BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Abdullah Saydin · 12.06.2006 · 1 görüntülenme
Yaşamım boyunca vebadan kaçar gibi kaçtım silahtan şiddetten; şimdi bu kelimeleri en yüce değerim dediğim ülkemin adı Kürdistanla birlikte anmakta çok cazip gelmiyor. Keşke bütün Dünyada silahın her türlüsü yok edilse ve hiçbir değer kaba güce dayanmasa. Birgün halklar yan yana sınırsız özgürlüklerini renklerinde ifade edecekleri yarınlarda her biri mozayiğin parçası olarak kendisini ifade edecektır. Ancak bu yarınlara Kürd halkı olarak tek parça halınde ulaşabilecekmiyiz işte o meçhul. Birileri bizi yok etmeden korunmak zorundaysak yöntemlerini tartışmaliyiz. Özellıkle son günlerde sahte barış çığırtkanlığı adına silahlı Apoculara seslenerek tek taraflı silah bırakmalarını öneren kimi çevrelerin tutumunu doğru değerlendirmeye Apocuları tanımlayarak başlayabiliriz. 1970 lı yıllarda ilk defa UKO culara Apocular dendiğini duyunca karşı çıkmıştım, dolaysiyle bu yurtsever harekete kendi iradeleri dışında böyle bir yakıştırmayı uygun bulmamıştım. Zira benim çağdaş kriterlerıme bencilik, sencilik, Ahmetcilik, Hüseyincilik yakıştırmaları örtüşmüyor. HPG, PKK, DTP vb. kurumların yerine Apocuların eski yapılanması, Silahlı gücü yada silahsız gücü diye nitelendırmemın altında yatan kendilerine israrla yakıştırdıkları irade beyanlarıdır. ‘Apo siyasi irademdır’ diyenleri Apocu olarak değerlendiriyorum. Değilse rızası dışında birisine Apocu demeyi hakaret kabul edileceğınden kullanmamayı yeğlerim. Tanım bütünüyle kendi beyanlarına dayalı bir belirlemedır ve vicdani kanaatıme göre beyan edılmektedır. Kaldiki A. Öcalan yaşam gerçeklerıne görede, İslam hukuku tanımlamalarına görede fiziki olarak tutsak olduğundan iradesi mevcut değildir. Onu tutsak eden gücün iradesi kendi üstünde belirleyicidir. Burada konunun bilimsel veya islami anlayış açısından açılımına girmeyeceğım; bana göre bu fark ayrıca ele alınmalıdır. Önemli olan bu zatın var olan şartların dışında siyasi duruşu ise Kürdistan için herhangi bir talebının olmadığını söyleyebiliriz. Dünya görüşü Konyalı bir Türkle Urfalı bir Kürdün taleplerını statikocu anlayışla aynileştırıp Kemalist gözlükle ele alması çözüm için yeterlidir. Onun Milli Kurtuluş Mücadelesini hedefleyen Kürdistan gibi bir ülkesi yoktur. ‘Demokrasisinden’ çözüm beklediği bir Türkiyede Alt kimlikle yaşama hedefi vardır. Siz istediğiniz kadar ‘Apocuların bu istemleri silahlı bir gücü gerektırmez’ deyin. Kürdistanda hiçbir siyasi adım silaha dayanmadan gerçekleşemez. Bu yalnız Kürdistanda değil diğer sömürge ülkelerdede aynidir. Latin Amerikali Yazar Paulo Freire sömürgeciler için ‘Onların ideali insan olmaktır; fakat onlar için insan olmak ezen olmaktır’ der. Bunlardan başka şefaat beklemekte yanlıştır. Milli kurtuluşu ‘barışçı yollarla’ konferans salonunda hediye paketi içerisinde kimseye takdim etmezler. Şidetten arınmış en kansız şekli kurtuluşu hedefleyen ülkenın caydırıcı niteliğe sahip silahlı bir güce dayanmasıdır. Zira 4 taraftan sömürgeci ülkeler silahlı güçleri vasıtasiyle işgal ettikleri Kürdistanı ancak ve ancak caydırıcı silahlı bir güçle sahiplerine terk ederler. Siz ister federasyon isteyin ister kültürel özerklık veya Bağımsız Birleşik Kürdistan şayet sizi koruyan Silahlı bir gücünüz yoksa bu vahşetın içinde siyaset yapma şansınızda yoktur. Var olan Apocuların Kürdistanda kitle desteğine sahip olmanın altında yatan en büyük veya tek neden silahlı bir güce sahip olmalarıdır. Ne varki siyasi iradeden yoksun bu güç Kürdistanın kurtuluşunu değil Apolarının kurtuluşunu hedeflemektedır. Kürdistanda Milli kurtuluş mücadelesini hedefleyen siyasi otoritenin emrindeki olası silahlı gücün adına peşmerge-gerilla vb. ne derseniz deyin amaç silahı kapmışken karşı taraftan asker-polis veya devlet görevlisi öldürmek değildir. Ülkesini ve içinden çıktığı halkının korunmasını ve yaşamasını esas alan ülkesinin değerlerine bağlı bir güç adına hareket ettiği halkını hiçbir ordunun insafına terk etmez, saldırıya anladığı dilden cevap verır. Unutulmaması gereken önemli nokta şiddetin değil gücün caydırıcı etkisinin olduğudur. Kör şiddetin dönüp sahibini vurduğunu sıkça yaşıyoruz. Ütopyasında güce tapan kölelerin değil gücü emrinde kullanan insanların ülkesinde yaşamak için bizim sömürgecilerimizden alacağımız ders yoktur. Geleceğe uzanan ellerimizi başka bir güç engellemeden kendi gücümüzle koruyabilmeliyiz. Kendi ülkesinde tek siyasi otorite olan sömürgecilerin darbeci ve çeteci orduları Kürtlere baskı, inkar ve imhadan başka bir şey vermemişlerdir. Kürt halkının yaratacağı ; ülkesinin bir kurumu ve siyasi otoritesinin emrindeki ordusuyla yaşamını ve geleceğini garanti altında görebilir. Bir halk, bir halkın kültürel kurumları ne kadar meşruysa ; o halkın ülkesi ve o ülkenin ordusuda bir o kadar meşrudur. Aydınlarımızın avazı çıktığı kadar cesaretle bu meşru hakkı savunmaları ve yasaliteye büründürmeleri için kolları sıvadıklarını görüyorum. Zira Kürtlerin ordulaşmasından, yada silahlı gücünü yaratmasından kimsenin korkmaması gerekir; Kürd halkının siyasi iradesinin temsil eden kurumun emrindeki , inkara-imhaya-yağmaya-talana dayanmayacağının teminatını verirken dersini geçmişte kendi halkına yapılanlardan almaktadır. İki toplum arasındaki barışın eşit koşulları paylaşan güçlerin sağladıkları dengeyle ancak mümkün olabileceğini, aksi takdirde dengesiz yada tek tarafın barış gibi bir sorununun olmadığını bilimsel tesbitlerle yada yeryüzünde meydana gelen diğer örneklerinden biliyoruz. Birkaçyüz kişilik bir gerilla gücüne karşı dağlarda takibata çıkmış 260.000 kişilik modern techizatlı donanımlı Askeri güc karadan ve havadan gece ve gündüz saldırı halinde iken gelin bunlara silahlarınızı teslim edin demek adından da anlaşılacağı gibi bu insanlara teslimiyeti önermek ve imhalarını halkın önüne koymak demektir. Bu ‘barışsever’ çağrıcıların Türk Ordusunu tanımadıklarını varsayarsak bile akıla-izana ve bilime başvurduklarını söyleyemeyiz. Genel Kurmayın bildirisinde de ‘silahlarınızı bırakın gelin şevkatlı kollarımıza teslim olun’ çağrısı vardır. Bu sözde aydınlarında çağrısındaki tek eksiklik ‘şevkatlı kolları’ kelimesidir. Yanlış yerde,yanlış strateji ve yanlış savaş metotları ile hareket eden Apocuların silahlı gücünü savunmak mümkün değildir. Şu anda hangi amaca hizmet ettiklerinide tam olarak kavramış değilim ancak teslimiyeti önlerine koyan bazı aydınların Kürtlerın barışçıl yolarla sorun almaktan çıkmaları ve ebediyen susmaları için neler önerdiklerinide merak ediyorum; savaş naralarından fırsat bulup seslerini bize kadar duyurabilirlerse yumuşak usluplarından yararlanabileceğiz. Apoculuğun hiç bulaşmadığı Diyarbekirli iş dünyasi-yazarlar-sivil toplum temsilcileri ve aydınlarla birlikte legal Apocuların olaylardan sonraki gerginliği yumuşatmaları gerekliydi umarım girişim Türk ordusunun hoşuna gitmiştir. Bir diğer merak konusu acaba toplantı talimatı öncedenmi alınmıştı yoksa sonramı rapor edilecekti? Tekrar ilk yazdığım paragrafa dönerek yapay farklılığın yok olduğu renkli Dünyamızda eşit koşulları paylaşarak şiddetin üstesinden geleceğiz. Herkesin vicdani redçi olmaya çalıştığı, ordunun askerin ve silahın savunulmadığı yerde bizde savunucusu olmayacağız. Keşke bazı şeyleri koşullar bizim için zorunlu hale getirmeseydi. 12 Haziran 2006
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.