, bağımsızlığı savunma fikirlerinin cezaevlerinde şekillenmesi, Sayın Şeraffetin Kaya ve Tarık Ziya Ekin, tartışmaları ve Şeraffetin Elçi' nin anlattığı Kürt Ruspilerin MİT ilişkileri) geçmişini siyasi-ekonomik bir rant olarak kullanan ''itibarlı'' bir ''elit'' tabaka oluştur.
Kurdistan siyasi-politik arenasına egemen ve yönlendirici konumda olan bu rant tabakasının misyonları bir şey yapmadan çok şeyler yapmış, Kurdistan halkının yaşadığı travmayı içselleştirmiş ve bunun için her türlü fedekarlığı yapan, zulme ve baskıya karşı mücadele eden bir '' halüsinasyon'' oluşturarak bir yandan Kürt halkını uyutarak diğer yandan bireysel olarak ortamdan palazlanırken Türk devletinin Kurdistan' daki emniyet süpapları olmaktadırlar. ''Kozları; geçmiş bir kaç yıllık zindan yaşamı ve sergiedikleri tavırdır'' Bunu bir koz olarak kullanıp Kurdistan halkının başına minnet olarak ''kakalarlar''
Aslında, Kurdistan ve Türkiye cezaevlerindeki açlık grevleri, burantçı-kast tabakasının maskesini kısmen aralamıştır. Kurdistan halkına empoze ettikleri siyaset-politika anlayışları, izledikleri taktiklerin iflas ettiği de ortadadır. İnsanlar, ölüme bedenlerini yatırmaları karşısında bile bundan siyasi-politik rant yapma konusundda da ne kadar uzmanlaştıkları da belirgin bir şekilde ortadadır. TC devletine yaklaşım ve hitap şekilleri bile samimiyetten uzaktır. TC' ye yaklaşım tarzları, TC' den merhamet dileme tavırları; Kurdistan davası ve Kurdistan halkının onuruna vurulan büyük bir darbedir. Kişiliksiz, prensibi olmayan bir yaklaşım tarzı. Diğer yanda, ise TC' nin kirli, soykırımcı, talancı tarihini örtme ve TC' nin Kurdistan' a ilişkin gelecek kirli asimilasyoncu politikalarının teşhir olmasını önlemek, Kurdistan sorununu TC' nin bir iç sorunu olduğu şeklinde Uluslararası alana iletmek ve Kurdistan ulusal davasını desteksiz bırakmaktır.
Bundan dolayı, TC' nin Kurdistan' a ilişkin gizli ve açık planlarının deşifre ve teşhir olmasını engellemek için, eleştrisel tavırlar içersinde olanları boşa çıkarmak için bol bol; şehit, kan, ölüm, vatan ...vs edebiyatını yapmaktadırlar. Eleştirileri boşa çıkarmak için, eleştirenleri, kutsal değerlera saldırma ve düşmanın planlarının gerçekleşmesine yardımcı olmakla suçlamaktadırlar.
Oysa, kimin düşmana-TC' ye alçalma tavırları ile yaklaştığı, düşmandan merhamet dilediği, zulm ve kan deryası içersinde düşmana yalvarıp yakardığı, TC' yi olası olumsuzluklara karşı uyardığı, TC' nin tüm sembol ve değerlerine saygılı olup sahiplendikleri açık bir şekilde ortadadadır ve bu siyasetin sonuçlarının Kurdistan toplumunda yarattığı travma da ortadadır. Türkiye güllük-gülistanlık içersindeyken Kurdistan kan deryası, yıkım, sürgün, açlık ile boğuşmaktadır. Büyük bir çöküş-dejenere ve yozlaşmanın yaşanıldığı bir ortam da hangi değerlerden bahsediliyor. Ajitasyon, kendi kendine propaganda etmenin döneminin geçtiği, bu tür politikaların Kurdistan ulusal davasına zarar verdiği gibi sömürgeci Türk devletinine gerek ulusal geniş imkanlar sunduğu bilinmiyor mu?
Zulmun kalesinde açlık grevine girmek!
TC tarihinde, Türk toplumunun yaşam, devlet yönetme tarzları, insanı değerlere yaklaşımları çıkarları ile bağlantılı olup Kurdistan sorununa hümaniter yaklaşımları yoktur. Yakma, yok etme, talan etme, başkalarına, başka halklara ait olan bir şeyi gasp etmeyi hak gören bir anlayışın uygar-insancıl olma sorunları olabilir mi. Çok övündükleri Osmanlı tarihi ve Yeniçeri ocaklarının durumuna bakın. Osmanlı devlet bekası adı altında, kundaktaki bebeler boğdurulmadı. Zorla ailelerinden alınan çocuklar yeniçeri devşirme ocaklarında eğitilip anne ve babalarının üstüne salınmadı mı? Büyük felaket ( jenosid) ile yetim bırakılan Ermeni kızı Sabahat Gökçen Mankurtlaştırılarak Kurdistan halkının üstüne salınmadı mı
Bakın Öcalan’ ın taptığı örnek aldığı Atatürk hakkında Yalçın Doğan ne diyor ; Atatürk’ün ve o günkü bütün siyasi kadronun bilgisi dahilinde.” “Kızlar evlatlık olarak verilmiş ailelerinden ayrılıp, insanlar bulundukları yerlerden sürgün edilmiş, evleri yakılmış, bütün hayatları değişmiş. Bir Kürt çocuğu alınıyor, Bursa, Manisa’da bir aileye evlatlık veriliyor. Sadece Kürtçe biliyor, Türkçe bilmiyor. Türkçe bilmediği için dayak yiyor. Yazarken insanın yüreği bunlarla dolup taşıyor”
Ne diyor PKK başkanı Abdullah Öcalan “Demokratik Cumhuriyet Atatürk’ün hediyesiydi. Bunu geliştirmek bizim görevimizdir.”
Apo, sadece Kürtleri uçuruma sürüklemekle kalmıyor ayni zaman Kurd’ ın vatanını ebedi olarak Türk vatanı yapmak için de çalışıyor. Bunlar bilinmeyen şeyler mi? Abdullah Öcalan’ın ipine sarılarak, Kurdistan politik arenasını zapt u rapt altında tutan ‘’ elit’’ rantçı tabaka bu bilmiyor mu?
Ama nafile, Soykırım ve zulmun kalesi-Halklar hapishanesi yıkılacaktır.
Rojhat Badiki
17.11.12