BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
bahoz þavata · 19.12.2006 · 1 görüntülenme
Ünlü felsefeci Pulitzer’in “değişim” kavramını anlatan örneği ile konuya girmek en doğrusu. “Sarı ayakkabılarımı verir misin!” Sarı ayakkabıların belirleyicisi olan “sarılığın” ayakkabıyı aldığı ilk günden, geçen zamanla değişmesine rağmen ismini kaybetmeyişi ve koruması, yaşanmış olan değişimin ifadelendirilmemesi, bizlerin çevreyi tanımlamadaki formel düşünüş genel tarzımızdır. Gerçek ise, değişimi yeni hali ile ifadelendirmekten geçer. “Hani sarıya benzer ayakkabım vardı ya..” cümlesi yaşanan değişimi daha doğru anlatır, sanırım. Ama anlatım tarzı hala formel olanı A=A’ dır mantığını aşmamıştır. Bu biraz da Türkçe lisanında olmayan perfect –geçmişte başlayıp, süre duran- zamanlı cümle kuruluşunun olmayışı ile alakalıdır. İfadelendirmenin, değişim ve gelişimi değil, statik -durgun- bir hali daima kullandığını hep unuturuz. Lakin ifadeler ve onlar ile oluşan bütün teoriler bu statik halini korurken hayat perfect halini sürdürür; değişim ve gelişim hayatın her alanında değişimi uğrayarak sürüp gider. Ve teorilerin içi boşalır. O halde siyasette söylemlerimizin nesnel gerçekliği; değişimi ve gelişimi tanımlayıp tanımlamadığına dikkat etmek gerekecek.Unuttuğumuz kavramlardan biri de “özgürlük”. Marks ve Engels “Özgürlük” kavramını, “Zorunluluğun bilince varılması ve aşılması ile özgürlük oluşur.” olarak tanımlarlar. Marks, sosyolojik olarak “insanlar içinde bulunduğu üretim ilişkilerinin yarattığı üretici güçlerin önüne dikilmesi halinde, bu zorunluluğun bilincine varır ve onu aşmak zorundadır” der. Yine Engels, insanların üç tip üretiminden bahseder: “1. Yaşamın devamı için insanoğlunun kendi neslinin üretimi, 2. Yaşamak için gereksinimi duyduğu yiyeceğini, kendisinin barınacağı ve muhafaza edeceği evini ve giyeceğini ürettiği maddi hayatın üretimi ve 3. Yaşamın devamında kuşaktan kuşağa aktarılan sanatsal, edebi, tarihsel, siyasal, hukuki, çevresel, geleneksel, dinsel ve ahlaki bunların aktarılmasında dilsel ve diğer sanatsal ve zanaatsal araçların üretimine dair kültürel hayatın üretimi.” Bu üretim esnasında değişim hep vardır bu daima dikkate alınır. Bu üretimleri engelleyen üretim ilişkileri tarihsel olarak hangi biçime girmiş olursa olsu, insanoğlu tarafından bilincine varılır ve aşılır. Özgürlük yakalanır. Tarihsel olarak yaşadığımız Kürt / Kürdistan sorunu, biçimi bakımından sömürge sorunudur. Bu zorunluluğun bilince çıkarılması ve aşılması kaçınılmazdır. Şimdi içinde yaşadığımız toplumun özgürlük sorununu yaşanan değişimlere uygun olarak açıklayalım.Felsefeden biraz uzaklaşarak, şu soruları soralım. Otuz yıl önce Kürdistan ve Kürt toplumu ve onu kuşatan dünya hiç mi değişmedi? Ya da geleneğimizin teorik argümanları hep “sarı ayakkabı” mı olarak kaldı? Bu günkü dünyanın ürettiği ile otuz yıl önceki dünyanın ürettiği aynı şeyler mi? Biraz daha sadeleştirelim soruları. Bu günkü Kürt insanın tarih bilgisi, demokrasi anlayışı, anti-sömürgeci kişiliği otuz yıl önceki Kürt insanı ile aynı mı?Evet, gelin artık geçmişin argümanları ile değil, günün ve geleceğin argümanlarını yaratalım. Bu sorgulamalar bizlere yeni örgütlenme anlayışının ne olduğunu, mücadele biçim ve araçlarının ne olduğunu ve nasıl geliştirebileceğimizin zeminlerini sunacak.Kürdistan ve Kürtler otuz yıl önceki konumda artık değiller. Yine dünya ve sömürgeci sisteminde de büyük bir değişimler yaşandı. Bu yazıda Kürdistan ve Kürtlerdeki değişimi öncelikle alanları bakımından sunmaya çalışacağım.Kürt Kolonileri ve Kürt sorunu:Daha önceki yazılarımda Kürt sorunu ve Kürdistan sorunu aynı değildir dedim. Bu belirlemeye temel olan sosyolojik, ekonomik ve siyasi belirlenimlere biraz yer vermek gerekir. -Bu veriler daha çok kaba gözlemlere dayalı veriler olacak.- Verili parametreler yapılan tespiti doğrular nitelikte çünkü..Bu gün yaklaşık olarak 8 milyona yakın Kürt nüfusu Türklerin çoğunlukta bulunduğu alanlarda- özellikle sanayi ve turistik şehirlerde –yaşıyorlar. Girmiş oldukları üretim alanları, basit ve kaba emeğe dayalı işçilik, hizmet ve küçük atölyeler ve yine bunların uzantısı olan küçük ticari sektörlerdedir. Mal edinimi, çoğunlukla şehir varoşlarında gecekondulardadır. Toplumun en alt tabakasında yer alanlar ekseri bu tipten yerleşim alanlarında aynı zamanda çoğu da kiraladıkları gecekondularda yaşamaktadır. Ticaret ve hizmet sektörlerinde çalışan Kürtler daha çok insan siloları olan sitelerde ve yöreselliğin ağır bastığı derme çatma varoş semtlerdedirler. Çoğu el emeğine dayalı Kürt küçük aile yapılarının yarattığı tekstil, cam ve tabak, yemek ve et işletmeleri, otomotiv tamirciliği, küçük inşaat taşeronluğu gibi sektörlerde çalışan bireysel kurtuluşlarını her türlü vasıtaları kullanarak zorlayan, bu topluluğun içinden sıyrılmış büyük sermaye kesimine sıçramış bir avuç Kürt sermayedarını bir kenara bırakırsak geriye kalanların ekserisi, Kürdistan’da yaşadığı koşullardan daha iyi koşullarda bulunduğunun hissiyatı ile hareket etmektedir. Özellikle Kürt kolonisinin iktisaden rahat koşullarına sahip olan bu kesimlerde, Kürt kimliğini saklayan ve her tavrında Türk vatandaşlığına entegre olmuş kişiliğini ön planda tutan davranışlar ağırlıkla görülür. -Kürt sermayedarlarına da devletin örtük saldırıları çeşitli zamanlarda vuku bulmuştur. Son yıllarda bu cezalandırmalardan sonra artık Kürt sermayedarlarından Kürt yurtseveri bulmak pek mümkün değildir.- Yine aynı Kürt kolonisine benzer ikinci nüfus ise 98’lere kadar Kürdistan’daki savaş koşulları nedeniyle çok zor koşullarda göç etmiş kesimlerdir. Bu nüfusun ekserisi, bir çok maddi olanaktan yoksun ve iş yapabilecek bir mesleğe sahip olmadıkları için metropollerin kara işlerini yürüten mafya ve çetelerin kucağına düşmüşlerdir. Yankesici, kapkaççı, hırsız, beyaz kadın ticareti, afyon ve esrar satıcılığı şeklindeki kara ilişkileri ekseri meslek edinmişlerdir. Yine metropollerin bu işlere uygun düşen semtlerine yakın eski Rum, Ermeni ve Yahudi mahallelerinde ikamet etmektedirler. – Bu da tesadüf olmasa gerekir- Tam bir sosyal facia ile karşılaşmaktayız. Bilmem, benzer olayı yaşamış aranızda G. Afrika romanı olan “Ağla sevgili yurdum ağla!” romanını okuyanınız var mı? Bizimkisi daha korkunç.Asimilasyonu ekseri % 90 yaşamış Kürt kolonilerinin en göze batan olgu, örgütlülüklerinin yerel mahalli dernek çatıları altında oluşudur. Dini olarak Alevi Kürtler, Alevi kolonilerinde ekseri yerleşik konuma geçmişlerdir. Alevi kimlikleri ile oluşmuş sosyal sorunlarını gidermeye çalışan tutumları ile Kürt kimlikleri, ikincil kimlik haline gelmiştir. Hatta Alevi kimliklerini öne çıkaran bazı eğilimlerde, Kürtlüğünü saklamanın avantajları ön plandadır. Özellikle bu durumun bilincinde olan devlet bazı alevi kurumlarını el altından desteklediği düşünülmektedir. Sünni Hanefi kimlikli Kürtler, yerleşim bakımından iktisadi statülerine göre dağınık yerleşim görüntüsü sunar. Şafii kimlikli Kürtler, camilerini ayrı tutarlar. Oldukça tutucu kesimleri İslam kardeşliği bayrakçılığı altında kendilerine yönelen saldırılardan Kürt kimliklerini, Müslümanlık kisvesi altına aldıkları için korunmaya çalışır. Bu yapıların tamamı muhafazakar aile birlikteliğini, gelenek ve dini kültürlerini korurlar. Sosyal ilişkilerde kapalılığın sınırları hala korunmaktadır. Ruhi şekillenmenin ağırlığı hala her Kürt koloni alt kimliğinde belirleyici yaşam tarzıdır. Bu durumu Almanya gidip de yöresel Türkçe ya da Kürtçe mahalli konuşma ağzını hiç kaybetmemiş insanlara benzetebilirsiniz.Farklı etnik kökenden evlilikler artık durmuştur diyebiliriz. Daha önce yapılan evliliklerde kendi içinde bir çok etniksel problemi yaşamaya başlamıştır. Çözülme, ayrışma ve dışlanma genel sosyal görünüm olmaya yönelmiştir.Milli kimliğe yönelim, daha çok ekseri Türkler tarafından artık hayatın her alanına sirayet etmiş “Kürtlerin dışlanması” ile oluşur. Haliyle bu millilik, tepkisel bir oluşumdur. Genelde entegrasyona müsait görünüm ön plandadır. Buna rağmen yükselen Türk milliyetçi dalgalanmaları ile dışlanmaya başlayan kimi turistik havzalarda yeniden göçertilen, tek tük de olsa soykırımı çağrıştıran linç girişimleri ve her yerde alenen yapılan kimliksel aşağılanmalar, Türkleşmeye yüz tutmuş Kürt kolonilerini bu entegrasyondan uzaklaştırır. Kürtlüğünü dahi unutanların yeniden Kürt milli kimliğine dönüşüne neden olur. Adana-Tarsus-Mersin hattındaki Kürt kolonilerini genelde diğer Kürt kolonilerinden ayırmak gerekir. Bu mıntıkaların Kürdistan toprakları ile bileşikliği ve Kürt nüfusun özellikle şehir merkezlerindeki ezici çoğunluğu, bu bölgeye özelde daha faklı bakmamıza yol açıyor.Kürt kolonilerinde Kürt sorununa yaklaşım Türkiye’nin demokratikleşmesi sorunu olarak görülür. AB yanlısı Türk partilerinde yer almaları ve yine nüfusun % 22 sinin DTP gibi Kürt Sorununa sahip çıkmaya çalışan partiye yönelmesi bu yüzdendir. İleri aydın kesimlerde Kürt Sorununa yaklaşım olarak geliştirilen “Konfederalizm ve Federasyon” gibi Türkiye’nin birlik ve beraberliği içindeki siyasi çözüm önerileri hep bu Kürt kolonilerinden Kürdistan’daki siyasal yapılara empoze edilir. Bu kesimler tarafından sorunun “Kürdistan Sorunu” yerine “Kürt Sorunu” şeklinde ele alınışı bu nedenledir. Açıkçası Kürt kolonilerinden Kürt milli meselesine bakış Ankara merkezli, demokratikleşme sorunu olarak ele alınmaktadır. Kürt kolonilerinin bu barışçıl duruşu dahi çoğu zaman Türk devleti tarafından çiğnenerek geriletilmek istenmektedir. Hatta Kürt kolonileri bazen Kürdistan’daki mücadelenin geriletilmesi için özel baskı altındadır. Nitekim devlet, bu bakımdan bazı sonuçlar almadı değil, 98’lere kadar tüm Türkiye’yi saran Kürt direnişleri ve terörü geriletildi ve Kürdistanlılaştırıldı. Yine “Bayrak eylemleri ve linç girişimleri ile Koloni Kürtlere “rehin alma” ve “Ya sev ya terk et!” muamelesi başlatıldı. Her dört yüz metreye Türk Bayrakları dikildi. Sanki Kürt kolonilerine “Soykırıma yada tehcire hazır olun” mesajları verilmek istendi..Kürt kolonileri sosyal ve siyasal yönden parçalanmışlığı ile bu baskıları göğüslemesi pek mümkün görünmüyor.İktisadi olarak milli kurtuluş yerine bireysel kurtuluşları için Türkiye şehirlerine yerleşen Kürt kolonilerinin yaşadığı siyasal sorun, Kürdistan kaynaklı Kürt sorunudur. Lakin Kürt kolonilerinin sorunu ele alışları, sosyal parçalanmışlıklarına uygun ve geleceğe dair düşüncelerinde hala iyimserlikleri üzerine kuruludur. % 80 in Türk partilerinde yer alması bu durumu teyit eder. Bu halleri ile Kürt kolonilerinin özgürlük arayışlarını sadece Türkiye’nin demokratikleşme meselesine indirgemeleri ne kadar doğru olabilir?Her şeyden önce demokratikleşme, belki sorunların daha sancısız ele alınmasına vesile olabilir. Lakin her demokratikleşme eşittir özgürleşme değildir. Mevcut gelişmelerden hareketle Kürt kolonileri bu durumdan da rahatsızlar. Lakin taleplerini daha başından bir azınlık talebi zeminine çeken yine kendileridir. Azınlıkların muhalifliğine benzer çıkışları da devleti etkileyen ve tehdit eder bir konumdan oldukça uzaktır.Fakat Türkiye’nin demokratikleşme hususunda mevcut hareket tarzı içerden Kürtler tarafından dışardan AB gibi yapılarca zorlanan bir görünüm içinde gelişmekte. Türkiye’de uygulamada zamana oynamakta. Yakalanacak en geniş zamanda Kürtlerin asimilasyonunu ve entegrasyonunu tamamlamak için. Oyunu bir tek Kürdistan’da gelişen KMKM bozmakta özellikle gelişen zora dayalı mücadeleler toplumları ayrıştırıyor, ortaya çıkan düşmanlık fabrikalarından yeniden milli potalar oluşuyor. Genellik halini alan Kürt düşmanlığı tersten devletin entegrasyon planlarını boşa çıkarıyor. Diğer yandan milletler arasında başlayan düşman üreten fabrikalar bir defa devreye girince kimse bu fabrikaları susturamaz. Fabrika her türlü sorgulamayı, ayrıştırmayı, ötekileşmeyi kültürel ve eylemsel olarak beraberinde üretiyor. Nitekim barışçıl girişimlerin her seferinde boşa çıkmasının bir nedeni, bu milli fabrikaların rolü. Görünen Kürt kolonilerinin yaşadığı Kürt sorunu, Türkiye’nin bir iç sömürgesi olan Kürdistan’da gelişen KMKM’den ayrı ele alınamaz. Kürt kolonilerinin Kürdistan meselesini, Kürt sorunu şeklinde meseleyi ele alarak, Türkiye’nin demokratikleşme meselesine indirgemesi dahi işe yaramıyor.Peki ne yapmalı? Bu sorunun yanıtını, Kürdistan’daki değişim ve özgürlük taleplerini ele aldığım ikinci makalemde vereceğim.Sevgilerimle..
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.