BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Salih Aras · 10.02.2009 · 2 görüntülenme
Görüşmeden bir gün önce B.Berline'e vardım. Akşam Berlin'deki sorumluyla aynı evde kaldık.Yapılacak görüşme hakkında kendisine bilgi verdim. Sabahleyin erken kalktık.Buluşma saatimiz öğlen öncesiydi. D.Berlin'e geçtik, belirlenen adreste elli yaş üze-rinde, şık bakımlı bir adam bizi bekliyordu.Önce bir restoranta gittik.Yetkili Sovyetler ve Doğu Avrupa ülkeleri adına konuştuğunusöyledi.Türkçeyi kusursuz konuşuyordu. Kısa bir tanışma faslından sonra,Ortadoğu,Kıbrıs,Türkiye ve Kürdistan'la ilgili sorun ve düşüncelerini anlatıyor,düşüncemi alıyor ve sorular soruyordu.Bu genel konuşmalardan sonra asıl konuya gelmiştik. Oldukça yoğunlaşmışım,konuşmalarında Türkiye'yi çok iyi tanıdığı ve kaldığı (özellikle Istanbul'da) belli oluyordu.İlk sorugeldi.'Partiniz de kararlar nasıl alınır? Her şey Öcalan'a mı bağlı'? Hazırlıklı olduğumu düşünmüştüm,bu konuyu tema edeceği hiç aklıma gelmemişti. Öyle ya en zayıf ve olumsuz yönümüz olduğunu biliyordum. Demek bunlarda herşeyi biliyor diye kafamdan geçirdim. Kısa bir şaşkınlıktan sonra kendimi toparladım. Hayır,Biz Marksist-Leninist bir partiyiz,Polit Büromuz,Merkez Komitemiz ve Parti'nin değişik organları mevcuttur.Demokratik-merkeziyetçilik ilkesi geçerlidir.Düzenli olarak Kongre ve Konferanslarımız yapılır, kararlar ortak alınır. PKK'nın mevcut durumunu değilde,doğru bildiğim düşünceleri anlatıyorum.Üstelik ilk görüşme.İç sorunlardan na-sıl bahsedebilirim ki? Ben bu cevapları verirken,O gözlerimin içine pür-dikkat bakıyordu.Bu durumunu fark ettiğimde bende,söylediklerimden emin olma görüntüsü yaratmaya çalışıyordum. İkinci bir hassas konu ise;'devletin resmi kurumlarında (özellikle MİT ve Ordu'da) adamınız varmı'? sorusuydu. Karşımdakininçok iyi bir uzman olduğunu anlamıştım. MİT ve Orduda adamlarımızın olup-olmadığını bilmiyorum,ancak devletin diğer kurumlarında var dedim. Doğrusu bundan da emin değildim ancak,savaştığımız bir gücün içinde adamlarımızın olmamasını söylemeyi doğru bulmadım. MİT'in içinde ilişkilerinin olduğu ve istihbarat konusunda yardım edebileceklerini söyledi.Sonraki konuşmalarımız, hazırlandığım konular üzerindeydi;Silahlı mücadelenin zorunluluğu,Cezaevlerindeki durum ve direnişler,kitlemizin genel durumu,Avrupa'daki faaliyetlerimiz,diğer güçlerin durumu vb.vb konularda üç dört saat konuşmuştuk.Konuşmalarda anladım ki her şeyi çok iyi biliyorlar ve olumlu yaklaşıyoralar.Tek tereddütleri A.Öcalan'dır.O'na rağmen PKK'ayla ilişki kurmada kararlı olduklarını anlamıştım. Ortadoğu'da ve Dünya'da bir çok ilerici güce yardım ettiklerini,PKK'yada yardımcı olacaklarını açık bir şekilde belirtti.İlk yardımın eğitim konusunda olacağını söyledi.Sovyetler ve D.Avrupa'daki Üniversitelerde her yıl 50 öğrenci için,kontenjandan yer verileceğini belirtti. Bu öğrenciler; 'lise mezunu ve derslerinde başarılı olanlardan seçilmeli' dedi.Öğrencilerin eğitim alacağıdalları PKK belirleyecek.Bu öğrenciler gruplar (4-5 kişilik) halinde belirlenen Üniversitelere dağıtılacak. Bütün giderlerinin karşılanacağını belirtiyordu. Hatta yaş sınırıda belirtilerek, 'ideal 18-20 arası olmalı' dedi.1988 yaz sonlarına doğru gelecek öğrencilerin hazırlanmasını istiyordu.Tamam belirlenen tarihte hazırlarız. Seçimi Avrupa Örgütüyle konuşacağım;Avrupa ve değişik alanlardan Parti sempatizanı gençlerden seçim yapacağız dedim. Ayrılma zamanı gelmişti.Öğlen yemeğinde misafiri olduğumuzu söylemişti.Akşam yemeğinede davet etti,bizde gitmemiz gerekiyor diyerek,dönmeye hazırlanıyorduk.Daha ayrılmadan bana,bir kaç yıl kurulacak ilişkilerin benle devam etmesini istedi.Bu isteğinizi Parti'ye iletirim dedim.Diğer ilişki ve yardımların sonraki görüşmelerde olacağını belirtiyordu.Vedalaşıp ayrıldık. Akşam saatleriydi, B.Berlin'e döndük. Bende,Berlin sorumlusuda çok sevinçliydik.Davamıza sürekli zarar veren,bizi sürekli olarak yanlış yönlendiren, kendi-mizle uğraştıran sahte Önderlikten bıkmıştık. Tüm olumsuzlukların kaynağını bilmemize rağmen,yarattığı sistemde bunu konuşamamakta başka bir acı veriyordu.Görüşmede A.Öcalan'a yönelik olumsuz bakışlara hiç değinmedik.Daha çok olumlu yanlar üzerinekonuştuk. Bizim için bir ilkti,davamız bunu hak etti,diyerek sevincimizi paylaşıyorduk. Eve ulaşmıştık,hemen Fuat'ı (A.H.Kaytan) aradım,görüşmenin çok iyi geçtiğini çok iyi haberlerle geleceğimi söyledim.Fuat'ın ise konuşmada,görüşmeyi ve vereceğim haberleride merak etmediğini sezinlemiştim! Ama neden? Hemen Köln'e dönme-mi istedi.Anladım yine acaiplikler var. Ertesi gün B.Berlin'den ayrıldım akşama doğruydu,Köln'e ulaştım.Fuat'la bir evde görüştük,D.Berlin'de yaptığımız görüşmeyi detaylıca anlattım.Fuat'tan hiç bir tepki alamadım! Anlaşılır birşey değildi.Kendime soruyorum o zaman neden görüşmeye gittik ki? Ğörüşmeyi Önderliğe bildirmiyecekmiyiz? diye sordum.'Bildirelim' dedi.Kendisi telefon açtı ama konuşamadı,Serok konuşmasına fırsat vermiyordu,ancak benim görüşmeye gidip-geldiğimi zor-bela söyleyebildi.Telefonu bana verdi,bir saatten fazladır,telefonda Fuat'a hakaretler yağdıran 'Serok' hal-hatırımı soruyordu.Yutmadım O'na karşı hazırlıklıydım artık.Biraz görüşmeden bahsettim,dinlemek istemiyordu.Ben habire anlatmaya çalışıyorum.Bize Üniversitelerde yılda 50 kişilik kontenjan veriliyor,hemde bölümleri (askeri,tip,siyasal,ekonomi vb.) kendimiz belirleyeceğiz,dediğimde,'Serok' kudurmuş gibiydi.'Olamaz,insanlarımızı ajanlaş- tıracaklar'dedi. Artık konuşmak istemiyordum.Böyle şeylerin kürtlere laik görülmediğini anlamıştım.Bir an önce telefonun kapanmasını istiyordum.Ama konuşmaya devam ediyordu.A.H.Kaytan ve Duran Kalkan'a hakaretler yapıyor,benide taktir ediyordu.Anlamada zorlanmadım.Telefon kapanacak gibi değil,habire konuşmasına devam ediyordu.'Kendimden bile olmayan yetkileri sana veri-yorum,bundan sonra Avrupa sorumlusu sensin' (88 Mayıs'ın başları) hatta Yunanistan cezaevleri ve Türkiye faaliyetlerinide bana bağlıyordu.Kabul ettim. Serokun çok hoşuna gitmişti cevabım,her zaman yardımcı olacağını ve beni yalnız bırakmayacağını belirttikten sonra,isteklerini sunmaya başladı;1987'de Viyana'ya getirilen kız kardeşi (ya da ablası) eniştesi ve çocuklarının Hollanda'yayerleştirilmesini istiyordu.(kim kafasına koymuş bilmiyorum ama orada bahçeli evler varmış daha rahat ederlermiş diyordu) Ayrıca 'küçük bir hediye' dediği son model BMW istiyordu. Yine 88 başlarında Almanya'ya gönderdiği ablasının oğlu,(zır-zop cahil, oldukça a sosyal biriydi,derneklerde para çalıyordu) için Fuat'ın özel olarak ilgilenmesini,seminerlere gittiği zaman beraber gö-türmesini,Avrupa'daki Gençler Birliği'ne başkan olarak hazırlanmasını istiyordu.Konuşma bitmişti.Fuat'la göz-göze geldik. O'da son derece gergindi.Ben de çıldıracak gibiyim.Bir an önce Fuat'ın yanından ayrılmak istiyorum. Kendimi tutamadım,böyle olcağını biliyordun,neden kendin değilde beni gönderdin? Baştan beri ilgisiz olman bundan dolayıydı değilmi? Sosyalist ülkelerin yanlışpolitikalarını anlatarak beni ikna etmeye çalıştı.Dinlemek istemiyordum. Sorun bu değildi ve konuşulamazdı. Fuat'a ikimizin burda kalması doğru değil ben gideğim dedim. Unutacaktım,Önderlik Senin İsmet'le (yeğeni) özel ilgilen-meni istiyor deyip, söylediklerini aktartım. Hiç hoşuna gitmedi ve cevapta vermedi.Yani kabul etmedi.Bende önemsemedim.Yarın tekrar görüşmek üzere ayrıldık. Nereye gideceğimi bilmiyorum,karma- karışık duygular içerisindeyim.Bir restauranta gittim,içmeye başladım.Oysa görüş-meye çok sevinçli gitmiştim ve iyi haberlerle dönmüştüm,herşey bana çok hoş görünüyordu.Amcaya (*) uğrayacaktım bu habere en çok O sevinecekti.Yemin ettim bir şeylere çok sevinmeyeceğime.Peşinden acılar gelir diye.Yalnız oturuyorum herşeyden nefret ediyorum,etrafımda iyi birşey görmüyorum.Saatler geçmiş daha oturuyorum.Bildiğim bütün küfürleri sıralıyorum.Senin oyununa gelmiyeceğim,Sana o zevki tattırmayacağım ve en kutsal bildiğim yeminleri defalarca tekrarlıyorum.Konuşacak beni anlaya- cak birini arıyorum, K.Ömer geldi aklıma ve aradım yalnız olup-olmadığını sordum,'rahaçta konuşabilirz'dedi.Sesimden iyi olmadığımı anlamıştı. D.Berlin'e görüşmeye gittiğimi ve bütün olup-bitenleri anlattım.Ruh halimi çok iyi anlamıştı.Beni sakinleştirmeye çalışı-yordu.'sen daha yenisin bilmiyorsun bazı şeyleri' dediğinde. O zaman bilinmeyenleri konuşalım dedim. Ama bir türlü çok iyi bilinen o'bilinmezler' konuşulamıyordu. Epey konuşmuştuk yinede iyi değildim,çünkü istediğim gibi konuşamamıştım.Ömer nerde olduğumuve gece nerde kalacağımı sordu (durumumun iyi olmadığını anlamıştı) amcaya gideceğimi söyledim.Konuşmamız bitmişti.Amcaya gidecek durumda değildim,gittim bir otelde kaldım o kadar geç kalmışımki öğlene doğru otel görevlileri tarafından uyandırıldım. Enkaz altında çıkmış gibiydim.Kendimi toparladıktan sonra,Fuat'ın kaldığı eve gittim.Haberler yine iyi değildi.H. D'nin kaçtığını ve nerde olduğunun bilinmediğini söyledi.O da kim? diye sordum.Açıkladığın da hatırlamıştım.Stutgart'ta dernek faaliyetlerine katılan biriydi. Evlenmek istiyormuş,bölge sorumlusuda 'Köln'e git arkadaşlardan izin al 'demiş. Köln'e geldiğinde Veli (**) karşılıyor. Alıp bir eve götürüyor. H.D 'ben evlenmek istiyorum' diyor. Veli 'evlenemezsin Parti kararıdır'der. H.D tekrar evlenmek istediğini söyler. Veli 'sen Partiyemi karşı geliyorsun' der. .D. evlenmede ısrarlı 'hayır Partiye karşı değilim,evlenmek istiyorum' dediğinde,Veli yüzüne tokatlar atıyor.H.D yüzünü korumak istediğinde ise,Veli; H.D'nin elleriyle yüzünü tokatlardan korumasınıbile,'Partiye karşı gelme' olarak yorumlar. Ellerini indirmesini ister. Partinin daha rahat tokat atması için!!! Veli,H.D'ın iki gözüne 'isabetli' darbeler vurmuş. Şov yaparcasına üstüne-üstlük birde almış Köln'deki Kürdistan Komite'ye götürmüş, Avrupa Merkezinde olma avantajinıda kullanarak,H.D'yi,Hüseyin Çelebi'ye(Şehit ***) teslim ederek;'bir yere götür, tutukludur yarın bana geri getir' der ve ayrılır. H.Çelebi pek anlam vermez, alıp bir eve götürür gece birlikte kalırlar, sabah kalktık-larında; Hüseyin: 'traş oluyorum,sende ol kahvaltı yapıp gideriz' der. Bu arada H.D kaçmaya karar verir, anahtarın kapının üzerinde olduğunu farkeder ve sessizce çıkar, hemen karşıdaki Alman aileye sığınır, hayatının tehlikede olduğunu söyler ve yardım ister.Hüseyin traşını bitirmiş H.D'ye sesleniyor cevap yok,kapıya yöneliyor kapı açık hemen dışarı çıkıyor ortalarda kimse yok. Durum bu. Nerdedir? Polisemi sığındı? Geri Stuttgart'amı gitti? bilinmiyor. Düşünceler II. bir Ali Çetiner olayı olacak yönündedir. Fuat'la Veli'nin bu durumunu tartıştık kabul edilemez olarak nitelendirdik. Görevden alınması hatta özeleştiri sürecine alınmasını düşündük. Zaten Seroku aramamız gerekiyordu. Ben aradım durumu olduğu gibi bildirdim, pek önemsemedi, sadece Veli için 'uyarın kabalıklar yapmasın' dedi. Belli ki, Veli'nin yaptıkları çok hoşuna gitmişti. Uzun anlamsız tekrarlamalardan sonra, hedefdeki sıra Batman'lı Mustafa'ydı. Daha önce Fuat'la konuşulmuştu.Bu karmaşık ortamda 'iyi' haberler almak istiyordu. O ancak böyle tatmin olabilirdi. Mustafa hakkında olmadık iftiraları sıraladıktan sonra,yapılması gerekenide belirtiyordu. Konuşmasının bitiminde iki ya da üç kişiyi hazırlıklı gönderin bunlardan biri D olabilir dedi.Tamam hazırlıklarımızı yapacağım dedim. Fuat'la konuşmak istemediğini anladım. Konuşmadığına O'da mumnundu. devam edecek 08.02.09 salih.aras@hotmail.de (*) Amca; PKK kitlesi çok fedakardı. Parti'ye çok yakın olan aileler vardı.Kürdistanın her yöresinden.Amca Bunlardan biriydi.Köln yakınlarında oturuyordu. Ömer'le amcanın evine çok giderdik. Evden biri gibiydik.Araya zaman koyduk mu hesap sorardı. Amca Se-roku görmeye bile gitmişti. Serok onu çok iyi karşılamış ve memnun ayrılmıştı. Ömer'le Amca'ya son gidişimizde Serok'u sordu. Bizde merak ettik Amca niye soruyorsun.'Size bir şey söylemedimi' dedi. Neyle ilgili bilmiyoruz ki dedik.'Başkan bana çocuklarımı sormuştu,konuşmuştuk oğlumu (o zaman 18-19 yaşlarındaydı) Moskova'ya tıp eğitimine göndereceğini söylemişti' dedi. Ömer'le gözgöze geldik gülelim mi ağlayalım mı? Ömer cavap verdi,'Başkan söylemişse unutmaz, bekliyelim haber gelir'dedi. Bende Amcaya oğlun Moskova'ya tıp eğitimine gidecek haberini vermek istemiştim. (**) Veli;A.Öcalan'ın tam yaratmak isrediği tipti. O'na tanrısal düzeyde bağlıydı.Serokun her şeye kadir ve nadir olduğuna inanır-dı. Bu tip merkezin yarısını oluşturuyordu. Ama ilginçtir, birkaç yıl sonra kendisi evlenmek ister,evlenir ayrılır,'serokun selamları var'denilerek evine gidilir ve kafasına kurşun sıkılır Veli ölmez.kendine geldiğinde,'ben sıramı atlattım' der. (***) Hüseyin Çelebi;20 yaşlarındaydı.(88'de) Kürdistan Komitede çalışıyordu.Çok güçlü yetenekleri vardı.Gelecek vaad eden ender insanlardan biriydi. Çok iyi Almanca ve İngilizce biliyordu. Bu yetenekler kabul görmezdi. Mutlaka harcanmalıydı. G.Kürdistan'da hastalanır. Her türlü imkan ve olanak olmasına rağmen tadavi için bir çaba gösterilmez.Ölüme terkedilir.Sonrada KDP tara-fından vurulduğu söylenir.Buda Türk özel savaşının oldukça çeşitli biçimlerinden biri.Kürdü kürde düşman etme!!! *Kek Salih Aras'ın yazdığı makaleler bir döneme ışık tuttuğundan, sitemizde yayınlamak için kendisinden talepte bulunduk. Yazdığı makalelerin sitemizde yayınlamasına olumlu yanıt verdığınden dolayı teşekür ederiz.
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.