Siyaset

Öcalan'lı Süreç ve Taktik Statüler - M.Kobal Aryalı

15.01.2011 · 2 görüntülenme

Öcalan'lı Süreç ve Taktik Statüler - M.Kobal Aryalı

Öcalan lı süreç, Kürtlerin statüsüz sürecı olarak tarihe geçecek gibi görünüyor. Genelkurmay ile hükümet Öcalan üzerine görev bölümü yapmışlar, anlaşmışlar. Kürtlerin politik ulusal amaçlarını minimize etmek için Öcalan'ın son firsat olduğunu söylüyorlar. Kürdistan Ulusal Kurtuluş mücadelesini iç ihanetlerle,çözülmelerle istedikleri kıvama getirebileceklerini ve Öcalan'la örgütlerine geri adım attırma kolaylığını alaylı bir keyifle tarşıyorlar. Özerk Kürdistan, söyleminden çark edilmesi, içten feth etmenin etkisine bağliyorlar.

Eğer Türk yöneticileri, Öcalan üzerinde Kürtlerden son bir intikam almak istemiş se, bundan daha ağırını yapamaz. Hiç süphesiz örgütün önemli kademelerinde bulunan bütün yöneticiler, istiyerek, istemeyerek, bu ağır vebalin altında kalacaklar. Abdullah Öcalan; Uç hafta önce avukatlarıyla yaptığı görüşmede «Yerel yönetimlerin belli merkezler biçiminde örgütlendirilmesi, özerk Kürdistan, öz savunma gücü vb. Çalışmaların bütün boyutlarıyla başlatılmasını istiyor, iki hafta sonraki avukat görüsmesinde, o söylediklerini ya reddediyor yada gene anlasılmaz hale getirerek ve henüz yer yüzünde yaşanmamış saçma sapan şeyler biçiminde öneriyor.

Öcalan avukat görüşmesinde söyle diyor:

(“Demokratik özerkliğe ilişkin de bir iki şey belirtmek istiyorum, o da anlasılmıyor. Bizim bu çözüm modelimiz devletçi bir çözüm modeli değildir, devlet hedeflemiyor. Bazı yazarlar ya anlamıyorlar ya da bilinçli şekilde çarpıtıyorlar. Bizim savunduğumuz sistem demokratik bir toplum modelidir, devlet modeli değildir, toplumun örgütlülüğüne dayanıyor. Toplum içinde hiyerarşi ve devlet ortaya çıktığından beri ona karşıt-paralel olarak sivil toplum örgütlülüğü de her zaman var olmuştur. Bu ikisi devlet-iktidarla sivil toplum bugüne kadar hep çatışarak gelmiştir. Ben devlet-iktidar karşıtı kesimlere zaman zaman politik ve ahlaki toplum da diyorum, demokratik toplum olarak da adlandırıyorum. Önerdiğimiz sistemi bazen Demokratik Özerklik bazen Demokratik Konfederalizm olarak da isimlendiriyorum. Öyle sanıldığı gibi federatif bir yapılanmayı da hedeflemez. Toplumun demokratik örgütlenmesi, demokratik yönetimi ile ilgileniyoruz... »)

Şimdi zorlanarak bütünlüklü hale getirmeye çalıştığım bu hilgat garibesi alıntıyı, değil eleştirmek bir daha okursam bunalıma girerim. Çünkü Öcalan'ın belirtikleri kökten yanlıştır. Ama içinde doğru seylerde yok değil. Mesela « söylediklerim anlaşılmıyor »! diyor, doğru söylüyor. Başta Hasip Kaplan olmak üzere kendisiyle görüşen avukatların tümü geri zekalıdır. Çünkü Öcalan'ın yanlışlarını hatırlatmıyorlar. Demiyorlar; «Başkan; söylediğin, devlet, toplum modeli henüz yeryüzünde yok ve belirtiğin doğrultuda bütün Kürtleri kırdırsak'da çıkmayacaktır, diye uyarsalar her aklına eseni yapmayacaktır.

Bilindiği gibi Öcalan’ın direktifleriyle taktik örgütlenmeler çok kuruldu, zamanla kuşa çevrildiler, hayret verici olan aynı hızla unutulmalarıdır.Teorik hikayelerini irdelemek faydasızdır. Zira örgütleri oluşturma emrini veren Öcalan, hiç birini toplumsal, özgürlük ihtiyacindan kaynaklı olarak olarak kurmamıştır. Sonuçlarına bakıldığında, çok düşünülerek, planlanarak kurulan örgütler olmadığı kısa ömürleriyle ispatlıdır. Dolayısıyla kurulan örgütlerin bu manada ciddiye alınmadığı boş içerikleriyle, kısa tarihçeleriyle veya söylenenlerden çark edilerek hiç bir iz bırakılmadan ve kuru bir gürültünün dışında ve hata fesh edilme geregi bile duyulmadan failli meçhul olmuşlardir. Amacından saptırılan, içeriğinden boşaltılan, Sürgün Parlamentosu, Ulusal Meclis gibi kurumlar; ilk akla gelenleridir.

Öcalan ve PKK yönetimi bu güne kadar kurdurduklari örgütler, uydurdukları programlarıyla beraber neden kurdukları, neden fesh ettikleri, halen anlaşılmamıştır. Yaşanan maddi ve manevi zararlar çok ağırdır. PKK'li süreçten önceki Kürtlerin durumunu bu günle kıyasladığımda, ahlaki,siyasi,maddi ve manevi çüküntü korkunç boyuttlardadır. Bütün bunlar yaşanmamış gibi davranmak, ahkem kesmek, ikide bir örgüt kurdurmak ve sözde program önermekle Kürtlere büyük zarar veriliyor. Zaten işi bitirilen örgütlerin, ne kuruluşunda nede işlevsizleştirilmesinde, Kürt ulusuna, çalışanlarına ve kadrolarına bir menfatı olmadı. Sanki Öcalan, O örgüt ve kurumların basına seçilen insanları kişiliksizleştirmede, rencide etmede, moral ve mücadele enerjilerini tüketmek için çalışıyor. Üstelik onbinlerce insanımz öldürüldü. Direnenler, gerilla güçleri çok agır bedeller ödediler, sadece bu örgütün sağında solunda duranlar değil, devlet yanlısı olmayan bütün Kürtler bir biçimde bu tahribattan etkilendiler.

TC’nin hertürlü saldırısı, hapishane ve işkenceleri bu insanlarımızı geriletmedi, mücadelede uzaklastırmadı. Fakat Öcalan'ın ulusal davayı hiçlestirici, kendisini herşeyleştirici siyasetsizliği herbirimizi bir yere savurdu. Kendisini'de İmralı ya yolladı. Bütün bu yaşananları, yaşanmamış gibi kabul etmek utanç vericidir. Bütün samimiyetimizle bu yanlışları düzeltme uğraşımız, saldırı, ihanet ve ölümle cevaplandırılmıştır. Demokratik bir Kürt muhalefetine müsade edilmedi. Ayni porovakasyonla cevap vermeme duyarlılığı ise malesev anlaşılmamıştır. Ozanın dediği gibi, “sen beni kesemezdin ama, ne yapayım ki sapın bende.” Sonuç olarak duygusal sorumluluk binlerce insanın belini kırmış ve atıl bırakmıştır. Dolayısıyla ulusal hassasiyetleri, yılların tecrübeleri görmezlikten gelinmiştir.

İlk defa TDK, BDP’nin yaptığı çalıştay Kürt ulusal hakların bir kaç madde temelinde’de olsa somut istekler bazında statüsü belli, zırt pırt değişmeyen askari makul bir programla şekillenir-mi diye bir daha umutlanmiştim. Öcalan, avukatlarıyla görüşür görüşmez, uç hafta önce önerdiği bu programı’da reddeti..Su yakın tarihin manzarasına bakın, türk cumhuriyetiyle birlikte 90 yıldir Kürtler inkâr ve asimile ediliyor, bireysel ve kitlesel katliamlardan geçiriliyor öldürülüyor. Özellikle son otuz yıllık silahlı mücadelede Kürtler her yönüyle düşürüldüler...PKK ve yan kurumları Öcalan’ın minyatör devleti gibi çalışıyorlar, bir çok şeye sahipler. Ama Kürt ulusu adına hiç bir statü söz konusu değildir. Cünkü Apo’ya göre; ‘Kürtler devlet istemiyor, Federasyon istemiyor, Özerk Kürdistan’da istemiyor,” Peki ne istiyorlar?

Sömürgecilere karşı baş kaldıran bütün Kürtler fedakarlık yaptı, büyük bir özveri ve devrimci enerjiyle çalışıldı. Ciddi bir ulusal potansiyel oluşturuldu. Ancak oluşturulan yapılar, kuruluş felesefesine uygun çalıştırılmadı. Ya kişiliksizleştirilerek işlevsiz hale getirildi, yada failli meçhul edildi. Bu liderlik ve bireysel hastalık hakimiyeti, herseyi ben bilirim megalomasr, insanlarımızı bunaltı, öz güvenlerini dumura uğrattı, özgürlük mücadelesini amacından saptırdı, ulusal kurtuluşu gecıktırdı, ağır kayıplar verildi. Olgunlaşan toplumsal iç dinamikler,panik içinde olan sömürgeci bölge devletleri, lehte olan uluslararası gelişmeler heba edilerek ciddi devrim fırsatları kaçırıldı.Sonuç olarak çözülmenin, teslimiyetin başladığı yerde direnmek, her onurlu insanin yaşam gerekçesi olmalıdır.

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.