Siyaset

Olanlari gerceklerle yansitan bir yazi, bütün kürt genckerin ibret almasi

Salihê Tori · 03.08.2006 · 1 görüntülenme

gereken bir hatrlatmadir bu yazi. sanirim fazla yoruma gerek birakmiyor bu yazi, bu yigit insanlar neden ve nicin öldürülmüs? kimin heabina yapilmis bunda kimin kazanci olmus, sanirim bütün vicdaanli insalar herkes biliyor.Bakalim hep birlikte bu aniyi okuyalimKahpe Bir Cinayetin ” Hikayesi”:”Cüzam” ve Mustafa Tangüner,Mustafa, çok iyi bir insandı, çok iyi birKürttü ve çok iyi bir devrimci idi.¨İnsancıldı, sevecendi, dürüsttü,inançlıydı, bilinçliydi, kararlıydı. En son yakalanışında, çok ağırişkence görmesine rağmen ifade vermeyi bile reddetmişti.Onu, değerli arkadaşım Yaşar Abdülselam kadar güzel anlatamam, ancak odönemin bir yöneticisi olarak bir şey söylemem gerekecekse ”O enince ve en zor görevlerin insanıydı” diyeceğim.Ben, sizlere, Mustafa’nın bu müstesna özelliklerinin yanısıra, esasolarak O’nun katlinin yöntemini ve özellikle O’nun ve onlarcabelki de yüzlerce kişinin katili olan ”Cüzam”ın hikayesinianlatacağım ve bu ”hikaye”nin şahsında’ Kürt ulusuolarak nasıl bir ”felaket” geçirdiğimizi ve geçirmekteolduğumuzu anlatmaya çalışacağım. Musataf’a öldürülmeden bir hafta önce, Almanya dönüşüKopenhang’a uğramıştım. Apo”nun timleri, Avrupa’da ,”Kürt avı”ndaydılar ve ben de ”av” listesindeidim. İsveç Polisi’nin ısrarlı istemlerine rağmen,”resmi” olarak korunmayı reddediyordum/ediyorduk. Sol-Birliktartışmaları nedeniyle örgüt olarak da bölünmenin eşiğindeydik.Almanyadönüşü, Kopenhang’daki arkadaşlarla görüştükten sonra, Mustafa iletren istasyonuna gittik, zira. Ben acilen Stockholm’e dönmekistiyordum. Mustafa, örgütümüzün içinde bulunduğu durumu, benimle özelolarak konuşmak istediğini, bu nedenle de o gece misafiri olarak kalmamgerektiğinde ısrar etti. Onu kıramadım.Kopenhang Tren İstasyonu’nda, O’nun evine gitmek üzere birplatforma inecektik ki, üç kişi ile selamlaştı, O’nun hal-hatırsormadaki o insancıl, sevecen huyunu bildiğim için, bu”seans”ın uzayacağını tahmin ederek platforma inip Onu oradabekledim. Döndüğünde, görüştüklerinin bir tanesinin PKK’ninDanimarka’daki yetkilisi ve iyi biri olduğunu, O’nunla zamanzaman gürüşüp sohbet ettiklerini, yanındak iki kişiyi ise ilk defagördüğünü söyledi. Mustafa’ya,yaptığı şeyin çok yanlış ve tehlikeli bir şey olduğunu belirttim veonların benim kim olduğumu sorup sormadıklarını öğrenmek istedim. Benimleilgili bir şey sormamışlardı, ancak onlar ayak-üstü konuşurlarken, birikaybolmuştu, ama Mustafa, O’nun nereye gitiğini farketmemişti.Gerçi,sorsalardı da, Mustafa’nın başkalarıyla dolayısıyla benimle deilgili çok ”ketum” davranacağını biliyordum. Trende Ona, Apo’nun, biz Kürt politikacıları vePKK’den ayrılanlar için bizattihi seçip Avrupa’nın değişikülkelerine gönderdiği tettikçi ”tim”lerle ilgili olarakbildiklerimin bir kısmını anlatmak suretiyle durumun ciddiyetini izahetmeye çalıştım ve ”mümkünse bu gece sende kalmıyalım” dedim.Bunu üzerine, Mustafa, utancı, pişmanlığı, öfkeyi ve gülmeyi bir andayaşadı, bütün bunlar o sevimli yüzüne acıyla karışık bir gülümsemeyleyansır gibi oldu; ”Yok” dedi: ”Bizde kalıpkonuşacağız!” kararlıca.O geceyi, O’na farkettirmemekle beraber, oldukça tedirginlik içindegeçirdim, benim aksime o oldukça rahattı. Mustafa’yı tanıyanlar,O’nun o insan-üstü cesaretini ve çocuklara yakışan”saf”lığını ve dolayısıyla o geceki rahatlığının kaynağınıanlarlar. Gece boyunca bana, ”Sol-Birlik’ ile ilgili konudahemfikir olduğunu söylemekle beraber, bunun örgütte bir bölünmeyedönüşmesine karşı olduğunu, böylesi bir durumda örgütte kalacağını,açıklıkla ve ısrarla belirtti, ”bak göreceksin, bir müddet sonraSol-Birlik tarihe karışır ama biz örgüt olarak tarihekarışmamalıyız!” deyip durdu sabaha kadar ve sabahleyin beniyolculadı. O’nunla vedalaşırken son sözüm ”çok dikkatli”olması yolundaydı ve O da her zamanki gibi gülümseyerek ”olur”demişti.2 Kasım 1985’te, Partimizin Kuruluş’unu kutladığımız gecede,Apo’nun tetikçilerinden birisi her zaman oluğu gibi, ulusumuzunkurtuluş mücadelesinin ”marş”ına, ”dilan”ınakurşun sıkarak O yiğit, entellektüel Kürt devrimcisi Semir’in kanınıakıttı. Silah sesini duyduğumda, yerimden fırladım, daha kanlar içindeyerde yatanın kim olduğuna bakmadan, pencereden atlayan katilin ardınaverdim ve gerek gecenin sahibi ve gerekse de herkesin tanıdığı birisiolarak yaptığım uyarılarla Katil’i linç edilmekten kurtardık vepolise teslim edilmesini sağladık.Sabah erkenden, siyasal bir görev için başka bir ülkeye hareket ettik.Daha oraya yeni varmıştık ki, Mustafa’nın, evinde kahpece şehidedildiğinin haberini aldık.Anlaşıldığı kadarıyla katiller, kapısını çalıp içeri oturma odasınageçmişler ve odada Onu kaleşçe öldürmüşlerdi. Olayın oluş biçimindenanlaşıldığı kadarıyla katillerle tanıştığı ve bu nedenle onları içerialdığı kesindi.Muhtemelen Onu öldürmek üzere gidenler, İstasyon’da karşılaştığımızo üç kişiydi.Fransız mülteci pasaportlu iki katil, aynı gün, Kopenhang HavaAlanı’nda Danimarka polisi tarafından yakalandılar; kimlikleritespit edildi ve garip bir biçimde, hem de aynı gün Fransa’yauçmalarına müsade edildi. Aradan birkaç hafta geçmeden PartimizinDanimarka yetkilisi Eyyüp Kemal Adsız da ortadan kayboldu ve cesedi birayı aşkın bir zaman sonra kıyıya vurdu ve öylece bulundu. Apo’nun profesyonel timleri değerli Eyyüparkadaşımızı da boğrak denize atmışlardı. Kanlı yeraltı istihbarat örgütleriyle ilgili tarihi kısmenbilenler/okuyanlar, Danimarka Polisi’nin konuyla ilgili”kirli”liğini bilirler. Yahudi Kökenli ve fakat Kanadavatandaşı olan meşhur bir Mosad ajanı (adını şu anda hatırlamıyorum),”av”larını, en rahat ve tehlikesiz bir biçimde avladıkları ikişehirin, Danimarka’nın başşehri Kopenghang ile Kenya’nınbaşşehri Nairobi olduğunun altını çizmesi hiç aklımdan çıkmaz.Katiller, Mustafa ile Tren İstasyon’unda rasladığımız iki kişiydi.Mustafa’ya ”dostça” yaklaşan o PKK yetkilisi, belki dahaönce, belki de ilk defa o gün, ”av”ı o katil tetikçileregöstermişti. Katillerden birisi, aslenMidyatlı olan Abdullah Oral’dı. PKK’de ”Cüzam” kodadını kullanıyordu. ”Cüzam”, PKK’de, direkt Apo’yabağlı olup sadece tetikçilik görevi yapan, lümpen birisydi ve zaten bundanbaşkaca da bir işe yaramazdı. Diğerkatilin adı bende saklı, ama ben ”Cüzam”ı anlatmaya devamedeceğim. Apo’nun,Mustafa’dan sonra da ”Cüzam” a kaç tane Kürtöldürttüğünü tam anlamıyla bilemiyoruz , ancak bu anlamda yeterince”yük” almış olduğu ve bu ”yük” nedeniyle”tehlike” arzedebileceği için, Apo, ”tecrübe”siuyarınca, ”Cüzam”ın benzeri ve aynı zamanda arkadaşı olan birbaşka tetikçisine, ”Cüzam”ı öldürme emri verir.Tesadüf bu ya, emir esnasında, tetikçi,Almanya’da, ”Cüzam” ile beraberdir. Apo’nun,telefonla ”hemen işini bitir!” cümlesiyle verdiği emri,Apo’ya göre daha ”baht”lı olan ikinci tetikçisi,”Cüzam”a da dinletir.Bunun üzerine, ”Cüzam” ile arkadaşı, Almanya’da, hemenizlerini kaybederler...”Cüzam” Suriye’ye gidip Apo’yu öldürmeye”yemin” eder, ama hareket kabiliyetinin”patron”suz ”sıfır” olduğunu kısa zamanda görür,Almanya’da sıkışıp kalır. Bir müddet sonra, Danimarka’ya veyabelki de İsveç’e, eski ”dost”larından bazılarının yanınagitmeye teşebbüs eder, ancak Danimarka sınır polisi Onu yakalar veAlmanya’ya geri çevirir. Bunun üzerine ”Cüzam”, doğrucaAlman polisine giderek teslim olur ve yaptıklarını anlatır.”Cüzam”ın Almanya’dahapiste olduğu bilinir, ama ”bazı şeyleri” bilen birisi olarakben, ”Allah bilir” demeyi daha uygun gürüyorum.”Cüzam”a bir piyon olarakbakıyorum, Semir’in katiline de öyle…Son günlerde yazdığım yazılar nedeniyle birçok mesaj alıyorum. Tekraretmeliyim ki, ne PKK’lilerin tümüne ajan diyorum ne de büyükçoğunluğuna kin duyuyorum. Kime/kimlere kin duyduğumu veya ajan dediğimi saklamıyorum, yazıyorve süylüyorum. Silahı ve şiddetisevmiyorum, ama buna ilişkin - yanlış veya doğru- kararlar, emirlerverdiğimiz olmuştur. Ulusumuzun mecut durumu sürdükçe Kürtpolitiklacılarının bunlara ilişkin kararlar vermek zorundaolduklarını/olacaklarını düşünüyorum ve bu nedenle bir zamanlar şiddetikutsayıp ”felaket”i getirdikten sonra, savrulup, ”hertürlü şiddete karşıyız” diyenlere, katılmıyorum; onlara sadeceacıyorum. Ama mafia babaları gibi,tetikçilere insan öldürtüp, sonra da tetikçileri öldürtenleri, yaniApo’yu ve benzerlerini, siyasetçi veya işbirlikçi olarak değil, ajanolarak gördüğümü tekrar belirtiyorum. Kim benzer olayları biliyorsa açıklamalıdır ki, hem içimizdekitetikçileri hem de ”ajan”larımızı bilelim ve bunları bertarafetmeyi başaralım… Kürt yiğitleriMustafa Tangüner, Semir (Çetin Güngör) ve Eyüp Kemal Adsız hiçbir zamanunutulmayacaklar!...Kürt halki onlari hic bir zaman unutmiyacaktir.

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.