BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Abdullah Saydin · 21.07.2006 · 1 görüntülenme
Geçmişimizden aldığımız ancak maddi yaşamla yada çağdaş realitelerle örtüşmeyen alışkanlıklarımız vardır. Halbuki süreç içerisinde şunu öğrendim bilgisayarımın başına geçince hemen hemen her konuda özellikle teknik anlamda ‘güncelleştirmeler’i tıklamadan başladığım işte rahat olamiyorum. Ancak ‘kollektif düşünce birliğimizde’ yada ortak yaşamın diğer alanlarında kendımıze pek ayar koyamiyoruz gibime geliyor. Oysa 40 yıl önceki doğrularımız kimi zaman artık yerinde değildir bunu göremiyorsak atacağımız adımlar hesapsızdır. İdealize ettiğimiz sosyalizm ve sovyet sisteminin çöküşünün sorumlusu değilsekte sistemın bir parçasiydik. Enkaz altından kurtulduktan sonra 7 su ile temizlenmedik belki; hiç değilse enkazın tozundan silkelemeliydik. Sosyalizm aşkına alet olduğumuz kuyrukçuluk yıllarca bizi İzrael karşıtlığına ve Müslüman Arap kardeşlığıne zorlamıştı. Gözümüzü sınıf diye açıyor gönlümüzdeki ülke idealını bastırıyorduk. Halbuki ‘yaşasın proloteryanın kardeşliği’ şiari ile çağırdığımız dünyanın dört bir yanındaki işçi sınıfından hiç birisinin gözü 4 e parçalanmış vahşice öldürülen milyonlarca Kürdü görmüyordu. Şablonlar, şablonlar azami programlar-asgari programlar; sınıfsal ittifaklar diyerek oluşan birikimlerimiz artık geleceğe malzeme olamiyorsa bizimle birlikte gömülmesine müsaade edemeyiz. Amaç çağdaş Dünyanın birikimli bir parçası olmak ise değişim ve dönüşüm ile tekamül etmiş kuşağın dayanışmasını sağlamak zorundayız. Ne varki bazen çoktandır unutmaya çalıştığımız geçmışımızınde gerisine düşerek sınıf mevzisi ve azami-asgari programlarında arkasından seyrediyoruz.Bakın nasıl? Kürdistan tek düşünce ile formüle edilecek bir ülke değildir, Kürd halkı tek kalem ile ifade edilecek bir millet değildir. Dünyada yaşayan milyarlarca insan nasılki biri diğerine benzemiyorsa bu coğrafyada yer alan Kürdistanda başka bir ülkeye benzemiyor. Bunu arkadaşlar ‘özgünlük dediler’ tartışmalar hala sonuçlanmadiysada olumlu bir mecraya doğru akışını izliyoruz. Kürd halkının aidiyetlerini ise burada tartışmayacağız. Amaç sizlere bu kadar önemli farklılıkları bir kişinin yada gurubun kafasında yer ettiği şekliyle formüle edilemiyeceğidir. Sınırsız tarifler, yiğinla öngörü arasından ve düşünsel aidiyetlermız ölçeğinde kendimizi ifade etmeye çalışıyoruz. Bu benım doğrumdur gerisi yalandır diyenın basiretsızlığıne tahammül edeceğız oda onun düşünceleridir diyebileceğiz belki. Ancak benım doğrularımın dışında her sav yada hareket ihanettır diyene tahammül etmek zor. En azından böyle düşünenlerle aynı kulvarda varlık gösterilemez. Hür Kürtler Gurubunun Ankaradaki toplantısından sonra orada dile getirdiğim düşünceleri bu sayfalarda sizinlede paylaşmıştım. Beğenilir beğenilmez reaksiyon beklemek hakkımdı ancak sükut ikrardan gelir diyerek teyid edildiğini tahmin ediyorum Eğer okunmadiyse değerlendırmekte yarar var inancindayim. Yusuf Bülbülün belirlemesiyle bu ihanetçilerin toplantısına katıldım bana açtıkları kürsüde sizinle bu sayfalarda paylaştığım düşüncelerimi açıkladım. Doğrusu İttihatçı vede Türk Irkçılığının teorisyeni ‘Kürd’ Ziya Gökalp ile Ş.Elçi arasında organik bir bağ yada benzerlık kuramadım. Hayal mahsulu öfke ile söylenen sözler doğrusu pek muhatapta bulamaz sanırım. Şerafettin beyi yıllardır tanırım aynı yerde farklı düşüncelerimizle varolabildik. Cizreli şex ailesınden gelme 49 lulardan 71yaşında bu devlete milletvekilliği hatta bakanlık yapmış. Anlayacağınız bizimle cezaevinde aynı komunde kalmamış, aynı dernekte yer almamış ancak yıllar sonra KÜRD-KAV da birçok aydınla birlikte var olabildik. Kendisi hukukçudur avukatıda değilim. Çevresınde yer alan İbrahim Aksoy,M.Emin Sever,M.Ali Eren ve Derveşe Sado gibi isimleri benim dışımdada Kürd Kamuoyu yakından tanır. Geçmışte bu kadronun birçok çalışmasındada birlikte olabildik. Ancak bağımsızlıkçı çizgide duran gurup olarak karşılarında durduk kimi zaman aynı paralelde kimi zaman karşı karşıya olduk. Özellikle Kuzeybatı Kürdistanda bağımsızlıkçı çizgide israr eden insan sayısı oldukça sınırlıdır. Legal alanlarda kararlı bir duruşla yasalitenın değil meşruiyetin savunucusu oldukları için topun ağzındadırlar, hedefdırler ancak parçalı duruş veya onları çarpıştırma isteği TC nın hoşuna da gitmiyor değildir. Unutulmaması gereken her legal alan meşru değildir, her meşru alanda legal değildir. Bu böyle ise legal alanlara meşruiyetimizi taşımak,zorlamak zorundayiz. İyi de nasıl kiminle sorusunu soracaksınız. Doğru olmayan ihanet süçlamasi ile sağı solu taşlarsak alanlara inmeye mecalımız olmaz. ‘Koruculuk sisteminin Ş.Elçinin sevk ve iradesınde olduğu’ doğru değildir. ‘Örtülü ödenekten pay alan’ veya’ Türkiyenin Askeri Strateji Merkezi Elemanı’ gibi suçlamalar yapılıyorsa altının doğldurulmasi, belgelerle ispat edilmesi gerekır yoksa benım gibi birçok insan bunlara yalan der. De bakalım doğruluğunu nasıl ispatlayacaksın? Söylenenlerdende ayni şeyi anlamiyoruz. Bana göre ‘Güneyle paralellik’ isterken Güneyin cazibe merkezi oluşunu kavrayan kuzeylilerın dengeyi alt üst edeceği burası ile ayni haklara sahip olunması kastı söz konusu. Her ne ise bu onun düşüncesi ancak bu düşünce ile ihanet suçlaması yapılamaz. H.H.Yildırım ın yazısında ifadesini bulan düşünceleri uslup olarak bu alan için biraz sert bulmama rağmen yanlış demeye imkan yoktur. Elbetteki lozancıliği, misaki milliciliği yada üniter devletçiliğin tam karşısında yer almamız; zira bazen düz bilimsel bir mantığın dışında siyasi mulahazalarla yığınla faktörün hesapları içerisine girmemızde gerekebilir. Çıkıyorlar ben federasyonu savunuyorum diyorlar, hayır savunamazsın demek yanlış. Buyurun görelım sizi demek en sağlıklı mantık. Bu kadar vahşetın ortasından Federasyonu savunmak kolaymi saniyorsunuz.Çok gerçekçi değilse bile Federasyon ciddi bir statüdür ordusunu, diğer milli kurumlarını yaratması bölgesınde eşit koşullar altında hükümran olması gerekmezmi. Çantada keklik sanmayin bağışladılarda biz daha çoğunu isterızmi dedik. Hayir. Yardımcı olmak gerekiyorsa yardımcı olunur. Önüne engel olmak yurtseverlık değildir. Bugün yeryüzünde Federe statüsüne boyun eğip kalan tek bir millet yoktur.Artık herkesın teker teker kurtuluş talep edıp bağımsızlığını ilan ettiği dönemleri yaşıyorken Federasyon isteme talebının altında yatanları yada bu doğrultuda atılan siyasi adımları yakından takip ediyoruz. İhanet suçlamaları gibi mesnetsız suçlamalar yapılmazsa TC parlementosunu hedefleyenlerın maskelerini düşürmekle uğraşacağız. Tabiki bazı şeyleri zamana bırakmakta yarar var. Tersınden düşünelım koşullara göre Federasyon benzeri istekleri ön plana çıkartanlar güçlü bir siyasi irade oluşturur ve emrindeki silahlı güce dayanarak varlığını kabul etırırse mutlaka bu milli irade bir üst aşamayada dönüşüyorsa itiraz etmek neden? Ancak ben bağımsızlıkçi çizginin buna daha yakın ve gerçekçi olduğunu sanıyorum. Renk değil renklerle bir arada farklılığımız söz konusu; siyaset arenası koca bir satranç tahtası her gün yeni bir şekil nereden geleceğını bilemeyeceğimiz farklı hamleler. 30 yıl sonrasının stratejisini çizen pentagon paralelınde; ondan önce görebiliyor ve atılım yapabiliyorsak kazanımlarımızdan bahsedebiliriz. 21.07.2006 Abdullah Saydın
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.