Referandum Komedyası-2 Rojhat Badikî
Rojhat Badikî
·
29.08.2010 · 2 görüntülenme
Türkiye değişmek, 12 eylul anayasında ( Kürt-Kurdistan sorunu hariç ) değişikliklere gitmesi bir zorunluluktu. Türkiye ya 12 eylül anayası ile kendini kelepçelemeye devam yada kısmi anayasal değişimliklerine giderek kelepçeyi gevşetmek zorundaydı. Burada TC’ nin çok usta bir şekilde soruna yaklaştığı görülüyor. Uluslararası alanda meşruluk kazanan Kurdistan ulusal sorununda olumlu bir adım atıyormuş gibi görünmek, böyle bir izlenip yaratmak ve bu atmosferle Kurdistan sorununu daha daha da atomize etmek, kollektif benliği bireysellliğe dönüştürmek, Kurdistan sorununu ayrı bir devlet, ayrı bir halk sorunundan soyutlayarak asimilasyon sürecine zaman kazandırmayı esas almaktadır. TC’ nin yaratmak istediği tablo bu. Kürt ve Kurdistan sorununu Türkiye’ nin bir iç sorunu, eşit vatandaş-eşit bireyler sorunu olarak lanse etmek.. Bir takım Kürt kesimlerinin bunu bir lütuf olarak görmeleri handikap.
26 maddelik referandumunu salt dar bir görüş açısıyla değerlendirmek, içinde geçilen süreç uluslararası koşullar, Kurdistan sorunun uluslararası alanda ulaştığı boyut, Kurdistan’ ın güneyindeki kazanımlar-siyasal-ekonomik-politik diplomatik alanda yarattığı etki ve ulaştığı boyuttu ele almadan; 12 eylül referandumuna yaklaşmak eksik ve hatalı olacaktır. Kürt’ lerin 12 eylül referandumuna hayat-memat meselesi ile yaklaşması, bu denli heyecanlanması ve umudun ışığı olarak sunması yanılgıdır. Çünkü Türkiye’ nin uluslararasındaki konumu gelişmiş 20’ ler liginde yer alması, Ortadoğu, Avrupa ilişkileri, Güney Kurdistan’ ın uluslararası meşruluğu, Kurdistan’ ın Kuzeyinde sorunun kollektif bir hafizaya dönüşmesi, Kürt çocuklarının sokaklarda Türk polisi ile çatışması...vs vs nedenler, Türkiye’ nin böyle bir adım atmasına neden olmuştur.
Türkiye’ nin jeoplitik konumunun vardığı boyut 12 eylül anayasasının çerçevesini aşmıştır. Türkiye’ nin yaşadığı sorun bu, Türkiye’ deki değişik grup ve katmanların bu noktada yaşadıkları çelişki, Türkiye’ nin hangi yol ve yöntemlerle bunu aşacağıdır. Türk kesimindeki Evetçi ve Hayırcıların temel çelişkileri bu noktada kendini açığa vurmaktadır. Türkiye’ nin güçlenmesi, uluslararası alanda güçlü aktör olması noktasında, Hayırcı ve Evetçiler arasında sorun yok, stratejik nokta da hemfirdirler sorunları taktiksel yol-yöntemlerdir. Kürt kesimlerinin temel yanılgıları bu noktada yoğunlaşmakta. Türk kesimleri arasındaki çelişkilerin olması, bu çelişkilerin derinleştirilmesi, Kurdistan ulusal mücadelesinin yararınadır. Bu red edilemez, Türkiye’deki en küçük bir değişimi Kurdistan ulusal mücadelesinin gelişmesi doğrultusunda kullanmamak aptallıktır. Kullanılacak ve kullanılmalıdır ama Kürt kesimdeki evetçilerin boykotçularındaki kullandıkları argumanlar ile değil. Bunların yaklaşımları, değerlendirmeleri kullandıkları argumanlara bakıldığında, Kurdistan ulusal sorunun hareket noktasının Türkiye’ nin dolaysıyla Misak-ı Millinin bir iç sorunu, bireysel-kültürel sorun olarak, demokrasi sorunu olarak görmeleri kendilerini buna angaje etmeleridir.
Bu büyük bir sorundur, Kurdistan ulusal davasının kırılma noktası burada başlamakta, Kurdistan sorunun ulusal bir sorundan bireysel hak ve özgürlüklere dönüştürülme sorunu olarak algılatılmasıdır. Avrupa’da küçük halkların kendi ulusal devletlerini kurduğu, Katalan ve Basklıların ulusal devletlerini kurmak içi büyük hamleler yaptığı bir süreçte, Kürt’ lerin Osmanlılardan günümeze değin süre gelen bir geleneğin kendini Kürt halkına dayatması, Kürtleri, Sömürgeci Türkiye ‘’ sınırıları içersinde yaşatmayı dayatması kabullenilemez. 12 Eylül referandumunda, Kürt’ ler tarafların tarafı olamaz, zaten böyle bir durumda yok. Kürtlere dayatılan, muhatap alınmadan, kendilerine diktirilen kefeni giymektir. Haydi, herşeye rağmen taraf olundu ve Evetçiler kazandi, peki bunun meyvesini kim toplayacak? AKP mi bundan yararlanacak Kürtler mi? Kim kazanacak ve nasıl kazanacak. AKP ve TC zenàden Kurdistan’ da zafer çığlıklarını atacak ve meyvelerini toplayacak! Hiç kuşkunuz olmasın; AKP +TSK =TC. Bunlar kazanacak, Ocalan ve şurekasının konumları devam edecek. Sömürgeci Türk devletinin Kurdistan’ daki kurum ve kuruluşlarının itibar-ı iadesi yapılacak, AKP aracılığı ile sömürgeci Türk devleti kendini yeniden tesis edip bir sonraki planlarının etüt edip, iştahlı bir şekilde Kurdistan’ ın her karış toprağını yeniden işgal etme çalışmalarını yapacaklar, din kardeşlerimiz AKP ve Fetullah Gülen çeteleri de bunun gönüllü bekçileri olacaklardır.
Kürt kesimlerinin en çok kullandığı arguman, 12 Eylül anayası ve Ordu ile hesaplaşmak, bir daha Türkiye’ de askeri darbenin olmaması, darbenin önünü kesmek....vs vs. Ve bu noktada şunu sormak gerekir? Gerçekten AKP ordu ile hesaplaştı mi? Eldeki bütün somut belge-döküman, uluslararası destek, Kürt halkı ve Türk kamuoyunun desteğine rağmen, AKP ordunun kirli çamaşırlarını teşhir edip yasa ve kanunlar önünde hesap sordu mu? Kamuoyunca bilinmeyen-teşhir olmayan ergenekonun esas elemanları, somut belge ve dökümanlara rağmen cezaevine konuldular mı? Ergenekonun Kürt kanadına yönelik operasyon yapıldı mı? Ergenekom kim TSK’ nin kendisi, TSK’ nin kurmay kadroları bizzat ergenekonun çekirdek kadroları değil mi? TSK’ nin OYAK ile ekonomiyi kontrol etme, vergi vermeme, askeri iş gücü olarak kullanma, Milli Güvenlik Kurulllunu kardırma ..vs ler konusunda somut bir adım mı attıp kanun değişikliğine mi gitti?
Peki AKP ne yaptı? Denilebilir ki Orduyu yeniden onure etti, ordu içersindeki ve emekli teşhir olmuş elemanları ayıkladı, Ergenekon davası TSK’ ya itibar kazandırma davasına dönüştürdü!
Bizimkiler, kimi Kürt kesimleri AKP’ nin Ordunun bir daha darbe yapmasının önünü kestiği iddiasinda bulunması, bu kesimlerin olay ve olguları nasıl sığ bir mantık çerçevesinde tahlil ettiklerini göstergesidir. Türk ordusunun, Türkiye’ de bir daha darbe yapmasının iç ve dış koşulları yok denilecek kadar zayıflamıştır. Ordunun Türkiye’ de yaşadığımız süreç hatta bundan sonraki süreçlerde darbe yapmasının Türkiye’ nin önüne ne faturalar getireceğinin bilincindedir. Bundan sonra Türkiye’ de Askeri darbe yapmanın koşulları yoktur. Ordunun darbe yapması durumda, Kurdistan’ ın güneyinin statüsü daha sağlam bir şekilde uluslararası alanda meşruluk kazanacak ve TC’ nin Güney Kurdistan ve Irak’ ın içişlerine müdahele etmenin zeminini zayıflatacaktır. Türkiye kendisinin varliği açısında tehlike gördüğü Güney Kurdistan politikasını askeri müdahelelerden ekonomik-siyasal kültürel işgale doğru yöneltip kısmi başarılar sağlamışken Askeri darbe ile bunu tekmeleyemez. Üstelik AB ve ABD ile olan ilişkiler ABD’ nin yeni dönem politikları Türkiye’ de bir daha askeri darbe olmasına karşıdır.
Kısacası, Önemli bir Kürt kesiminin göremediği yada yanlış analizler üzerinde formüle ettiği teorik belirlemelerin, Kurdistan ulusal davasında büyük gedikler açmaktadır. Bu referandum tartışmalarında da belirgin bir şekilde ortaya çıktı ki, Kürt politik yapılanmaları, bağımsız aydınların, Kurdistan somutunda olayları analiz etme kendi gündemlerini belirleme yetisinden yoksundurlar. En önemli özellikleri Ankara çıkışlı gündem belirlemelerinin sıkı bir kuyrukçusu olma ve oradan çıkan söylemlere göre hareket etme yönlerinin çok gelişkin olmasıdır. Bu kendilerini sömürge sisteme entegre ve yedeklemedir. Oysa doğru ilişki tarzı, doğru tavır düşmanın güçlenmesini istemek değil. Irak örneğinde olduğu gibi düşmanın güçlenmesi, kendi sorun iç çelişkilerini asgariye indirmesi, Kurdistan ulusal davasının zayıflanması ve ulusal taleplerden geri adım atılmasıdır.
Kurdistan sorunun çözümünün Kurdistani düşünmekten ziyade, Sömürgeci kurum-kuruluş ve şahsiyetlerinin genel insiyatif - merhametine bırakıldığı, diğer bir deyimle kendilerine olan öz güvenlerini yitirdiklerinden, yada sistemin bir paçası olup ve ilişki tarzlarını bu doğrultuda belirlediklerinden, Türkiyeciliğe güçlü vurgu yapmalarına neden olmaktadırlar. Bu anlayış tamda 4 sömürgeci devletin stratejik planları ile örtüşmektedir. 4 parça, 4 ayrı halk ve 4 sömürgeci devlet sistemine asimile olmuş Kürt ve Kurdistan! Yıllarca, 4 parça arasındaki ilişkileri koparmak için her türlü planları uygulamaya sokan sömürgeci devletler bu konuda başarılı olamazken, Kurdistan politik arenasinin sorunun çözümünün anahtari olarak Ankara, Tahran, Bağdat ve Şam’ ı göstermesi, kendi gündemlerini oluşturamaması, Sömürgeci güçlere başarı için kapı aralatmaktadır.
TSK-CHP-MHP, Kurdistan’ da düşman olarak, Kürt halkının hafizasına kazınmıştır, AKP-Erdoğan-Gülen aracılığı ile onları tekrar Kurdistan halkının gündemine sokup meşruluk kazandırmayalım. Sonuçta TSK İslami kesimler açısında Peygamber ocağıdır.........
rojhatbadiki@hotmail.com