Siyaset

ONURlU TOPLUMA ONURLU AYDIN?

Alixan Aras · 22.07.2005 · 2 görüntülenme

ONURlU TOPLUMA ONURLU AYDIN?

Başka ulusları ezen ulusların özgür olamadıklarını, en iyi gösteren şey, herhalde iradesizlikleridir.

Türk halkı, bu tutumları nedeni ile varlık bile olamamaktadır. Her hâlükârda yönetenleri nasıl isterse öyle davranmaktadır. Öyle ki tam oyuncak durumuna düşürülmüştür!

Örneğin: Kan bağları kurdukları, kız alıp verdikleri, yüzyılların komşuları Kürd halkına, bir taraftan 'kardeş' derlerken; diğer yandan bu kardeşlerinin ev (özgür bir vatan) sahibi olmalarını, anadillerinde eğitim yapmalarını engellemek için başlarına bomba yağdıran, egemen sınıflarını desteklemektedirler!

Başka halkları ezen ulusun hakim sınıflarına, eğer ezen ulusların halkları destek sunmakta iseler, onur sahibi olduklarından söz edilebilir mi?

Peki kendi egemenlerine 'silahı bırak' çağrısı yapmayan, yapma cesareti göstermeyen aydınların onurluluğundan söz edilebilir mi?

Üstelik zayıf ve haklı tarafa 'silahları bırakma' çağrısı yapmanın ardında iyi bir niyet olabilir mi?

Türk Aydınlarının yayınladığı bildiri, eniştem beni niye öptü esprisine benzemiyor mu? Düğün değil bayram değil, ezilen ve haklı tarafın bir örgütüne (PKK'ye çok net, ama Türk Ordusu'na ise muğlak olarak çağrı yapılmaktadır: Herkes biliyor ki hükümet hiçtir, asıl iktidar sahipleri ordu mensuplarıdır. Onlara bir telkin, çağrı yok!)
Silahları bırak!

Elbette kimseyi kötülemek istemiyorum, imzacı aydınların isim listesine baktığımızda, iyi niyetinden şüphe etmemek gereken, saygın insanların çoğunlukta olduğu görülüyor. Ama yine de insan sormadan edemiyor!
'PKK silahı bıraksın' derken ne denmek isteniyor? 'Sorun silahla halledilmez' mi, 'Bu örgüt terörist bir guruptur, fesih edilmesi her iki ulusun yararınadır' mı, 'gelin teslim olun, önderiniz Apo gibi nedamet getirin ve bütün talepleriniz, vaz geçilmesi gereken boş taleplerdir, boşu boşuna ölüp-öldürmeyin' mi denmek isteniyor?

Aydının görevi ezilen ulusun haklı taleplerinin yanında yer almak değil midir?
Kürd'ü silahlanmaya iten, TC'nin tek uluslu yapılanması ve ve bu durumun bekçiliğini yapan ordunun hukuk tanımamazlığı değil midir?

Kürde 'Haklarını elde etmek için birleş' çağrısı yerine; son gerilla ölene kadar savaşacağını avaz avaz bağıran katiller karşısında, kendini savunmak üzere elinde tuttuğu silahı bırakmaya yapılan davette, hiç iyi niyet olur mu?

Aydın, gereğini yaptıkça aydındır! Zalimin karşısında sesini yükselten kaç kişi sayabiliriz bu çağrıcılardan?

Sahi ne değişti, bu çağrı neden?

"Biz aşağıda imzası bulunanlar,

içinde bulunduğumuz çatışma ortamından derin bir kaygı duymaktayız.
Sadece geçen ay 50ye yakın insanımızı yitirdik.

15 yıl süren ve 30 bin civarında insanımızın kaybına yol açan, taraflarca düşük yoğunluklu çatışma veya kirli savaş olarak adlandırılan dönemin acıları, milyonlarca insanımızı derinden yaraladı.

Artık insanlarımız ölmesin, barış içinde ve adil bir yaşam sürelim.
PKKnın silahlı eylemlere derhal ve ön koşulsuz son vermesini istiyoruz. (Şimdi ne demektir bu? -HD-)

Hükumetin, kalıcı barışın sağlanması ve herkesin demokratik toplumsal hayata katılabilmesi için gerekli yasal düzenlemeleri gerçekleştirmesini talep ediyoruz.

Abdullah Aysu, Adalet Ağaoğlu, Ahmet Hakan Coşkun, Akın Birdal, Ali Bayramoğlu, Ali Nesin, Ata Soyer, Ayla Gürsoy, Aydın Cıngı, Aydın Engin, Ayhan Bilgen, Ayşe Çavdar, Ayşe Erzan, Ayşe Gül Altınay, Baskın Oran, Behiç Ak, Bülent Aydın, Celal Korkut Yıldırım, Çağatay Anadol, Deniz Kavukçuoğlu, Dinçer Sezgin, Doğan Taşdelen, Ece Temelkuran, Erol Katırcıoğlu, Ertuğrul Kürkçü, Ercan Karakaş, Ergin Cinmen, Ersin Salman, Erol Kızılelma, Esin Yelekçi, Fadime Gök, Faruk şüyun, Fehmi Kutan, Ferhunde Özbay, Fethiye Çetin, Fikri Sağlar, Fuat Keyman, Gençay Gürsoy, Gündüz Vassaf, Hacer Ansal, Hakan Tahmaz, Halil Ergün, Hayri Kozanoğlu, Hrant Dink, Huri Özdoğan, Hüseyin Bekiroğlu, Hüseyin Fırat, ıbrahim Kaboğlu, ıpek Çalışlar, ısmail Hakkı Tombul, Jaklin Çelik, Kemal Bulut, Kemal S.Sunar, Kenan Çamurcu, Köksal Aydın, L.Doğan Tılıç, Mahir Günşiray, Mehmet Bekároğlu, Mehmet Gümüş, Metin Bakalcı, Mevlut Ülgen, Murat Çelikkkan, Mebuse Tekay, Mehmet Güleryüz, Mehmet Ali Alabora, Melek Göregenli, Melek Taylan, Muammer Keskin, Müjde Ar, Nadire Mater, Nevzat Çelik, Nuray Mert, Nuri Ödemiş, Nesrin Sungur, Oral Çalışlar, Orhan Alkaya, Orhan Pamuk, Osman Kavala, Oya Baydar, Özlem Dalkıran, Peral Bayaz, Pınar Kür, Ragıp Duran, Rauf Kösemen, Rüstem Batum, Sadun Aren, Sami Evren, Sevgi Göyçe, Sevgi Uçan, Sezai Temelli, şahika Yüksel, şanar Yurdatapan, şebnem Korur Fincancı, Tahsin Yeşildere, Tayfun Mater, Toktamış Ateş, Ufuk Uras, Vecdi Sayar, Vicdan Baykara, Yahya Arıkan, Yıldız Ramazanoğlu, Yılmaz Ensaroğlu, Yiğit Ekmekçi, Yücel Akdemir, Yücel Sayman, Zeynep Oral, Zeynep Tanbay.

(15 Haziran 2005 Çarşamba - Hürriyet Gazetesi'nden alınmıştır.)

Türk Ordu Kurmaylarının Kürdlere dayılanmaları ise sürüyor!
Milliyet gazetesinin bir haberinde (16 Haziran 2005 / Perşembe)
Genelkurmay'dan yanıt! başlığı altında şunlar yazılı:

AB Büyükelçileri'nin Başbakan Erdoğan'a Güneydoğu'daki operasyonlarla ilgili şikayetine yanıt bugün Org. Başbuğ'dan geldi.

Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, Güneydoğu'daki Türk güvenlik güçlerinin sorumluluğunun, oradaki teröristlerle mücadele olduğunu belirterek, Türk güvenlik güçlerinin bu görevi bugün olduğu gibi yarın da sürdüreceğini bildirdi.

Orgeneral Başbuğ, ABD'nin Bağımsızlık Günü resepsiyonunda gazetecilerin, AB büyükelçilerinin Güneydoğu Anadolu'da sadece askeri tedbirlerle değil, sivil tedbirlerle de aktif olunması yönündeki ifadelerini hatırlatması üzerine, şunları kaydetti:

Bölgedeki güvenlik güçlerinin sorumluluğu, oradaki teröristlerle mücadeledir. Bütün güvenlik güçleri, ki bu sadece TSK değil, ki jandarma ve polis de, orada üstüne düşeni dün nasıl yaptıysa bugün de yapıyor ve yarın da yapacak. Bunda hiçbir farklılık olamaz. Ama bu yeni bir şey değil, elbette terörle mücadelede, ekonomi gibi diğer alanlarda da tedbirler alınması gayet doğaldır. Ama bunlar zaten alınıyor, yeni bir şey değil. Bu söylenenler de yeni değil, neden söylendiğini de ben bilmiyorum, anlamıyorum.

Türk Ordu yetkililerinin, ikide bir Kürd evlatlarını 'teröristler' olarak damgalamaları ve öldürme tehditleri savurmaları ve aynı ağzı kullanan aydın bozuntularının üslupları, biraz onur sahibi her Kürd'ü rahatsız etmelidir!
PKK (Türkçe bilmeyen Türk Generallerine biraz Türkçe öğretelim! PaKaKa veya PeKaKa değil, PeKeKe okunur, Türkçe'de ve Kürdçe'de K(a) diye okunan bir harf yoktur K(e) vardır! Yoksa yakında Türk Kara Kuvvetleri'ni eTKaKa, TBMM'ne de eTBieMeM diye okumaya başlayacağız!) bir bahanedir, aslında 'Doğu'da karşı mücadele ettikleri ve Terörist dedikleri şey Kürd Ulsal talepleridir ve bu talepler için başını kaldıran Kürd halkıdır. Bunu kanıtlamak çok kolaydır. PKK kendini lağvetse, ordusunu da silahsızlandırsa Türk Generalleri ordularını geri mi çekeceklerdir?

Kürd halkının haklarını talep edecek başka oluşumlara, aynı yafta asılarak, saldırmayacaklar mıdır? Saldıracaklardır, bundan hiç kuşkunuz olmasın!
Irak'ın Kuzeyinde bir Ermeni, Yahudi veya Rus devleti kurulsa idi Türkiye'nin itirazı olur mu idi acaba?

Kesinlikle hayır, hiçbir itirazı olmazdı. Kürd olduğu için oradaki yapılanmaya karşı çıkılmaktadır. Zaten bakan Gül Arjantin'de bile kurulacak bir Kürd devletine' karşı çıkacaklarını söylememiş miydi?

Türkiye, Kürdistan Federasyonunun oluşumunu engellemek için, yıllardır Kürdlerle kardeş gibi barış içinde yaşayan Türkmenleri ayaklandırmaya, az mı uğraştı-uğraşmaktadır?

Şimdi, elinde silah olan her Kürd'ün, bu silahlı tehditkarlara anladıkları dilde yanıt vermemeleri onursuzluk olmaz mı?

Yine de savaş çığırtkanlığı onlardan, öldürme-yok etme tehditleri onlardan gelmektedir!

O zaman maceraya girmeden, ama mutlaka kazanmak hesabı ile; Mao'nun dediği gibi, Düşmanı en zayıf noktalarından, uyurken, kaçarken veya beklemediği anda vurup kaçarak ama kazanarak... mücadele!

Biz Kürdler barış istiyoruz, savaş değil! Ama Haklarımızı inkarda, bize karşı savaşta ısrar edenle tek taraflı ateş kesmelerle barış gerçekleşmiyor!
Kürdler bunu denemediler mi? Koşulları oluştuğunda, elbette bir daha denemeye değer. Ama silahını sallayarak 'ölüm' tehditleri atan çapulculara karşı, Kürd'ün silahsızlanması intihara kalkışmak anlamına gelir.

Düşman güce tapan bir düşmandır. Karşısındakinin gücünüzü göstermedikçe hep ezme, yok etme tehditleri ve uygulamaları görüyoruz. Bu generallerin dili yanlız (yalnız değil) güçsüzlere ve yoksullara uzuyor! Gücünün yettiğine, zayıflara dayılanıyorlar!

ABD askerlerini çuvallara tıkınca gıkları çıktı mı? Görülüyor ki bunlar ancak zordan anlarlar! Bu nedenle Kürdlerin de güçlerini göstermeleri mecburidir!
O halde Kürde savaşmaktan başka yol tanımayan düşmana haddini bildirmek, her namuslu Kürd'ün boyun borcudur!

Barışa evet, ama Kürd'ün dilinden barış koşulları yazıldığında, Kürd bayrağı göndere çekildiğinde, Amed başkentli Kürdistan Federasyonu oluştuğunda, barışa evet!
Barışın koşulları bellidir. Kürd hakları tanınınca silahı ebediyen gömmeye, her zaman hazırdır!

Cesaretiniz varsa çağrınızı generallerinize yapın!
Kürd'ü inkar ve imha projelerine alet olmak, aydını küçültmekle kalmaz, aynı zamanda sömürgeciliğin suç ortaklığına da düşürmez mi?

Hasan Dere

21/06/05

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.