Orhan Miroğlu ve Kuşatılmışlık! / Rojhat Badikî
Rojhat Badikî
·
04.09.2010 · 2 görüntülenme
Bazen, şu soruyu kendime sormadan edemiyorum ‘’ Acaba yeryüzünde, gerek bu an gerekse geçmişte Kürt halkı kadar bedbaht, Türk halkı kadar şanslı bir millet var mıdır’’ Evet bu soruyu sürekli kendime soruyorum. Dönem dönem, Kurdistan’ da, Kurdistan’ ın geleceği ( Kurdistan’ ın 4 parçası ), Kurdistan politik arenasında yaşanılan gelişmeler, politik arenada boy gösteren, politik yapılanmalar, bağımsız aydınlar ve Kürt devlet adamların basında çıkan demeçleri, Sömürgeci devletler-iç ilişkilere ilişkin tavırlarını görüp okuyunca, kendimi yanlız ve politik arenadan tiksinen biri olarak görüyorum.
Çekilmek istiyorum, tek satır yazı yazmak istemiyorum, okumak Kürtçemi geliştirmek, Kürtçe düşünüp yaşadıklarımı-gördüklerimi Kürtçe olarak yazmak istiyorum. Kurdistan politik arenasında bir çok olaylara tanık oldum-yaşadım. Kurdistan 4 parçasındaki Kurdistani örgütler arasındaki ilişkilerden tutun sömürgeci devlet ilişkilerine kadar. Yaşadığım ve gördüklerimi mezara götürmeye niyetim yok, bir gün mutlaka bunları Kürtçe yazacağım. Bazı şeyler toprağa gömülmemeli, kuşaklara aktarılmalı, tarih belgeleri arasında sadece tarihi-gelişmeleri kendine göre çarpıtanlara kalmamalı.....
Başta kendime sorduğum soruya gelince; gerçekten Kürt halkı kadar ( bunca yıkım-talan-soykırım-işkence-hapislere rağmen ) onurlu-cesur ve uzun süreli özgürlük ve başımsızlığı için her şeyini fedan eden bir halk yoktur. Ve Türkler kadar ‘’ Bükemediğin eli öpeceksin-bükebildiğin eli kıracaksın’’ ata sözlerinde anlaşıldığı olay-ve kendi çıkarları doğrultusunda kullanabilen çok az halk var. Ve her şey ortada; kendi onbin yıllık öz vatanlarında varlıkları bile kabul edilmeyen Kürt halkı, İşgal ettikleri toprakların sahiplerini kırımdan geçirerek devlet ve ülke sahibi olan Türk halkı...!
Bir şey açık ve net ki, eğer bir halk uluslararası olanda özgür ve bağımsızsa, bu onun siyasal-politik-kültürel-ekonomik-askeri....vs örgütlülüğü ile önder takımının politik-askeri öngürü direyeti ile bağlantılı bir durumdur. Topluma, halkına karşı sorumluluk bilinci ile politik arenanın ön saflarında hareket edenler, vatan ve milletin çıkarları şiarlarını kendi ailesel-bireysel çıkarlarının üstünde tutup-yarı yoldan çark etmeyip sonuna kadar sürdürüyorsa, başarıya ulaşmaması imkansızdır. Kürt halkının, Kurdistan ulusal davasının yaşadığı handikap tam da bu noktadadir
Kurdistan halkının temel sorunu, onun adına politik arenada boy gösterenlerin tutum ve tavrıdır. Bu konuda iki örnek vermek istiyorum, vereceğim örnekler doğal olarak iki şahısla sınırlı değildir ama bu iki şahıs şu anda Kurdistan politik arenasına egemen olan, yönlendiren hakim görüşlerin iki tipik örnekleridır.
Birinci örnek Mam Celal’ dır. Mam Celal, gözlerini ulusal mücadele içersinde açtı, bütün yaşamı dağ ve Avrupa arasında geçti. Şuanda Kürt kimliği ve Kürt potasında Irak devletinin başkanıdır. Irak devletbaşkanlığı, Mam Celal’ ın karakaşlı gözlerinin hatırı için olmayıp, Sömürgeci güçlerin döktüğü onbirlece şehit edilen Kurdistan evlatlarının kanı, tecavüz ettiği-cariye olarak Arap şeyhlerine satılan binlerce Kürt genç kızları, sürgün-jenosid-işkencelerin bedelidır. Kurdistan halkı verdiği bedellerin karşılığında Mam Celal Irak devlet başkanı oldu.
Mam Celal, Kurdistan halkının verdiği bedellerin karşılığını, Kurdistan halkına utanç olarak iade etti. Şehitlerin kemiklerini mezarlarında sızlattıp, Kürt’ lerin rüyalarında bile Bağımsız Kurdistan rüyasını görmelerini yasakladı. Kurdistan’ da kardeş savaşında binlerce Kürt gencinin öldürülmesi fermanını imzalarken, Saddam Hüseyin idam edilmesi kararnamesini imzalamadı, Savunma Sultan Haşim’i idam edilmemesi için bütün bütün gücü ile mücadele ediyor, Halepçeyi Bombalayan Pilotın serbest bırakılması için talimat veriyor, Baas rejiminin ileri kadrolarını kendine danışman olarak atıyor. Bu saydıklarım sadece bir kaç icraat. Mam Celal Kürt kimliği ve Kürt halkının verdiği bedellerin karşılığında Devlet başkanı olurken ilk icraatı Kurdistan halkının onurunu ayaklar altına alıp sömürgeci devletleri onurlandırdı.
İkinci örnek ise Orhan Miroğlu, kendisini tanımıyorum adını ilkkez Apê Musa şehid edilirken duydum. Sömürgeci Türk devlet sisteminin Kurdistan ulusal bağımsızlik davasını bastırmak için kurduğu paramilitar güçler tarafından vuruldu. Ölümden döndü. İyileştikten sonra Türk basının bülbülü kesildi.
Yukarda da belirtiğim gibi, benim hiç bir şekilde bunlarla şahsi-kişisel sorunum yok ve kişileri teşhir etme gibi amacımda yoktur. Benim, bunlar ve ayni düşünce sistemini savunanlarla siyasal-politik düzeyde sorunum, düşünsel bazda bunları eleştirme hakkımı kullanıyorum. Bu iki şahsiyeti örnek olarak göstermemin nedeni ulusal mücadele içersindeki mücadeleleri, şuanda bulundukları konum ve savundakları düşünce sisteminden dolaydır. Bunların düşünceleri, günümüz Kurdistan’ ında iktidar olan ve Kurdistan ulusal davasını yönlendiren düşünce sistemi olduğundan, sistemi temsil bazında bu iki şahsı örneği verdim.
Orhan Miroğlu, Refendumda, Kurdistan halkının Evet oyu vermesi için makale üstüne makale yazarken, savunduğu öne sürdüğü argumanalar, Kurdistan ulusal davası adına utanç vericidır. Miroğlu bu konuda yanlız değil, utan madalyasını boynunda onurla taşıyan bir sürü parti-aydınlar var. Gerçi Kurdistan’ da aydınlar grubundan-aydınlar var demek oldukça güç, var olduğu iddia edenleri aydın kategorisine sokmak zor. Aydın, sistemi amansız bir şekilde eleştiren, sistemle bütünleşmeyen, sisteme karşı mesafeli duran, doğru bildiğini-doğruları her şart ve koşul altında savunandır. Aydın duruş ve tavrı nasıl olur bir zahmet edip Kurdistan’ ın güneyindeki aydınları, Hawlati-Lvin-Awêne...vs gazete ve dergilerde makale yazanların, makalelerini okusunlar, imkanları yoksa Sayın İsmail Beşikçi ve Sayın Fikret Başkaya’ ı örnek alsınlar’
İktidara yakın durmak, iktidara çanak tutmak aydınlık tavrıyla ( hele bu iktidar sömürgeci bir devletin iktidarıysa ) asla bağdaşmaz! Sömürgeci Türk devletinin sömürgeci iktidarlarına çanak tutup kuyrukçuluk yapmak, Kurdistan’ ın kuzeyine egemen olduğu aşikar. Kişi olarak kendi iradelerini belirleme, sömürgeci bir devletin iktidari karşısında diz çökme hakları var kimsenin kendilerini bundan alıkoyma hakları olmaz. Ama bir halkı, ulusal bir davayı sömürgeci devlete peşkeş çekme konumu belirince durum değişir, bir Kürt ve Kurdistan’ lı olarak bir kaç söz söyleme hakkımız doğar.
Orhan Miroğlu, Star gazetesi muhabirlerinden Fadime Özkanla yapmış olduğu söyleşiler dizinin 30 Ağustos 2010 tarihli sayısında, Kurdistan’ ın Kuzeyine musalat olan, düşmanına tapınma, düşmanın önünde secdeye varma konusunda açık mesajlar veriyor: ‘’Öcalan’ın kaderinin ne kadar farkında?
Ben Öcalan’ın bütün kararlarını Türkiye’nin siyasi konjonktürüne, gerçekliğine göre aldığını düşünüyorum. DTP kapatıldıktan sonra milletvekilleri Diyarbakır’a gittiler ve Ankara’ya dönmeyeceğiz, dediler. Bu sine-i millet kararı, en azından DTP’nin temsil ettiği Kürtlerin siyasi sistemden kopuşu anlamına gelirdi. Çok tedirgin oldum. Fakat Öcalan, Ankara merkezli olması lazım dedi ve Diyarbakır’a dönen Kürt siyasetinin rotasını tuttu yeniden Ankara’ya çevirdi.
• Bu, sorunun çözümünün dağda değil Ankara’da olduğunu idrakin ifadesi midir?
Bu şunu gösteriyor: Sistemden kopan Kürt hareketi ne Öcalan’ın işine yarar, ne başkalarının. Kürtlerin yüzü İstanbul’a Ankara’ya dönüktür. Ankara’dan kopan Kürt hareketinin Ortadoğu’ya açık bir penceresi de yok. Türkiye Kürtleri istediği diye de bu kopma olmaz. İran, Suriye ve Irak Kürtlerinin de buna evet demesi lazım. Çünkü buradan kopan onlarla yaşayacaklar. Ama onların talebi AB üyesi bir ülkeye komşu olmaktır.’’
Aramızdaki temel kopuş noktasi, ayrışma tam da u nokta da başlamakta. Bağımsız Birleşik Kurdistan şiarını savunan ve sistem içi çözüm! Arayışında olanlarla aramızdaki en büyük sorun bu bakış açısıdır. Onlar düşmandan koparılacak tavizi yeterli temel stratejik hedef olarak alırken, biz tavizleri, düşman saflarında doğan-doğabilecek çelişkileri, en küçük bir demokratik değişimi, Bağımsız Bir Kurdistan hedafine ulaşma konusunda bir adım olarak görüyoruz. En küçük demokratik değişime karşı olduğumuz iddiası koca bir yalan! Sorun onların, Miroğlu’ nunda heyecanla dile getirdiği ve bugün Kurdistan’ ın kuzeyine hakkim olan yeni tip Misak-i Milliciliktır. Yasal-kanuni değişiklikleri amaç olarak görenler, araç olarak kullanamaz. Farklılığımız bu.
Onlar, Kurdistan ulusal mücadelesinin, Kurdistan halkının sistemden, Sömürgeci Türk sisteminden kopmasına, kendi kardeşlerine yönelmesinden, Bağımsız Birleşik Demokratik Kurdistan Şiarının 4 parçaya egemen olmasından ürkmektedirler. Bundan dolayı yalana baş vururlar. Kurdistan halkının bölücü olmadığı, Sömürgeci Türk devletinin sembolleri ile bir sorunlarının olmadığıni papağanlar gibi tekrarlayıp dururlar. Kurdistan’ ın Güneyi, Doğusu ve Güney-batısındaki tüm bağımsız aydınlar ve halkın yüzü Amed’ e , Hewlêr’ e , Qamişlo ve Mehabad’ a yöneliktir. Güney Kurdistan’ lı politik liderlerin Kurdistan halkının iradelerini gasp edip, yüzlerini Bağdat’ a çevirmelerine rağmen, Kurdistan halkının yönü Amed-Hewlêr-Mehabad ve Qamişlo’ dur.
Miroğlu’ da fikirdaşları gibi olay ve olguları çarpıtma noktasında büyük cambazlıklar yaparak, Kürt’ lerin Yüzlerinin Istanbul ( Ekomonik olarak) Ankara ( Politik) olduğunu söylerken, Kürtler tümünün değil ama bir kesimin neden, hangi koşul ve şartlar’ da zorunlu olarak böyle bir yönelim içersine girmek zorunda olduğunu açıklamıyor. O, bir anlamda, Sömürgeci Türk devletinin Kurdistan’ da uygulamış olduğu, göçetirme, Kurdistan demograyasını değiştirme, sürgün, asimile etme politikalarına meşruluk kazandırıyor! Sömürgeci Türk devletinin Kurdistan’ daki politikalarını onaylıyor. Bundan dolayı ki, Kurdistan halkının sistemden kopmasından ürküyor! Bu noktada sözü Goran Hareketinin lideri Nowşirvan Mustafa’ ya Birakıyorum
Benim ve Goran Hareketinin Kürd partilerinin siyasetine en önemli eleştirilerimizden biri , demokratik bir şekilde , parti ve aşiret çıkarlarından uzak Kürdistan ve Irak halklarına bir siyaset götürmeyişlerineydi. Fakat, eşit bir temelde dayanışma ve dostluk bir şeydir, kendisini küçük görme başka bir şeydir. Bizim o zamanlar ve şimdi karşı olduğumuz, başkasına karşı kendisini küçük görme ve küçük düşürme olayıdır. Kürd siyasilerinin büyük bir çoğunluğu Kürdlerin devleti olmadığından, Kürdlerin yalnızca silahlı bir hareketi vardı. Bu hareket, düşman güçlerinin gücü yanında sayı, güç ve yapılama olarak zayıf kaldığından, güçlü yapılanma ve güce sahip olan halkların siyasi önderleri karşısında kendisini küçük görme ve düşürme duygusu temelinde onlarla muamele ediliyor. Bu durum şimdiye kadar da devam etmektedir. Kürd liderlerinin tavırlarını gözlemleyen herkes, ister Irak Arap liderleri ile, ister Arap dünyası liderleriyle, İran ve Türkiye yöneticileriyle, Amerika ve İngilizlerle girilen ilişkilerde bu durumu açık bir şekilde görüyor ve bu kültürü okuyor. Kürdistan’ın geçtiği bu aşamada, kendisini küçük görme duygusuna doğallık kazandırmak için sahte kardeşlik şiarını ön plana çıkarıyorlar. Kürd siyasileri bir milletin temsilcileri olarak ve bu temsilcilikten güç ve cesaret alarak, aynı seviyede ve eşitler duygusuyla başka halkların temsilcileriyle görüşmelere gidecekleri yerde, kendilerini küçük görme duygusuyla hareket ettiler ve bu ise bir çok defa Kürdlerin utanmasına neden oldu. Dünya lider ve önderleri, bazı Kürd liderlerinin yaptıkları gibi güç ve kuvvetlerini, askeri güç, iktidarın küçük siyasi yapılanmasından değil, halklarından alıyorlar. Hiç bir halk kendisini başka halklardan eksik ve küçük görmez. Hiç bir halk eğer sayı olarak başka halklardan çokazda olsa kendisini küçük görmez. Fakat bir çok Kürd siyasetcisi, askeri güçlerinin büyüküğü komşularının seviyesinde olmadığından dolayı, ruhen kendilerini küçük gördüklerinden, başka halklarının küçük kardeşi olarak kendilerini gördüler. Bizim kesin inancımız o gün de ve bugünde o dur, ki Kürdler hiç bir milletin Küçük kardeşi değil ve Kürdlerin hiç bir şeyi başka halklardan eksik değil. Yapılan her dayanışma ve kardeşlikte küçük yada büyük kardeş sözü edildiğinde bu kardeşlik değildir, köleliktir ve aşağılamadır. Dünya halkları arasında büyüklük ve küçüklük yoktur, eşitlik, karşısındakine saygı ve ortak çıkarlar vardır. İnsan hayvan değil, orman mantığı ile yaşamıyor, ki güçlü olanın daha fazla ve büyük hakları olsun………………… Bizim eskide ve şimdi de karşı çıktığımız Kürd siyasi önderlerinin kendilerini küçük görme kördüğümü ile hareket etmeleridir. Temsilciliğini yaptığınız milletin onuruna saygı ve hürmet gösteriniz. Kendinizi yabancılara sevdirmek için milletinizi küçük düşürmeyiniz ve küçük kardeş ilan etmeyiniz. Halkımızı başkalarının küçük kardeşi diye eğitmeyiniz ve hiç kimsenin kendisinden büyük olduğu düşüncesine kapılmasın. Dünde ve bugünde inancımız buydu. Halkımızı başkalarıyla dayanışma ve barışçı bir şekilde yaşamaya teşvik edelim, köleliğe ve kendisini küçük görmeye değil.
rojhatbadıkı@hotmail.com