Siyaset

RUHU VE BEDENİ AYRI OLANLAR.

Þeref Laþer · 24.10.2006 · 2 görüntülenme

   15 yıl önce İsveç’te, ülkeden tanıdığımız bir arkadaşla karşılaştık. K. H. bizi çok sıcak karşıladı. Hiç değişmemişti. değişmemek için direnmişti. Kendi deyişi ile “Stockholm’de kitap okuyanlar kafa karıştırıyorlardı, hiç bir pratıkleri de yoktu.bir dönem sonra onlarla da ilişkilerimi kestim, stockholmu da terkettim baska bir şehire taşındım. Nasıl olsa birgün Kawacılar gelir beni bulur düşüncesiyle aidatlarımı sürekli yatırdım. Kitap da okumadım, KAWA’nın yayınlarıda elime geçmedi.”K.H nın tavrı beni çok düşündürmüştü. Sonra Avrupa daki kürt siyasi mültecilerin durumunu gözönünde bulundurarak bazı sonuçlara varmaya çalıştım. Aslında çok boyutlu bir sorundur ama ben sadece kısaca değinmeye çalışacağım. Siyasi mülteciler ile siyasi tutuklular, statükocudurlar ve reel dünyayı birebir yaşayamadıkları için, bıraktıkları dünyayı dondurarak hayallerinde yaşatıyorlar bütün politik öngörülerini terk ettikleri döneme ait hayallerinde yaşattıkları ve dondurdukları bu dünya üzerine inşa ediyorlardır. Bunlara değişimleri kabul ettirmek çok zordur, çünkü uğruna mücadele ettikleri, bunca bedel ödedikleri hayallerindeki dünyanın yıkılması demektir. Onlara yaşam ve direnme gücü veren bu hayalleridir.Bunca bedeli ne için verdik sorusuna cevap bulamazlar ve değişimleri kabullenmezler.Avrupada yaşıyan siyasi mültecileri, içinde yaşadıkları toplumun sorunları ilgilendirmez, onların ruhları kürdistandadır, ama bugünün kürdistanında değil, terkettikleri dönemdeki kürdistandadır. Hergün kalkar, ilk işi kürdistanla ilgili haberleri okur, sonra ya bir toplantıya ya siyasi bir arkadaşıyla buluşarak, hayallerini veya kafasındaki sorunları konuşurlar, birazda nostalji. Çok az bir kısmı da her nekadar çalışıyorsada iş süresince bile ruhu Kürdistandadır. Hatta taşınır kompütürü ile işe giden hatta işte iken kürdistan devrimi ile ilgili makale yazan arkadaşları tanıyorum. Bunların bedenleri burda evde veya işyerindedir ama aklı ruhları hayalleri kürdistandadır. Bu yüzden işlerinde başarılı olamadıkları gibi içinde yaşadıkları toplumla da fazla ilişkileri yoktur veya çok zayıftır. İçinde yaşadıkları dünya ile hayalindeki kürdistan arasındaki zıtlık, çok güçlü depresyonlara yol açmaktadır. Kendi toplumu içinde bir değeri olan, adı, kimliği, mücadelesi ile saygı görürken, iltica ettikleri ülkede, istenmeyen, toplumun en alt kesiminde görülen, değer verilmiyen, ismi ve kimliği bir sey ifade etmeyen, mücadelesi ile itibar görmiyen, sıradan anonim biri olarak görülmesi, siyasi mülteciyi içinde yaşadığı topluma ilgisini iyice zayıflatırken, hayalindeki kürdistana daha çok bağlamaktadır ve daha çok kendi iç dünyasına kapanmaktadırlar. İstisnai olarak, bu fasit dairenin dışına çıkıp içinde yaşadıkları toplumun yaşamına katılanlar, iş yapan veya politik faaliyet yürütenler kendi alanlarında kısmen başarılı olmuşlardır ama kendi eski çeverelerinden ve eski arkadaşlarından kopma pahasına. Çünkü eski çevreleri ve arkadaşları, doğrudan kürdistan devrimi ile ilgili olmayan çalışmaları küçümsemiş, kabullenememişlerdir. Ülkede ilişkide bulundukları arkadaşları, siyasi mültecileri kaçkınlar olarak değerlendirmektedir. Kendileri de zımnen bu suçlamayı kabullenmişlerdir. Bu nedenle bu zaafını kapatmak için olmalıdır ki, büyük fedakarlıklara katlanmaktadırlar ülkedeki arkadaşlarına destek olmak için. Ülkede kendi destekleri ile ufacık bir adım da atılsa, bir bildiri, bir dergi bir dernek faaliyeti başlasa mutluluktan havaya uçar daha fazla destek sağlama kampanyalarına başlar. Ama ne yazık kı mültecinin bu fedakarlığı ülkede beklediği yankıyı bulamayınca, bu sefer kandırılmış duygusuna kapılır. Hayallerinde dondurdukları dünyada yaşarlarken, yaşamın ayaklarının altında kayıp gittiğini ve bağlarının koptuğunun farkında bile değildir. Kendi iç dünyalarında yaşarlar. Çocuklarıyla da bağları kopar. Çünkü çocukları, dışarda günlük yaşamı, okulu, işi canlı yaşarken, içinde yaşadığı toplumun dilini konuşurken, fıkrasına gülerken, sorunlarını tartışırken, müzigini dinlerken, hergün hayalindeki kürdistanı yaşıyan mülteci anne-babasıyla ortak bağları zayıflamaktadır. Çocukları arkadaşları ile evde ingilizce moda müzik,( hip-hop mu ne) dinlerken o odasına çekilip klasik kürt müzigi eşliğinde kürdistan dağlarında ovalarında şehirlerinde dolaşmaktadır. Gerçi Ahmedi Gülüstani de istanbulda şerafetin dağlarını yaşıyor ama o her zaman şerefattin dağlarına gibebilir, mülteci gidemez ve palantonik bir aşk yaşar ülkesi ile. Onların çocukları, kürdistanı ve kürtçeyi, kürdistanın sorunlarını sadece teorik olarak bilmekte, içselleştirememektedirler. Onlar içinde doğup büyüdüğü toplumun bir parçası olmuşlardır ve anne babasıyla ortak yanları zayıflamıştır. Bu sıradan bir kuşaklar arası bir çatışmadan çok, iki dünya arasındaki bir çatışmadır. Bunu fark eden mülteci anne ve baba, geleceğe ilişkin kurduğu hayalleri yıkılır, çocuklarına daha güzel bir dünya bırakma mücadelesini bu noktada sorgulamaya başlar. Ama çok geç, çocuklarını kaybetmiştir artık.Büyük devrim hayalleriyle yola koyulduğu nokta ile vardığı nokta arasındaki farklılığı ve çelişkiyi anlamaya çalışır, doğrularını ve yanlışlarını yanyana koyar, ama artık değişmesi için de çok geç kalmıştır, değişim için gerekli güç ve yeteneğini de yitirmiştir, yeni bir başlangıç ve atılım enerjisini yitirmiştir. Kürdistana dönüp baktığında, oradada aradığını bulamamakta, insanların toplumun nasıl bu hale geldiğini anlamaya çalışmaktadır. Ama kendisini bugünkü kürdistanda da ifade edememekte, çünkü yıkmaya çalıştığı düşmaan güçlerin dünyası hala hakimdir.Mülteci kendi geçmişi ve hatalarıyla hesaplaşmaktan korkar çünkü bunca eziyet bedel hasret doğru bildiği için yapmıştı, teorilerinin tezlerinin doğru olduğuna inanır ama bu tezlerin gereklerini yerine getirecek kişi veya halkın olmadığını söyler. Bu nedenle geçmişi değerlendirirken, günah keçisi arar ve bulur, ki bunlar da genellikle sorumlu mevkide olan arkadaşlarıdır. Sorumlu mevki de olan arkadaşları görevlerini yeteri kadar yerine getirmediği için bu olumsuz durumda olduklarına inanır, ve onları daha fazla fedakarlıga cesarete davet ederek, sorunların üstesinde gelmeye çalışır. Oysa sorumlu mevkide bulunan arkadaşının da sıkılacak suyu kalmamıştır. Hata nerede...kimisi dosyaları açalım diyor, kimisi oligarşi diyor, ama gerçekleri kimse görmek istemiyor. Dünya altüst oldu, yıkıldı ve yeniden kuruluyor ama mülteci kendi hayal dünyasını yıkamıyor ve reel dünyadaki yerini arayamıyor.  Şerafettin daglarındaki sular nasıl ki akacak bir yatak bulup aras, murat, peri nehirlerini oluşturarak okuyanusa akıyorsa, mültecilerin ruhları da akacak bir yer bulup bedenleri ile buluşur diye düşünüyorum. Bunların ruhları ve bedenlerinin özgür kürdistanda birleşeceği umudumu koruyorum.

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.