Qandîl Bombalanırken
Rojhat Badikî
·
19.08.2011 · 2 görüntülenme
TC’ye ilişkin yazdığım makalelerdeö TC’ nin karekteri, sömürgeci-ırkçı yapısı ve onun Kurdistan’daki konumu hakkında lafı sağa-sola gevelemeden olduğu gibi vurgulamaya çalıştım. TC’ yi hiç bir zaman ülkem-vatanım olarak görmedim. Görmem için ya akli melekelerimi yitirmiş olmam lazım, başka türlü de olmaz. Mülteci olarak yaşadığım Avrupa’ da da bunu hep dile getirdim.
TC, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Kurdistan halkına insanlık suçu işlemiştır, onu temel insani hakların dışında kendi topraklarında özgür ve yaşama haklarından yoksun bıraktığı, coğrafya ve doğasını da talan ve tahrip etmiştır. Kurdistan’ dan çekilmediği, yaptıklarının hesabını vermediğ sürece sömürgeci, ırkçı ve jenosidçi bir ülke olarak kalacaktır. TC’ yi kendi vatanı olarak gören Kürt kökenli politikacı, yazar-aydın, şair...vs lerin çabası da onun gerçek karekterini gizleyemeyecktir.
Kurdistan ve Türkiye’de yapılan seçimler ve seçimler sonrası beklentilerin, Qandîl’ ın tekrar mehter marşı eşliğinde bombalanması ile soğuk bir duş etkisi yarattı. Seçimler sürecinde Erdoğan ve AKP’ nin söylem ve ajitasyonlarını, ‘’ Kürt ‘’ sorununa bakış açısını seçim atmosferine bağlayanların söylecek bir şeylerinin olmaması gerekir yada saraylardaki şaklabancılık rolerini terk etmeleri gerekir. Doğdukları topraklara karşı dürüst olmaları gerekir.
Qandîl’ın Kurdistan halkının yiğit evlatları eşit olmayan vahşi savaşta, Sömürgeci Türk devleti tarafından bombalanılması, bizim Öcalan ve şurakasına olan bakış açısını değiştirmeyecek, dün bu şureka hakkında ne dediysek bu günde söyelediklerimizin arkasındayız. Öcalan ve şurekasının TC’ye olan bağlılıkları, Kurdistan halkının yiğit evlatlarını kobay olarak kullanmalarına rağmen, Geleceğimizin bir parçası olan bu yiğit insanların vahşice katledilmelerine seyirci kalınamaz!
Kurdistan’ da kanıksatılmaya çalışılan, sömürgeci Türk devletinin sembol ve militarist güçlerine meşruluk kazandırılma çalışmalarının Kürt kökenli, politikacı, yazar-aydın, işadamı...vs ler tarafından sürdürülmesi ironik bir trajedidır. Sömürgeci Türk devletine uluslararası platformlarda meşruluk kazandıran konum, sömürgeleştirdiği halkın-toplumun bireyleri tarafından destek verilmesidır. Sömürgeci güçler, işgal ettiği topraklarda barınmasının ilk koşulu, kendine bağlı bir sınıf-katman oluşturmasında geçer. Açık ve gizli bir şekilde örgütlediği birey-sınıf ve katmanlar, gerek içte ve gerekse dışta onun meşru görülme dayanaklarıdırlar. Sömürgeci güçler böyle bir sistem yaratamaması durumunda, sömürgesini elde tutma imkanından yoksun bırakacaktır.
Sömürgeci Türk devletinin işgal güçleri, polis ve askerinin, işgalcı güçlerin işgalcı militarist güçler olarak görülmemesi, Kurdistan ulusal davası açısından bir felaket-trajedidır. O militarist güçler ki Kurdistan’ ın her karış toprağını, kan, tecavüz, katliam, yakma, yıkma, talan etme sureti ile işgal edendir. Bunları sömürgeciliğin bir parçası olarak görmemek, onun Kurdistan yaptıklarını onaylamaktır. Bu açıdan, Kurdistani parti, grup, aydın, yazar, şair, işadamı, vs lerin sömürgeci Türk ordusunun Kurdistandaki varlığından rahatsız olmamaları, sömürgeci Türk devletinin politikaları ile örtüşmektedir. Bu tutum doğal olarak Kurdistan’ da işbirlikçiler ordusu sistemini oluşturmaktadır.
Sömürgeci Türk devletinin militarist güçlerinin Kurdistanı kan deryasına dönüştürmesine bir set çekmenin ilk adımı onu her koşul altında insanlığa ve doğaya karşı suç işleyen bir canavar olarak görülmelidır. Sömürgeci Türk devletinin militarist güçlerini ‘’ kutsal ocak’’ olarak gören anlayış red ve tecrit edilmelidır. TSK’ nin Halepçe’ de kimyasal silahlar suç işleyen Irak ordusundan farklı bir konum ve tutumu olduğunu iddia edebilecek birileri Kurdistan’ da boy gösterebilir mi derken, Abdullah Öcalan, Sezgin Tanrıkulu ve Kemal Burkay vs lerin ortaya çıkacağı düşünülemez bile.....
Sezgin Tanrukulu’ nun TC devletinin ordusuna silah bırak demenin akıl-karın işi olmadığını çarşaf çarşaf ilan etmesinin tozu kurumadan Kemal Burkay ‘’ Biz Ordunun silah Bırakmasını tabii ki öneremeyiz. Hiç bir ülkenin ordusu silah bırakmaz’’ demegojisini ortaya yayıverdi.
Bir deyim var ‘’ Gel de buradan yak’’
Bu sözler, Türk devletinin Kurdistan’ daki varlığını, Kurdistan’ daki sömürgeci konumunu meşrulaştırma değil mi? Sömürgeci-Irkçı bir devletin varlığını tanıma onun Kurdistan’ daki kurum ve kuruluşlarına meşruiyet kazandırmanın başka yol-yöntemi kalıyor mu?
Bilen varsa bir adım ileri gelsin!