BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Roþan KARACA · 13.04.2007 · 1 görüntülenme
1900'ün başlarında birçok ulus ayaklanıp kendi bağımsızlıkları için ileri atıldıklarında Kürtler'de sessiz değillerdi. 1880'de Şeyh Ubuydullah ayaklanmış ama mücadelesi bastırılmıştı. Kürt uyanışını engellemek ve kendi kontrolleri altına alabilmek için Hamidiye Alayları devreye sokulmuştu. Hamidiyeleri günümüzdeki korucular olarak adlandırmak mümkün ama farklı yanlarıda var. Koruculuk bütünüyle devlet kontrolü altında örgütlendirilmiş durumda fakat kuruluşundan 1908 kadar ki Hamidiyelerin kısmi "özerklikleri" vardı. Ancak 1908 den sonra yeni düzenlemeler yapılarak daha bir devlet denetimi altına alınır.Hamidiyeler oluşturulurken aşiret reislerinin çoçukları İstanbul da açılan okula kaydettirilirler. Böylelikle hem reislerin çoçukları bir yerde rehin olarak tutulurlarken diğer yandan kendi özlerinden kopartılarak birer Türk milliyetçisi yapılmaya çalışılır. Amaçları buydu. Fakat dönemin koşulları Türk milliyetçilerinin tümden istediği gibi gelişmez.Muş bölgesinin etkin aşiretlerinden Cibranlılarda aşiret mektebine çoçuklarını yollarlar. Halit Bey bunlardan biridir.Halit Bey İstanbulda kurulan Kürt dernekleriyle ilişki içerisinde olur. Mezun olduktan sonra çeşitli yerlerde görevlendirilir. 1908 de Dersim'e yollanan Neşet Paşa birliklerinin içerisindeydi. Bilindiği gibi Neşet Paşa tedip birlikleri müthiş kan dökerler. Cibranlı Halit l.Dünya Savaşı sırasında Suriye cephesinde görevlendirilir. Savaş sonrası ise Erzurumda görev yapar. Erzurum'da Kazım Karabekir'in emrinde çalışır. Karabekir Dersimde otoriteyi sağlamak için Halit Beyi kendi aşiretinin birliklerinin başında yollar. Karabekir'in amacı aralarında bir çatışmanın olması yönündedir. Fakat beklediği olmaz Dersimliler Halit Bey'i iyi karşılarlar. Ovacık (Zeranik) da bulunan Alişir o sıra Kürt Hükümeti kurmuştu. Cibranlı Halit gelmesinden sonra bu hükümet lağvedilir. Bir müddet bölgede kalan Halit Bey daha sonra bazı eski silahları toplayarak Erzurum'a geri döner. Bu tarihten sonra Karabekir O'nu gözaltında tutmak için Erzurumda başka bir görevde atar. Halit Bey 1918 de Osmanlı devletinin çöktüğü koşullarda Kürt aydınlanması için bazı Kürtçe kitaplar yayınlar. Alevilerle barışmak için çabalar sarfeder. Ama Türk milliyetçileride boş durmuyorlardı. Özelliklede 1919 sonrası alevi aşiretlerinin içerisine Hacı Bektaştan getirdikleri Çelebileri yollayarak Türk milliyetçilerine destek çıkılmasını isterler. Aleviler etraflarındaki Sunni aşiretlerlerle çoğunlukla çatışmalı olduklarından kolaylıkla etkileniyorlardı. Bu nedenle yeni tarzda kendilerine yaklaşanlara kucak açmadılar. Yapılan tüm toplantılar sonuç vermez. Yalnızca Alevi Abdalan aşireti kendilerine sıcak bakarlar.Halit Bey 1920 sonbaharında Türk ordusunun 1918 Mayıs'ında kurulan Bağımsız Ermenistan topraklarını işgal ettiği Sevr Antlaşması sonrası Türk birlikleriyle birliktedir. Ermeniler yenilgiye uğratılır. Bu aynı zamanda Kürtlerinde yenilgisi olacaktır. Halit Bey Aralık 1920 den sonra Türk milliyetçilerinden kopacaktır. İstifa etmek ister ama kabul edilmez. Koşulların tümden oluşmadığı düşüncesiyle ayrılıp gitmediğini söyleyecektir yakınlarına.Halit Bey İstanbulda kurulmuş olan Kürdistan Teali Cemiyeti'nin yayın organlarının bölgesinde dağıtılmasında destek verenlerdendi. Aynı zamanda Sevr görüşmeleri sırasında Kürt temsilcisi Şerif Paşa'ya destek vermişti. Karabekir O'nu izletiyordu. Halit Bey Kürdistan Teali Cemiyeti etkisini yitirince Erzurumda bir komite kurar. Erzurum Komitesi olarak adlandırılan bu örgüt özellikle aşiret ileri gelenleri ile esnaf ve tüm diğer kesimleri örgütlemeyi amaçlıyordu. Kendisine Güney Kürdistanlı bir subay olan İsmail Hakkı Şways, Hurtili Hurşit destek vermekteydi. Ama komitenin içinde tümden kimler vardı bu şimdilik bilinmiyor.Erzurumdaki çalışmalar dümdüz bir hat izlemiyordu. Birbiri ardına gizlilik koşullarından dolayı veya iç tartışmalardan yeniden dernekler kurulur. Bu derneklerin sayısı da net değildir. Kürdistan Teali Cemiyeti'nin şubeleriyle karıştırılmaktadır. Ama sonuçta hepside aynı amaçtadır. Azadi örgütünün başkanı Halit Beydi. Bu konuda bir çok araştırmacı hemfikirdir. Ama Patnos ve çevresinin etkili aşiret reisi eski Hamidiye paşalarından Kör Hüseyin ile çok tanınan Hacı Musa'nın ismide başkan olarak geçmektedir fakat doğru değildir. Halit Bey çevresindekiler tarafından sevilen sayılan biriydi. Bütün amacı Kürtler arasında birlikti. Kürdistan'ın bir çok bölgesinde çıkarılacak ayaklanmalarla hedefe gitmek istiyordu. Halit Bey Sovyetler Birliğinin Erzurum'daki konsololosu ile sık sık görüşmekteydi. O'nun Sovyetler Birliğine yazdığı mektupta, Kürdistan'ın hangi şehirlerden oluştuğunu yazdığı gibi 'kendilerine destek verilmesi halinde başarının geleceğini ayrıca kendilerinin Sovyetlere katılacağını' belirtir. Azadi'nin en önemli isimlerinden biride Yusuf Ziyadır. Birinci dönem milletvekili olarak atanmıştı. Türk milliyetçilerinin açıklamalarına inanmıştı. Meclisteki çok sesliliğe karşı çıkan M.Kemal O'nu ikinci kez seçmez. Kürtlerin parçalanmasına milletvekiliyken hep karşı çıkar. M. Kemal'e karşı muhalif bir konumda her zaman olur. Çeşitli devletlerin yetkilileriyle görüşmelerinde bu muhalifliğini dile getirir. İstanbul'daki Seyit Abdulkadir'le M.Kemal'e karşı birlikte haraket etmeyi önerir. Ama Seyit Abdulkadir Yusuf Ziya'nın Hükümeti Türk muhalifleriyle birlikte devirme planlarına katılmaz. Yusuf Ziya Kürdistan'a dönünce Cibranlı Halitle birlikte çalışmaya başlar. O'nu tanıyanlar 'aceleci, ateşli ve cesur olduğunu' yazmaktadırlar.Yusuf Ziya özellikle Botan'da küçük çaplı ayaklanmaların yapılmasından yanaydı. Türk- İngiliz çelişkisinden yararlanmak istiyordu. Türk ordusundaki Kürt kökenli subayların önderliğinde bir isyanın çıkarılmasını istiyordu. Türk Hükümeti Türkiye-Irak sınır hattının tartışmalı olduğu günlerde Hırıstiyan Asurluların üzerine askerlerini yollarlar. Tedipe yollanan bu birliklerin içerisinde Azadi yanlısı subaylar savaşmaktan yana değillerdi. İsyan ettikleri taktirde bölgedeki aşiretlerinde desteğini alacaklarından emindiler. Ama düşündükleri gibi olaylar gelişmez. Azadinin merkezinden bekledikleri haberi alamayınca Bitlisli İhsan Nuri ve arkadaşları kendi aldıkları kararla isyan ederler. Tarihe Beytüşşebap İsyanı olarak geçen gelişme sonrası gerekli desteği aşiretlerden göremeyince Irak'a önder kadroları geçer. Yusuf Ziya'nın kardeşi Tevfik Rıza sınırı geçmeyince yakalanarak hapsedilir. Türkiye tarihinde ordu içerisindeki Kürtlerin ilk isyanı Eylül 1924 deki bu gelişmedir.Beytüşşebap sonrası bölgedeki gelişmeleri doğrudan öğrenmek isteyen M.Kemal Erzurum'a gelir. Bir çok kişiyle görüşür. Bunlardan biride Halit Beydir. Halit Bey görüşlerinden taviz vermez. Ankaraya döndükten sonra Halit Bey üzerinde etkili olabilecek eski Kürdistan Teali Cemiyeti üyesi şimdi ise milletvekili olan İlyas Samiyi yollar. İlyas Sami Halit Bey tarafından terslenir. Döndükten sonrada düğmeye basılır. Beytüşşebaptaki isyandaki rolleri gereği önce Yusuf Ziya daha sonra da Halit Bey tutuklanarak Bitlis cezaevine atılırlar. Azadinin önder kadroları içeriye atıldıktan sonra ve diğer önemli kadroları yurtdışına kaçmak zorunda kalınca ikinci konumdaki Şeyh Sait ön plana çıkar. Şeyh Sait Kürt bağımsızlığını ön planda tutan ve bu yönde açıklamaları sıkça olan biriydi. Şeyh Sait öncelikle güvendiği şeyhleri etrafında toplamaya çalışır. Sık sık toplantılar yapar. Halit Bey ve diğer bir çok kişi hemen bir ayaklanma yanlısı değillerdi. Şeyh Saitte böyle düşünüyordu. O Beytüşşebap isyanı ile alakadar edilmek istenilirsede kovuşturmadan basit bir şekilde kurtulur. Daha sonra taraftarları arasında normal gezilerini yapma adı altında toplantılar düzenleyerek Kürt bağımsızlığını hedefler.Şeyh Sait özellikle oğlu Ali Rıza aracılığıyla çeşitli şehirlerde toplantılar düzenleyerek bir ayaklanma halinde ne yapılacağı kararlaştırılır.Ali Rıza Ankara ve İstanbuldaki Kürt yurtseverleriyle görüşür. Halepte İngilizler ve Sovyetlerle ilişkiler kurmaya çalışır. Kürdistan'a döndükten sonrada gelişmeleri aktarır.Şeyh Sait Piranda bulunduğu sırada askerlerle aranan kişiler arasında meydana gelen çatışma, çevrede 'ayaklanmanın başladığı' şeklinde yorumlanınca ok yaydan çıkar. Hazırlıkların tamamlanmadığı koşullarda çıkan ayaklanma sonrası bir çok aşiret ve kişi bekle gör politikası izler. Ama buna rağmen bir çok şehir düşmandan kurtarılır. Ama cephe gerisi yeterince düzenlenemez. Ayaklanmaya katılanların bazılarının yağma olaylarına karışması çevrede olumsuz etki yapar. Özelliklede Mart ayındaki Diyarbakır kuşatmasının başarısızlıkla sonuçlanması üzerine moraller tümden bozulduğu gibi Fransız ve İngiliz hükümetlerinin Türk milliyetçilerine yardım etmeleri sonrası bölgeye asker yığılır. Bir çok aşiret Türklerden yana tavır içerisine girdikten sonra yenilgi kaçınılmaz olur. Güçlü bir yönetim kadrosunun olmaması savaşı yönlendirmede başarısız olur. Ardarda yenilgiler başlar. 14 Nisanda devlet bölgeye tam egemen olduktan sonra Bitliste tutuklu bulunan Halit Bey, Yusuf Ziya ve kardeşi Tevfit Rıza'yı idam ederler.Darağaçlarında bağımsız Kürdistan sloganlarını haykıran bu yiğit önderlerin haklarındaki dosyalar tıpkı Şark İstiklal Mahkemesinin dosyaları gibi devletin gizli arşivlerinde saklanılmaktadır.14 ü 15'e bağlayan gece Şeyh Sait ve beraberindekiler yakalanırlar. Mayıs ayında başlayan duruşmaları 29 Haziranda tamamlanarak 47 kişi Diyarbakırda idam edilirler. Türk milliyetçileri fırsattan yararlanarak bir çok Kürt yurtsever ve aydınını idam ederler. Korkunç işkencelerle Kürdistanda katliamlar yapılır. Bir çok köy yerle bir edildiği gibi ardarda sürgünler Batı illerine yaptırılır.Azadinin tüm cılızlığına rağmen 1925 ayaklanmasındaki rolünü inkar ettirmeye çalışan Türk milleyetçisi Kemalistlerdir. Ayaklanmayı özellikle 'şeriat istiyorlar' şeklinde gösteren Türk Hükümetidir. Bu ayaklanma hiçbir emperyalist devletle ilişki içerisinde olmamıştır. Asur, Ermeni gibi diğer halklardan olanlarda ayaklanmaya destek vermişlerdir. Sovyetler Birliği, Türkiye Komünist Partisi ne yazık ki Türk milliyetçilerini desteklemişlerdir. Sovyetlerin Türkiyedeki görevlileri Kürt ayaklanması lehine rapor yazmalarına rağmen Türk devletini destekleyen Sovyet Hükümeti olumsuz bir konumda olur.Hala bir çok kişi,örgüt İngiliz gizli belgeleri ortadayken hatta o yılların Türk yöneticilerinin anılarında yazdıkları gibi 'ayaklanmanın bağımsız Kürdistan'ı hedeflediği' yazılıyken tüm eksikliklerine rağmen ayaklanmanın hedefini saptırmak istemeleri şovenliklerinin göstergesidir.Türk yöneticileri bu ayaklanma sonrası Takriri Sukun Kanunu ile tüm ülkede istedikleri sessizliği sağlarlar. Muhalif partiyi ayaklanmaya karşı oldukları halde 'ayaklanma yanlısı bir tavır içerisinde olduklarını' ileri sürerek kapatırlar. Basında tam bir suskunluk içerisine alınır. Türkiyede faşizmin başlangıç noktası Takriri Sükun Kanunudur. Faşist diktatörlük bu kanunla birlikte kurumsallaştırılmaya başlanılmıştır.14 NİSANDA KATLEDİLENLER MÜCADELEMİZDE YAŞIYOR!
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.