ABDULLAH GÜL’ÜN „KAYSERİLİ“ ATASI ŞÊX ÎBRAHÎM HUSEYÎN SÎWASÎ KÜRD OLMASIN?
Aso Zagrosi · 2 yıl önce
Rıza Nur'un Anılarından(akt) · 18.04.2009 · 1 görüntülenme
Latife'yle boşandıktan sonra Mustafa Kemal'in zincirleri yeniden çözüldü. Eski fuhşiyat alabildiğine başladı. Çankaya meşhur ve muteber bir kerhâne oldu. Yirmi-otuz kadın birden doluyordu. Sabahlara kadar mum söndü yapılıyordu...
Salih Bozok'la Recep Zühtü İstanbul'da Tokatlıyan'ın arkasında bir ev tuttup bunu kerhane hâline koydular. Hem kendileri eğleniyor hem de kadınları iyilerini seçip Mustafa Kemal'e yolluyorlardı. Karılar Hâriciye vekili (dışişleri bakanı) Tevfik Rüştü'nün evine gidiyor, Gazi de oraya gidip eğleniyordu. Sabahlara kadar türlü fuhuş oluyordu. Hâriciye vekili kerhâneci başı olmuştu. Zararı yok, zaten bu sayede hâriciye vekili olmuştu. Mustafa Kemal boşanınca kadınlar artık doğruca Çankaya'ya Mustafa Kemal'e gidiyor...
Salihin kerhanesi çok zaman işledi. Öyle rezaletler oldu ki, polis kapatmaya teşebbüs etti. Mustafa Kemal'in en büyük arzularının ocağı yıkılabilir mi? Demek rezaletler ne kadar ilerlemişti. Nihayet polis burasını kapatmaya muvaffak olmuştur. Ama aradan yıllar geçti.
Mustafa Kemal Konya'ya gitmiş, orada mektebi ziyaret edip bir öğretmen kadını beğenmiş, almış getirmiş. Onunla bir müddet eğlendi. Sonra Avrupa'ya tahsile yolladı. Milletin parasıyla fahişelerine ihsan...
İzmir'e gitmiş, orman memurunun mektebe giden küçük kızı Afet'i beğenmiş, almış getirmiş. Hadi ona da fuhuş... Sonra onu da İsviçre'ye tahsile yolladı. Vaktiyle metresi Fikriye'yi de göndermişti. Onun usûlü bu...
Nerede kız görüp beğenirse eşkiya gibi omuzlayıp götürüyor.Hem de mekteplerden... Ne fecî! Evvelce bir gece Ankara Darülmuallimâtını da basıp bir kız kaçırmıştı. Adam hırsız eşkiya...
Şimdi bu afet yanında, en gözdesi... Muallim, müverrir(!) olarak bulunduruyor.
İş sade böyle değil. Her taraftan kendisine kadın takdim edenler var. Bir avukat Lütfi var, karısı Bulgar'mış. Çok güzelmiş. Karısını takdim etmiş, baron işi gibi imtiyazlar almış. Şimdi böyle kadın yağmuru var, Çankaya'ya yağıyor...
Böyle pezevenklerin bini bir paraya...Maalesef namuslu insanlardan da iştirak edenler oluyor. Birgün Çankaya'dan Meclis'e bir telefon geldi. Arayan Kütahya mebusu Nuri. Sivas mebusu Rasim'le konuştu. Sonra Rasim gelip bize anlattı, Nuri diyormuş ki: 'Doktor Ömer Şevki bey nerede? Paşa'ya Müfid Bey'in kızını takdim edecekti. Araba gönderdik bekliyoruz.' Filhakika Ömer Şevki bu kızı alıp Mustafa Kemal'e o gün götürmüştür. Bunu işiten mebuslar hep iğrendik, hem de bir alay mevzuu oldu haftalarca sürdü. Şükür meclis'te namuslu insanlar çokmuş. Herkes Ömer Şevki'den selamı sabahı kesti. Halbuki bu adam namusluydu...
Çankaya fuhuş merkezine böyle gelip gidenler olduğu gibi yirmi-otuz tane de seçme genç kız ve kadın var. Bunların bir kısmına evlatlığım(!) diyor. Bir tanesi pek meşhur, Almanya'da dans tahsil etmiş bir kız. Güya Çankaya'da dans hocalığı ediyormuş!? Sonra bunu da Avrupa'ya yolladı. Dönünce de gözden düştü...
Bu işler saymakla bitmez. Binbir gece masalları, Venüs mabedi hikayeleridir. Fuhşun her türlüsü icra edilir. Hepsini yazmak uzun ve çirkin...
(Türkiye'nin ilk Milli Eğitim bakanı) Dr.Rıza Nur, Hatırâtım, syf 1318-1321
Aso Zagrosi · 2 yıl önce
Aso Zagrosi · 3 yıl önce
Brahim Ziravav · 4 yıl önce
Brahim Ziravav · 6 yıl önce
Anonymous · 17 yıl önce
Gerzek Kemal Mustafa Kemal, Müslüman Türklerin kıyafetinden diline kadar herşeyine karışmış, emirlerine karşı gelenleri de astırmak suretiyle imha etmiştir. Gün geçtikçe daha da azmış, milletin hayatında el atmadık hiçbir şey bırakmamıştır. Onun böyle cahilâne ve zalimâne tavırlarına en yakın arkadaşları bile isyan etmiştir. Meselâ Halide Edip Adıvar, yurtdışında yazdığı: 'Türkiye'de Diktatörlük ve Reformlar' adlı kitabında şöyle diyecektir: "Türk Milleti'ne ya şapka giyip medenîleşmesini, yahut asılarak idam edileceğini söylemek, en azından saçmalıktır..." Gel de bunu mankafalı Kemal'e anlat... Bu sıralarda azdıkça azan bizim Kemal ise köpekleri bile güldürecek saçmalıklarını gazetelerinde 'ATATÜRKTEN BÜYÜK VECİZELER' diye yayınlatıyordu. Burada sadece bir tanesinden bahsedeceğiz ve bu adamın nasıl bir dangalak olduğunu hemen anlayacaksınız. 22 Ağustos 1932 tarihinde, yine Mustafa Kemal'in himayesindeki gazetelerden Milliyet'te bir makale yayınlanır, başlığı da şu: 'Yeni Türk lügâtı hakkında Gazi Hazretleri'nin gösterdikleri küçük bir misâl' Yahu bizim Gay Kemal'i kahraman yaptılar, öğretmen yaptılar, ilah yaptılar, put yaptılar ama Hazret yapacakları hiç aklıma gelmezdi. İnsaf edin de onu müslümanlara bırakın be! Neyse... Bu yazıda Gazi* Yunus Nadi'ye şöyle buyurmuş (kısaca): -Şeyh Süleyman'ın Çağatay lügâtında: 'Kilturmak' kelimesi var. 'Mak' ekini kaldır, geriye kiltur kalır. İşte bu, Frenklerin culture kelimesinin aslıdır. Bu kelime hars (kültür) mânâsındadır ve onlara bizden geçmiştir. Atagay'ın bu saçmalıklarını Paris'te gazeteden okuyan Türkolog ve Doktor Rıza Nur, hatırâtında bu konudan şöyle bahseder: -Ağlayayım mı, güleyim mi, öleyim mi? Bu adamın bu safsatalarını okudukça Paris'te ben utanıyorum. Böyle cehalet görülmemiştir. Bu iki kelimeyi bir yapmak için yürüttüğü muhakemeler o kadar gülünç ki, ancak bir deli kafasından çıkabilir. Bu (kilturmak) kelimesi, bizim dildeki (getirmek) kelimesinin Çağatay şivesinden ibarettir. Bunda hars (kültür) mânâsı nerede? Aynı makalenin devamında Mustafa Kemal şöyle diyor: -Frenk ulûm ve fünûnunda tekâmül muhassalasına culture deniyor. Zavalı atam culture kelimesini ilerlemek sanıyor. Halbuki en vahşî kabilelerin bile kendilerine has bir kültürü vardır. İşte insan hem cahil hem de zorba olursa böyle rezil olur. Bu konuda Yavuz Bülent Bakiler gençliğinde Yakup Kadri ile bir röportaj yapar. Atatürk'ün dil konusunda ne kadar cahil olduğunu gösterecek muazzam şeylerden bahseder Yakup Kadri. Yavuz Bülent Bakiler: 'Efendim bunlar yazabilir miyim?' deyince: 'Asla! Eğer yazarsan tekzip ederim der...' Yavuz Bülent Bakiler, Atadog'un bu saçmalıklarını bugün radyo programlarında çekinmeden anlatıyor... -------------------------------------------------------------------------- *Mustafa Kemal gerçekten gazi olmuştur. 1925 yılının bir yaz akşamı Çankaya'da Halit Ziya'nın oğlu Vedat tarafından bir ağacın dibinde becerilmiş ve gazi ünvanını kazanmıştır. Diyeceksiniz ki, 'dişi köpek yalanmazsa erkek köpek dolanmazmış. Atamız namusunu korumak için çalışıp da becerilseydi gazi olurdu, ama o götveren kesin seve seve vermiştir.' Böyle diyen arkadaşlara verecek cevap bulamıyoruz. Saygılar.
Anonymous · 17 yıl önce
Mustafa Kemal'in Ankara'daki çiftiliği gasplarla milletin parasından meydana geldi. Bunun için istida ile Ziraat Vekaletinden (tarım bakanlığı) 50 bin lira aldı. Ziraat Vekâletinin bütün traktörlerini, Konya ovasında halk için çalışırken 20 bin lira nakliye masrafı ettirerek çiftiliğine getirtti. Amele, memur, benzin hep vekâletten. Bunu bana Konya Mebusu Hoca Musa Kazım yana yakıla anlattı. Ankara ziraat mektebinin talebe ve öğretmenlerini çiftliğine nakletti, orada amele gibi çalıştırıyor. Bu esnada Konya mebusları traktörlerin alınmasını söylediler ama ne fayda! Ankara'daki çiftliği zorla halkın elinden alarak yaptı. Çiftiliğin uzunluğu önünden geçen trenle yarım saattir. İki yerli hânedendan biri, Alişanzâdeler gelip bana anlattı. Salih Bozok gelip çiftliklerini Gazi'ye satmalarını söylemiş. Razı olmamışlar. Birgün Salih Tapu memuru ile gelmiş. 'Çiftliğiniz iki bin lira kıymetinde imiş. Parayı alın, takriri verin' demiş. Satmak istememişler. 'Sonra mahvolursunuz' demiş. Mecburen imzalamışlar. Bu çiftikte Marmara havuzu adıyla ve çevresi Marmara denizi şeklinde bir havuz yaptırıp adına da Marmara Havuzu demişti. Boyu 280 metredir. İçinde kayıklar geziyor. Suyunu uzak bir gölden getirdi. Müthiş masraf oldu. Şimdi de Karadeniz şeklinde çok büyük büyük bir havuz yaptırmış. Adına Karadeniz Havuzu demiş, orada karıları filan yüzdürüp eğleniyormuş. Beni bir korku aldı, bu adam aklına geleni yapıyor ya şimdi de Atlas okyanusu yapmak aklına gelirse? Bütün Türkiye su altında bırakır... Bu havuzları Bahriye vekâleti (Deniz bakanlığı) bütçesinden gemi tamiri diye alınan alınan paralarla yapmıştır... (Türkiye'nin ilk Milli Eğitim bakanı) Dr.Rıza Nur, Hatırâtım, syf 1243-1746