Rizgarî Örgüt müydü ve nasıl bir örgüt idi?/İbrahim Güçlü

Akt · 03.05.2010 · 1 görüntülenme

Rizgarî Örgüt müydü ve nasıl bir örgüt idi?
İbrahim Güçlü

Son yılların tartışma konularına bakıldığı zaman, en önemli tartışma konularından biri Kürdistan ulusal hareketi ve bu hareketin örgütsel öğeleridir. Özellikle de, Kemal Burkay'ın yazdığı anılarının 2. Kitabının basımından sonra, Kürdistanlı örgütler konusundaki tartışmalar ve sorgulamalar daha güncel oldu. Kürdistan Sosyalist Partisi, kuruluşundan bu yana hayatının en şiddetli ve kapsamlı bir sorgulaması ve eleştirisi ile karşı-karşıya kaldı. İyi de oldu. Bu sorgulamalar hem genel ve hem de özel olarak tabuların yıkılmasına, gerçeklerin ortaya çıkarılmasına yardımcı olan enstrümanlar halindedir.

Rizgarî, 1978 yılında, bünyesinde geçirdiği bölünmeden dolayı sıkı bir tartışma ve sorgulamaya tabi tutuldu. Rizgarî hakkındaki tartışma, sorgulama, değerlendirmeler daha sonraki tarihlerde de devam etti. Çünkü Rizgarî, soğuk savaş döneminde, Ortodoks Stalinist ortamda gelişen Kuzey Kürdistanlı Örgütlerden farklı bir özgürlüğü ve özerkliği içinde barındırıyor, diğer Kürdistanlı örgütlenmelerden farklı ve özgünlükleri olan bir yapılanmaydı. Rizgarî, geleneksel örgütsel bir yapıya sahip olmadığı için de, örgütlenmesi de hep tartışma konusu olan bir yapılanmaydı. Rizgarî'nin bu özgürlükçü, özgün ve özerk yapılanması, Rizgarî yöneticilerinin ve taraftarlarının yargılama, sorgulama ve değerlendirme yapma konularında, daha rahat davranmalarına ve daha özgür hareket etmelerine olanak sağlıyordu.

Rizgarî'nin örgüt olup-olmaması, nasıl bir örgüt olduğu konusu da en çok tartışılan önemli konulardan biriydi. Rizgarî'nin örgüt olup-olmaması daha çok 12 Eylül 1980 Askeri Diktatörlüğü döneminde tartışılan bir konu oldu. Bu tartışma hem mahkemelerde ve hem de mahkemeler dışında devam ediyordu. Mahkemelerde, Rizgarî'nin birinci dereceden sorumlu ve yöneticisi olan arkadaşlar, Rizgarî'nin bir örgüt olmadığını ileri sürdüler. Bu yaklaşımın, yargılama sonucunda yüksek cezalardan kurtulmak için ileri sürülen bir düşünce olduğuyla açıklama yeterli değildir. Bu düşünce aynı zamanda, örgüte dair dar ve sınırlı bir düşünce yaklaşımının da bir sonucuydu.
Devrimci Yol'un yargılamaları sırasında da böyle bir tartışmanın gündeme gelmiş olduğu biliniyor. Devrimci Yol yargılamasından gündeme gelen bu tartışmanın da, bir cephesini yargılamalardan kaçınma amacını taşıdığı halde, bir cephesini de örgüte olan yaklaşım teşkil ediyordu.
Mahkemede bu düşünceyi ileri süren Rizgarî'nin sahibi Değerli Arkadaşım Ruşen Arslan, Ali Bayramoğlu ile katıldığı bir televizyon programında da aynı düşünceyi ileri sürdü.
Aynı programda, Rizgarî'nin anti-stalinstliğiyle ilgili düşünceler de ileri sürüldü. Ümit Fırat da aynı programa katılmıştı. O da Rizgarî'nin anti-stalinist olmasından etkisinin olduğunu ileri sürüyordu.
Bu tartışmada, Rizgarî'nin örgüt olup-olmadığı konusu, en can alıcı konudur. Bu konu tüm Rizgarî kurucularını, yöneticilerini, yazarlarını, taraftarlarını ilgilendiren bir konudur. Özeklikle de günümüzde Rizgarî'yi, “Partiya Rizgariya Kurdistanê (Kürdistan Kurtuluş Partisi“ olarak sürdüren arkadaşları daha çok ilgilendirmek durumundadır.
Bu konuda tekrardan bir değerlendirme yapmayı, geçmişi tanımlamak, günümüzle ilgili yeniden yapılanma ve örgütlenme sorununa açıklama getirme açısından da yararlı görüyorum. Bu tartışmaya, başka arkadaşlarımızın da katılacağı umudunu taşıyorum.

“Bu tartışmaya ne gerek var?“ diyecek arkadaşlara katılmam olanaklı değildir. Çünkü her arkadaşımızın ve hepimizin geçmişi, hem bir bütün ve hem de parça parça olarak, hem bir alana ve hem de değişik alanlara dair her zaman önem taşıyan bir konudur. İnsanların geçmişlerinden utanmaması gerekir. İnsanların, hem geçmişlerinin aydınlanması için çaba göstermesi ve hem de geçmişinin karartılmasına izin vermemesi gerekir.

***
Rizgarî yapılanması, 12 Mart Askeri Darbesi'nin Kürdistan'da askeri mahkemelerde gerçekleştirdiği yargılamalar sırasında cezaevinde, “Kürdistan'ın bağımsızlığı“, “Kuzey Kürdistan'da bağımsız örgütlenmenin gerekliliği ve zorunluluğu“ gibi temel konulardaki tartışmaların içinde gelişti ve büyüdü.

Rizgarî, Askeri cezaevinde değişik Kürt aydın grupları arasındaki tartışmalardan sonra, ikirciksiz bir şekilde bağımsız olarak örgütlenmeyi benimseyen bir Kürt aydın gurubunun eliyle yapılandı. Rizgarî, 1974 yılının Temmuz ayından sonra, birçok ünitenin oluşumuyla şekildi ve gelişme ivmesi kazandı.

Rizgarî yapılanması, DDKO benzeri bir yurtsever kitle örgütlenmesinin oluşumu, Komal Yayınevi gibi bir yayınevinin kuruluşu, Rizgarî gibi bir derginin yayın hayatına sokularak “Kürdistan'da ulusal ideolojinin inşasına“ karar verilmesi, bütün alanlarda yönetici ve yönlendirici birimlerinin oluşumuyla bütünlüklü bir yapılanma karakterini taşıdı.

Rizgarî, bu bağlamlarda, ideolojik inşa aracı olan Rizgarî Dergisi'ni doğrudan çağrıştırmasına rağmen, Rizgarî dergisi ile sınırlandırılmayacak olan, daha kapsamlı, farklı üniteleri içinde barındıran örgütsel bir yapılanma.

Rizgarî yazı kurulunda yer alanların aynı zamanda diğer ünitelerin de birinci ve merkezi yöneticileri olmaları, yöneticilik fonksiyonunun sadece Rizgarî ile sınırlı olduğu yanlış ve eksik algılanmasına yol açmıştır.
Bu söylenenlerden yapılacak bir çıkarsama, Rizgarî yapılanmasında değişik ünitelerin üzerinde farklı bir merkezi yönetimin var olması gerçeğidir.

*****

Rizgarî'nin fonksiyonu, misyonu, teknik yapısından hareketle bir örgüt olup-olmadığına, nasıl bir örgüt olduğu sonucuna varmak daha kolay olacaktır.
Rizgarî, Kürdistan'ın bağımsızlığını ve birliğini amaçlıyordu. Bu amaca varmak için, politika üretiyor, taktikler geliştiriyor, mücadele biçimleri tayin ediyordu.
Kürdistan'ın bağımsızlığının ve birliğinin gerçekleşmesi için, silahlı mücadeleyi öngörüyordu.
Kürdistan'da yeni bir rejimin, sosyalist ve demokratik bir rejimin kurulması için uğraş gösteriyordu.
Kuzey Kürdistan'da var olan siyasi örgüt ve partilerle rekabet ediyor. Uluslararası siyasette farklı bir taraf ve konum belirliyordu.

ABD ve Batı Avrupa'nın emperyal siyasetlerine kesinlikle karşı, Sovyetler Birliği ve Çin'in siyasetlerine eleştiriciydi.
Yerel planda, Kürdistan'da, Türkiye'de işbirliği ve güç birlikleri kuruyor; Kürdistan'da ulusal bir cephenin kurulması için çaba gösteriyordu.

Kürdistan'ın diğer parçalarındaki gelişmeler ve siyasi örgütler hakkında görüşler geliştiriyor; Kürdistan'ın bütününde ulusal bir cephenin ve sosyalist birleşik bir partinin kurulmasını hedefliyordu.
Bir siyaset merkezi gibi hareket ediyor, siyaset üretiyordu.
Dar ve geniş kitle eylemler geliştiriyordu.
Rizgarî, legal ve illegal örgüt ünitelerine sahipti.
Bir merkez tarafından yönetiliyor. Merkez yönetime bağlı, bölge komitelerine, il ve ilçe komitelerine, köylü ve işçi komitelerine, öğretmen ve memur komitelerine sahipti.

Merkezi kitle demokratik kitle örgütlerinde, meslek kuruluşlarında özel örgütlenme komitelerine sahipti. Yukarıdaki satırlarda söz ettiğim gibi, Komal diye bir yayınevine, Rizgarî diye bir fikir dergisine, Ant-Sömürgeci Kültür Dernekleri gibi kitle örgütlerine sahipti. Ayrıca özel alanlarla ilgili çalışma gruplarına da sahipti.
Bir hiyerarşisi vardı: Bu hiyerarşi demokratik özellik taşıyordu. Daha gevşek, kendi kendini eleştirebilen, sekreteri ve tek liderliği olmayan bir hiyerarşiydi. Güçlü liderlere ve kanat önderleri içinde barındıran bir hiyerarşiydi.
Bütün bu özellikler üst-üste konulduğunda ortaya bir örgüt çıkmaktadır.

Bu örgüt, siyasi bir örgüt. Hiç şüphe yok ki, bir siyasi parti örgütlenmesi olmadığı gibi, klasik bir sol siyasi örgütlenme de değildi. Bu nedenle, çerçevelenmiş bir programa ve tüzüğe sahip değildi Tabir caizse, yazılı olmayan bir anayasaya sahipti. Devrimci ve demokratik geleneklerle hayatını sürdüren bir siyasi örgütlenmeydi.

Bilinen en klasik örgütlenme, yukarıdan aşağıya yapılan örgütlenmedir. Bu örgütlenme modelinde, belirli sayıda insanlar bir araya gelerek, bir program ve tüzük üzerinde anlaşma sağlayarak, siyasi parti kurarlar ve ondan sonrada kitle tabanında örgütlenmelerini genişletmeye ve geliştirmeye çalışırlar.
Klasik ve geleneksel olmayan örgütlenmelere göre, öncelikle örgütlenme tabandan geliştirilerek, kadrolar oluşturulur. Kadrolar oluşturulurken ve örgütlenme geliştirilirken, program ve tüzük olgunlaştırılarak, siyasi parti örgütlenmesine doğru evrimleşir. Bu nedenle bu örgütlenme biçimi, evrimci örgütlenme biçimidir.
Rizgarî, siyasi partileşme açısından evrimci örgütlenmeyi benimseyen bir konsepte sahipti. Bu bağlamlarda, siyasi bir parti değil. Siyasi parti oluşumunu, merkezdeki yöneticileri de dahil olgunlaştırmaya ve geliştirmeye çalıştığı kadrolarla gerçekleştirmeye çalışan bir siyasi örgütlenme modeliydi.
Bir örgüt olmadan, yukarıda sıraladığımız amaçları tespit etmek ve onlara ulaşmak için çaba göstermek olanaklı olamazdı. Çünkü Rizgarî, önüne çok kapsamlı görevler koymuş, önemli fonksiyonlar icra etmeyi benimsemiş, önemli bir misyon yüklenmişti.

*****

Rizgarî ile ilgili konuşulacak çok konunun olduğu tartışmasız. Ama o konular bu makalemin sınırlarını aşan konulardır. Ama yeri gelmişken Rizgarî'nin anti-stalinciliği üzerinde birazcık durmak gerekiyor. Çünkü bu konu ile ilgili, Kürt siyasi çevrelerinde ve Rizgarî taraftarlarının kendilerinde de gerçekle ilgisi olmayan bir algılanma söz konusu.

Rizgarî, Kürtçü ve bağımsızlıkçı sosyalist bir yapı ve örgütlenmeydi. Uluslararası sosyalist hareketin kamplaşması karşısında, bağımsız, Sosyalist hareketin ve sistemin bütün öğelerini, Sovyetler Birliği ve Çin'in siyasetini eleştiren bir konuma sahipti. Bütün bunlara rağmen, Rizgarî de otoriter sosyalist sistemin içinde bir yerde duruyordu. Sosyalist sistemi kendisine ittifakçı kabul etmişti.

Rizgarî'nin diğer Kürdistanlı sosyalist örgütlerinden farkı, egemen, reel ve resmi sosyalizme yönelik eleştirici; sosyalist sistemden sınırlı bir çerçevede bağımsız ve özerk hareket edebilme özeliğe sahip olması ve eleştirici olmasıydı.

Bu nedenle, Lenin'in ve sosyalist ülkelerin, S. Birliği ve Çin'in Kürtler ve Kürtlerin bağımsızlık hareketleri hakkındaki yanlış politikalarına yönelik olduğu gibi, Stalin'in bu alandaki politikalarını da açıkça eleştiren bir pozisyondaydı.

Sosyalist sistem ve onun tayin edici aktörleri S. Birliği ve Çin'in demokrasiye aykırı olan tutumlarını, oralardaki bürokratik diktatörlüğü eleştirdiği gibi, Stalin'inin ant-demokratikliğini de eleştiren bir konumdaydı.

Stalin ve yönetimini, bugünkü kadar faşizan, otoriter, totaliter insanlık dışı sistemler içinde görmüyordu.

Troçkist olduğu için de, Stalin'i eleştirmiyordu.

Rizgarî'nin sosyalist kamp, Stalin, reel ve klasik sosyalizm, S. Birliği ve Çin'le ilgili olarak Kürdistanlı diğer siyasi örgütlerden farklı bir konumda olduğu da tartışmasızdı.

Bu eleştirel konumumuz, Kürt Milliyetçiliğimizle ve daha az sosyalist olduğumuz şeklinde tanımlanıyor, eleştiriliyor. Bazı durumlarda da sosyalizme düşmanlık olarak ele alınıyordu.

Bu bunlar, Ümit Fırat arkadaşımın sorunu ele almasıyla köklü bir farklılık gösterdiği de ortada.

Amed, 24. 04. 2010

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.