BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Sinan KARAÇALI · 04.03.2006 · 2 görüntülenme
Sömürgecilerimiz arasında yoğun bir trafik yaşanıyor. Biri geliyor, biri gidiyor. Birbirini uyarıyor. Mesaj alıp veriyorlar. Düşman bildikleri Kürd milletine karşı ortak bir politıka oluşturuyorlar. Hamas lideri Halid Meşal, Irak Arap Şii liderlerden İbrahim Caferi ve Mukteda El-Sadr Ankara’da resmi olarak konuk ediliyorlar. Bayram değil, seyran değil bu yoğun trafiğin amacı ne ola ki? Ortak korkuları var. Gümdük, üstünü betonladık dedikleri Kürdistan sorununun çözüm yoluna girmesi karşısında paniğe kapılmış bulunuyorlar. Kürd-Kürdistan sorunu sömürgecilerimizin dünden bugüne hep korkuları olageldi. Biraz geriye dönüp geçmişten bugüne olup bittene bakmakta fayda vardır.Sömürgecilerimiz dünden bugüne hem iç, hem dış siyasetini esas olarak Kürd-Kürdistan sorununa göre belirlemeyi vazgeçmezi olarak algılaya geldiler. Değişen dünya koşullarına göre Ortadoğu’ya verilen mevcut statükoyu koruyan güçlerle ilişkilerini sıcak tutmayı siyaset edindiler.Sömürgecilerimizin bir kısmı Ortadoğu’daki mevcut statükonun korunmasını Batı yanlısı siyasette gördü. Kimi de Sovyet bloku yanlısı bir siyaset izledi.Sovyet blokunun dağılmasıyla dünyanın yeniden saflaşması ve yeni ittifak güçlerinin ortaya çıkmasıyla sömürgecilerimizde bu değişikliklere uygun olarak ulusal çıkarları gereği yeni arayışlara girdi. Daha evel düşman olan sömürgecilerimiz varolan kötü ilişkilerini iyileştirme yoluna girdi.Bugün sömürgecilerimiz arasında yaşanan yoğun trafiğin amacını anlayabilmek için biraz geriye gitmek gerekir. TC devleti tarafında düşman bilinen Hafız Esed’in cenaze törenine Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile katılmasını iyi irdelemek gerekir. Daha sonra bu her iki sömürgecimiz arasında yaşanan üst düzeydeki resmi ziyaretleri bu bağlamda ele almak gerekir.Hafız Esed’in cenaze törenine Türkiye’nin Cumhurbaşkanı düzeyinde katılması her iki ülke açısında büyük önem taşıyan bir gelişme olarak taraflarca deklere edildi. Türkiye tarafından daima düşman olarak kabul görilen Hafız Esed’in cenazesine Cumhurbaşkanlığı seviyesinde katılım sağlanması Türkiye dış politıkasındaki değişimide ortaya koyuyordu.Zaten A. Öcalan’ın danışıklı döğüşlü olarak Suriye’den çıkarılması ile Türkiye-Suriye arasında siyasi, kültürel, ekonomik ve askeri alanda işbirliği sürecini başlattı. Hafız Esed’in ölümünden dört gün önce ilk defa iki ülke ordu milli takımları arasında oynanan folbul karşılaşması ve her iki ülke Generallerinin birlikte seyretmesi vs. Türkiye-Suriye arasındaki iyi gelişmelerin göstergesiydi.Türkiye ve Suriye’yi buna iten esas neden ABD’nin Ortadoğu’da izlediği politıka gereği mevcut statükonun parçalanmaya başlaması sonucu Kürd milletinin bundan yararlanmaya ve önemli mevziler elde etmesinden doğan korkunun sonucuydu.Bu korku onları birbirine yakınlaştırdı ve ABD’ye karşı bir set oluşturmaya itti. Sezer’in Suriye ziyaretinin amacı bunun sonucuydu. Aynı zaman da ABD’nin Suriye’ye yönelik tehditlerine karşı Türkiye’nin Suriye’ye verdiği destek anlamınada gelmekteydi. Sezer’in Suriye ziyaretini oğul Beşşar Esed’in Türkiye resmi ziyareti izledi.Suriye ile Türkiye arasında daima sorunlar varola geldi. Daima düşman kardeşleri oynadılar. İlişkileri daima inişli çıkışlı oldu. Zaman zaman savaşın eşiğine geldiler.Suriye, 1946 yılından bu yana Cumhurbaşkanlığı düzeyinde Türkiye’ye resmi ziyaretlerde bulunmamıştı. Bu anlamiyla Beşşar Esed’in Türkiye ziyareti „tarihi“ bir ziyaret olarak değerlendirildi. Ve her iki ülke bu ziyarete büyük bir değer biçti.Her iki ülkenin ulusal çıkarlarına hizmet eden Türkiye-Suriye arasındaki üst düzeydeki resmi ziyaretler, anti-Kürd politıkalarının sonucu olmakla beraber, aynı zamanda ABD karşısında Suriye’nin konumuna güçlendirmeye yönelikti. Zaten bu üst düzeydeki resmi ziyaretlerin esas amacı da bu değil miydi?Bu ziyaretlerin en önemli özeliği ABD ve İsrail’in Suriye üzerine yoğunlaşan baskılar sürecinde yapılıyor olmasıydı. Bu aynı zaman da Türkiye-Suriye ilişkilerinin düzeyinide ortaya koymaktaydı. Dahası Türkiye’nin ABD’nin BOP’ni desteklemediği ve karşısında olduğunu bir kez daha deklere etmesiydi. ABD, bunu not etti. Türkiye bunun bedelini fazlasıyla ödedi.Türk Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 29 Nisan 2003 tarihinde Suriye’ye bir günlük resmi ziyarete bulundu. Gül’ün ziyareti Suriye için çok önemliydi ve yüksek düzeyde kabul gördü. Önce Suriye devlet Başkanı Beşşar Esed tarafından kabul edildi. Daha sonra Suriye Başbakanı Naci el-Itri ve Dışişleri bakanı Faruk Şara ile görüştü. Suriye devlet Başkanı Beşşar Esed ve Başbakanı Naci el-Itri, Türk Dışişleri Bakanı Abdullah Gül tarafından Türkiye’ye davet edildi. Her iki davet kabul edildi.Görüşmelerin ardında her iki Dışişleri Bakanı basın karşısına geçerek bir basın toplantısı yaptı. Özelikle ABD’nin Suriye’yi tehdit etmesinin altı çizildi ve “kabul edilemez” denildi. Türkiye, böylelikle ABD-Suriye gerginliğinde tavrını Suriye’den yana ortaya koydu.Irak’taki gelişmelere dikkat çekildi. İki taraf da “Bir an önce Irak’ta bulunan yabancı güçlerin derhal ülkeyi terketmesini, Irak’ın toprak bütünlüğünün korunmasını, bir an önce seçimlerin yapılmasını ve Irak’taki tüm unsurların yönetimde yer alması” vs. gibi konular da birlik gösterisinde bulunuldu.Ocak’2004’te Suriye cumhurbaşkanı Beşşar Esed, Türkiye'ye resmi ziyarete bulundu. Sözkonusu ziyaretin en önemli yanı ABD tarafından Suriye’in köşeye skıştırdığı bir döneme denk gelmesi düşündürücüydü. Çünkü yarım yüzyıldır stratejik müttefik konumunda olan ABD ve Türkiye arasındaki görüş ayrılıkların Türkiye’nin Suriye’ye ilişkin yaklaşımlarıyla bir kez daha su yüzüne çıkması anlamınada geliyordu.Her ne kadar bazı çevreler, Türkiye-Suriye arasında üst düzeyde gelip gitmelerin “Türkiye, ABD istemlerini Suriye’ye iletiyor” şeklinde yorumlasada bu pek inandırıcı değildi. TC devletinin bir dezimformasyonu iddi. Çünkü ABD ve Suriye hergün zaten görüşüyorlardı. Bu konu da üçüncü bir aktörün, hele Türkiye’nin aracılığına gerek olmadığı gerçeği zaten sırıtıyordu. TC devleti, kendisine yönelen eleştirileri yumuşatmak için bu yönlü dezinformasyonlara baş vurmayı kurtuluş saydı. Kimse inanmasada buna baş vuramadan edemediği bilinmektedir. Dikkat edilirse aynı dezinformasyona Hamas lideri Halid Merşal’in Türkiye’ye yaptığı tartışmalı ziyaretinde de baş vurdu. Sorun dezinformasyonla kapatılacak gibi değildir. ABD ve Türkiye’nin yollarının çoktan ayrıldığı, Türkiye-Suriye yollarının kesiştiği bir süreç başliyordu. Türkiye-Suriye arasındaki bu geliş gidişler tarafların ulusal çıkarları gereği sürdürdüğü politıkada aramak en doğru olanıdır. Türkiye ve Suriye’nin yaptıklarıda buydu. ABD yetkilileri her platformda dile getirdikleri şu gerçek var. „Ortadoğu’daki statükoyu değiştirme konusunda ciddiyiz ve kararlıyız.”Bu sözler, sömürgecilerimizi birbirine dahada yakınlaştırmaktadır. Kürd düşmanları arasında seyreden dünkü ve bugünkü resmi düzeydeki ziyaretler bunun sonucudur.ABD’nin Ortadoğu’da izlediği politıka ne Türkiye, ne Suriye’nin ulusal çıkarlarına uygundur. Dahası her iki ülke bunun “kendi ulusal çıkarlarına yönelik bir politıka olduğunu” defalarca deklere ettiler. Bu politikaya karşı ortak duruş almayı ulusal çıkarları gereği bildiler. Gidiş gelişlerin amacıda bunu ete kemiğe büründürmeye yönelikti.Recep Tayyip Erdoğan döneminde Türkiye-Suriye ilişkileri en üst seviyeye çıkarıldı. ABD, bu ilişkilerden rahatsız oldu ve bunu her platformda dile getirdi. ABD, Türkiye’den Suriye’ye yönelik politikalarını desteklemesini istedi. Türkiye bunu kabullenmedi. Fakat her halükarda Suriye ile dayanışmalarını en yüksek düzeyde sürdürdü. Bunun en somut örnekleri karşılıklı üst düzeydeki resmi ziyaretlerdir. Bu da ABD’yi çok kızdırıyordu.Sezer, Suriye resmi ziyaretini şu cümlelerle ifade ediyordu."Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkileri bölgesel gelişmeleri gözden geçirme imkânı tanıyan bu ziyaretin, ilişkilerimizde sağlanan ivmenin sürdürülmesine, bölgemizin barış ve istikrarına katkıda bulunacağına inanıyorum."Sözü edilen „bölgesel gelişmeler’in odağında Kürdistan sorunu yatıyordu. Kürdistan sorunu sömürgecilerimizin ortak sorunuydu ve sorun karşısında ortak bir yaklaşım sahibiydiler. Her ne pahasına olursa olsun sömürgecilerimizin „toprak bütünlüğünü koruma“ları esas amaçlarıydı. Yüksek düzeydeki resmi ziyaretlerin esas amacıda buydu. Bu, aynı zaman da ABD’nin Ortadoğu politikasına karşı olma anlamınada geliyordu. Her iki ülkenin ulusal çıkarı ABD’nin BOP’ne karşı ortak tavır geliştirmeyi gerektiriyordu ve sözü geçen yüksek düzeydeki resmi ziyaretlerle bu ete kemiğe büründürülüyordu.ABD, Suriye’yi denetim altına alabilmek için siyasi ve ekonomik baskılarına hız verdiği bir dönemde Türkiye-Suriye arasında gerçekleşen bu yüksek düzeydeki resmi ziyaretlerde çok rahatsız oluyordu. Ve bunu her platformda dile getirdiği gibi, Türkiye’ye karşı tutumunu daha da sertleştiriyordu.Şimdi de ABD önderliğinde dünyanın İran üzerinde baskı kurmaya çalışıldığı bu süreçte ABD karşıtı Arap terörstlerini birer birer Türkiye’de ağırlamaları yine bu politıkanın sonucudur. Türkiye, bu tutumuyla ABD ve İsrail arasında varolan görüş ayrılıklarını bir kez daha ortaya koydu. Her ne kadar bu politıka kaynağını anti-Kürd tutumlarından ileri gelsede aynı zamanda ABD ve İsrail ile görüş ayrılıklarınıda ortaya koymaktadır.ABD ve İsrail, bu ziyaret ve görüşmelere sert tepki gösterdiler. Türk devletinin „yanlış adamlarla, yanlış zamanda görüştüklerini“ belirterek tepkilerini yüksek sesle ifade ettiler. Fakat Türk devleti, farklı düşündüklerini, ziyaret ve görüşmelerin kendi “ulusal çıkarlarına uygun doğruluğu”nu savundular. Kürd millet çıkarları açısında bu ziyaretler değerlendirildiğinde çıkarlarına olduğu sonuçuna varmak yanlış değildir. Düşmanlarımızın niyetinin bir kez daha açığa çıkması, dostlarımızla düşmanlıklarının derinleşmesi Kürd millet çıkarınadır. Temenimiz düşmanlarımızın bu tür yanlışlıkları daima yapmasıdır.03 Mart 2006
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.