Siyaset

Örgütlenmeler, KKN?-3-

bahoz þavata · 28.09.2006 · 1 görüntülenme

K. Kürdistan’ın siyasal sorunlarını irdeledikçe sorunda sorumluluk hissiyatı içinde olanların konuyu ele almalarında olumlu olumsuz geniş bir ilginin oluşu doğru bir tartışma zemininde olduğumuzu gösteriyor. Tartışmamız gerekenin ne olduğu ortaya çıkıyor. Nerede yanlış yapıldı, ne yapmalı, ne tür politikalar oluşturulmalı sorularının yanıtları aranmaya ve dillendirilmeye başlıyor. Zamanı kovalamanın elzem olduğu sömürge koşullarından Kürdistan halkını istenilir özgürlük düzenine taşıyabilmenin siyaseti ancak bu tür tartışmalar ile gerçekleşir.Dikkat edilmesi gereken bu konular irdelenirken konulara yaklaşımı kişileştirmemektir. Siyaset profesyonel öncülerden çok, halkın taleplerinin bir ifadesidir. Onu kişileştirmeye çalışmakta mümkün değildir. Kişiler siyasette sel gibidir, gelip geçerler, kalıcı olan halkın güncel ve süreduran siyasal talepleridir ve yarattığı siyasi teşekküllerdir. Nitekim bu sorunları dillendiren ve ona politik öncülük yapan birileri daima olacaktır. Birilerinin şu yada bu “gömleği giymesi” pek bir şey ifade etmez. Nitekim bu benim içinde ve bir çok yoldaşım içinde böyle oldu. Şayet kişisel bir saldırı ve sataşma varsa, elbette buna cevap hakkı doğar. Önemli olan giyilen şeydir. Yani siyasal sorunların tespiti ve çözüm reçeteleridir. Politika haline getirilmek istenen siyasettir. Geçmiş için, dökülen sütü toplayamayız. Fakat niçin boşa döküldüğüne dair doğru tespitlerde bulunmak gelecek için önemli bir tecrübe olur. Geleneğimizin geçmişini sorgularken göze batan temel meselesi; yapısal sorunumuz ve yapının mücadele tarzı daima olmuştur. Ayrılıklarımız, kopuşlarımız, savruluşlarımız 1979, 92, 96 dönemlerinde hep bu temelde görünür. Fakat birincil olan yapısaldır. Mücadele biçiminin reel olanını, o tayin etmiştir. Karar mekanizması orasıdır. Teorik olarak neyi savunursanız savunun onu, eyleme dönüştürecek olan örgütsel yapılanmanızdır. Mücadele biçimi tartışmaları ile görünüm kazanan bu kopuşlara rağmen aslında önemli gerçeklik yapıların önlerine koyduğu siyasal programını gerçekleştiremeyen örgüt sorunudur. Geçen yazımda bu soruna değinirken duruma neden olan şeyin bu yapıların kendiliğinden oluşan “oligarşik bir örgütlenmeye” sahip oluşları olarak konuyu açımladım. (Bana eleştiride bulunan, konuya duyarlı arkadaşların bu tespit üzerine düşüncelerini ve görüşlerini sunmalarını beklerdim. Hala aynı gemilerde yolculuk yapanlar, bence, kaptan kılavuzlarını bu baptan sorgulamaları gerekir. Nede olsa, üzüm üzüme baka baka kararır.) Yeniden bir özet verecek olursak, oligarşik örgütlenme, ülkemizde, halkımızın sosyal geriliğinin bir ürünü olarak doğmuştur. Kürdistan’ın siyasal evrimi sosyal evrimini takip etmiştir. Sosyal yapı olarak aşiretsel yapıdan büyük aile bağımlılıklarının ön plana çıktığı, mezhepsel ayrılıkların hakim olduğu, hemşehriciliğin korunduğu 1970 ler de böylesi geri sosyal zeminlerde pek ala oligarşik örgütlenmeler ortaya çıkma şartlarına haizdi. Geçmişte bizim geleneğimizde böyle idi, 96 ya kadar yapımızda bu tip bir yönetici elit vardı. Yakınlılıkları, birbirlerin kollamaları mevki ve siyaseten sürüyordu. Ailevi yakınlıkları da vardı. Her biri bir diğerinin ayıbını örttü. Eksenleri politik alanda da kendi mevzilerine uygun düşüyordu. Bu durumu kırmak isteyen aynı aileden yoldaşlar da yok değildi, vardı. Lakin onlar da kendilerini örgüte hakim olmayacak zeminlerde ancak yer alabildi. Haliyle yapı, hangi politik mücadeleye karar verirse versin fark etmiyordu. Oligarşi her şeyi elinde tutuyordu. Bizim oligarşinin kafasındaki örgüt, siyaseten sadece demokratik bir mücadeleye müsait bir yapılanmaydı. Onun üstünde yada dışında geliştirilecek mücadelelere sıcak bakmıyordu. Nitekim özellikle seksen sonrası en acımasız eleştiriler de bu hususta yapıldı. Uç mücadele tarzları alttan gelen bir zorlamaydı. Bir arkadaşın da dediği gibi 96’ya kadar peşrev atıldı. lakin bu tanımda eksik olan ve dile getirilmesi gereken; onları peşrevci kılan, yine aynı oligarşiydi. Her türlü engelleme yapıldı. Engeller aşılmaya çalışıldı, teknik ve lojistik yetersizlikler nedeniyle, ilkeli ve samimi çıkış gerçekleşmedi. Geleneğimiz ileri, sıçramalı politikaların sadece sözcüsü kaldı. Haliyle samimiyetsizlik damgasını yiyecek bir imajı da yemiş oldu. Bu imajı hak etti mi? Bence hayır, hala geleneğimizin samimi zorlamaları başkaları tarafından da bilinmekte. Ağlama duvarları değil bu anlatılanlar, hüsran da değil. Bu gelenek kendi gerici oligarşisine rağmen herkesten önce bayrağını dik tutmuştur. Yine de dik tutacaktır. Gömleği kanlı olana gömlek giydirmek hiçbir baba yiğidin harcı değil, ona ancak selam durulur. Bu gelenek hüsranda değil, özgürlüğünde yeşerecek. Bu gelenekten kıvanç duyacak, aklı ve siyaseti de yaratmaya muktedir gençleri var. Kendimize karşı sorumluluğumuz ve samimiyetimiz kiminle yol arkadaşlığı yapılmasından geçer. Son vuruşlarımızı baltalayan oligarşi artıkları hala yanı başımızda, önce hesap sormasını bilmek gerek, geçmişi örtmek, sağı solu karalamakla hangi yol alındı..Başka türlü adam olunur mu?***Oligarşik örgütlenme siyaseten rantlaşan gelir çevresinde bir örgütlülük olarak da gelişebilir.- bu tip Kürt örgütleri ve çevreleri tüm ülkede vardı. Lakin Kuzeyde zaman zaman toplantı gösterileri ile çıkışları olan bu yapılar, Güneyde oluşan Kürt Federal Bölge Devleti ayakları üzerine oturunca, yeni bir trent olarak hızla örgütlenmelerini yeniliyorlar.Şu anda teorik söylemin dışında siyasal fonksiyonları kalmadığı halde en geri dayanışma biçiminde varlığını sürdüren “gelenek örgütleri” de yeniden oluşum yaratma peşinde. Eski yapılar tarafından kaale alınmayan PKK yapılanmasından uzaklaşan bazı siyasi oluşumlarda, kendilerinden beklenenleri siyasal arenada sunamayarak hızla eriyorlar. Kendi içtiği çorbaya tükürenlerin hiçte bir kıymeti olmayacağı aşikardır. Geçmiş tarihi pratiğimizde yuvasından ayrılıp da başarıya ulaşan tek yapılanma Güneydeki Talabani yada YNK oluşumudur. Onların pratiğinde, düşmana cephe açma öncelikli siyaset olmuştur. KDP ile boğuşmak tali planda kalmıştır. Oysa bu yapıların tek bir cephesi daima oldu. O da düşman cephesi değil, sadece PKK. YNK pratiğinden de hiç ders çıkarmadılar. (Yine de bazılarının burada hakkını teslim etmeden geçmeyeceğim. Vejin hareketi ilk cepheyi TC’ye açmak istemişti. Lojistik çalışmada hata yaptılar ve başarılı olamadılar. Dar bir kadro yapıları da olduğu için arkasını getiremediler.)Kuzeyde klasik anlamda oligarşik örgütlenmeler sona erdi. Artık diktatöryel ve siyasi rant peşinde olan modern oligarşik yapılar ile karşı karşıyayız ve milli devrimci ve demokratik örgütlülükler yaratma sorunu var. Geleneğimiz geleceğin kuşağına şunu sunmalıdır: Örgüt düzleminde her geri yapılanma, milli siyasetler yerine, bir zümre yada dar bir grubun siyasetlerini hakim kılar. Uyanık olmak elzemdir. Modern bir toplumun insanları değiliz. Kürt toplumunun tüm sosyal geri kalmışlığını dikkate alan; buradan beslenecek gerici örgütlenmelerin önünü kesen çağdaş demokratik ve iç demokrasisini güçlendiren örgütlülükleri yaratmaya çalışmak gerekir. Kuzey Kürdistan nereye sorusunun can damarı örgüt sorunudur. Bu makalede içsel gelişimi ve kaba görünümü bakımından konuya değindim. Bu kısırlığı birazda makalenin alanı nedeniyle olduğunu bilmelisiniz. İlerde etraflıca konuya değineceğim. Sevgilerimle..

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.