BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
bahoz þavata · 25.05.2006 · 1 görüntülenme
Milli mesele her zaman çeşitli saikler (sürükleyen olgular) üstüne yükselen bir meseledir. Her olgu gibi, değişim ve dönüşümü ona mücadele biçimlerinde ve araçlarında yeni görünümler kazandırır.Günümüzdeki milli mücadele içinde yer alan Kürtler üzerine yeni durum tespitleri yapmak gerekir. Çünkü Kürt halkı, milli taleplerinde ve mücadele biçimlerinde kendini reformize eden bir hareket yapılanmasına yöneldi. Reformist görünüm kazandı.Bu süreç Kürt milli hareketinin yapısal değişimi ve bölgede gelişen ve yaşanan milletler arası ilişkilerdeki değişimler ile doğrudan alakalı. Milli meseleler milletler arası niteliği olan meselelerdir. Karşıtlığı içinde kendini yenileyen öteki ile çekişen saikleri içeren ve üreten özelliği vardır. Haliyle milli meseleler milletler arası zeminde kendi siyasal geleceğini bulur. Özellikle ülke coğrafyasının siyasal geleceği daima bu zeminde belirlenmiştir. Bunun en somut örneğini yeni oluşan Özgür Kürdistan şeklinde gösterebiliriz.Yüz yıllık tarihi geçmiş dikkate alındığında Kürt meselesinin aşılamamasında ki en önemli faktör kapsadığı coğrafya itibariyle Kürdistan’ın bir iç sömürge oluşu ve bu sistemin dört devlet ve milletler arası ilişkiler tarafından korunması posizyonudur.Bu sistem sadece Güney Kürdistan’da kırıldı. Bu kırılma, Kürt halkının direnişi ve bu talebe uygun düşen milletler arası konjonktür ile doğrudan alakalıdır. Bağdat, kendini milletlerarası konjonktörün dışına taşıdıkça, Hewler ise; yeni gelişen milletlerarası süreç ile buluştukça bu özgür oluşum gerçekleşti. Kısacası Güneyde milletler arası ilişkileri dikkate alan sürece uygun politikalar üretilmeye devam ettikçe bu olumlu gelişim de sürdü.Kuzeyde aynı gelişim biraz aksak sürüyor. Genelde sivil teşkilatlanmalar sürecin gereği olan reformist politikaları üretirken, sürece önderlik etmek isteyen PKK gibi siyasal yapıların ne yaptığı belli olmayan askeri politikaları ve belirsiz ve karmaşık siyasi talepleri nedeniyle bir çok şeyi sekteye uğratıyor. Kuzeydeki Kürt direnişi anlaşılmıyor.Diyarbakır sivil duruşu, PKK ya mal edilerek Kürt halkının haklı taleplerine verilen milletler arası dayanışma ortadan kaldırılıyor. Gerçekte ise, bu gelişimin temsilcileri olan Kürt sivil yapıları daha çok kimliksel ve siyasi temsil sorunlarını öne çıkaran, demokratik bir rejim arayışı olan, ülkesel ekonomik sorunlarının ve savaş şartlarında oluşmuş güncel sorunlarının hallini isteyen, meselelerine bölgesel ve yerel çözümler arayan, sorunlarının demokratik yollardan çözümü için milletler arası ilişkilerde AB ve demokratik çözüm taraftarı gördüğü kesimler ile uzlaşan bir yaklaşıma sahipliğini hala ısrarla sürdürüyor. Devletin istemlerine karşı duyarsız ve tersine samimi olmayan tavırları karşısında bazende stemkar ve yer yer isyancı çıkışlarda bulunuyor. Fakat bu çıkışların siyasal temsilden yoksunluğu ve PKK’nin silahlı mücadelelerinin gölgesinde tutulması herkes için bir kafa karışıklığı oluyor. Kürt halkının demokratik talepleri ile genelde yasal duruşuna rağmen devlet ve hükümet aslında klasik sömürgeci politikadan vaz geçmiyor. Hatta Kürt halkının bu milli reformist duruşunu kırmak ve geriletmek için elinden geleni yapıyor. Kendisi için dilamma olan AB süreci nedeniyle demokratikleşmenin aleyhinde davranışları ön plana çıkarıyor. Milliyetçi Türk kimliğine özellikle vurgu yaparak, AB’nin üzerine gelişini frenlemek istiyor. Hatta AB’ye katılım sürecini geniş bir zaman dilimine yayarak Kürtlerin asimlesini bu zaman zarfında en azından hal etmek istiyor. Aslında Ankara, bu tavrı ile milletler arası konjonktüre uygun davranış sergilememiş oluyor. Meselelerin ele alınışında Türk kamuoyunda cılız aydın düzeyinde tek tük adalet, hak ve hukuk adına sisteme ve devlete karşı muhalif sesler var olsa da, dikkati çeken önemli olgulardan biri de Kürt meselesinde, Türkiye’de Kürtler dışında ciddi manada demokratik bir iç toplumsal muhalefetin artık olmayışı. Soruna bireysel haklar derekesinden bakan AB yanlısı çevreler de geri adım atmış durumdalar. Bu kesimlerin sürecin terörize olmasına olan tepkileri, Kürtleri öncelikle kapsıyor. AB kendi prosedürünü takip ediyor. Kürtlerin zemininde hareket etmiyor. Hatta bu süreci Kürtlerin aleyhine değerlendiriyor. Laugendijk’in açıklamaları bu durumu yeterince özetliyor. ABD bu dönem belli bir sessizliği tercih etmiş durumda. İran ve Suriye nedeni ile bölgede yeni oluşan sürecin gereği olan politikalar içinde oluşu bu duruma yol açmış olabilir. AB ve ABD’nin Kürt meselesinde en ufak demokratik talepler ile üzerine gelmemesi için Türkiye’nin onlara karşı vermek istediği milliyetçi imajı da ayrıca göz ardı etmemek gerekir.Kürt milli mücadelesine öncülük yapmak isteyen Kürt hareketleri ise, siyasal çözüm önerilerinde her ne kadar kafa karışıklığı yaratan tezler ileri sürseler de, aslında, fiilen halkın reformcu taleplerinin arkasında yer alıyorlar. Bu durum, birazda bu yapıların düşüncelerini pratik sahaya sokamamasının ve diğer bir olguda bu yapıların iradi örgütlülüklerinin olmayışının bir sonucu gibi görünüyor. Süreci siyaseten yakalamayan siyasal oluşumlar elbette çaresizliğini de adlandıramaz. Önce hangi siyaset içinde bulunmak gerektiğini bilmek gerekir.Doğru siyaset, Kuzeyde sivil yapılarda yer alınarak belli siyasal talepler etrafında bir araya gelmek gerekiyor. Demokratik bir zemin yaratılmaya çalışılmalı. Sürece uygun siyasetler geliştirilmeli. Anarşik olan siyasal çıkışlar ya da mücadele tarzlarına kontrol getirilmelidir. Sivil alanlar Kürt demokrasisinin gelişeceği alanlar olduğu gibi ilerde oluşabilecek idari rejime de demokratik karakterini vurur. Şehrin dağı yöneteceği; sivil olanın askeri olanı idare edebileceği tek alanda bu zemindir. Süreci yıllardır ıskalayan, kafa bulanıklığı yaratan ve anti-demokratik kişiliği olan PKK önderliğinin yine aşılacağı durumda bu politik tutumla ortaya çıkar. Siyasal taleplerin devrimcileştirilmesi milletler arası bir süreç olarak algılanmalı. Zamana bırakılmalı. Reformist süreç dışlanmamalı. Kuzeydeki Kürt halkının AB sürecine bel bağlaması, poitik yaklaşımın geriliği nedeniyle küçümsenmemelidir. Bu geri sürecin aşılabileceği, şartlar doğduğunda daha ileri talepler ile bu halk hareket edecektir. Ankara’nın tıpkı Bağdat gibi milletler arası ilişkilerde yalnızlaşması gözlenmelidir. Kürt halkının haklı talepleri, milletler arası ilişkilerde çatışmaya sürüklenmemelidir. Yalnız başına Kürt halkı hiçbir zaman zafer kazanmamıştır.
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.