Siyaset

Sine-i Vatan’ a; Kürdistan’a dönelim...!

bahoz þavata · 02.03.2007 · 2 görüntülenme

Kuzey Kürdistan Kürt milliyetçiliği son on beş yıllık zaman aralığında tarihinde beslendiği kaynaklardan çok, Güney Kürdistan Federe devletinin oluşumu ve Türk milliyetçiliğinin otoriter, ırkçı kimliğinde direnen Kemalist Türk Devletin askeri bürokratik niteliği nedeni ile gelişmeye başladı.A. Öcalan’ın Kürdistan ve Kürt meselesini Türkiye’nin iç demokratik bir meselesi haline getirdiği “Türkiyecilik” tezleri dahi Türk devletini ve Türk milliyetçiliğini tatmin etmedi. Haliyle bu yaklaşımlar karşılıksız kalmadı. PKK ve uzantısı olan siyasi yapılanmalarda Kürt milliyetçiliği yeniden yükselişe geçti. Bildiğini yavaşta olsa okuyan ve anti sömürgeciliği benimseyen önemli bir kesimin Kürt milliyetçi politikalarına dönüş yaptığı görülmeye başlandı.Bu değişimler, bazıları tarafından belki A. Öcalan’ın “Konfederalizm” politikalarına uygunluğu şeklinde yorumlanabilir. Hiç de öyle değil. Döneme damgasını vuran iki ifade çok farklıdır. “Türkiye Kerkük’e müdahale etmekte haklıdır” (A. Öcalan), “Kerkük’e müdahaleyi Diyarbakır’a yapılmış sayarız.” (Hilmi Aydoğdu) Birincisi Türkiyecidir. İkincisi Kürdistancı dır. Birincisi; Atatürk’ün yanında saf tutandır. Tıpkı Birinci Büyük Millet Meclisi’nde yer alan Misak-i millici anlayışla Türk siyasetçilerin oyununa gelen Kürtleri temsil eder. İkincisi; bağımsızlıkçıdır, tıpkı 1920 ler de ki Kürt Teali Cemiyeti’nden bağımsızlıkçı düşünceleri ile ayrılan Bedirhanileri temsil eder.PKK iki çizgi arasında bocalıyor. Kürt milliyetçileri tavırlarını yansıtıyor. A. Öcalan, şaşkın, çaresiz. Devlete politik çözüm tekliflerinde; iplerin kendi elinden kaydığını söylemekten çekinmiyor. Kendisi ile PKK yapısında gelişen milliyetçilik arasındaki bağların kopmasını da göğüsleyemiyor, devlete ucu açık, biraz tahdit vari söylemlerde bulunuyor. Bütün bu gelişmeler, milliyetçilik ile daha önce öne sürmüş olduğumuz teorik argümanımızın doğruluğunu bize gösteriyor. Milli talepleriniz ile oluşturduğunuz kurumlar kendi misyonunu bireylerin üstünde yaşatır. Kürtler ütopik projeler ile bu kurumlara katılmadı. Kürt kimliğini; bir millet olmanın bilinci ile özgürleşmesini, yoksulluk kimliğini, ülkesel yoksunluklarını aşabilmenin özgürlüğünün karşılanması neticesinde bu kurumlarda yer almıştı. Onlar Kürdistan’ı özgürleştirmenin devrimci politikalarını kendi sorunlarının çözümünün anahtarı olarak görüyordu. Haliyle Türkiyecilik kokan, esaret kokan, bulanık söylemlerin hiçte işe yarar olmayacağı kuşkusunu hep içlerinde taşıdılar. “Kral çıplaktı!”Bu insanlar yağmur duasına çıkan bir biçareyi değil, özgürlüğü için her şeyi göze alan; her türlü baskı ve zulme karşı yılmaz, onurlu kişiliği ile bu yola baş koydu. Çünkü onların kaybedecekleri başka bir şeyi yoktu. Hilmiler nice kahraman sembollerden biriydi. Bu yürek, gözü dönmüş, anti Kürt reflekslerini ile Güney Kürdistan Federe Devleti’ne tehdit ve baskılarını yönelten T.C. ye verdiği bu kararlı yanıtla inanıyorum ki, milyonlarca Kürdün gönlüne su serpti, beyinlerine bir ışık yaktı. Bu ışık Kürdistan’i bir güneştir. Kürt milliyetçiliğinin doruklarıdır. Temsil ettiği kurum ve makamı adına kendisine yakışır bir duruştur. Türkiyecilik gibi sahte tezlerin tükenişinin ilk kıvılcımıdır.Türkiye’nin seçim koşullarına girdiği şu zamanda, Cumhurbaşkanlığı ve TBMM’Nİ yenileme seçimlerinden önce Kürt milletine belli bir politik tutum içinde olmayı salık verirken izlenmesi gereken politikalar oldukça önem arz etmektedir.Seçimler atmosferinde artık Kürdistan’i ve milli duruş politikaları ön plana çıkarılmalıdır. Bir zamanlar kitleselleşmenin geçici uzantısı olan Ankara merkezli politikalar artık terk edilmelidir. Bu duruş, demokratik çözümlerin dayatılmasının reddi anlamında değil, Kürdistan ve Kürt milli meselesinin niteliğini daha yalın ve çıplak hissettirilmesi nedeni ile bu politikalar ülkesel bir duruşa çekilmelidir. Politik mücadele devrimci bir niteliğe bürünmeksizin demokratik çözümlerin şartları yakalanamaz. Politik konjonktür de bu durumu zaten zorluyor. Sayın DEP'liler, TBMM’DE Kürt milletinin siyasal sorunlarına muhatap bulamayacağınız ortada. Cüzamlı olduğunuzu dünya aleme ilan ettiler. Bireysel kariyer yapmak isteyenleri mi tatmin edeceksiniz? Temsil sorunumuzu mu giderebileceksiniz? Bunlara zaten ihtiyacınız yok. Kitleselleşmenin kürsüsüne mi ihtiyacınız var? O da yok. Ayrıca bu zamana kadar bu politikalara ihtiyaç duyulduğu için bu tür politikalara yapıldı. Misyonunu tamamladı. Günümüzde artık bunlara ihtiyaç kalmamıştır. Kürt meselesi 1990’ların çok ötesine yol katletti. Artık çıta yükseltildi. Güneyde bir Kürt Federe Devleti varsa, bunun gerisine düşen her politik öneriyi ve yolu Kürt halkı benimsemez. Anlamsızdır da.Diğer yandan Türkiye Devleti statükocu politikasında ısrar eden bir konumdan hiç geri çekilmedi. Bölge milletlerinin kaderi haline gelen maalesef bizim de başımıza geliyor. Oldukça sancılı devrimci ve militan bir politik savaşımı yürütme ile karşı karşıya bulunuyoruz.Bu durum, yalnız başına, Kürtler ile Türklerin tarihsel ilişkileri üzerinde oluşan tarihin bize vermiş olduğu takip etmemiz gereken bir bilinç yada metot değildir. Dış faktörleri bir kenara bırakırsak ayni zamanda günümüz Türk devlet yapılanmasının demokratik açılımlara çok uzak bir konumda oluşu ve bu statükonun kırılması için Türk halkı nazarında demokratik güçlü bir siyasal yapının olmayışı nedeniyledir. A. Öcalan’ın tezlerindeki en büyük hatası edindiği tarihsel bilinç yalnız değildir. Aynı zamanda günümüz bölgesinin politik konjönktörünün de nerede olduğunu görememesidir. 93’te göremediği şeyler, kendisinin zindana atılmasına neden oldu. 2000 ler de göremediği PKK’ yi mahvedebilir. A. Öcalan’ın kendi projelerine koşut olarak ön gördüğü Üçüncü Cumhuriyetçiler, liberaller yada demokratik Türk solcularının hali bu gün zaten içler acısıdır. Eskiden dost olarak ön gördüğü bazı Türk yandaşları da -D. Perinçek,Y. Küçük- Kürt halkının bu gün en azılı düşmanlarıdır ve AB’li dostları da zaten kendisini Türk Devletine teslim etmede milletlerarası komplonun baş aktörleriydiler. Dileriz, bu kesimlerin ne olduğunu daha yakından yeniden değerlendirir ve bu konuda Kürt halkından özür dilerler.Bu gün yorumlanması gereken gerçek şu; Ankara’ya her yöneliminizde yanınızda daima “birileri” vardır. Ankara’dan uzaklaştığınızda inanın bu “birilerinin” hiçbiri olmayacak! Gelin artık bu tarihi öne alalım. Amed'in başkentliğini hayata geçirelim, her yerde sömürgeciliği ret eden milli çıkışları yaratalım. Özgür Kürt inisiyatifini iktidar kılalım. Türk devletini ülkemizde boşa çıkaralım. Hilmilere inanalım...Onların yanında yer alalım.. Sine-i Vatan’ a; Kürdistan’a dönelim.

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.