Öcalan görüşmeleri: Devletin devletle görüşmesi ve TAK’ın Şantaj niteliğindeki Eylemi…
ÎBRAHÎM GUÇLU
·
13.11.2010 · 2 görüntülenme
Öcalan’ın devletle görüşüp görüşmediği de bir yılan hikâyesine dönüşmüş durumda.
Uzun zamandır, özellikle de Öcalan’ın İmralı’ya gelmesi/getirilmesinden sonra, devletin Öcalan’la görüşüp görüşmediği konusunda, aydınlar ve siyasetçiler tarafından dışarıdan tahminler yapılmakta, görüşler ileri sürülmektedir.
Bu konuyla ilgili olarak PKK ve Öcalan, sadece, kendi pozisyonlarını güçlü göstermek, kendi kitlesi üzerinde nüfuzunu devam ettirmek, sürdürdükleri yanlış ve Kürt ulusunun çıkarlarına aykırı stratejileri gizlemek/gözden uzak tutmak, taktik bir sorun olarak göstermek için, zaman-zaman devletle görüşmelerin olduğunu ifade ettiler.
Öcalan’ı kullanma stratejisi…
Devlet tarafı, bu konuda herhangi bir açıklamada bulunmadı. Devlet tarafı, Öcalan’ın İmralı’ya gelişinden sonra MİT Müsteşarı’nın ağzından, “PKK’nın, bölge devletleri tarafından kendilerine karşı kullanıldığını, bundan böyle de kendilerinin Öcalan’ı kullanma stratejisini izleyeceklerini” açıkladı.
MİT Müsteşarının açıklaması, pratik politik gelişmeler, PKK’nın izlediği stratejiler üzerinde somut etkilerini gösterdiği gibi, olup-bitenlerle bir örtüşme de gösteriyordu.
Anayasa değişikliği referandumu kampanyası aşamasında, Öcalan ve PKK ile görüşmelerin yapıldığı tartışmaları yoğunlaşmaya başladığı zaman, Başbakan ve diğer hükümet yetkilileri, “devlet yetkililerinin, devletin çıkarları açısından bu tür görüşmeler yapacağını, hükümetin hiçbir zaman Öcalan ve PKK ile görüşmeyeceğini” ifade ettiler.
O açıklamalardan sonra, bu görüşmelerin yapıldığı konusunda, kamuoyunda bir kanaat oluşmaya başladı. Başbakan’ın, devlet görüşmesi ile hükümet görüşmesi ayrımına gitmesi de kafaları karıştırmaya başladı.
Başbakan’ın bu ayrıma gitmesi, Türkiye’nin, 1950 sonrasından itibaren yaşamaya başladığı ikili iktidar, devlet iktidarı ve sivil iktidar konseptine uygun bir açıklamaydı.
Ama Hükümetin, Anayasa değişikliği ve öncesi bazı uygulamalarla, ikili iktidarı ortadan kaldırma, ya da kaldırdıkları ile ilgili gelişmelerle de büyük bir çelişkiye de işaret ediyordu.
Ya da Başbakan’ın açıklamaları şark kurnazlığını ifade eden bir yaklaşım olarak orta yere çıkıyordu.
Öcalan’ın 1 Kasım Açıklamaları…
PKK’nın son ateşkesini eyleminin seçime kadar uzatmasından önce ve Aysel Tuğluk’un Öcalan’la görüşmesinden sonra, devletle görüşmelerin olumlu gittiği, görüşmelerin diyalog aşmasından müzakere aşamasına doğru evrimleştiği açıklandı.
Daha sonra Öcalan’ın avukatlarına yaptığı açıklamada, “henüz diyalog aşamasından müzakere aşamasına geçilmiş değil ama müzakereye geçiş aşaması olarak değerlendirebiliriz” sözleriyle, Aysel Tuğluk hem doğrulandı, bir yanda da yalanlandı.
Öcalan’ın bu aşamadan sonraki açıklamaları daha ilginç olmaya başladı. Öcalan 1 Kasım’da avukatlarına yaptığı açıklamalarda, devletler olan diyaloglarından bahsederken, AK Parti başta olmak üzere, siyasi partilerin diyalogun tarafı olmadıklarını açıklıyor, hatta AK Partiyi ve hükümetini, CHP ve MHP’yi suçluyor ve oligarşik karakterli olduklarını ifade ediyor.
Ve şöyle diyor: “Kamuoyu ile şunları paylaşmak isterim. Devletle görüşmelerim devam ediyor, görüşmeler daha ciddileşiyor. Henüz diyalog aşamasından müzakere aşamasına geçilmiş değil ama müzakereye geçiş aşaması olarak değerlendirebiliriz. Gelen yetkililer dürüst ve ciddi insanlar (bu açıklama Neşe Düzel’in röportaj yaptığı Balıkçının ifadeleriyle çakışma gösteriyor). Kamuoyunun şu hususu net bir şekilde anlaması gerekir. Şu anda devletin yaklaşımı olumludur ancak bütün olarak politik oligarşi, yani hükümet dahil muhalefet dahil CHP ve MHP çözüm önünde engel olarak duruyorlar. Siyasilerin bu yaklaşımı Türkiye’yi felakete götürür…”
Öcalan burada da durmuyor, devleti ve AK Parti’yi tümden birbirinden ayırarak AKP’nin oyununa gelinmemesi gerektiğini belirtiyor ve devletin (hangi devletse?) AKP’den ve hükümetten daha olumlu olduğunu ileri sürüyor. AKP ve hükümetini geçmiş hükümetlerle, dolayısıyla Erdoğan’ı da geçmişteki liderlerle mukayese ediyor, geçmişteki hükümetlerin AKP hükümetinden, yine geçmişteki liderlerin Erdoğan’dan daha olumlu ve samimi olduğunu ifade ediyor.
Şöyle diyor: “…Özal mesela daha samimiydi. Bu nedenle öldürüldü. Yine Erbakan bizimle daha ciddi, olumlu diyaloglar kurdu. Hatta Kırıkoğlu zamanında görüşenler daha samimiydiler. Ecevit de öyleydi. Ama etkisizleştirdiler…”
Öcalan’ın bu ifadelerinde de, askere daha özel bir önem vermesi gözden kaçmıyor. Bu da devlet iktidarı olan derin devlete yakınlığını ele veriyor. Zaten yıllarca derin devletle birlikte AK Parti ve hükümetine açıkça mücadele etmesi de bilinen ve gizlenilmeyen bir gerçek. AK Parti’nin derin devlet iktidarına karşı hamle yaptığı bütün zamanlarda, derin devlet iktidarını rahatlatacak, elini güçlendirecek, derin devlet iktidarını gerekçelendirecek, eylemler yapıyordu.
Ayrıca açık olan bir gerçek var ki, Öcalan, herkesin çeşmesinden su içmiş. Herkese mavi boncuk dağıtmış. Oysa ismi geçen liderlerle ilgili geçmişte söyledikleri incelendiği zaman, o liderler hakkında başka düşündüğü, asıl olarak Öcalan’ın samimi olmadığı açığa çıkar.
Öcalan, AK Partiyi ve hükümetini, Kürdistan’da HAMAS’ı yaratma hesabı içinde olduğunu söyleyerek de, Kürt İslamcılarındaki ulusal bilinç gelişimini ve hareket tarzını şimdiden engellemek istiyor. Çünkü Kürt İslamcılarının ulusal hareket içine dahil olmaları ve girmeleri halinde, Kürt ulusal hareketinin çoğulculaşacağını, tekçiliği, otoriter ve total yapıya sahip PKK’yı tehdit edeceğinin hesaplarını da yapıyor.
Hangi devlet?
Daha önemlisi de, Öcalan’ın devletle hükümeti bilerek ayırmak istemesidir. Öcalan’ın bu açıklamalarının kamuoyunda tartışıldığı bir dönemde, Taraf Gazetesi’nin sürekli görüşlerine başvurduğu Balıkçının, Neşe Düzel’e yaptığı açıklamalarının gündeme düşmesi de, Öcalan-Devlet diyalog/müzakere hikâyesine daha bir çeşni ve renk kattı. Balıkçı’nın açıklamaları şiracının şahidi bozacı misali, gerçekleri ortaya serdi.
Onunla da kalınmadı, diyalog/müzakere denilen hikâyenin, hiç de dünyadaki ezen ve ezilen ulus diyalog-müzakerelerine benzemediği açığa çıktı. Gizli Kürt aydını olarak lanse edilen, Kürt Mahallesinde de çok eskilerden bu yana polisle ilişkili görülen birinin, Devlet ve Öcalan arasında aracı olması, Kürtlerin nasıl bir tezgah, plan, oyunla karşı karşıya olduğunu ortaya koyuyor.
Öcalan’ın ve Balıkçı’nın açıklamalarının kendisi, diyalog içinde olan devletin “hangi devlet?* olduğunu büyük bir paranteze almaktadır. Gelinen aşamada, devlet iktidarı ile sivil iktidar arasından açıların daraldığı, sivil iktidarın Anayasa değişikliği referandumundan sonra psikolojik ve fiziki egemenlik ve üstünlük sağladığı bir dönemde, Öcalan’ın devlet ve hükümeti birbirinden ayırması, devletle diyalog içinde olduğunu açıklaması, AK Parti ve hükümetini tehlikeli, devre dışı bırakması, “hangi devlet?” sorununu daha da anlamlı kılmaktadır.
Elbette Abdullah Öcalan’ın devlet ve hükümet ayrımı ile Başbakan Erdoğan’ın diyalog ve görüşme bağlamında ileri sürdüğü hükümet ve devlet ayrımı konusundaki çakışma ve örtüşme, ortada bir taktik oyunun, hem de devletin bir taktik oyununun olduğunu, bu oyunun Öcalan’a dikte ettirildiği gerçeğini de ortaya koyuyor.
Hem Başbakan’ın ve hem de Öcalan’ın görüşleri, tam da şark kurnazlığının, gerçekleri halktan gizlemenin bir kültürü olarak kendisini dışa vurmakla kalmıyor, daha başka bir gerçeği ifade ediyor. O gerçek de, Öcalan’la görüşmeler denilen hikâyenin, devletin devletle görüşmesi olduğu, bunun bir tiyatro oyunu gibi sergilenip, Kürtlerin, özellikle PKK ve taraftarlarının aldatılması olduğu görülmektedir.
Öcalan’ın referandum öncesinde AK Parti limanına yanaşması gerçeği de (ki bu konuda yazdım) bu oyunu daha iyi sergiler niteliktedir.
Ayrıca Öcalan’nın devlet görüşmesi ve diyalogunun, devletin devlet görüşmesi oyunu olmasının en önemli ve yapısal nedeni, Öcalan’ın başından beri devletin adamı olması, PKK’nın, Kürt Hareketini bağımsızlıkçı çizgiden uzaklaştırması, entegrasyon koşullarını olgunlaştırması, Kürt ulusal çıkarlarının çarpıtılmasının sağlanması için bir devlet projesi olarak yapılandırılmasıdır.
Kürtlerin, olup-bitenleri anlaması, kavraması için açığa çıkan birçok veri, belge, Öcalan davranışı ortadadır. Devletin bu oyununa karşı Kürtlerin uyanık olması, karşı durması, bu oyunun deşifre edilmesi için çaba göstermesi gerekir.
TAK’ın eylemi bir şantajdır…
TAK’ın Taksim eylemene öncelikle Öcalan, daha sonra PKK/KCK karşı çıktı. Taksim eyleminin bir provakasyon olduğu, bu eylemin barış görüşmelerini engelleme amacını taşıdığını, bundan böyle TAK’ın bu eylemlerinin yasaklanacağı dile getirildi.
Kamuoyu tümüyle olmazsa bile, kendi arzularının gerçekleşmesinin peşinde koşan aydınlar ve siyasetçiler, buna inandılar, ya da inanır göründüler. Bazı aydınlar ve siyasetçiler - Kemal Burkay da dahil-, TAK eylemini PKK/KCK ve Öcalan’dan soyutlayarak, Ergenekon’un ve derin devletin eylemi olduğu konusunda kendilerini ikna ettiler.
Bunu yaparken de, Öcalan’ın devletin adamı olduğunu unutur oldular.
Oysa TAK’ın Taksim eylemi, tam anlamıyla Öcalan’ın ve PKK’nın bir şantaj eylemidir. Öcalan ve PKK/KCK’nın şantajcı yapısal özelliğiyle de bir çakışma gösteriyor.
Öcalan, KCK/PKK, birlikte oldukları devlet gücü, silahı bırakmak istemediği, yada silahı bırakamayacağı için, devletin devletle görüşmesi niteliğinde olan tiyatro niteliğindeki görüşmelerin son bulmaması için Taksim Eylemi gibi eylemlere bundan böyle de ihtiyaç duyacak, bu eylemler organize edilecektir.
Son günlerde KCK lideri Murat Karayılan’ın TAK elemanı Taksim “kahramanına” saygılarını iletmesi de bunun en somut delilidir.
Amed, 11 Kasım 2010