Siyaset

Sorunun Adını Doğru Koyalım-Son

Rojhat Badikî · 27.12.2010 · 2 görüntülenme

Sorunun Adını Doğru Koyalım-Son


Af ve Bariş, affetmek ve barışmak, kelimeleri coğrafyamızda, Ortadoğu coğrafyasında en çok kullanılan, popüler iki kelime ;BARIŞ ve AF. Bütün kesimlerin, sağcısından tutun solcusuna, islamcısına, sokakta kavga eden, kabadayıdan ve Kutsal kitaplarda bile adı sık sık geçen iki kelime. Af ve Barış kelimeleri, birbirlerinin tamamlaycısı, iç içe geçen, genel de bir arada kullanılan iki kelime iki terimdir. Kutsal kitaplarda, Xwedê’ nın bağışlayıcılığından, suçluları affedici özelliği sık sık vurgulanır.


Kardeşlerinde birlikte bir arada barış içinde yaşamanın öneminden vurgu yapar. Bütün ideolojilerde sık sık kullanılan bu kavramlar, bir yanda sorunlu iki kesimin bir araya gelerek sorunlarını karşılıklı olarak diaologlarla çözülmesini vurgulayıp suçlu olanın affedilmesinı savunurken, diğer yanda da sorunu oluşturan ana eksenin ortaya çıkarılıp, yapılan haksızlıkların giderilmesinin de şart olduğunu vurgulamaktan geri kalmaz.


Toplumsal adaletin yada iki kesim, iki toplum, iki kişi arasında vuku bulan sorunun giderilmesi, barışın sağlanılması ve tarafların karşılıklı birbirini affetmesi için, sorunun ortaya çıkmasına neden olan etkenleri doğru bir şekilde belirlenip ortaya konulması gerekir. Sorun gerçek adı ile anılmadan, sorundan etkilenen taraflar karşılıklı ve hakem niteliğinde olabilereck 3. bir tarafın denetim ve gözetlemesini sağlayacak bir ortamın olması gerekir. Bu şartlar oluşmadığı-oluşturulmadığı sürece sorunun ortadan kaldırılması ve barışçıl bir çözüme de ulaşmak mümkün değil.


Bariş, Af, adalet, eşitlik, kardeşlik kavramlarının kullanıldığı alanların, gelişmemiş, demokratik olmayan, sömürü ve baskının yoğun olduğu alanlarda sık sık kullanılması, tesadüfü olmayan bir durumdur. Kurdistan ve Türkiye’de günlük olarak kullanılan kelime ve terimlerin bir istatistiğinin yapılması durumunda, Barış-Kardeşlik ve Af’ ın açık ara ile günlük olarak kullanılan kelime ve terimlere fark atacağı görülecektir.


O halde kutsallık yüklenilen bu terimler neden, içerik ve kavramları doğru bir şekilde kullanılmıyor?


Kutsallık yüklenilen, kirtletilen, içi boşaltılan bu kavramların, bu kadar sık aralıklarla, Sömürgeci Türk devleti, Türk ve Kürt aydın, sivil demokratik örgüt ve partileri tarafından kullanılmasının bir amacı, bir hedefi olduğu açık. Bu kavramların sıklıkla kullanılarak, bir takım hedeflerin karartıldığı, kavram karmaşası yaratılarak, toplumsal kaos ve bu eksende bir zihinsel kirliliğin yaratıldığı ortadadır.


Kürt ve Kurdistan sorunun uluslararasılaştığı, Kurdistan sorunun, Kurdistan’ın klasik sömürge yapısının günümüz koşullarında, devam edemiyeceği, ettirilmeye çalışılması durumunda, Kurdistan halkının lehinde bir kamuoyunun oluşacağı ortada iken, içerin ve anlamı yozlaştırılan, AF ve Barış’ tan israr etmenin amaç ve hedefi nedir? Bunun aydınlatılması elzemdir. Türk halkı ve egemenlerinin Barış ve Af’ tan dem vururken neyi belirtmek istediği, Kurdistani parti, örgüt ve aydınların AF ve Barış terimlerini dillerine dolamalarının amacı aydınlığa kavuşturulmadığı sürece, Kurdistan sorunun çözülmesi mümkün değildir. Diğer bir deyimle, sorunun çözüm yoluna döşenen mayınlar bire bir ortadan kaldırılması, yolların amayınlardan temizlenmesi gerekir. AF ve Barış terimlerinin bu kadar sık ararlıklarla kullanılmasının altında yatan niyet açığa çıkarılmalı ki, Kurdistan halkının bağına musalat olanlar teşhir edilsin.


Af kelimesine dönersek, Kürt ve Türk medyasında sık sık, PKK gerillalarının af edilmesi, topluma uyum sağlanılması için bir uyum sürecinden, adaptasyon sürecinden geçmesinin zorunluluğundan dem vurulur. Bu insanların ülkelerinin bağımsızlık ve özgürlüğü için dağa çıktıklarına pişman ettirilmesi sürecine, ‘’ uyum-entegre’’ Neden bu insanlar af ediliyor, Bu insanlar kime karşı suç işlediler, Kimin ülkesini işgal etti, kimin ırzına geçti, kimin-kimlerin mal mülkünü gasp etti, kimi öldürdü, kimi-kimleri soykırımdan geçirdi, kimleri zindanlara attıp işkencelerden geçirdi......vs vs, örnekler daha da çoğaltılabilinir. Bu insanlar, Türkiye’ yi mi işgal etti, halkına, toprağına, ağacına kuşuna karşı kimyasal silah kullandı da af edilmeleri isteniliyor!


Suçluların, suç işleyenlerin af edilme durumu olabilir, zülme, baskıya, soykırıma, talan ve yağmaya karşı çıkan, özgürlük ve bağımszılık için savaşanların affedilecek bir durumları yok, Dünya’ nın her taraffında olduğu gibi, bir ülkenin özgürlük ve bağımsızlığı için mücadele edenlerin konumu af edilecek bir konumda olmayıp, af edici bir konumda olması gerekirken yaşadığımız coğrafyada gerçekler ters-yüz edilerek, suçlular haklı, suçsuzlar haksız posizyona düşürülüyor.! Suç işleyenler affedici, masum ve mazlum olanlarda affedilen bir konumda. Bu anlamda, haksızlığın ortadan kaldırılması gibi bir durum yok tersine, işlenilen suçların gizlenilmesi ve var olan statükonun devam ettilmesi için yoğun bir çaba vardır.


Yoğun bir şekilde kullanılan diğer kavramda ‘’ Barış’’ kavramıdır. Barış kavramının ortaya atılması durumunda, ortada bir sorunun olduğu ve sorunla bağlantılı tarafların olduğu, soruna bir çözüm bulma ve sorunu ortadan kaldırmak için, hakemler nezninde bir görüşme ve müzakereler sürecinin olması gerektiği ortadadır. Barışın olabilmesi için, barış öncesi bir çatışma sürecinin olduğu, çatışma sürecinin de sorun yada sorunlardan kaynaklandığı ortadadır. Bu açık ve yalın bir şekilde kabullenilip doğru bir şekilde masaya yatırılmadığı sürece, barış denilen bir kavram ve sürecin oluşması mümkün değildır.


80 öncesi karaoğlan, 80 sonrası Özal şimdi de Erdoğan demokrasi havarisi kestiriliyor. Bu üçlünün konuşmalarında boncuk arayanlar, Kurdistan sorunun mücidleri olarak lanse ettirilen Ecevit, Aslını inkar eden bir devşirme ve azılı bir Kürt düşmanı olduğunu ölmeden önce deklare etti. Keza ayni şekilde, Kurdistan özel hareket timlerinin mücidi ve fikir babası olan Özal, dönemi ve sonrası binlerce yurtsever Kürt özel hareket timlerin kurbanı oldu. Nihayetinde ağzındaki baklayı çıkaran Erdoğan, kendisine methiyeler yağdıran Kürt’ leri adeta tezkip edercesine, Kurdistan’ da vahşi klasik sömürge statüsünün devam edeceğini, Kürtlerin Kültürel-sosyal-siyasal-dini-olarak jenoside tabii tutulacağını her defasında tekrarlıyor.


Erdoğan, “Kürt sorununu savunuyorum, ama biz Kürtçülüğe karşıyız. Bizim üç kırmızı çizgimiz var. Etnik, bölgesel ve dinsel milliyetçilik yapmayacağız. Türkiye Cumhuriyeti tek millet, tek bayrak, tek devlettir. Resmi dili Türkçe’dir. Ortak dil Türkçe’dir, bu gerçeği değiştirmeye yönelik hiçbir girişim kabul edilemez. Bu topraklarda ameliyata izin vermeyiz” şeklinde tavrını ve izleyecekleri politikaları net bir şekilde ortaya koyarken, hala boncuk arayanların Kurdistan halkına bir açıklamaları olması gerekir.


Kısacası, Af ve Barış terimleri bu coğrafya yabancı olduğu kadar birer manipülasyon araçları olarak Kürt halkını, Irkçı-faşist TC sistemine entegre etmede önemli bir metoddur TC açısından. Yazık ki Kürt Kökenli ve Kürt yurtseverleri oldukları iddiasında olanlar kalemlerini, Kürt halkının özgürlük ve bağımsızlığı için kullanmaları gerekirken, TC iktidarının yedeği konumuna düşmektedirler. Yıllarca, Kürt halkının AİHM davlarına girerek palazlanıp kendini CHP pazarlayan Avukat Sezgin Tanrıkulu gibi rengini belli etme cesaretini göstermeyip Af ve Barış terimlerinin gölgesine sığınmaktadılar.


Kürt kesimlerinin şunu çok anlamaları gerekir ki TC-Kemalist yapının ürününden nemalananların, hiç bir zaman ters düşmeyecekleri Değerli İsmail Beşikçi gibi direkt cephe almayacaklarıdır. Türk toplumunda vijdan sahipleri Beşikçiler çoğalmadıkça, Af ve Barış terimleri Kürt halkını sömürgeci sisteme araçları olarak kalacaklardır. Kürt dostu postuna börünenlerin bu güne değin Kurdistan bir sömürge olduğunu dile getiren oldu mu? Anlaşılır, çünkü onlar, İttihak-ı Terraki ve Kemalist sistemin yarattığı, halkarın soykırımı temelinde inşaa ettikleri Türkiye’ nin savunucularıdırlar, peki yaz siz?

Peki sizler kimin savunucularısınız? Hangi ülkenin hangi halkın savunucularısınız?

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.