BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Bavê Barzan · 03.10.2005 · 2 görüntülenme
Hep öyle allandırıp-ballandırıp, düşünüp, konuştuğunuz ve de çok sevdiğiniz türk diliyle size hitap etmek zorunda kaldım. Belki iyi anlarsınız diye. Size hitaben yazma nedenlerinden en önemlisi, halk kesimlerimizin nezdinde yaptığınız ihanetçi faaliyet ve kalpazanca propagandalarınızı, direnişçi Kürdistan halkı arasında bilinçlice aşılamaya çalıştığınız yalan ve demagojiye dayalı bu tahripkar ve körleştirici, hedef saptırmacı faaliyetlerinizi bir bir teşhir edip, kürd halkının azılı düşmanı türk devletiyle el-ele oynadığınız, tarihimizde en büyük ihanet olan, çok tehlikeli bu oyunu hala tamamen farketmemiş olan yurtsever halk kitlelerimize bu durumun vehametini anlatmaya çalışmak istediğimiz içindir. Siz sahte barış havarileri! Öcalan ve şürekası! Takkeniz düşmüş keliniz TAM görünmüştür. Eğer gerçek barış havarileri olmuş olsaydınız, ülkemiz Kürdistan için gerçek ve kalıcı bir barış mücadelesi içinde olurdunuz. Ama gel gör ki, bugün sahte bir barış havarisinden başka bir şey olamadığınız, ondan da öteye KUKM'de ihanet gibi her zaman kürd halkının yakasına yapışmış büyük bir kara bela ve utanılası büyük kara bir lekeden başka bir şey olmadığınız, bugün çok aşikar bir şekilde, bir kez daha meydana çıkmış bulunmaktadır. Kürdistan halkının esaretten kurtuluş mücadelesi gibi asil bir misyonu değil omuzlamak, yakınından bile geçemeyecek kadar ona yabancılaşmış ve hatta kurtuluşa düşman bir konum içine girmiş bulunuyorsunuz. Yaptığınız, Kürdistan halkını kandırmaya çalışmak, yani üstünde oturduğunuz dalı kesmeye kalkışmak türünden bir ahmaklıktır. Ancak öyle görünüyor ki, siz bu ahmaklığı, ta ki Kürdistan halkının elinden okkalı bir şamar yemeyene kadar, anlamış olmayacaksınız. Kürdistan halkı sizin bu işlediğiniz günahı anladığı, kavradığı gün, emîn olunuz ki kendinizi saklayacak bir delik de bulamayacaksınız. Anlamı derin kürd özdeyişinde bellirtildiği gibi, 'Dunya bi dor e, ne bi zor e.' KUKM hattıyla hiç bir şekilde bağdaşmayan, 'düşman bayrağını öpmek', 'şehit' anaları'ndan özür dilemek', 'türk assıllı olduğunu îma etmek gibi utanılası ve korkakça beyanatlarda bulunmak' söylemlerinizle birlikte bugünkü diğer kontra faaliyetlerinizin hesabı sizden er geç sorulacaktır. O gün yakındır. Hiç şüpheniz olmasın. Kürdistan halkının özgürlük mücadelesi sizinle başlamış değildir ki sizinle bitsin. Kürd halkının özgürlük talebi, Osmanlı saltanatının gerileme devrinde, giderek şövenleşip ırkçılaşan Osmanlı istibdadının, çok uluslu bir toplum devleti olan Osmanlının, toplumundaki Kürdistan resmî özerklik haklarında kısıtlamalara gittiği 18. yy'ın sonlarında, modern çağın ilk kürd başkaldırısı olarak tarihe geçen Babanzadelerin başlattığı o tarihi kürd özgürlük haraketidir. Bu zafere yürüyüşümüz o gün başladı. Kürd, ermeni ve süryani halklarını soykırıma uğratan türk ırkçı hareketlerinden; ne Îttîhad Ve Terakî'ler, ne Teşhkîlat-ı Mahsûsa'lar, ne Gençtürkler ve ne de Kemalist'ler kürd milletinin bu talebini durdurabildiler. Kürd halkının bu haklı mücadelesi zaman zaman sekteye uğratılmışsa da, bu kürd halkının sonu demek değildir. Zaten halklar hiç bir zaman ortadan kaldırılamaz. Bu küresel bir kanundur. Kürd halkının özgürlük mücadelesi, çeşitli aşamalardan geçerek günümüze kadar devam etmiştir. Dönem dönem mağlubiyetlere uğratılmışsa da, yine tekrar toparlanıp güçlenerek yoluna devam edebilmiştir. Ta ki yeryüzünde yurtsever tek bir kürd neferi kalana dek, bu asırlık talebin meşalesi kürd halkının bağrında yanmaya devam edecektir, asla sönmeyecektir. Hiç şüpheniz olmasın ki kürd halkı bu defa da uğradığı bu talihsiz mağlubiyeti bertaraf etme gücündedir. Halkımız özgürlük hakkını istemeye ve kendi eliyle bu hakkını almayı istemeye devam etme şuuruna sahiptir. Hiç bir kuvvet kürd halkını bu hedefe ulaşmaktan alıkoyamayacaktır. Turgut Özal'lar, Erdoganlar 'Kürtler vardır ve inkar edilmeyle kürd gerçelliğinin üstünü örtemeyeceğimiz bir hakikattır' şeklinde itiraflarda da bulunsalar artık çok geçtir. Ok yaydan fırlamıştır bir kere. Kürdistan sömürgeci ve katil türk ordunun mezarllığı olacaktır. Namuslu ve vatansever kürd gençliğimiz bu davayı omuzlamıştır ve zafere kadar da omuzlarında taşıyacaklardır. Kürdistan ülkesinin en büyük parçasını, binbir siyasi ve diplomatik sahtekarlıkla, kürd halkının özgürlük talebini katliamlara uğratarak, Osmanlı döneminden devralıp sömürge statüsünden daha da alt bir statüde, kendi iktidarı altında tutmayı bugüne dek başarabilen ırkçı, Kemalist TC, bugün Avrupa Birliğine girmek istiyor! Bir de AB'ye girdikten sonra da bu statükoyu devam ettirebilceğini hesap etmiş gibi görünüyor. Türkiye değil AB'ye, şeytanın deliğine bile girse, halkımız ta özgürlük ve bağımsızlığını elde edene dek bu davayı sürdürecektir. Her ne kadar TC son bir kaç yıldır AB'ye uyum için yaptığı birtakım yüzeysel kanun değişiklikleriyle ve hem de AB'ye büyük ekonomik ve siyasi tavizler vererek, AB'yi razı edebilmişse de, TC şu iki noktayı unutmaktadır; 1-Kürd halkı suskun kalmayacaktır. 2-Eğer AB'de biraz demokrasi varsa, AB KÜRDİSTAN SORUNU hakkında TC'nin çaldığı borozanlara her zaman kulak vermeyecektir. Avrupada muhakkakki sağduyu da vardır. Kimsenin kuşkusu olmasın. Çünkü artık Kürdistan sorununun en büyük kesiti, böylelikle AB topraklarına girmiş olacak. Yoksa Kürdistan Sorunun da FKÖ'leşmiyeceğini, ya da ETA'laşmayıp IRA'laşmıyacağını kim garanti edebilir? Elbette ki bu hiç kimsenin yararına değildir. Ama kürd halkına yapılan bu büyük haksızlıklar orta yerde durmaya devam edecekse, o zaman da çok doğal olarak ne haktan, ne hukuktan ve ne de kalıcı bir barış ortamından sözedilebilir. Böylesi muğlaklıklar ve derin haksızlıklar ortamının kaçınılmaz ve en doğal sonucu olarak da, hiç kimsenin tasvip etmediği ve şiddet hareketlerinin kaçınılmaz olarak doğup, gelişip hükmettiği ortamın, bilinçli veya bilinçsizce yaratılması gerçeğidir. En doğru ve gerçekçi olanı, tüm olası macera ve toplumsal olumsuzlukların önüne geçebilmek için, kürd halkının gaspedilmiş TÜM ulusal ve demokratik haklarına saygı gösterip, kayıtsız şartsız kabullenmektir. Yoksa türk devleti kahraman kürd savaşçılarımızın bilek ve beyin gücüyle yokluktan doğduğu gibi yine yokluğa doğru yolcu edilecektir. Eğer TC AB'ye uyum adına yaptığı birtakım kanun değişiklerinde biraz ciddî ve dürüst olsaydı, o zaman kürd dili üzerinde, eşi görülmemiş bir hukuksuzluk ve skandal olan, 80 yıldır estirdiği yasak ve terör uygulamalarına derhal son verir, bir halka layık gördüğü kürtçe dil kursları açmak gibi gülünç ve anlamsız bu gözboyma manevraları yerine, en azından kürd dilini, türk dili ile eşit ve resmi bir dil olarak kabul etmiş olurdu. Ama gel gör ki TC, bugünkü Yeni türk Dili ve Kültürü'nün üzerinde doğup, beslenip ve geliştiği, tarihi ve köklü kürd dili ve kültürü'nü bir türlü hazmedemiyor. Türk devletinin büyük bilge danışmanlarının, bu nedenden dolayı kürd realitesi'ni tam kabul edememeleri, devletine benimsetememeleri, çok iyi anlaşılmaktadır. Çünkü bugün sözsahibi türk siyasetçileri, türk tarihçileri ve türk kültür politikacıları, türk boylarının Orta Asyayı terkettiklerinden bu yana, muhacerette doğal olarak uğramış oldukları, toplumsal değişimi ve başkalaşımı, bu sebeplerden kaynaklanan "kimliksizlik" ve "kültürsüzlük" gerçekliklerini, hala da gizlemeye çalıştıkları tam bir ırkçılıktan, şövenlikten kaynaklanan bir aşşağılık kompleksi içinde oldukları gerçeğinden dolayı, bu halet-î ruhiyeden bir türlü kendilerini kurtaramıyorlar. Belki bu bilge danışmanlar bugüne kadar yaptıkları bu danışmanlık görevlerini artık bugünden sonra, ırkçı türk siyasetçileri ve türk kültür politikacılarının tam arzu ettikleri gibi yapamıyacaklardır. Çünkü artık dünya giderek aydınlanarak, ırkçı ve şöven politikalar yavaş yavaş tarihe karışıp kaybolmaya doğru gidiyordur. Türklerin hangi tarihte ve nereden Anatolya'ya geldiklerini bilmiyen yoktur. Anatolya'ya gelişlerinden bu yana taş çatlasa 800 veya 900 yıl gibi bir süre geçmiştir. Ama Kürd halkı'nın, Tarihi Kürdistan Coğrafyası'ndaki geçmişi oldukça köklüdür. Bu köklülük en az 4000 bin yıllık bir tarihe tekabul etmektedir. Türk aydın şahsiyetlerinden Doç. Dr Yalçın Küçük'ün sıkça vurguladığı bir sözü burada tekrarlamak istiyorum "At sırtındaki adamın tenceresi olmaz." Kürd halkının varlığını ve uygarca yaşama haklarını ömrünün sonuna doğru kabul etmeye başlayıp, kötü vicdanını temizleyebilen merhum Aziz Nesin'in bütün bunlardan dolayı türk toplumunun, türk ulusal karekterinin, ne kadar dejenere olduğu, özüne yabancılaştığını, 90'lı yıllarda sarfettiği o çok haklı ve meşhur tespitlerini bir kere daha burada anmaya lüzum görmüyorum. Türk siyasî ve kültür politikacıları, isteseler de istemeseler de, artık bu gerçeği bugün dünyada bilmiyen yoktur. Irkçı TC devleti, Almanya vb diğer Avrupa ülkelerindeki vatandaşlarını, bilinçlice uyguladığı politikalarla, şeker yerine çaya atılan taş parçaları misali, işçi veya misafir bulundukları ülkelerin örf ve adetlerine uyumsuz, saygı göstermeyen birer ırkçı bozkurt, birer islamcı, fanatik Usama Bin Laden haline getirmiş bulunuyor. Haklı olarak birçok AB ülkesinin korkulu rüyası olan türk ırkçılığı ve türkçü-islamcı fanatizm olgusunun, gelecekte Avrupa'nın köklü ve geleneksel demokratik toplumsal bünyesini nasıl tehdit ve tahrip edeceğini hep birlikte göreceğiz. KENDİ KADERİNİ TAYİN HAKKI VE BARIŞ OLGUSU Siz acaba barışın kimler tarafından ve nasıl yapıldığını anlamayacak kadar cahil misiniz? En basit jargonuyla barış, haklı ve haksız iki taraf arasında, haksızlıkların haksız tarafça tamamıyla ortadan kaldırıldığı, yani haksız tarafın haksızlıklarından tamamıyla vazgeçerek her iki tarafın tam bir mütabakata varması sonunda elde edilmiş hukukî ve siyasi bir anlaşmadan başka bir şey olmadığını anlamayacak kadar lugatsız ve beyinsizsiniz herhalde. Barış olgusunun en temel şartlarından biri, barış olgusunun sürekliliğini sağlayan, ulusal, demokratik hak ve özgürlükler, eşitlik ve kardeşlik gibi olgu ve normlar çerçevesinde yaşayan, veya yaşayamayan, barışı îlelebed îdame ettirebilecek veya sözü edilen bu norm ve dengeler bozulduğunda da barışı temelinden bozabilecek halk topluluklarının, yani ulusların, kendi toprakları üzerinde, kendi kimlik, hak ve özgürlükleriyle serbestçe yaşama hakkına, yani kısacası barışın ulusal, demokratik ve manevî hakların tam elde edilip edilmemiş olmasına bağlı olduğunu, Lenin ve Mao’dan başka, bugün üstelik George Bush ve Tony Blair’e varana dek, hemen hemen artık herkesin bu hakkı kabul etmeye başladığını görmüyor musunuz? Bu günlerde, 12 kasım 2004 tarihinde, Washington Bush-Blair zirvesinde, hem Bush ve hem de Blair ”Tam bağımsız ve özgür bir Filistin devletinin dünya halklarının çıkarına olduğu” (bkz Washington Post, 121104) ortak kanaatine varmış olduklarını açıkladılar. Kürd halkının ve Kürdistan ülkesinin sunduğu o muazzam imkanlara, şimdiye kadar hiç bir kürd hareketine nasip olmamış bir oranda sahip olmuş olmanıza rağmen, Kürdistan davası gibi tüm haklı gerekçelere sahip bir davanın öncülüğünü yapmak gibi asil ve yüce bir mertebeye ulaşma firsatı elinize geçmesine rağmen, bu işi götürmek istemediniz. Yüzünüze gözünüze bulaştırdınız. Bunu nasıl açıklayabilirsinizki? Boynunuz altınızda kalmış bir cesetten başka bir şey olamadınız! Mazlum Kürdistan halkının irinle, kanla yarattığı büyük tarihî kazanımları ufak bir rahatsızlık dahi duymadan nasıl da kürd halkının en azılı ve en amansız düşmanı olan ırkçı Türkiye Cumhuriyeti devletine peşkeş çektiniz. Bu suç ve günahların altından kalkabileceğinizi sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Bu büyük bir günahtır. Bir düşünün, sıradan bir kürdistanlı siyasî kadronun, Yaser Arafat gibi on tane Filistinli liderden daha fazla hukukî, felsefî, iktisadî ve siyasî ilimleri îdrak ve tatbîk etme kabiliyetine sahip olduğunu, Kürdistan ülkesiki, o 550 bin kilometre karelik uçsuz bucaksız topraklarıyla, o 50 milyonluk dev kürd nüfusuyla türk, fars, ve arap sömürgeciliği gerçekliğini göz önünde bulundurduğumuzda, sosyolog Dr Ismail Beşikçi'nin çok haklı olarak bellirtiği gibi, bu 'sömürge bile olmayan alt statüsünden dolayı', Filistin davasından en az dört kat daha haklı gerekçelere sahip olduğunu, kürdlerin ülkesi ve halkının bu kadar çok parçalara bölündürülmesinden dolayı, KÜRDİSTAN SORUNUN Filistin ülke ve halk davasından en az 50 kere daha acil çözüm bekleyen tarihi ve güncel bir sorun olduğunu bir düşünün ve bügün geldiğimiz bu utanç verici noktaya bir bakın. Yüzyıla yakındır kanayan Kürdistan halkının büyük ve derin yarası önünde, Filistin sorunu gibi cüce bir sorun, uluslarası arenada bu kadar büyük bir kabul görebilmişse, hatta bugün otonom bir devlet olabilmişse, siz hiç kendinize, bizim şu ana kadar izlediğimiz yolun doğru mu, yanlış mı olup olmadığı küçük sorusunu sormanın zamanı acaba gelmemiş midir diye düşündünüz mü sayın baylar? Hayır açıkça düşünmediğiniz orta yerde duruyor. Şimdiye kadar neyi düşündüğünüzü de artık biz anlamış ve idrak etmiş bulunmaktayız: ihanet! Hangi haksızlıklardan bahsedelim? Günışığına çıkarılması gereken gizli-saklı kalmayı başarabilmiş birçok haksızlıkların yanısıra, bugün bazılarına, orta yerde aşikarca görünenlerinden de bahsetmemiz gerekiyordur herhalde. Haksızlıkları görüp, işitip ve anlatmayanlar doğru ve dürüst insandan sayılmazlar ve çok doğal olarak, o meşhur üç maymun misalindeki gibi o kulaksız, gözsüz ve ağızssız bir yaratık derecesine indirgenmiş olurlar. Kürdçe: ”Li pey miriyan na yêt peyivtin”, ölünün ardından kötü konuşulmaz denir. “Per moritori, aut bene, aut nichel” Bu Latince deyim de, ölünün ardından yan ölünün iyiliği üzerine konuşulur veya hiç konuşulmaz diyor. Filistin halkının da İsrail’de bugün yaşayan Yahudî halkı kadar o topraklarda birlikte veya müstakil yaşama hakkına tam saygıyla, velakin Yaser Arafat isimli o çok karizmatik ve çetrefilli bir lider bozuntusunun tırnağı kadar dahi olamadınız. O soyu tükenmiş omurgasız sürüngen, ki “ezilen Filistin halkını bile binbir oyunla dolandırarak, Filistin halkının milyarlarca dolarını altına atıp halkını soyup soğana çevirdi. Hem de dış dünyadan yıllardır gizleyebildiği cinsi sapıklığın bir kölesi olduğu, öldükten sonra artık saklanamayıp bu sırrı ortaya çıkmış olan” (bkz Al-Sharq, No: 2233, 11-11-2004) o Arafat kadar da olamadınız baylar. “Hırıstiyan bir aileden gelme Şua adlı bir bayan ile, 90-lı yıllarda, Arafat 67 Şua ise 24 yasındayken, Al-Fatah örgütünün Onu zorla evlenmeye itme nedenine gelince, bu evlilik vesilesiyle hem ABD'den siyasî bir çıkar elde edebilmek ve hem de müslüman Arap toplumunda çok müstehcen ve çok tehlikeli bir sır olan, Arafat’ın yıllardır saklamayı başardığı, cinsî sapık bir kişi olduğu sırrının gizlenebilmesi nedenlerinden başka bir şey değildi” (bkz Al-Sharq, No: 2233, 11-11-2004). (Bizim açıklamadır: buradaki cinsi sapık bellirlemesi, genç yaştakilerle cinsel ilişkiye girebilen, halk arasında sübyancı diye de tanımlanan: latincedeki pedofil anlamındaki kişi demektir). Biliniyor ki Saddam Arafat'a "Ammo" amca diye hitab ederdi. Eğer Saddam tüm Filistinlilere birgün deseydi ki "hadi kalkın Quds-u Şerif'imizi İsrail işgalinden bu defa tam kurtaralım!" ne Arafatçı bir Filistinli ve ne de diğer gurupcuklara dahil tek bir Filistinli Saddam'ın arkasından gitmezdi. Ama Saddam "hadi koçlarım Kürdistan'a ölüm seferleri yapalım!" dediğinde ise, o zaman onbinlerce Arafatçı ve diğer Filistinli, Saddam'ın arkasından Kürdistana taaruza geçip, Kürtlere ölümlerden ölüm beğendirten temizlik (anfal) adlı seferler düzenlerlerdi. Böyle yaptıklarına da tarih şahittir. Irak ordu birliklerinin ön saflarında, Arafat'ın Filistinlileri, 1984 yılında Kürdistana düzenledikleri Anfal adlı soykırım saldırılarında, 200 bini aşkın Kürdistanlı, çocuk, kadın yaşlı, hasta, katledilerek, hatta hayvan ayrımı dahi yapılmadan, Kürdistan'daki tüm canlı varlıkları katleden bu caniler, günahsız sivil kürd halkına ait yüzbinlerce cesedi, toplu mezarlara gömmüşlerdir. Kendi halkının baskıcı bir devletin baskısı altında olduğu durumunu bilen -özünde azgın bir Arap milliyetçisi ve ırkçısı olan- Arafat, kürd halkının en az üç müslüman baskıcı devlet tarafından soykırıma uğratıldığı gerçeğini ise açık bir şekilde ve bilinçlice gözardı edebiliyordu. Kısacası Arafat'ın kürdlere temel yaklaşımı, mazlum müttefik bir ulustan gelme bir dost gibi değil, düşmanca idi. Tüm bu sakat yaradılışa rağmen Arafatın, yıllardır Filistinlilere liderlik yapmayı becerebilmesi ilginçtir. Dahası da Filistinlileri otonom devlet yapmayı başarabilen Arafat’ın halkına yaptığı bu hizmetlerin yüzde birini bile siz kürd halkı için yapmayı başaramadınız. Hem de o azamî potansiyeliyle yüce Kürdistan dağlarının, fedakar ve büyük Kürdistan halkının sunduğu okyanuslar dolusu maddî ve manevî nimetlere rağmen. Ayıp değil mi? Öcalan’ın değil, Arafat’ın ölüsü iş yaptı. Bugün Öcalan’ın yaşaması, sağ kalması ise kürdlere aşağılanma ve aşşğılatma aracından başka bir anlama geldiğini söyleyebilir misiniz? DİPLOMASİDEN YOKSUN GERİLLA SAVAŞI Kırk-elli yıllık bir siyasi birikimin, otuz yıllık komando zülmünün, insanlık tarihinde eşine rastlanmamış korkunç bir vahşet örneği olan Diyarbekir'deki zındanların, cesur, yiğit, eşsiz ve emsaliz değerdeki kürd evlatlarının yirmi yıllık zından direnişçiliğinin, hiç bir çıkış yolu bırakmayan, her yönümüzü sarmış olan zulme karşı ortaya çıkan kürd gerilla direnisçiliğinin, geleneksel pêşmerge hareketinin, tüm bu sayılan büyük kurdistanî fenomenlerin verdiği tecrübe ve deneyimler, bütün bu değerlerin toplamı olan gerillamız, pêşmergelerimiz, lider denilen kadiri mutlak bir fanî'nin elinde adeta oyuncak haline getirildi. Hiç bir tereddüt etmeden canını halkına hemen vermeye hazır olduklarını defalarca ispatlamış kahraman, gazi, ve değerli savaşçı ve komutanlarımız bile, bir tokat yemeden düşmanla uzlaşmayı öneren ve hiç bir lidere yaraşır bir tavır sergilemeyen bu lider tarafindan, medyalarda, adına eleştiri denilen haksız suçlama ve hakaretlere bile maruz bırakılmışlardır. Adamın aklına şu soru geliyor: liderler mi yoksa halk mı daha büyüktür? Unutmayalım ki dürüst ve gerçek bir lider, "ben ancak halkımın hizmetkarıyım" diyerek, halkların nezdinde liderlerin yerini bellirleyen bu tek gerçek ve tek geçerli şiar doğrultusunda halkını algılayıp ona layık bir nefer olarak hizmet etmeye çalışmıştır. Ama bizimki neredeyse "ben bu halkı yoktan yaratan ilahım" diyebildi. Zaten 'bu halkı mucizevî bir şekilde mezardan çıkarıp dirilten bir peygamber' oldugunu her halukarda hiç çekinmeden dile getiriyordu. Savaşımızın tek muhatabı TC ordu ve siyasî güçlerinin büyük bir buhran ve çıkmaz ile karşı karşıya oldukları siyasî ve askerî üstünlük sahibi olduğumuz aşamalarda, hiç bir hatırı sayılır diplomatik çalışma yürütülmedi. Bu kadar haklı ve hukuken dürüst olan kürd davasına karşı dahi kullanılmak üzere diplomatik ilişkilerinde mesafe katetmiş türk devleti, kürdlerin bu ilkel vaziyette savaşmalarından büyük siyasî ve askerî çıkar elde etmiştir. TC, kürdleri rahatlıkla eşkiya ve terörist olarak damgalıyabileceği bir savaştan, kürdlerin diplomasisiz bir silahlı mücadele vermelerinden her zaman büyük bir fayda görmüş ve büyük bir haz duymuştur. Avrupa zemininde, hemen diplomatik faaliyetlerin baslatılması gerektiği yolundaki her öneri, Öcalan ve borozanları tarafından "bizi Avrupaya çekip orada ehlileştirmek, bitirmek istiyorlar" şeklindeki anlamsız ve gülünç gerekçelerle her zaman rededildi. UTANÇ VE TESLİMİYET TİMSALİ İtalya'da gözaltına alındığı günün akabinde, onlarca, yüzlerce kürd delikanlısı, hiç bir halkın mücadele tarihinde görülmemiş olan bu eşsiz ve emsalsiz fedakarlıkla, önderleri uğruna, (Öcalan uğruna), hiç bir tereddüt bile etmeden bedenlerini ateşe verdiler! Ama gel gör ki bu Öcalan nankörü, yakalandığında, "ben çok üzgünüm ki 9 tane daha canım yoktur ki bu büyük ve fedakar kürd halkına kurban edeyim" diyeceğine, hiç yüzü gözü kızarmadan, türk devletine "hizmete hazırım", çok rahatça ve hiç utanmadan da "annem de türk'tür" diyebildi. "Avukat görüşmeleri" denen o salt kürd halkını ve demokratik dünya kamuoyunu yanıltmak için oynanan ve MİT'in gerçekleştirilmesine büyük bir memnuniyetle katıldığı traji-komik siyasî operasyonlar'da, kürd halkına, hatta kendisinin kurmuş olduğu PKK'ye bile tek bir hayırlı söz etmeyen bu sefil mahluk, Kemalizm gibi, kürd halkının tam ortadan kaldırılması ideolojisi olan bu ırkçı ve faşist ideolojiye ise övgü üzerine övgü yağdırıp duruyor. Hatta "Kemalizmin yeni öncüsüyüm" (bkz 10/11-2004, tarihli avukat görüşmeleri) gibi, bu, halkına ihanet etmede emsalsiz sözleri sarfederek, kürde, hiç bir dürüst insana yakışmayan çok düşkün bir duruş sergilemiş oldu. Kemalizm (*) gibi kürd halkına inkar, talan, sürgün ve katliamdan başka bir anlama gelmeyen TC resmî devlet ideolojisi'nin "yeni öncüsüyüm" şeklindeki utanmaz açıklamalarıla, yeni bir Ziya Gökalp hainliği misyonunun önderliğine soyunan İmralı’adasındaki bu döneğin yaratmayı başardığı utanç ve teslimiyet olgusu, kahramanlıklarla dolu haklı Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesi tarihinde her zaman kara bir leke olarak duracaktır. Abdullah Öcalan'in Ziya Gökalp'ten ögrenmiş oldugu "Kürtler ancak Türkiyelilşerek demokrasi ve özgürlüğe kavuşabilirler" yönündeki tezlerin bu kadar yaman bir savunucusu olacağını, doğrusu çok az kişi önceden idrak edebildiler. Elbetteki bu da büyük tarihi bir talihsizliktir. İçinde bulunulan durum kısaca budur. Tam bataklık, teslimiyet ve döneklik. Bu ihanetin öncüsü de Abdullah Öcalan ve onun ardından da sırasıyla KADEK, KONGRA GEL adlı MİT'in Öcalan aracılığıyla kurdurttuğu ve de açıkça yönettiği oluşumların yönetimleridir. HİÇ KİMSE KÜRD HALKININ DİRENİŞ GÜCÜNÜ KIRMAYA MUKTEDİR DEGİLDİR Hiç şüphesiz bugün yeryüzünde tüm küreyi saran genel bir toplumsal mücadele durumu ve biribirinden zorlu, onlarca haklı, ulusal mücadele durumu sözkonusudur. Bu mücadeleler arasında kürd halkının mücadelesi gibi büyük ve zorlu bir mücadeleye asla rastlanılmamıştır. Zorlu olduğu kadar, en azından bir o kadar da haklı olan bu mücadelenin, kürd halkının ana hedefleri dogrultusunda sonuçlanacağından hiçbir zaman şüphe etmemişizdir ve asla da şüphe etmeyeceğiz. PKK’yi daha kurulmadan önce, UKO ve apocular, diye adlandırılan ilk evrelerden tanımış, takib etmiş ve haklı, meşru bir davanin sahibi olararak görmüş ve desteklemiştim. Diğer parti ve örgütlerin apocular, Öcalan ve PKK hakkında, daha o dönemde getirdikleri, 'Öcalan karanlık bir kişidir', 'PKK MİT tarafından yönetilen bir örgüttür'şeklindeki hiçbir eleştiriye kulak asmamıştım. Bu desteğim ve çeşitli düzeylerdeki aktif siyasî ve kültürel alanlardaki katılımlarım yıllar boyu devam etmiştir - ta ki PKK'den çıkan her kararın asla değişmeyecek olan kadiri mutlak bir demir elden geldiği, kürd halkının haklı ve onurlu mücadelesine yaraşır kollektif ve demokratik bir liderliğin bu yapıda asla vücut bulamayacağı kanaatine vardığım güne kadar, artık yapıyı terketmem gerektiğini biraz geç te olsa sonunda kavramış oldum. Avrupa'da PKK hareketi'inin gelişip büyüme dönemlerinin ilk evrelerinde, "bugün desteklenmesi gereken kürd hareketi, PKK hareketi'dir" diye tespit yapmıştım. Bu dönemlerde, (1987) 15 günlük Berxwedan gazetesi ve diğer yayın organlarında, Bavê Barzan imzasıyla kürdçe kaleme aldığım o dönemki onlarca, yüzlerce makalede de bellirtmiş olduğum gibi, kısaca "Kürd direnişinin tek odak noktası PKK ve Başkan Apo'yu hayatın her alanında savunup destekliyelim. Bu tavır geleneksel Kürd direnişciliğini savunmaktan başka bir şey değildir, çünkü bugün Kürd halkının bağımsızlığı için mücadele eden tek hareket PKK'dir." diye Kürd aydınlarını ve halkını bu direnişe katılıp güç vermeye davet ediyordum. Kısa bir süre sonra, Kürdistan'da, daha da yükselmeye başlayacak olan gerilla eylemliliği ve Avrupada da giderek yoğunlaşacak olan kürd siyasî faaliyetliliğinin henüz tam başlamamış olmasından, bu tavır, o dönemlere kadar hala Avrupada daha tam güçlenmemiş olan PKK'nin yüzlerce ve hatta binlerce! kürd aydını tarafindan da sonradan benimsenmeye başlanmasıyla, PKK'nin gelişimi giderek büyük bir ivme kazanmış, PKK gerek Avrupa'da ve gerekse ülke zemininde, her geçen gün çığ gibi büyüyüp gelişmeye başlamıştı. Yekîtiya Rewşenbîrên Welatparêzên Kurdistanê-YRWK /Kürdistan Yurtsever Aydınlar Birliği'ni kurup çalışmalarımızı hızlandırdığımız kısa bir süre sonra, eski ve yeni yurtsever kürd aydın simaları her geçen gün bu harekete adeta akın edercesine gelmeye başladılar. Yurtsever bir neferi olduğum mazlum kürd halkına hizmet edebilmek, her zaman haklı Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesine ufak bir katkı sunabilmek için, içine girmiş olduğum bu tavır ve yaptığım bu çalışmalardan dolayı asla pişman değilim. Kürdistan'ın özgürlük ve bağımsızlık mücadelesi için yola çıkabilen ciddî ve tarihî sorumluluğunu bilen her yurtsever kürdistanî yapıya, bu gün de elimden gelen her türlü katkıyı sunmaya can u gönülden amadeyim. Muazzam bir işkence kıskacı altına alınmış büyük acı ve ızdıraplar içerisinde kıvrandırılan halkımın yaklaşık bir asırdan beridir kahramanca verdiği direniş mücadelesine ufak bir katkıda bulunabilmişsem, köle zincirlerine koşulmuş halkım ve ülkem uğruna mecburî hizmet görevimi yerine getirmeye çalışmışımdır. Ancak verdiğimiz bu hizmetlerin bugün çok açık bir şekilde müşahade edildiği gibi, sonuçta yeterli olmayışı, üst düzey yönetim birimlerinden, son tahlilde de Apo Putu'ndan kaynaklanan binbir aksaklıklarla dolu, sakat bir mücadele türü olduğundan mütevellî, bugün hala halk ve ülke özgürlüğünün elde edilememiş olması acı gerçeği ile karşı karşıyayız. Bu yüzden, Kürdistan'daki büyük halk katmanlarının bugün içten içe hissetikleri gibi, ben de çok üzgün ve mutsuzum. Ancak bugün üstün fedakarlıklar ve binbir zorluklarla elde edilmiş mücadele kazanımlarımızın, sorumsuzca düşmana peşkeş çektirildiği ve hatta kürd halkının meşru bağımsızlık ve özgürlük hakkından tamamıyla vazgeçilmesi, bu kadar canla başla içerisinde mücadele ettiğimiz hareketin öncülüğü! tarafından yapılabiliyorsa, o zaman şoke olma aşamasını atlattıktan sonra, kendimize gelip, derhal üzerimize düşen görevlere sarılıp yeni durumun gereklerine göre hemen harekete geçmeliyiz. Ülke zemininde ve Avrupa'da yaratılan tüm maddî ve manevî kurum ve kuruluşlar, mazlum kürd halkına aittir, bizimdir. Fedakar Kürdistan halkınca etle tırnakla toparlanmış muazzam ekonomik değerlerin ve binbir diplomatik ve siyasî engele rağmen kurulması başarılan TV kurumlarının, dahası da; irinle, kanla, zındanla yaratılmış, büyük mücadelelerin kazanımları ile ortaya çıkarılmış matbaa, gazete ve diğer irili ufaklı kurum ve kuruluşlara palazlanan ve kürd halkının bu kurumlarını, kahramanlıklarla dolu Kürdistan Ulusal Kurtuluş mücadelsiyle hiç bağdaşmayan böylesi yersiz, zamansız, muhatapsız, boş, utanılası, sahte barış gibi adice amaçlar için peşkeş çektiren Turkofonlara sesleniyorum: Bir gün önce şehitler kanıyla kurulan bu değerlerin Türkiye ve Atatürk gibi kürd halkının amansız düşmanlarının o kirli gayeleri için kullanmaya ve kullandırmaya son veriniz! Cefakar Kürdistan halkı o dayanılmaz büyük acılara katlanarak, gece gündüz içinde düşman kemalizm ideolojisi'nin vasfının verilmesi için, kürd TV ve gazeteleri kurdurmamıştır. Bu ihanetin devam ettirilmesine bir gün önce son verin! Suçtur, günahtır. Yoksa hesap veremeyip er veya geç boynunuz altınızda kalacaktır. Şimdi ise bize düşen, bu bizim istikbalini bir türlü önceden göremediğimiz ve böylece de sağa, batağa îhanete doğru kayışını engelleyemediğimiz gidişata her kesten önce "yanlıştır", "dur", dememizin zamanı çoktan gelip geçmektedir. Bu yüzden eğer bu güne kadar, bu yazılı tavır ve beyanatı ilan edememişsem, halkımın beni affetmesini diliyorum. Pratikte Öcalan çeteciliğine karşı, bundan on yıl kadar önce, ta 1994 baharında kamuoyuna açık olmasa da, tüm çalışmalardan tam ayrılarak, tekrar Öcalan'ın çete tezgahı'na geri dönmek istemediğimden dolayı da binbir karalama ve tehdite rağmen, temkinli ve kararlı bir şekilde tavır koymuşumdur. Bir gün daha önceden bu yapıya karşı uyanıp tavır koymadığımdan dolayı, kürd halkının beni affetmesini umuyorum. Hala bu durumdan tam haberdar olamayan veya idrak edip de şu ana kadar net bir tavır alamamış olanlara, artık harekete geçin diyiyorum. KONGRA GEL adlı türk genelkurmayının tam güdümünde olan bu yapıya, kürd halkının haklı, büyük ve ağır davası altında kalmış ve ezilmişsiniz diyiyorum. Yokolmaya mahkumsunuz. Bazı yurtsever insanlarımıza, durumun vahametini tam idrak edemeyişlerinden dolayı da, bu hareketin içinde şu ana kadar kalabilen yurtsever kadro ve sempatizanlara sesleniyorum: Unutmayın zararın neresinden dönülürse kârdır. Bu hareket düşmanın elindedir bugün. Kürdlük ve Kürdistanla hiçbir alakası yoktur.Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesi kesintilere ugratılmaya çalışılmışsa da bir bütündür ve tüm engellere rağmen amacına ulaşana dek yolunda yürümeye devam edecektir. Kürd Halkının Düşmanları Asla Amaçlarına Ulaşamayacaklardır. Kürdistan halkı ve ülkesi büyüktür. Kürd ulusu, tarihi, kültürlü ve köklü bir ulustur. Geleceği aydınlıktır. Bu bütün çerçevesinde her yurtseverin de bir payı olmalıdır. Onun için zararın bu kadarından hemen geri dönmeniz gerekir. Aslında bu gidişatın sorumlularınca, bu işe bir dönem yön verebilenlerce neden bu noktaya vardırıldığımız, bugün daha net bir şekilde orataya çıkmış bulunmaktadır. Işin şu ana kadar saklı kalmayı başarabilen üçüncü derin bir boyutunun olduğu gerçeği ile karşı karşıya bulunmaktayız. En az on-yirmi yıllık bir plan ve proğramla savaşan hesapçı bir düşmana karşı, neden PKK hareketinin önüne iyi bir plan ve proğramı, net bir hedefi koymadıkları, Öcalan'ı bir çırpıda siyaset sahnesinden devre dışı eden operasyonun vuku bulduğu gün, durum tüm çıplaklığıyla anlaşılabiliyordu. Fakat şimdiye kadar da tam anlayamadığımız nokta ise, durum bu kadar aşikar iken, hiç bir halkın tarihinde görülmeyen ve hiç bir mantık kitabında da yazılmayan, onu, esarette bile körü-körüne izleyebilen, onun sözlerini Kur'an suresi gibi kutsal sayan sorumsuz avâma ne demeli, bilmiyorum? Sözümona bunlar en az 30 yıllık birer politikacıdırlar! Daha önce haklı sosyalizm ve enternayonalizm davası ilkelerinin, bu lider bozuntularınca çok yanlış ve sapıkça yorumlanıp uygulanışı neticesinde, düşmanımızı tam imha edebilecek en güçlü dönemlerimizde, bizi bu çarpık ve sapık tespitlerle oyalayıp zayıflattınız. Tüm halklar kardeştir. Amentû bîllah. Ama 'bir kardeş diğer kardeşten daha üstündür' iddiasına kimse amîn demez. Bundan dolayı biz alt değil her diğer halkın sahip olduğu ÜST kimlik talepçisiyiz. Öcalan'ın türk devletince kaçırıldığı günler, tüm dünya kürdleri, hiç bir siyasi ayrılık-gayrılık göstermeden, tek bir yürek ve tek bir sesle ona sahip çıkmışlardı. Öc almayı şurada bırakalım, 'kürdüm' demeye bile cesaret edemedi bu zavallı mahluk! Hala bugün İsveçli birtakım yayın yönetmelikleri Öcalan'ın bu sözlerini anlamakta güçlük çekerek bize 'lideriniz ne demek istedi?' soruları yöneltirken, biz 'işte siz türklerin ne kadar vahşi olduğunu zaten biliyorsunuz.Onun (Öcalan'ın) beynini CIA'den veya başka yerden aldıkları ilaçlarla ve metodlarla yıkamışlar ondan bu saçmalıkları zırvalıyor' şeklinde açıklamalarda bulunarak, ulusal onurumuza halel getirmemeye çalışmaktayız. Ama gel görki Öcalan'sa neredeyse bilinçli olarak, büyük bedeller ve zorlu mücadeleler sonucu davasına bu denli sahip çıkmaya başlayan, ulusal davada bu denli duyarlı olabilen tüm dünya kürdlerini tam bir hayal kırıklığına uğrattı! Meğer adam türk devletinin içimizdeki bir potansiyel ajanıymış ve biz de son dakikaya kadar uyanamayıp böyle gafilce de avlanabilmişiz düşmanlarımız tarafından. Biz Öcalan'ı her türlü şüpheden muaf tuttuğumuz bir put gibi gördüğümüzden, kendimizden şüphe eder, ama asla ondan edemezdik. Kafalarda put yaratmanın faturasını da şimdi böyle ağır bedellerle ödüyoruz. Aslında "Bende Kürtlük aşkı yoktur", "Biz Ankara'dan çıktık, Ankara'ya döneceğiz" benzeri bugün içinde bulunduğu ihaneti, daha o gün açıkça anlatabilen bu sözleri sarfettiği gün, ona karşı güçlü bir yurtsever cephenin oluşturulmadığına bugün çok hayıflanıyoruz. Bu sözleri sarfedebildiğinden dolayı ona o kadar güvenilmemesi gerektiğini bize seslenen içimizden, yüreğimizden gelen sese fazla kulak veremediğimiz için bugün çok hayıflanıyoruz. Bir de bugün tutmuş, tarihî gerçekliğimizle ve içinde bulunduğumuz somut hukukî ve siyasî şartlarla hiç bir ilgi ve alakası olmayan ”Türk-Kürt kardeştir” safsatasını, bir kere daha, mücadele kaçkını ve düşmana yaranmacı bir uslupla, bu utanç dolu iğrenç politikayı kürd kitlelerine yutturmaya çalışıyor. Size şunu bir kere daha bellirtmekte yarar vardır: hiç aklınızdan çıkarmayın: Hiç bir kuvvet kürd halkının direniş gücünü kırmaya muktedir değildir. Ne TC ve ne de TC gibi on devlet de doğsa, bunu başaramayacaktır. Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesi daha bugünden toparlanabilmiş ve bu mücadele simdi tekrar evam etmektedir. Zaten bunu çok iyi bilmekte olan düşman, dönem dönem Özal'ını veya Erdoğan'ını devreye sokarak, ileriyi garantisine almak için, bir 'kürt sorunu vardır' şeklinde gayrî sammimî ittiraflar yapmaktadır. KÜRDİSTANDA KALICI VE GERÇEK BİR BARIŞ ELDE EDEBİLMENİN TEK YOLU TÜRK IRKÇILIGINA KARŞI SAVAŞMAKTAN GEÇMEKTEDİR - ONA YARANMAYA ÇALIŞMAKTAN DEGİL Bugün yaptıgınız bu 'barış çığırtkanlığı'nın ne anlamı var ki? Bu sahtekarlığa izin vermiyeceğiz! Şunu unutmayın, birçok eski ve yeni, vatansever, dinî, siyasî, aşiretsel, değerli kürd şahsiyetlerinin de her zaman bellirtmiş oldukları gibi ”Ta ki Kürdistan ve kürd halkı, tecavüze uğramış ULUSAL ve DEMOKRATÎK haklarını kendi elleriyle elde etmeyene kadar, çok haklı olarak ’evet gelin hemen şimdi bir çırpıda kardeş oluverelim’ denemeyecektir. Şehitlerimiz o temiz can ve kanlarını bu ucuz mal pazarlığı için vermemişlerdir. Kaldı ki bu mücadele, "salt türklerle kardeş olma mücadelesi" değildir. İlk elde bir halkın meşru ulusal ve demokratik haklarına saygı gösterilmesi mücadelesidir. Milyonlarca yurtsever, Franz Fenon,un, İsmail Beşikçi'nin alattığı gibi, kürd ulusunu imha etmeyi programlamış olan TC'ye sıktığınız ilk kurşundan bu yana, size can ve mallarını dahi heba etmekten kaçınmaksızın, cihanda eşi görülmemiş en büyük fedakarlık örnekleri sunarak, sırf bu ilk çıkışınızdan dolayı bu paha biçilmez desteklerini sunmuşlardır. Biz de bu yurtseverler arasından birileri olarak ruhumuzu şişeye koyup, büyük ve samimî duygu ve beklentilerle, Parti'nin ve temel görevlerini hiçte yerine getirmeyen onun önderliğinin eline verdik. Ama bu önderlik hiçte bir ulusal ve sosyal kurtulus hareketi liderliğine yakışmayan, KUKM'ne hiçte uymayan çürükçe ve hatta hayince duruş ve tavırlar içerisine girmeye başladı. Bunu çok açık bir şekilde görmeye başladık bugün. Irkçı türk devletine karşı savaş ilan edip gerilla eylemleri başlattığından dolayı, ben 1980'lerin sonunda, bir çok rantçı ve 'bal sinekleri(bunları halk iyi tanıyor ve sorguluyor bugün)'inden ayrı talep ve gerekçelerle, tüm kürd kamuoyu önünde artık herkesin Abdullah Öcalan'ın liderliği etrafında kenetlenmeye gelmeleri davetinde bulundum. Gerekçemiz özgür ve bağımsız bir Kürdistan için savaştığına inandığımız Öcalan'ın ve PKK'nin TC'yi yıkıp kürd halkını özgürlüğe kavuşturması olduğuydu. Bunu o dönemki her yazımda işlemiş, memleketten memlekete, okul ve aile hayatı demeden gece gündüz yüzbinlerce, milyonlarca harika Kürdistan halkıyla aynı saflarda konumlanıp, savaşarak yaptık. Teker-teker bugün bunun HESABINI soruyoruz: Kutsal değerlerimizi hangi hakla TC'ye satabiliyorsunuz? Kürdistan ulusal kurtuluş davası çok haklı ve kutsal bir davadır. Topunuz yüce Kürdistan ve kürd halkının büyük davası önünde eriyip kaybolmuşsunuz. Tarih sizi beraat etmeyip, şiddetle yadsıyıp yargılayacaktır! GERÇEK BARIŞ adîl bir ahdin vücut bulması sonucu sağlanır. Şimdi barışı değil, ulusal haklarımızı almak için bizi gerçek barışa götürecek ve bizim için bugün en doğru yol olan SAVAŞI istiyoruz! Aslında savaş yolunu seçen biz değiliz. Biz her zaman barıştan yana olmuşuzdur. Gerçek barış ve demokrasi savunucuları bizi çok iyi anlayacaklardır. Kürdistanda, düşmanımızın, özgün, o dünyaca da çok iyi tanınan vahşi ve kandökücü karekterinden dolayı, uğruna savaşılmadan kürdlere özgürlük ve barış ortamı yaratma imkanı ne yazık ki yoktur. YAN KURDISTAN YAN NEMAN ! (*) 1- Kemalizm'in ne olduğunu bilmiyor veya unutmuş iseniz, o zaman aşağıdaki satırları okuduğunuzda iyice anlamış olursunuz herhalde: Kemalizm diyor ki: Ne mutlu Türküm diyene. Bir Türk dünyaya bedeldir. Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur.Türk ulusunun yüksek karakterini, yorulmaz çalışkanlığını, doğuştan gelen zekasını, bilime bağlılığını, güzel sanatlara sevgisini, ulusal birlik duygusunu aralıksız olarak ve her türlü araç ve önlemlerle besleyerek geliştirmektir. Türk halkının zekası tanrısaldır anlaşılan, doğuştan gelir. Diğer halklar Türkler kadar zeki olma şansına sahip değillerdir, çünkü bu doğuştan, tanrı tarafından Türklere bahşedilmiştir. Dünya yüzünde Türk'ten daha büyük, ondan daha eski, ondan daha temiz bir millet yoktur ve bütün insanlık tarihinde görülmemiştir. Dünya yüzünde Türk'ten daha büyük, ondan daha eski, ondan daha temiz bir millet yoktur ve bütün insanlık tarihinde görülmemiştir. SERBESTI FORMU`NDA AKT.
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.