BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Ýbrahim GUÇLU · 30.05.2010 · 2 görüntülenme
Otoriterizmin yıkılmasının kaçınılmazlığı-CHP’de ne değişti?-Gandi Kemal-PKK…Deniz Baykal’ın evlilik dışı seks yaşamına ilişkin olarak yayınlanan kasetten sonra, CHP’de taşlar yerinden oynadı. Deniz Baykal kaset skandalına fazla dayanamadı, istifa etmek zorunda kaldı. Kaset skandalı, CHP kongresinden kısa bir süre önce ortaya çıktı. Bu nedenle, kaset skandalının Deniz Baykal’a ve AK Partiye yönelik bir operasyon olduğuyla ilgili güçlü veriler sunuyordu. Bunun yanında, bütün gelişmeler ve olgular, Baykal’ın istifa ettikten sonra örgütün isteği üzerine daha güçlü bir şekilde tekrardan genel başkanlığa geri döneceğinin açık niyetini ortaya koyuyordu. Kısa sürede ortaya çıkan gelişmeler, durumun hiç de öyle olmadığını ortaya koydu. Her ne kadar Baykal’ın istifasından sonra, Kemal Kılıçdaroğlu, genel başkan adayı olmadığını birkaç kere tekrarlamak durumunda kalmışsa da, kaset skandalını organize edenler, atılan adımın yeni adımlarla tamamlanacağını, geri adım atılmayacağını hesap etmişlerdi. Bundan dolayı da, Kemal Kılıçdaroğlu’nu genel başkan adaylığı konusunda hazırladılar ve ikna ettiler. İlk başta Baykal’ın en yakın adamı ve parti örgütüne büyük ölçüde hâkim olan Önder Sav Baykal’a karşı bayrak açtı. Buna karşılık, CHP MYK’sının çoğunluğu Baykal’ın dönüşünü talep etti ve Önder Sav’ın genel sekreterlikten ayrılmasını istedi. Bu hamleye karşı yeni bir hamle ve hem de güçlü bir hamle yapıldı: Partinin 77 il teşkilatı, Baykal’a “geri dönme” dediği gibi, Kemal Kılıçdaroğlu’nu desteklediğini açıkladı. 77 İl Teşkilatının Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekleme kararından sonra, Baykal genel başkan adayı olmayacağını, geri dönmeyeceğini açıklamak zorunda kaldı. Baykal’a karşı olan operasyon da tamamlanmış oldu. CHP’de bir düzlemde oklar yaydan fırladı. Bu fırlayan oklar, CHP’nin okları değil, kaset skandalını organize edenlerin ve Önder Sav’ın Okları idi.*****CHP’deki kaset skandalı bir operasyon muydu ve bu skandalı kim/kimler organize etti? Bu operasyonun amacı neydi? Komplocu olan Baykal’ın silahı kendisine mi döndü? CHP’de kısa sürede olup-bitenler ne anlama geliyor? CHP’de ne ya da neler değişti? CHP’de gerçek anlamda bir değişim olacak mı? CHP’de kongrede değiştirebileceklerini değiştirmemekle ne demiş oldu? CHP’deki değişimle Kemalist Paradigmanın iflası arasındaki bağ nedir? CHP, sosyal demokrat bir parti olabilir mi? Devletçi parti, halkçı bir parti olabilir mi? CHP’nin oylarının artması, bürokratik otoriter bir parti olmaktan çıkması ve halkçı bir parti olması anlamına gelir mi? Devletçi ve bürokratik bir yapı özgürlükler konusunda tutarlı olabilir mi? Ecevitçiliğin vardığı yer ve Ecevitçilikle varılacak en ileri yer neresidir? Türklerin bir Gandi’ye ihtiyacı var mı? Kemal Kılıçdaroğlu alevi ve Kürt kökeni itibariyle Gandi olabilir mi? Kemal Kılıçdaroğlu, “Kürt sorununun” çözümünü mevcut statüko içinde sınırlı da olsa bir çözüm isteyen CHP’deki Kürtlerin ve dışında olup da CHP’ye girmek isteyen Kürtlerin taleplerine ne kadar cevap verebilir? Bu gelişmeden Kürtler ve tüm statükocular ne dersler çıkarmalıdırlar?, gibi temel ve ayrıca sorulacak başka temel sorular, üzerinde durmaya değerdirler. Bu soruların tümünün cevaplandırılması bir makalenin sınırlarını aşacağı tartışmasız. Ama ana başlıklar halinde bazı soruları cevaplandırmış olmak gelecek için bir ufuk ve vizyon yaratmaya yardımcı olacağı için gereklidir.*****Baykal’la ilgili yayınlanan kaset, kısa sürede gündeme gelen gelişmelerle analize tabi tutulduğu zaman, plânlı ve programlı bir operasyon olduğunu ortaya koyuyor. Bu operasyonun amacı iki cephelidir: Bu operasyon, hem Baykal’a ve hem de AK Partiye karşı bir operasyondur. Baykal’la AK Partiye karşı CHP’nin bir güç ve güçlü bir muhalefet olamayacağı, hatta iktidar hiç olamayacağı için, Baykal’ın değişmesi onun yerine yeni bir liderin getirilmesi ve liderle birlikte en azından yönetim kademesinde bir değişiklik yapılması istenmiştir. Bu bağlamda, Baykal’ın istifası dayatılan bir istifaydı. Belki de ilk plânda Baykal’a istifa et, parti tarafından daha güçlü bir lider olarak geri dönüşün hazırlanır denilerek oyun hazırlanmıştır. Baykal’a, daha sonra geri dönüş yapmama dayatması yapılmıştır. Bu nedenle ilk başta genel başkan adayı olmayacağını açıklayan Kemal Kılıçdaroğlu, Baykal’a danışmadan genel başkan adayı olmuş ve Baykal geri dönmemiştir. Parti örgütleri Kılıçdaroğlu’nu büyük destek ve çoşkuyla desteklemişlerdir. Bu operasyonun diğer bir amacı da, AK Parti’nin CHP’deki yeni bir liderle zayıflatılması, hatta iktidardan uzaklaştırılmasıdır. Bunun farkında olan AK Parti ve çevresindeki aydınlar, Baykal’ın gidişinden hiç memnun olmamışlardır. Ayrıca, AK Parti’nin bu olayı açığa çıkarmada göstereceği acizlikle, AK Partinin zaafa uğratılması amaçlanıyordu.Bu operasyonun amacı ya da amaçları, operasyonun AK Parti ve hükümet tarafından yapılmadığını, CHP’ye yakın, CHP’yi güden, CHP’li güçler tarafından yapıldığını ortaya koymaktadır. Baykal da bunu bilmektedir. Bu nedenle, Baykal’ın bu operasyondan AK Partiyi sorumlu tutması büyük bir haksızlık olduğu gibi, aynı zamanda bir hedef şaşırtmadır. Ayrıca AK Parti tarafından bu operasyonun yapıldığını ileri sürmekte, Türkiye’yi ve Türkiye’deki ikili iktidarı tanımamak anlamına gelir. Bu bağlamda AK Parti Hükümeti’nin bu operasyon karşısında aciz kalmasının anlaşılır olması gerektiğini düşünüyorum. *****CHP’deki bu gelişmelerin tümü, aynı zamanda iki başka gerçeği ortaya çıkarmaktadır. Bu gerçeklerden birinin, liderliğini ve CHP’nin varlığını komplolara dayandırarak sürdüren Baykal’ın komploculuğunun, silah olarak kendisini vurmasını ortaya koyuyor. Baykal, “ülkenin bölüneceği”, “şeriatın geleceği” komplolarıyla, kendi dışındaki güçlere karşı ayakta kalmaya çalıştı. Bu komplo silahı dönüp, kendisini vurdu. İkinci gerçek, CHP’deki bu gelişme, otoriter /totaliter partilerin, rejimlerin, devletlerin zamanı geldiğinde, şartları olgunlaştığında kısa sürede yıkılabileceklerini göstermektedir. Özellikle soğuk savaş sonrasında, otoriter/totaliter sol ve sağ rejimlerin büyük ölçüde çökmeleri hem bu şekilde kısa sürede, hem de o rejimleri, partileri, liderleri, devletleri, ayakta tutan güçlerin ve kişilerin bir gün içimde saf değiştirmeleriyle gerçekleşmiştir. Soğuk savaş sonrasında, Türk Devleti ve CHP gibi otoriter alt ve üst sistemlerin yaşaması, doğal gelişim yasasına karşı bir direniş ve ayak diretmedir. Ama CHP’deki güncel değişiklik de o beklenen değişimi, köklü reformu ifade etmiyor. Kemalist paradigmanın kendisini yeniden yapılandırmasının bir manevrası olarak ortaya çıkmış görünüyor. Ama bütün bunlara rağmen, değişim için verdiği alarmın, bir korku saldığı tartışmasız. Kürdistan’daki otoriter Kürt yapılarının ve özellikle PKK’nın, soğuk savaş sonrasından yıkılan otoriter ve totaliter rejimlerin, liderlerin, devletlerin yıkılmasından, değişiminden ders çıkarmamakta ısrarlı olmalarının yarar getirmediği, CHP’deki gelişmelerle bir yönüyle daha ortaya çıkmış olması gerekir. Bilindiği gibi, eğer doğru bir PKK analizi yapılırsa, PKK, Kürdistan’daki jakoben, otoriter ve totaliter Kürtlerin CHP’si, İttihat Terakkicileridir. BDP’li Sırrı Sakık, “düşmanımız olan CHP ve MHP ile nasıl aynılaşır, örtüşürüz” diyor. Oysa insanlar, topluluklar, kendilerini katledenlerin aşığı, kulu, kölesi olabildiklerinin birçok deneylerini ve tecrübelerini göstermişlerdir. Kürtlerin, kendilerini katleden Türk devletine ve Kemalistlere tapması bunun en somut örneği değil mi? Bu bağlamlarda Kürtler, Kemalist ve otoriter Türk Devleti’ne karşı çıkarken, aynı azmanda Türk Devleti’nin benzeri olan bir sistemi, kendilerine dayatılan bir proje sonucu benimsemişler ve yeniden üretmişlerdir. PKK, bunun en somut ifadesidir.*****CHP, Türk Devleti’ni kuran bir partidir. Türk Devleti, sivil ve asker bürokrasinin partisidir. Kürtleri, diğer etkin grupları, İslam dışındaki dinleri, sunilik dışındaki mezhepleri, Kemalizm dışındaki düşünceler dışlayarak, ötekileştirerek, yok etmeyi hedefleyen bir devlettir. Devletçi olan CHP’nin halkçı bir parti olacağı düşünceleri yanıltıcıdır. Yine devletçi olan bir partinin gerçek anlamda özgürlükçü olması da olanaklı değildir. CHP, faşist ve sömürgeci Türk Devlet’ini kuran bir partinin kendi oylarında artış yaratması da, ila da halkçılığının, özgürlükçü olmasının, demokrat olacağının ifadesi değildir. Faşist ve totaliter partilerin iktidar olmaları da, halkın desteğiyle olmuşlardır. Almanya’da Nasyonal Sosyalist parti, halkın oylarıyla iktidara gelmiştir. Halk ve halkçılık, kendi başına özgürlükçülük ve demokrasi için bir kriter değildir. CHP’nin kendi pratiği de bunun en somut verilerini sunabilme durumundadır. CHP’de Ecevit halkçılığı, CHP’nin yüzde kırk oy alması, CHP’yi demokratlaştırıp, özgürlükçü bir parti haline getirmediği gibi, sosyal demokrat bir parti hiç yapmamıştır. Ecevit halkçılığının durduğu yer ve vardığı sonuç, yine devletçilik, katı bir otoriterizm, üniter Türk ulus devletinin güçlendirilmesi, Kürtlerin yine sömürge bir halk olarak yaşamlarını devam ettirmesi, diğer etnik grupların ve Alevilerin haklarından mahrum olması anlamına geldi. Bu bağlamda, Kılıçdaroğlu’nun ve CHP’nin Ecevitçilikten medet umması isabetli bir durum olmadığı gibi, eskinin kötü bir tekrarıdır. Halkçılığın Ecevit’e ve Ecevit CHP’sine getirdiği yarar kadar bir yararı da, 21. Yüzyılın CHP’sine getirmeyecektir.CHP’nin sosyal demokrat, özgürlükçü, demokrat, halkın partisi olması için kendi temel paradigmasını kökten ve radikal bir tarzda değiştirmesi, Kemalist yapıdan uzaklaşması, gerçek evrensel demokrasinin prensiplerini benimsemesi ve içselleştirmesi, Kürtlerin kendi kendilerini yönetmesini benimsemesi, Kürtlerle iktidar paylaşımına evet demesi, Kürtlerin de Türkler kadar hak sahibi olması konusunda yeni bir anlayışı benimsenmesi ile olanaklı olur.Bu konularla ilgili boyutları açığa çıkarmak için, CHP Kongresine dönmek ve kongreyi analiz ederek bazı sonuçlara varmak olanaklı olur. Kongrenin yarattığı havaya kapılarak, gerçekleri görmemek, en başta CHP’lileri ve bunun yanında sonrada Kürtleri yanıltır. CHP’nin eski yapı içinde, yenilikçi ve değişimci bir yapı yaratması için evrimci, yenilikçilikle gelenekselliğin ve statükoculuğun iç-içe geçişlerini anlamak olanaklı olabilir. Ama bu olup-bitenler, köklü bir değişim merkezinde olduğu zaman bir anlam ifade ederler. Yoksa eski bürokratik ve statükocu yapının devamın sağlamaya yarayan, enstrümanlardan öteye geçemezler. CHP’liler de CHP’nin, devletin bu soğuk savaş, otoriter, üniter, ırkçı, şoven yapısıyla yürümeyeceğini anlamış olmaları söz konusu olabilir. Ama bu kavrayış ve idrak, varılacak yeni yerin, ila da sosyal demokrat, özgürlükçü, devletin halkın devleti olacağı bir yer anlamına gelmez.CHP kurultayında Kılıçdaroğlu tarafından halkçı ve sol popülist bir jargon kullanılmıştır. Ama bu halkçı ve sol jargon, CHP’nin nasıl bir sosyal demokrat parti olacağı ile ilgili güçlü veriler sunmamıştır. Sosyal Demokrasi evrensel karakteriyle, ülkenin gerçeklerini, ulusal ve etnik, dinsel, mezhepsel, sınıfsal, fikirsel çoğulculuğu görerek, sistemi, devleti, rejimi realize eden bir projedir. CHP’de sosyal demokrat ve özgürlükçü bir parti olacaksa, Kürtlerin ve diğer etnik toplulukların, diğer gerçekliklerin varlığını kabul etmesi, onların haklarına saygı duyması ve bu hakların gerçekleştirilmesi için projelendirmelere gitmesi gerekir. Oysa Kılıçdaroğlu, Kürtlerinin ve diğer etnik grupların isimlerini bile kongrede telaffuz etmemiştir. Hatta Dersim katliamı ile ilgili Onur Öymen’in açıklamasından sonra sesiz kalması yükünü sırtında taşıyan Kılıçdaroğlu’nun bu konulara girmemesi başka bir handikap oluşturmaktadır. Tabi bunun yanında karşı bir konumda belirlememiştir. Bu nedenle de, ileride bu konularda bir açılım yapacağı, kendi çözüm projelerini ortaya koyacağı beklentileri var. Ne yazık ki, CHP’nin yapısal özellikleri göz önüne alındığında, kongrede bu konuda güçlü mesajların verilmemesi ve projelerin sunulmaması, gelecekte de nelerin olacağını ortaya koyması bakımından, hayal sahiplerinin hayallerini kırma özelliğini taşıyor.Kılıçdaroğlu’nun, “Kürt sorununu” ekonomist bir yaklaşımla açıklaması, Kürtlerin doyurulması ve zenginleştirilmesi halinde Kürtlerin kendi ulusal haklarından, kendi özgürlüklerinden ve bağımsızlıklarından vazgeçeceklerini ileri sürmesi, eski siyasetin bakış açısının devam edeceğini gösteriyor. Kürdistan’da ekonomik gelişimin engellenmesinin nedeni, Kürtlerin özgürlük ve bağımsızlık talebinin önüne geçmek içindi. Kürtlerden dolayı Kürdistan’da ekonomik yapı bilinçli olarak geri bıraktırılmıştır. Ecevit de bunu anlamıştır. Geri kalmışlığın nedeni olarak, Kürdistan’daki feodal yapıyı göstermiştir. Oysa Kürdistan’da feodal yapının yaşaması da devlet eliyle, Kürdistan’da kapitalist gelişmeyi ve Kürt ulusallaşmasını engellemek içindi. Dünyadaki ulusların yaşam pratikleri, zenginleşmenin bağımsızlık ve özgürlük taleplerini yükselteceğini gösteriyor. Bu yasa, Kürtler için de geçerli olan bir yasadır. Bu nedenle, Kürdistan’daki zenginleşme, Kürtlerin ulusal taleplerini, kendi kendilerini yönetme isteğini, Türklerle eşit haklara ve siyasi statüye sahip olması sonuçlarını doğuracaktır. Kılıçdaroğlu’nun yoksulluk ve yolsuzluk edebiyatıyla Kürtleri hiçbir şekilde tatmin edemeyeceğini görmesi, evrensel parametrelere uygun çözüm projelerini, CHP’nin yapısal değişikliğiyle birlikte ele alması gerekir.Özgürlük ve bağımsızlık, ekmek ve aştan daha önemlidir. Ekmek ve tokluk özgürlük ve bağımsızlığı sağlayamaz. Ama özgürlük ve bağımsızlık, tokluğu sağlar ve yoksulluğa son verir. *****Kongrede, CHP’nin yapısal özelliklerine, otoriterizmine, devletçiliğine, anti-demokratikliğine, iç demokrasinin yokluğuna, politikalarına, yapamadıklarına yönelik köklü analizlerin ve eleştirilerin yapılmaması da: Geleceği hazırlama, gelecekteki yapılanma, demokrasi projesini ortaya çıkarma, kendi içinde demokratikleşmeyi sağlama, iç demokrasiyi geliştirme anlamında sunduğu ipuçları bağlamında fazla bir gelecek vaad etmemektedir.Kongrelerde, tüzükler ve programlar değiştirilir, yeni tüzükler ve programlar yapılır, temel politikaların tespiti yoluna gidilir, çözüm projeleri onaylanır. CHP Kongresinde, en sıradan konularda tüzük ve program değişikliğinin yapılmaması iyiye işaret olmadığı açık. CHP, genel başkan adayları konusunda yüzde 20 delegenin önermesi, blok liste, yönetim organlarının yetki görevleri, iç demokrasi, farklı fikirlere hayat hakkı tanımak, organlarla üyeler arasında demokratik bir işleyişi sağlamak, karar alma süreçlerine üyelerin katılımını sağlamak ve benzeri konularda değişiklikler yapılabilirdi, bunlar bile yapılmadı. Sorun Tüzük Kongresine havale edilerek, erteleme yoluna gidildi. Bunun da hayra alamet olmadığı açık.*****Ayrıca, Türklerin bir Gandi’ye ihtiyaçları yok. Türkler sömürge bir ulus değil, tersine sömürgeci bir ulus. Kemal Kılıçdaroğlu’nun Gandi olma şansı da yoktur. Gandi, bir Hindu olarak kendi ulusunun ve ülkesinin bağımsızlığı ve özgürlüğü için mücadele etti, başarı elde etti. Kemal Kılıçdaroğlu bir Kürt ve alevi olarak, kendi kimliğini bile cesaretle ifade eden ve açıklayan bir konumda değil. Kürt ulusunun bağımsızlık ve özgürlük mücadelesinin dışında ve hatta karşısında. O zaman Kılıçdaroğlu nasıl Gandi olabilir? Türkler ve CHP sosyal demokrat olmak istiyorlarsa, bir Olof Palme’ye ve Wlliam Brand’a ihtiyaçlarının olduğunu söylemeleri, buna uygun lider arayışı içinde olmaları daha gerçekçidir.CHP’de bir “statüko yıkılırken”, yeni bir statükonun kurulması çabaları görülmekte. Bunun için, hem CHP’nin, hem Kemal Kılıçdaroğlu’nun ve hem de Türkiye’nin işi zor.Kürtlerin işi daha kolay. Kürtlerin, AK Partili ve CHP’li olma sorunları yoktur ve olmamalıdır. Kürtler, Türk siyaset alanında gündeme gelen değişiklikleri zorlamak, kendi bağımsız siyasi tutumlarını koruyarak, o gelişmelere karşı fikir ve proje üretmek, önermelerde bulunmak durumundadırlar. Bu nedenle, CHP’deki yüzeysel gelişmeleri görerek oraya gitmeye hazırlık içinde olanlar, gelecek günlerde pişman olacaklardır.Amed, 26. 05. 2010İbrahim GÜÇLÜ(ibrahimguclu21@gmail.com)
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.