Siyaset

Ömer Hayam`la Müslüman Filmler elestirisi

ali · 19.02.2006 · 2 görüntülenme

30 Eylül`de Danimarka da yayımlanan sağcı bulvar gazetesi “Jyllands-Posten” 12 serilik Muhammed karikatürlerine tepkiler 10 Ocak itibariyle yaklaşık olarak bütün dünyada protestolar, yağmalamalar ve diplomatik krizler seklinde devam ediyor. 10 Ocak`ta Norveç “Magazinet” Muhammed karikatürlerini tekrardan yayımlanmıştı. Avrupa’daki kimi gazetelerin, Danimarkalı meslektaşlarıyla dayanışma içinde olduklarını sergilemek için karikatürleri Ocak ortalarında yeniden yayımlamasıyla “Muhammet Karikatürleri” bütün dünyada ayni anda gişelere girmiş oldu. Gösterimde olan film konu itibariyle pek yeni değil. Dolayısıyla da, filmin tanıtımına su belirlemeyle başlayayım: Biz bu filmi daha önce baksa isimlerle izlemiştik. Bunlardan biri “Hıristiyançocuklarımızı –Nasıl-Türbanlı-Müslümankadınların-Etkisinden-Kurtarırız”, bir diğeri, “Müslümantürkler-Hıristiyanavrupaya-Yakışıklar mi”, başka biri de “Müslümanırak-Demokrasiyi-Uygulayabilecek-Kapasitede mi” sorusu seklinde gösterimdeydi ve yine en son gösterimde olanda “Müslümaniran-Yahudiisrail`i ve İsrail’le Beraberde-Bütün-Avrupa`yi-Atom-Silahlarıyla-Yok-Etmek-İstiyor” ismini taşıyordu. Simdi ise bu yazınında konusu olan “Terörist-Muhammed`in-Antimodern-Şiddet-Düşkünü- Fellahları”. Kim bu film(ler)in aktörleri, rejisörleri?   Filmin Rejisörleri11. Eylül 2001 Wold Trade Centers ve Pentagon`na saldırıların hemen ardından Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Geoge W. Bush, daha önce Babası George H. W. Bush isteği üzerine Paul Wolfowitz tarafından 1992 hazırlanan ve Bill Clinton`un seçimiyle rafa kaldırılan “The National Securiy Strategy of the United States of America” (NSS) stratejisi tekrardan gündeme alınıp hayata uygulanmaya başlandı. Bu strateji özellikle Haluk Gerger tarafından Türkçe`ye “Büyük Ortadoğu Projesi” (BOP) olarak çevrildi. Proje Bush-Doktrini olarak ta tanınıyor. Proje üç başlık altında özetlenebilir: Güvenlik, cumhuriyetçi Neoliberalizm ve Neokurumsalcılık[1]. Bu doktrine göre bütün dünyada Demokrasi, Pazar ekonomisi vazgeçilmez ve vazgeçilmişse, gerektiğinde güç kullanarak kabul ettirilmesi gereken en önemli uluslararası norm. Bu çerçevede her devlet “ya dost ya da düşman” retoriğiyle kamplaşmaya gidildi . Düşmanlar teröristler ve nükleer silahlara sahip devletler. Düşmanı yenmek içinse her yol mübah görüldü. Bunun için de İnsan Hakları ihlali, seyahat özgürlüğünün kısıtlanması,  kameralarla her an insanların özel yaşamının ihlali, Guantanamo Bay ve Avrupa`nin kimi yerlerinde olduğu iddia edilen cezaevlerinin kurulması ve böylelikle de hukuksal alanın dışına çıkma gibi eylemler büyük tehlike karsısında maalesef göze alınması gereken sonuçlar olarak görülüyor. Kapitalizmin 1990`larin başına kadar ki ideolojik en büyük düşman Sosyalizm`di. ABD, Sosyalizme karşı Afganistan da Talibanlari,  İspanya`da Franco rejimini, Iranda, Sah`i, Türkiye`de 1980 cuntasını, Suudi Arabistan`da  Bin-Laden`nin mensup olduğu Vaha`bileri vs. destekledi. Ancak Fukuyama`nin  1992`de tarihi içice geçmiş, amaçlardan oluşan olaylar silsilesi olarak tanımlayan ünlü “Tarihin Sonu” kitabi, Sosyalizm`in artık insanlar için bir alternatif olmadığını iddia ediyordu. Fukuyama, ABD bu tarihten sonra yukarıda sözünü ettiğim BOP projesinin amaçlarını içeren Neoliberalizm`i dünyaya yayması gerektiğini savunuyordu ve bu fikir bütün dünyada  tartışılmaya başladı.  Bu çerçeve ABD dostu her ülke bir dizi değişikliler yapmak zorunda kaldı. Bu değişikliklerden biri de Danimarka`da gözlendi: Gecen yılın ortalarında muhalefet sağ parti başkanı ve şuandaki Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussen “asgari Devlet” ve radikal sağ Halk Partisi başkanı Mogens Glistrup ise “Müslümansız” Danimarka talepleriyle seçimlere katıldılar. 11. Eylül`den sonra BOB çerçevesinde sloganlaştırılan “Terörizm`e karşı Savaş ìn” hayata geçirilmesi için Danimarka`nin gerçekten de müslümansızlaştırılması gerektiği genel bir kabul görmeye başladı. 2001`de Muhammet karikatürlerini ilk basan gazete  “Jyllands-Posten” bir röportaj serisi yayımlar. Bu röportajlarda Arap ülkelerinden gelen göçmenler “sosyal parazit” , “kadın düşmanı” olarak tanımlanırlar[2]. O dönemde bu gazeteye karsi tepkiler lokal düzeyde kaldı. Uluslararsılaşmayi bu gazete Muhammet karikatürlerini yayımlamakla başardı. Bundan böyle gazetenin çapı küçük ancak etkisi son derece büyük bir gazete olarak tarihe geçecekti. Bunu nasıl açıklamak gerek? Filmin AktörleriMuhammet Karikatürleri Filmi Hasan Sever göre Türkçe`deki “Bir deli bir kuyuya bir tas atmış bin akilli çıkaramamış” meselesine benziyor. Başka bir söylemle;  film globallesen dünyamızda her şeyin bir biriyle ilintili olduğunu ve birebirini dolayısıyla etkilediğini, bu ilintiyi, birlikteliği, etkiyi ortaya çıkarmanın ise medyanın vazgeçilmez görevi olduğunu vurguluyor ve bununla da kalmayıp, bu görevin nasıl basarıyla yerine getirilebileceğini gözler önüne seriyor. İlk sahnelerde karikatürlerin yayımlanması üzerine monokültürün etkisiyle nasıl bütün İslam ülkelerince kınandığını gösteriyor. Bu kınama Singapur`da hükümetin resmi açıklamasıyla, Endonezya`da kimi grupların bayrak yakması, Flitsin`de Danimarka Büyükelçiliğine saldırı formunu aliyor. Yine kimi Müslüman ülkeler, bunların başında Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri, Danimarka ürünlerini boykot kampanyası başlatır. Suudi Arabistan ve Libya ise Danimarka  elçisini geri çağırırlar. İslam ülkelerinde protesto ve boykot çağrıları yapılırken, Sudan hükümeti de Danimarka Savunma Bakanı Sören Gade'nin ziyaret talebini geri çevirir. Bu olaylar üzerine perdeye “yeni” bir aktör çıkar. İyi adam rolündeki bu aktör, önce olayların dışındaymış gibi davranarak, nasıl bir tavır takınması gerektiğinin iyi bir muhasebesini yapar. Danimarka`da yapılan kamuoyu yoklamalarına göre, Danimarkalıların yüzde 79'luk kesimi, hükümetin karikatürler nedeniyle özür dilememesi gerektiğini düşünürken, yüzde 62'si ise gazetenin özür dilememesi gerektiği yönünde görüş belirtirler.  İyi adam aslında ne olup bittiğinin farkında, perde arkasında ki gerçek rejisördür, ancak kendi çıkarları gereği filmde yardımcı oyuncu rolündedir. Bu rol gereği olsa gerek, kurban rolündeki Danimarka Dışişleri Bakanlığı 9. Şubat`ta internet sitesinde bir  açıklama yayınlayarak Suudi Arabistan, Cezayir, Mısır, Ürdün, Lübnan, Pakistan, İran, Suriye ve İsrail'de bulunan Danimarkalıların ortaya çıkan gerilim nedeniyle dikkatli olmalarıni uyarır. Yine yardımcı rol ekibinden Avrupa`nin kimi gazeteleri karikatürleri “Basın ve Düşünce” özgürlüğüne olan bağlılıklarından yayımlama gerekliğini duyarlar. Gazetelerin savını, yani basın özgürlüğü olduğu savını pekiştirmek için  Avrupa`nin bütün hükümet başkanları hep bir ağızdan, “Avrupa`da Basın ve Düşünce özgürlüğü” olduğunun altını çizerek, karikatürlerin yayımlanmasında kendilerinin, yardımcı oyuncaya yakışır bir tavırla, hiç bir yetki sahibi olmadıklarını, gazetelerin bağımsız olduklarını söylediler. Yardimci RejisörlerFilmin ilginç bir bölümü de Fransa`nin “France Soir” gazetesinde çekildi. Gazetenin patronu Raymond Lakah, bir bildiri ile Başkan ve Genel Yayın Yönetmeni Jacques Lafranc’ın görevine son verir. Mısır kökenli Fransız işadamı Lakah, bu kararı Kurandan sürelerinde yardımıyla yeminlerle tüm inanç ve samimi fikirlere olan saygısını kanıtlamak üzere aldığını iddia ediyor. Yine Fransa Musevileri Hahambaşkanı (cemiyet) Joseph Sitruk, Hz. Muhammed karikatürleriyle  ilgili olarak Müslümanların öfkesini paylaştığını söylüyor.Felaket tellalı Huntingon`un “Kültürler Savaşı” bir anda gerçekleşti. Huntingon kitabında gerek İslam ve Hiristian gerekse de bu dinsel, ulusal farklılıklardan ortaya çıkan ideolojik, ekonomik çatışmalar yerini Bati`nin hiçte istemediği monokültür (tek kültürlülük)- multikültür(cok kültürlülük)  kimlikleri çatışmalarına bıraktığını tespit ediyor ve bu tespitin ise nihaiyi tahlilde, Bati eğer kendisini, kurumlarını değiştirip yeni iliksiler biçimine uyarlamazsa, dünyamızın kültürler arası savaşlara sürükleneceğini ve bati uygarlığının Cin ve özelliklede İslam kültürünün tehdidiyle karşı karşıya kalacağını savunuyor. Filmin SonuAncak bu film su gerçekliği bütün berraklığıyla göstermesi açısından bir bas yapıt değerinde: Medya sanal gerçekler yaratıyor. Zamanla bu sanal gerçekler bir real gerçek halini alıyorlar. Bu real gerçekler, sanal gercekleri ne kadar cok reallestiriyorlarsa, sanal gerçeklerin real gerçekler üzerindeki etkisi o kadar büyük ve sonuçları da ayni derecede etkileyici oluyor: İslam dünyasından gelen tepkiler üzerine, karikatürü ilk yayımlayan Danimarka Jyllands Posten gazetesi geri adım atarak, Müslüman dünyasından özür diledi.Gazetenin genel yayın yönetmeni Carsten Juste, karikatürlerin Danimarka yasasının ihlali olmadığını, ancak şüphesiz birçok Müslüman’ı rahatsız ettiğini ve bu nedenle bütün Müslümanlardan özür dilemesi de Müslümanların Danimarka`ya olan öfkelerini dindirmeye yetmedi. Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussen, önce özür dilemiyecegini söylemesine rağmen,  karikatürlerin yayımlanmasını şahsen kınadığını ve Danimarka`nin bütün kültürlere karşı saygılı olduğunu tarihten örneklerle ispatlamaya çalıştı. Ancak filmin kötü adam başrol uyguncu(lari) hala intikam-intikam naralarıyla kusurun özürden büyük olduğunu, bu yüzden de yakıp-yıkmaya devam edeceklerini söylediler. Bunun üzerine Danimarka halkı sokaklara döküldü ve özürler dilediler. Kültürler Savaşı değil de Kültürler Diyalogu istediklerini bütün masumiyetleriyle ifade ettiler.Filmin rejisörleri bu olayların filmin senaryosuna uyduğunu, zaten Müslüman rolündekilerin Pavlow`un köpekleri gibi etki-tepki ikileminde kurguladıklarını söylüyorlar. Herhalde filmin rejisörleri sauna kadarki çekimlerin filmin “iyi bir son” bulmasına yetmediği kanaatindeler. Muhammed Karikatürleri filmini anlamanın yolu rejisörlerin Yeni Dünya Düzeninde İslam`a biçtikleri rolü incelemekten geçer. Bu yazı İslam`in yeni dünya düzeninde ki yerini değil de, ıslama biçilen rolün nasıl İslam`a uyarlandığını betimliyor. Nasıl ki her oyuncu, karakterize ettiği kişiye bürünüyorsa, burada da rejisör oyuncularını senaryosuna göre seçiyor, uyarlıyor. Sinemada oyuncular bu dönüşümü isteyerek, bilerek yaparlarken, Muhammet Karikatürleri filmindeki oyuncular sanki kendilerini bir filmde izlediklerinin farkında değiller, bu yüzden de kendilerinde ki bu değişime rejisörün gözünden bakıyorlar. Burada tartışılan dolayısıyla sadece oyuncuların kendilerine yabancılaşması değil. Bunun da ilerisinde Muhammed Karikatürleri filmi bizleri “hayat, (gercek(ler)) rejisörün gördüğü gibi mi, yoksa rejisör mü hayat gibi olan?” sorusuna götürüyor. Pratik söylemle; şiddete yatkınlık İslam`in doğasında mi var, yoksa İslam İslam`a verilen rol gereğimi şiddete başvuruyor?  Hayyam Sen Söyle Ben, Ömer Hayyam`in[3] dizeleriyle siz Müslüman dostlarıma iyi sorular ve sehirler diliyorum. Başka türden bir filmde görüşmek dileğiyle.  “Meyhanede abdest şarapla alınır ancak;Mümkün mü kara yazıyı aka çevirmek?Perdemiz öylesine yırtılmış ki bizim,Onarılmaz artık ne kadar yamasak”. Giyaseddin Ebu'l Feth Bin İbrahim El Hayam (Ömer Hayyam)  10-11. Şubat 2006, Tan Demir[1] Bakiniz: http://de.wikipedia.org/wiki/Bush-Doktrin[2] Bu paragraf  ve olayların kronolojisi için: Kaufmann, Bruno, “Renaissance des dänischen Nationalismus”, Tages Anzeiger, 11. Şubat 2006. [3] Hayyam, Ömer: Bütün Dörtlükler. Ceviri: Eyüboğlu, Sabahattin (1998). S. 125. Cem yayınevi, İstanbul.

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.