Siyaset

Neden Kürdistan’da yeni dönem

Ahmet ALÝM · 11.04.2006 · 2 görüntülenme

28 martta Diyarbakır’da meydana gelen olaylar Kürdistan’da yeni bir dönem başlatmıştır. Bu yeni döneme ilişkin bazı belirlemeler daha önceki yazılarda belirlenmiştir. Bizce bu yeni dönemin karakteristiklerini 10 madde halinde aşağıdaki gibidir ;            1. Türkiye Kürdistan’ında daha önce baş gösteren tüm isyanlar esas anlamda yerel düzeyde kalmıştır. Süre olarakta isyanlar bir kaç yıllık zaman diliminde bastırılmıştır. Bu kısa süreli ve yerel düzeyde kalan Kürt isyanları genelde sömürgeciler ve/veya yabancı araştırmacılar tarafından incelenmiş ve belgelenmiştir. Hareketler yerel kaldığından önceki hareketin kazanım ve deneyimleri sonraki kuşaklara çok sınırlı olarak aktarılmıştır. Bu konuda bir istisna, 20 yıllık arayla yapılan Koçgiri ve Dersim  isyanlarında Nuri Dersimi’nin Koçgiri’nin deneyimlerini Dersim hareketine aktarması olmuştur. Buna karşılık, 1984’ten bu yana süren ulusal hareket tüm Kürdistan’ı kapsadığı gibi diğer Kürdistan’ların dışında Türkiye’nin diğer bölgelerine kadar yayılmıştır. Zaman olarak, mücadeleyi 1999 ağustosundaki tek taraflı ateşkes ve geri çekilmeye göre alırsak 15 yıl gibi rekor düzeyde bir süredir. Kazanım ve deneyimler esas olarak bu mücadeleyi yürütenler ve Kürt araştırmacılar tarafından belgelenmiş ve incelenmiştir. Aynı zamanda, bu mücadele sömürgeci güçler ve yabancı araştırmacılar tarafından da yoğun olarak ele alınmıştır. Sonuçta bu mücadelenin kazanım ve deneyimlerine ilişkin çok zengin bir literatür, yazılı ve görsel malzeme oluşmuştur.  2. Kapitalizmin doğal seyri içinde köylü nüfus şehirlere göç ederek nüfus dengesini şehirler lehine değiştirek, kapitalizme entegre olmaktadır. Türkiye’de kapitalist dinamik 1950’lerden başlayarak Kürt nüfusunun köylerden şehirlere göçünü başlatmış ve Kürt köylüleri kapitalizmin yedek iş gücü deposu haline getirmiştir. 1960’ların sonunda Türk ordusu tarafından gerçekleştirilen Doğu operasyonları ekonomik nedenli göçlere politik nedenli göçleri ekleyerek, Kürt nüfusun Türkiye metropolleri ve Kürdistan’da ise ağırlıklı olarak Antep, Maraş, Urfa, Diyarbakır ve Batman başta olmak üzere genelde şehir nüfusunda normalden hızlı bir artışa neden olmuştur. Özellikle 1980 darbesi ve 1987’de başlatılan köy boşaltmaları, Kürdistan’da şehirleşme hızını çok hızlandırarak, günümüzde şehirlerde yaşayan nüfusun köy nüfusunu geçmesine neden olmuştur. 1984’te başlatılan Kürt ulusal mücadelesinin esata kırsal kesimde ve kırsal kesimden gelen gerillalar tarafından yürütülmesi 1990’ların başlarına kadar başarılı olmuş ve 1990’ların ortasında bu eğilim tersine dönmüştür. Fakat günümüzde şehirlerde yaşayan kürtler köylerde yaşayanlardan daha fazla olup, mücadelenin de buna göre yeniden düzenlenmesi gerekmektedir. Yani günümüze kadar esas olarak kırsalda yürütülen mücadelenin şehirlere yönledirilerek dönemle uyumlu hale getirilmesi gerekmektedir. Aksi halde, kendisini kırsalda yürütülen gerilla mücadelesine göre uyarlayan ve üstünlüğü ele alan Türk ordusu karşısında gerillanın bu assimetrik savaşta daha fazla kayıp vermesi söz konusu olacaktır. Diyarbakır serhıldanı, yeni dönemde mücadelenin esas olarak şehirlerde yürütüleceğini gösteren bir örnek olup, YENİ DÖNEM’de yaratıcı ve döneme cevap veren, öz savunma komiteleri gibi, mücadele tarzının kazanacağı ve bunu geliştiremeyen güçlerin ise tasfiye olacağının işaretlerini vermiştir. 3. Köyden şehire olan göçler Türkiye metropollerinde 10 milyondan fazla bir Kürt nüfusunun yoğunlaşmasına neden olmuştur. Bu durum sömürge bir ülke ve sömürgeci ülke nüfus dinamiğinde bir ilk olup, Kürt ulusal mücadelesinde çok yönlü etki ve sonuçlara yol açmış olup, yeni oluşumlara da gebedir. Bu dinamik sağlıksız bir gelişim gösteren kapitalist gelişimle iç içe geçerek Kürdistan’da ekonomik anlamda da bir yıkımla el ele gelişmektedir. Diğer taraftan, 2005’te Mersin’deki bayrak krizi ile Ordu Sanayi kompleksi tarafından başlatılan ırkçı kışkırtmalar sonucu Türkiye’de yaşayan Kürtler Türklerin hedefi haline getirilmiştir. Yani Kürtler ile Türkler arasında bir sivil savaşın tohumları atılmıştır. Son 10 gün içinde Kürdistan’da öldürülen kürt çocuk ve yaşlıların ölümleri başta Başbakan tarafından onaylanırken, türk subay ve askerlerinin cenaze törenlerine en üst düzeyde katılım sağlayan sivil ve asker otoriteler türkler arasında ırkçılığı geliştirmektedir. Bu durum, Yeni Dönemde Kürtlerle Kürt olmayanlar arasındaki çelişkileri arttırarak bu iki kesim arasında çatışmaları yoğunlaştırarak, Kürt nüfusun Türkiye’de belirli adalar ve adacıklar halinde toplulaşmasına neden olacaktır. Bu aynı zamanda bu alanlarda radikalleşme öz savunma reflekslerinin gelişimine de neden olacaktır. Ayrıca bu kesimlerle Kürdistan arasında oluşturulacak koordinasyon Kürt ulusal hareketine sağlam bir zemin ve ikinci bir cephe sunabilecektir.4. 1970’lerde yaşanan Kürt rönesansı bir çok Kürt hareketinin doğmasına ve yoğun tartışmalara ve Kürtlük bilincinde bir sıçramaya neden olmuştur. 1980 darbesi Kürt hareketlerine büyük bir darbe vurmuştur. Bu sürece karşı uygun bir çıkış gösteren PKK Kürdistan’da büyük kabul görmüş ve halktan aldığı destek sayesinde Kürdistan’da adeta tek parti haline gelmiştir. Buna karşılık, esas olarak diasporada örgütlenen  diğer Kürt siyasi hareketleri ise bir erezyon yaşayarak marjinaleşmişlerdir. 2000’den sonra, Abdullah ÖCALAN’ın avukat görüşmeleri çerçevesinde gelişen tartışmalar, Türkiye’nin AB’ye uyum yasalarının yarattığı göreceli olarak daha rahat ortam ile birleşince, bastırılan Kürt siyasi hareketleri diasporadan Kürdistan’a yönelmeye başlamıştır. Bu yönelim Kürt halkına farklı alternatifleri sınırlı da olsa sunmaya başlamıştır. Bu durum fikri ve eylem düzeyinde bir zenginlik yaratmış ve Kürt halkına karşılaştırma ve seçme olanağı verirken, Kürt siyasi hareketlerininde halka daha dikkatli yaklaşmalarını gerektiren bir durum yaratmıştır.5. Kürdistan’da Yeni Dönemin en önemli karakteristiklerinden birisi de Güney Kürdistan’daki devletsel oluşumdur. 1991’den beri yaşanan otonom durum 2003’teki ABD müdahalesinden sonra birleşip genişleyerek federal bir statü kazanarak, Kürdistan’ın diğer parçaları için bir model olmuştur. Kürdistan’da birliğin ve istikrarın sağlanması ekonomi üzerinde olumlu etkiler yaratarak, ekonomik büyümede endojen ve otonom dinamikler yaratmış ve/veya harekete geçirmiştir. Petrolden elde edilecek kazançlar ekonomik kalkınmada alt yapı yatırımlarına yönlendirilirse sağlanacak kalıcı kalkınma Kürdistan’ı dış saldırılara karşı korumada önemli bir işlev görecektir. Bu aynı zamanda şimdiden başlayan Kürdistan’ın bölgesel anlamda bir çekim merkezi olmasının yanında uluslararası anlamda bir çekim merkezi haline getirecektir. Kürtler arasında 3 yıldan beri sürekli artan bir moral kaynağı haline gelen Güney Kürdistan’daki gelişmeler en sıradan Kürde bile güven sağlayarak Kürtlerin bilincinde Kürdistan’ın yaşayabilirliğine ikna ederek Kürdistan’a ebelik etmektedir.6. ABD müdahalesi ile sınırların değişmeyeceği tabusu yıkılmış ve Orta Doğu’da olası gelişmeler daha yüksek sesle tartışılmaya başlanmıştır. 3 sene önce daha çok bilimsel ortamlarda dile getirilen Irak’ın 3’e bölünmesi bugün de facto olarak gerçekleşmiş ve Kürdistan’ın bağımsız bir devlet haline gelmesi bir zaman sorunu haline gelmiştir. ABD’ bölge’ye fiili olarak yerleşmiş ve bölgeyi kendi ekonomik ve siyasi çıkarlarına göre dizayn etmeden de ayrılmayacaktır. Irak’taki durumun devamı bölgede kalmasını meşrulaştırdığından, Irak’ı koşullarda tutarak bu bölgede öncelikle Suriye ve İran’da ön gördüğü değişiklikleri yapacaktır. Bu süreçte bölge ülkelerinden gelecek direniş dışında Rusya ve Çin’den kaynaklı engellemeler de olacaktır. Bu karmaşık ve zorlu süreçte Kürt siyasi güçleri Güney Kürdistan’ın deneyim ve ilişkilerinden faydalanarak Yeni Dönemden Kürdistan adına avantajlar sağlayacak şekilde hareket etmelidir.7. Türkiye’nin AB’ye üyelik sürecinde yapmak zorunda olduğu uyum çalışmaları Kürtlere bazı olanaklar sağlamaktadır. Bu süreçte tutarlı bir siyasi çizgiyi halkla uygulayan bir siyaset, Kürtlere önemli olanaklar sağlayarak kazanımları kalıclaştırabilir. 1990’lararın başında ilk defa Güney Kürdistan’da uygulanan müdahale hakkı[1] AB üye olma sürecindeki bir Türkiye için ciddi anlamda geri adım anlamına geleceğinden Kürtler için önemli olanaklar yaratacaktır. Ayrıca AB ülkelerinde devletler halen ulusal çıkarları için politika geliştirirken, bu ülkelerdeki ONG’ler insan hakları ihlaleri konusunda duyarlı olup yer yer kendi devletlerini politikalarını etkileyebilmektedir.8. 1960’larda büyüme sürecindeki Avrupa ülkelerine ekonomik amaçla devletlerarası anlaşmalarla başlayan göç 1980’den sonra politik nedenlerden olan göçle birleşince günümüzde Avrupa ülkelerinde sayısı 1 milyonu geçen kuzey Kürdistan’lı bir nüfus oluşmuştur. Nüfusu 500 000’den az olan Luksembourg’un AB’nin kurucu ortağı olduğu düşünüldüğünde 1 milyonu aşan Kürt nüfusunun AB içinde güçlü bir baskı grubu olacağı açıktır. Bu dinamik Avrupa ülkelerinde Kürt sorununa duyarlı ONG’lerle güç birliği sağladığında ülkedeki mücadeleye çok etkili bir şekilde katkı sağlayacaktır. Ekonomik olarak daha iyi imkanlara sahip bu nüfus aynı zamanda daha da özgürdür. 1980’lerde başlayan örgütlenmeler sonucu Kürdistani siyasi oluşumlar; dernekler, gazeteler, enternet siteleri, T.V.’ler, diplomatik temsilcilikler vb. yapılar kurarak örgütlü bir şekilde ülkedeki mücadeleyi destekler hale gelmiştir. Zaten bunu tespit eden Ordu Sanayi kompleksi  Kürdistan’daki Yeni Dönemi daha doğmadan boğmak için 2005 yılında ABD’nin de desteğini alarak birden çok atakta bulunmuştur. Bu plan günümüze kadar başarılı olmamıştır. Yeni Dönemde Avrupadaki Kürt  diasporası ülkedeki Kürtlerle daha güçlü bir dinamik yaratarak AB’nin Kürtler lehine hareket etmesinin araçlarını yaratmalıdır.9. Kürt mücadelesinde bir zirve anını temsil eden 1991’de dönemin Başbakanı Demirel Kürt realitesini tanımak zorunda kalarak ırkçı sömürgeci T.C.’nin inkarcı politikalarında ilk gediği vermiştir. Bundan 14 yıl sonra Erdoğan Kürt sorununu tanıyarak Kürdistan’da Yeni Dönemin geldiğini haber vermiştir. Bu anlamda T.C. kurulduğu yıllardan 1990’la gelene kadar esas olan Kürt yoktur temel politikası iflas etmiştir. Başbakanlar düzeyinde ki bu kabullenişler, ulus devlet olarak kurulmuş Cumhuriyetin ne kadar dayanaksız olduğunun da itirafı anlamına gelmektedir. Bu itiraflara rağmen Ordu Sanayi kompleksinin yürütücülerinin Kemalist Cumhuriyette ısrarları, T.C.’nin iflah olmaz bir yapı olduğunu ve Kürt sorununun çözümünde asgari düzeyin federasyon olduğunun bir göstergesidir. Güney Kürdistan bu konuda bir örnek teşkil etmekte ve Kürtler birleştiklerinde bunu gerçekleştirildiğini gösterdiklerinden Kuzeyli Kürtler içinde sağlam bir referans olmuştur.10. Küreselleşme ve iletişimde sağlanan gelişmeler Kürt sorununu son 20 yılda değişik zamanlarda uluslararası kamuoyunun gündemine getirmiştir. Bazı örnekler vermek gerekirse ; Halepçe jenosidi, 1. Körfez savaşı sonrasında Saddam’ın saldırısı, Abdullah ÖCALAN’ın Suriye’den öıkışı ve Kenya’dan Türkiye’ye getirilişi, 2. Körfez savaşı ve Saddam’ın yıkılışı, Celal TALABANİ’nin Irak Cumhurbaşkanı, Mesud BARZANİ’nin Kürdistan Başkanı olması, Türkiye’nin AB’ye adaylağının kabulu ve son Diyarbakır olaylarıdır. Yani artık Kürt sorunu bir çözüme ulaşmadan uluslararası kamuoyunun gündemine inmeyecek bir şekilde yerleşmiştir. Kürt halkı  bu Yeni Dönemde baş aktör olacağını Diyarbakır’da göstermiş ve kendisinin bulunmadığı kabul etmeyeceğini göstermiştir. Böylece, Yeni Dönemde Kürt halkı dayatmacı politikaları red edeceğinide beyan etmiştir. Bu anlamda, Yeni Dönemin karakteristiklerine göre siyaset geliştiren güçler halkın desteğini aldığı ölçüde çözümleyeci güç olacak ve Kürt halkından kabul göreceklerdir. Ahmet ALİMFransa, 11 nisan  2006 [1] Bu kavram Neden Halepçe yazımızda geniş olarak ele alınmıştır.  

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.