Siyaset

Saddam’ın idamı :Orta Doğu’da yeni dönem

Ahmet ALÝM · 20.01.2007 · 1 görüntülenme

35 yıl boyuna Dünyanın 2. büyük petrol rezervlerinin sağladığı zenginliği de kullanarak bölge halklarına kan kusturan ve 2 milyondan fazla insanın ölümüne neden olan Hitler’in arap versiyonu olan Saddam’ın 30 aralık 2006’daki idamı daha çok insani boyutta ele alınarak, bu caninin suçları adeta unutturulmak istenmektedir. Saddam iktidarı boyunca miılyonları katl ederken, sorunu Irak’ın iç işleri olarak değerlendiren dünya politikasına yön veren devletler, Saddam’ın kurbanlarının insanlar olduğu görmek istememişlerdir. Bu katliamlara karşı çıkan ve son verilmesini talep edenler çok sınırlı olmuş ve marjinal kalmıştır.  Saddam’ı yaratan koşullarHitler’in iktidara gelmesinden 4 yıl sonra ve Baas partisinin kurulmasından 10 yıl önce 1937’de doğan Saddam, 8 yaşında subay olan dayısının yanına Bağdat’a gönderilmiş ve onun tarafından yetiştirilmiştir. 1950’li yıllardan itibaren dayısıyla beraber Baas için mücadele eden Saddam 1956’da başarısız darbe girişimine katılmıştır. Ekim 1959 yılında ise general Kasım’a suıkast girişiminde bulanan grup içinde olan Saddam, bu eylemde yaralanmış ve Suriye’ye kaçmıştır. Burada tedavi olan ve Baas partisinin kurucusu Mişel Aflak ile tanışarak Baas’a gerçekten üye olmuştur. Sonra Kahire’ye giderek eğitimini sürdüren Saddam, Baas partisinin 1963’te yaptığı darbede, albay Arif’i başkanlığa gelmesinin ardından Şam üzerinden Bağdat’a dönmüştür. Irak’a gelirken Şam’da Aflak’la görüşeren Saddam El Bekir bir mesaj götürmekle görevlendirilmiştir. Bundan sonra, Baas partisinin Suriye ve Irak seksiyonları arasında kuryelik yapan Saddam, bu sürede Aflak’ın fikirlerinin sadık bir savunucuısu ve koyu bir arap milliyetçisi olmuştur.Tetikçilikten başkanlığaBağdat’a kesin dönüşünden sonra, eylül 1964’te başkan Arif’e karşı bir suikast hazırlığında iken tutuklanmış ve hapisten kaçtığı temmuz 1966’ya kadar milliyeçilik konusunda karısının getirdiği kitapları okuyarak arap milliyetçiliği konusunda ırkçı bir noktaya gelmiştir. Hapisten kaçtıktan sonra Baas partisinin ilegal kanadını kuran Saddam, 17 temmuz 1968 darbesini organize ederek Baas rejiminin görünürde 2 inci, gerçekte ise 1nci adamı olarak iktidara gelmiştir. Darbeden sonra temizlik harekatına komunistlerden başlamış ve kendisine lojistik yardım ise CİA’dan gelmiştir. CİA, IKP militanlarının isimleri ve adreslerini Saddam sağlayınca IKP militanları aileleriyle birlikte infaz edilmiştir. 1969’da Bağdat’taki yahudileri astıran Saddam, astramadıklarını ise sürgün ettirmiştir. Aynı dönemde feyli Kürtlerin katliamını başlatan Saddam katl edemediklerini ise İran’a sürmüştür.  Darbenin lideri general El Bekir Tikrit doğumlu olup Saddam’ın dayısıdır. Bu yakınlıktan faydalanan Saddam iktidarını sağlama almak için Tikrit’lileri çeşitli görevlere getirmiş ve iktidarını sunni Tikrit’lilere dayamıştır. İngiltere tarafından yapay olarak kurulurken sunni azınlığa dayanılarak oluşturulan Irak’taki iktidar yapısı, Saddam’ın iktidara gelmesiyle sunniler içinde bir bölgeyle sınırlanmıştır. Aşiretine dayanarak rakiplerini elimine eden Saddam 1971’de resmi olarak Irak’ın devlet başkanı yardımcısı olarak atanmıştır. Bağdat’ı kontroluna aldıktan sonra Irak’ı tamamen kontrol altına almak için, Komunist partisini model olarak seçmiş ve SSCB ile 1972 yılında dostluk anlaşması imzalamıştır. Aynı yıl batı dünyasında Fransa’yı ziyaret ederek Irak’ın gerçek hakimi olduğunu ilan etmiştir. Bu arada, Kürdistan’da kontrolu sağlayan Barzani hareketini nötralize etmek isteyen Saddam, 1971’de Barzani’yle otonomi analşmasını imzalayarak iktidarını sağlamlaştırma sürecinde Kürtleri tarafsızlaştırmıştır. Böylece, kişisel iktidarı için hayati olan dönemde rahat hareket etme olanaklarını yaratmıştır. 1972’de Irak petrollerini millileştirerek çok büyük bir rantı istediği gibi manipule ederek Irak’ta ve yabancı ülkelerde kendi promosyonunu yapmıştır. 1973’te ise kendisini general olarak ilan ettirerek ordu içinde etkinliğini artırmış ve aynı yıl eğitimde reform hareketi başlatmıştır. 1975’te İran Şah’ıyla Cezayir anlaşmasını yaparak Barzani’nin cephe gerisi ve lojistık desteklerini kestirerek Kürdistan’da kapasmlı bir operasyonla Kürt hareketine büyük bir darbe vurmuştur. Böylece adım adım iktadar piramidinin tüm düzeylerini kontrol altına aldıktan sonra, 1979 yılında El Bekir’in sağlık nedenleriyle başkanlıktan çekilmesini sağlamış ve kendisini Başkan olarak ilan ettirmiştir. Devamında Baas partisi kongresini olağanüstü olarak toplatmış ve divan başkanlığını yaptığı kongre sırasında 22 delegeyi tutuklatarak dışarda vatana ihanetten sorgusuz olarak öldürtmüştür. Bu olayı filme aldırtatarak tüm arap ülkelerinde oynatarak Irak’ın kendinin çiftliği olduğunu ilan etmiştir. Arkasından kendisini mareşal ve başkomutan ilan ederek iktidarını tek adam olarak kurmak ve Irak’ta her şeyi ve herkesi kontrol altına almak için her türlü yöntemi uygulamaktan sakınca görmemiştir.Saddam, modernizm adı altında uyguladığı politikalarla tüm muhalif güçleri elimine etmiş ve petrolden sağladığı rantın belirli bir bölümünü şehirli kesimlere dağıtarak bu kesimlerden gelişebilecek kitle muhalefetini susturmuştur. Petrol fiyatlarındaki artışın sağladığı rantın bir bölümüyle oluşturduğu bir fonla, yoksul arap ülkelerine yardım programıyla bir arap imparatorluğu kurmayı planlamıştır. Başarılı olmayan bu proje Saddam’ın ırkçı yüzünü göstermesi açısından önemlidir.1979’da İran’da Humeyni’nin iktidara gelmesinden sonra, İran’daki iktidar kavgasını fırsat bilerek, 1980’de İran’a saldırmıştır. Böylece 1975’te Cezayir anlaşmasıyla İran’a bıraktığı Şat-ül arap’ı geri almak için 8 yıl sürecek bir savaşı başlatmıştır. Bölgede en önemli müttefiklerinden birisini kaybeden ABD İran’a karşı Saddam’ı desteklemiştir. Dönemin ABD başkanı Reagen Bush’un savunma bakanı Rumsfeld’i Irak’a özel elçi olarak göndererek Saddam’a desteğini açıkca beyan etmiştir. 1 milyondan fazla insanın hayatına mal olan bu savaş süresince ABD, SSCB ve Fransa başta olmak üzere gelişmiş batı devletleri Saddam’ı aktif olarak desteklemişlerdir. Bu savaş döneminde Saddam’a her türlü kitle imha silahları Batılı ülkeleri ve SSCB tarafından sağlanmış ve başta kimyasal silahlar olmak üzere bunlar Kürtlere ve İranlılara karşı kullanılarak kitlesel katliamlar yapılmıştır. 1970’lerin başında Fransa ile yakın ilişkiler kuran Saddam, burada kendi lehine çalışan bir lobi oluşturmuş ve Fransa’ın desteğini gerek sağ, gerekse de sol partilerin iktidarları döneminde sürmesini sağlamıştır. Fransa bu desteğini 500 milyon dolar değerinde bir nükleer santral inşaatıyla taçlandırmış, fakat bu santral faaliyete geçmeden 1981 yılında İsrail jetleri tarafından imha edilmiştir. Kuveyt’in işgaline kadar olan dönemde, Fransa Saddam’a batı dünyasında desteğini esirgemeyen bir ülke olarak Irak ordusuna en fazla silah satan ülkelerin başındadır. Saddam’ı islama karşı bir baraj olarak gören bu ülkeler, Kürdistan’da yürütülen Anfal katliamı ve Halebeçe’nin  bombalanmasıyla bir jenoside yapan Saddam’ı eleştirilmek bir yana desteklemiştir. Bu dönemde Kürtlere karşı kimyasal bomba kullanımını Saddam’ın emirleriyle organize eden üvey kardeşi Kimyasal Ali lakabını almıştır. Yani Saddam döneminde kimyasal silah kullanımı banal bir eylem olarak görülmekte ve rejimin üst düzey yöneticilerine kimyasal adı verilerek, jenosid yapmak bir suç olmayıp ödülledirilir hale gelmiştir. İran’la savaşı kazanamayan Saddam hıncını Kürtlerden almış, fakat yayılmacı emperyalist politikasını küçük komşusu petrol zengini Kuveyt’i işgal ederek sürdürmek istemiştir. 1990 yılında Kuveyt’i ilhak eden Saddam’a başta tepki göstermeyen ABD, daha sonra BM’de Irak’a müdahale kararı çıkarttırmıştır. Saddam’ın ordularını Kuveyt’ten atan ABD, Saddam sonrası için hazırlıklı olmadığından Saddam’ı izole ederek iktidarda bırakmayı tercih etmiştir. Emperyalist yayılma politikasında ikinci defa başarıszlığa uğrayan Saddam, içerde Kürtler ve Şiilere yönelerek toplu katliamlarına devam etmiştir.Sonun başlangıcıSaddam, 1. körfez savaşından sonra  başlatılan ambargo süresince, gıda karşılığı petrol programı çerçevesinde ithal edilen ürünleri kişisel iktidarını güçlendirmek için kullanmıştır.  Ambargo altında olduğu 12 yıl boyunca enerjisini mıhaliflerini elimine etmek için kullanan Saddam’a göz yumulmuştur. Bu süreçte koruma altındaki Güney Kürdistan’ın Kuzey kesiminde varlığını sürdüren Kürtler dışında organize bir muhalefet bırakmayan Saddam’ın bu mirası kendisinden sonraki anarşinin esas nedenidir. Zira Sunnileri ve Şiileri temsil eden yapılar olmadığından bu kesimler hem kendi içlerinde hemde diğer kesimlerle çatışma halinde olduklarından Irak’taki kaotik durum bir istikrar kazanmıştır. Bu süreç ancak Irak’ın 3 ayrı devlet olarak örgütlenmesi durumunda son bulacaktır.  2. körfez savaşından sonra 14 aralık 2003’te yakalanan Saddam, 3 yıllık tutukluluk döneminde 148 Şii köylüsünü katl etmekten yargılanarak idama mahkum edilmiş ve 30 aralık 2006’da cezası infaz edilmiştir. Başta Anfal ve Halepçe jenosidleri olmak üzere 7 ayrı davadan yargılanması gereken Saddam 70 yaşına (Irak’ta 70 yaşını geçen kişiler idam edilemiyor) basmadan Şii Sadr’ın kişisel intikamı için idam edilmiştir. İdamdan sonra Saddam’ın kişisel olarak yargılanması ve suçları için sorgulanmasının olanağı kalmamıştır. 35 yıl boyunca katliamları açıkca yapan Saddam’ı daha başta engelleyebilecek güçler, onun kişisel iktidarını kurmasını desteklemişlerdir. Gelişmiş devletler ile SSCB Saddam’a başta silah olmak üzere teknoloji ve mal ihracatında bulunarak, Irak’ı Saddam’ın kişisel çiftliği haline gelmesine katkıda bulunmuşlardır. Buna karşı çıkan kesimlerin eliminasyonu için Saddam’a gereken araç ve silahları sağlayarak 20 yüzyılın en kanlı ve uzun süreli diktatörlerinden birisinin iktidarda kalmasını desteklemişlerdir. Süren ve açılacak davalarda Saddam, kendisine yardım ve destek sağlayan devletlere ilişkin somut bilgilere sahip olup bunları açıklayabirdi, bu durumda suçları açığa çıkacak olan batılı devletler demokratik kamuoylarıyla karşı karşıya kalacaklardı. Bundan dolayı, bu tehlikeli tanığın susturulması gerekiyordu, bu durum Sadr’ın intikam alma güdüleriyle birleşince Saddam 70 yaşına girmeden alel acele infaz edilmiştir.Yeni dönemde KürdistanSunni azınlığın iktidarı temelinde 80 yıl önce İngiltere tarafından yaratılan Irak, yine İngiltere’nin asıl müttefik olduğu bir güç tarafından yok edilme noktasına getirilmiştir. Kan ve baskıya dayanarak ayakta tutulan bu yapay devletin son simgesi olan Saddam’ın intikam amacıyla idam edilmesinden sonra Irak’ın uniter bir devlet olarak varlığını sürdürebilmesinin hiç bir olanağı kalmamıştır. Bundan sonra gelişecek süreçte ortaya çıkacak 3 devletin ilişkilerinin nasıl düzenleneceği tartışılacaktır. Bu gelişimi gören ABD, Irak’ta şerefli bir çıkış için güçlerini konsolide etme yoluna gitmiştir. Burada öncelikli amaç Bağdat’ı kontrol altına almak, Kerkük’te referandum takvimini işleterek petrol konusunda zengin olan gelecekteki Kürt ve Şii devletlerinin kurulması için gereken alt yapıyı oluşturmaktır. 200 yıldır bağımsızlık için mücadele veren Kürtler, son 16 yılda önemli adımlar atarak birliği sağladıktan sonra Federal Kürdistan’ı oluşturmuşlardır. Saddam’ın idamıyla bir daha geri gelmemek üzere Irak tarihe karışmış ve bölgede yeni bir döneme girilmiştir. Bu yeni dönem Kerkük’ün Kürdistan’a dahil edileceği ve bağımsız Kürdistan’ın kuralacağı süreçtir. Kerkük’ü içine alan bağımsız Kürdistan’ı engellemek isteyen bölge devletleri, öncelikle Kerkük’te yapılacak referandumu engellemeye çalışmaktadır. Bu konuda başı çeken Türkiye, Kerkük konulu konferanslar düzenleyerek Kürt karşıtı bir koaliyon oluşturmaya ve Kerkük’e müdahalenin alt yapısını hazırlamaya çalışmaktadır. Kerkük’e bir müdahale Türk devletinin sonunu getirecek bir süreci başlatabilir. Zira, TC yakın dostu ve müttefiki Saddam’ın başına gelenlerden ders çıkarmamış gibi görünüyor. 1990 yılında Saddam Kuveyt’in Osmanlı döneminde Basra’ya bağlı bir kaza olmasını  bahane ederek, Kuveyt’i ilhak etmiş ve kendi sonunu hazırlamıştır. TC’de Misak-ı milli ve Türkmen kartlarını kullanarak Kerkük’e müdahale etmeye hazırlanmaktadır. Bu anlamda, TC’nin Kerkük’e yapacağı bir müdahale, TC’ın sonunu hazırlayan bir süreci başlatacaktır. Federal Kürdistan düzeyinde birliği sağlayan Kürtler, bir dış müdahale durumunda Kürdistan genelinde birleşerek en azından Güney Kürdistan’daki kazanımları koruyacaklardır. Neticede, bu yeni dönem Kürtler açısından hayati bir süreci ifade etmekte, bu koşullarda Kürtler birliklerini sağladıkları takdirde Güney Kürdistan’da bağımsızlık süreci hızlanacaktır. Ahmet ALİM             Fransa, 18 ocak 2007

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.