BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Hasan H. Yýldýrým · 31.08.2006 · 1 görüntülenme
Hasan H. YILDIRIMBugün 1 Eylül. Dünya Barış Günü. Herkes kendince bir yorumda bulunacak. Savaşların ne kadar kötü olduğu nutukları atılacak. Bunu en çokta ezilen insanlığa karşı kirli savaş yürütenler yapacak. Bu, ahlaki olmasada onlarda olmayanda zaten bu. Peki biz Kürdler, 1 Eylül Dünya Barış Gününe nasıl bir anlam yükleyelim? “Kahrolsun savaş yaşasın barış” demek realitemize ne kadar uygun? Diğer yanda “yaşasın savaş, kahrolsun barış” mı diyelim? Bu da realitemize uygun değildir. Kürd’ün eline verilmek istenen deyim yerindeyse iki ucu pislik bir deynek. Elimizi hangi uca uzatırsak kirleneceği gerçeği ile karşı karşıyayız.Kürd milleti savaşlardan çok çekmiştir. Savaşı iliğine kadar yaşamış bir millet varsa o da Kürd milletidir desek abartı olmasa gerek. Kürd milleti savaş mağduru bir millettir. Savaşı hastalığı kadar sevmediği kesin. Bu meselenin bir yanı. Fakat bir de öbür yanı var.Kürd milletine savaşla boyun eğdirildi. Kürd’ün kapısına savaşı düşman taşıdı. Kürd, kapısına taşınan savaştan kaçamazdı. Alıcısı olmak zorundaydı. Kendi bekasını sağlamak buna bağlıydı. O da bundan kaçınmadı. Dış düşmana karşı savaşmayı yaşam edindi. Eğer bugün Kürd milleti var ise buna bağlıdır. Bugünde olan budur. Kürd milleti, kendi bekasını garanti altına almak istiyorsa düşmanın dayatığı savaştan kaçamaz. Kürd milleti, çarpışmak zorundadır. Çünkü düşman Kürd milletine başka bir seçenek bırakmamıştır. Son bir hafta olan bittenlere bile bakıldığında bunun böyle olduğu görülür.Uzun tartışmalı-çekişmeli bir süreçten sonra Türk katil çetesi katil elebaşlarını belirledi. Koltuklar paylaşıldı. Koltuk devir tesliminde bol bol havlanıldı. Havlamalarında yine Kürdler hedef tahtasındaydı. Kürd’ün silahlısıda, sılahsızıda düşman ilan edildi. Gerçi bu bizi yanıltmadı. Fakat Türk’ü kardeş ilan eden, onunla birlikte ortak yaşam rüyasını görenler, dahası kendilerini Türk’ün kapısına bağlamayı akılı politıka sayan o malum Kürd çevrelerini şaşkın ördeğe çevirdi. Onlar, ne kadar dalkavuklukta ısrar ederse etsin Türk’ün Kürd’e karşı politıkası değişmeyecek. Ah bir de şaşkın ördeklerimiz bunu anlayabilseler.TC devleti Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in Irak Devlet Başkanı Celal Talabani için söyledikleri, Türk silahlı katil çetesinin başındaki katilerin verdikleri mesajlar, 30 Ağustos 2006 tarihinde Van cezaevinde açık görüşe giden tutuklu ailelere, İstanbul’da geçen hafta hem linç edilen, hem polis tarafından suçlu ilan edilenlere karşı takunılan tutum, “Komutanım” dediği Kürd katilinin odasında Batman Belediye Başkanına yapılanlar bile Türk egemenlik sistemin Kürd’e karşı tutumunun ispatıdır. Bu tutumun izaha ihtiyacı var mı? Bence yok. Denilen açık ve anlaşılırdır. Biz yine de dediklerinin tercümesini verelim. Denilen şudur : “Ya sev ya terket”!Bundan anlaşılmayacak bir şey var mı? Var! Bu anlaşılmadığı içindir ki, kimi Kürd aydın ve politik çevreleri Türk’e yalakalıkta birbirleriyle yarışıyorlar. Ama yanılıyorlar. Türk katil sürüsünün katil elebaşısının son mesajını alıcı gözle okusalar yanıldıklarını görürler. O zaman yol ayırımına gelirler. Ya yanıldıklarını kabul eder Kürdistan devrim sahasına gelirler, ya da Türk egemenlik sistemine yalakalıkta prim yaparlar. Tercih onların. Türk egemenlik sistemi, Kürd millet bireyi önüne fiziki yok olmayı mı, yoksa beyaz ölümü mü tercihlerini koymuştur. Alıcı olalım mı? Alıcı olsak tercihimizi ne yönde kullanalım? Veya önümüzde başka tercihler var mı? Burada hata yapmaya yer yoktur. Kürd’ün ölüm ve bekasını sürdürme ikilemi ile karşı karşıyasınız. Ya ihaneti seçip başkalaşmayı, ya da ya ölüm ya Kürdistan deyip Türk’ü düşman ilan edip mücadeleyi seçeceksiniz. Bunun ortası yok.Bu konu çokça tartışılan bir mesele. Tartışılır olmasına karşın, Kürd siyasal çevreleri bu konu da ortak bir payda da buluşmamıştır. Bu durum Kürdler hanesine olumsuz bir zaaf olarak kazınır.Kürdistanlı bağımsızlıkcı güçler, kurtuluşu bağımsızlıkta bulurken, değişik renk ve tondaki reformist güçler, kurtuluşu Türkiye’de gelişecek demokrasiye havale ediyorlar. Bu konu da büyük bir yanılgı yaşıyorlar.Türk egemenlik sistemini tanıyanlar, şunu çok iyi bilir. Türk egemenlik sistemi eğilmez, bükülmez, esnemez, ancak kırılır. Bu da karşısına çıkacak gücün ondan daha iyi politıka üretmesine ve ondan daha sert vurmasıyla mümkündür. Bugün ortada böylesi siyasal bir güc olmasada Kürdlerin bu yönlü bir gücü ortaya çıkaracak potansiyele sahip olduğuna kuşku yoktur. Kürd milletine asimilasyon ve fiziki imha dayatıldı. Devletin bekasını buna bağladı. Bu öylesine kabul gördü ki, devlet ve toplum bunu kendinden içselleştirerek paranoyaklaştı.Devletin tüm politika ve uygulamaları “terör sorunu” dedikleri Kürdistan sorununu istedikleri biçimiyle çözmeye yetmedi. Sorun tüm haşmetiyle varlığını sürdürüyor. Devlet politıkasında bir değişiklik beklenilmiyor. Olur diyenler yanılıyor. Her namuslu Kürd şunu çok iyi bilir. Teoride her ne kadar tüm vatandaşlar eşit gibi gösterilsede işin gerçeği bu değildir. Biz Kürdler devlet sahiplerine göre “sözde vatandaşız.” Daima potansiyel suçlularız. Hiç bir zaman ne sistem bize asıl vatandaş gözüyle baktı, ne de Kürdler kendini bu devletin gerçek vatandaşları olarak gördü. Bu paradoks daima yaşandı. Ama ne zamana kadar?Bunun bir yolu olmalı. Yolu belli. Bu yol, Türk’ün olmadığı bir yaşam alanı yaratmaktır. Türkten kopmaktır. Bu sağlanmadıkça Kürd’ün sonu ya fiziki, ya beyaz ölümle yok olmaktır.Kürd milleti, bunu kabullenemez. Kürd milleti, kendi bekası için çarpışmak zorundadır. 1 Eylül 2006
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.