Siyaset

Milli mesele kin ve öfke ile ele alınamaz

bahoz þavata · 19.05.2006 · 1 görüntülenme

Kolay değil haksızlıkların üstesinden gelebilmek. Dünyada pek çok hakları gasp edilmiş, ülkeleri sömürgeleştirilmiş halklar var. Hepsi de ezilen halklar kategorisinde. Hepsi de bu haksızlıklar yüzünden hasımlarına karşı öfke ve kin ile yaşıyor.Bazen haksızlıklar tarih olur. Bir çok haklı girişim nafile olur. Tıpkı Amerikan Kızılderilileri, Antolia Ermenilerinin geçmiş direnişlerinde olduğu gibi. Bazen hırslı ve atak, amansız ve ısrarlı, hırçın ve bir o kadar kavgacı olunmasına rağmen başarı bir türlü görünmez. Kuzey ve Doğu Kürdistan halklarının mücadelesinde olduğu gibi. Bazen de haksızlıkların üstesinden gelinmeye başlanır. Mülteci yüz binlerin tekrar toprağına kavuşması gibi..Tıpkı 92’serhıldanı ile oluşan Özgür Kürdistan gibi..Bu kavgaları amansız, acımasız ısrarlı ve kararlı olmasını yaratan, haksızlığa karşı savaşım içinde tırmanan, bilenen ve direnen insanlarda oluşan yarı-hayvani kin ve öfkenin dışa vurumu ve insani olan aklın; erdem ve gururun ezilen halk da yarattığı kamçılamalarıdır. Bu arena mantığın tükendiği bir sahadır. O yüzden acımasız isyanlara ve savaşlara vesile olur. Ve bunun ötesinde şeref ve haysiyet yükselir. Ta ki, özgürlük mertebesine nail oluncaya kadar.Dünya tarihi bu haklı duyguların ve bu duyguların ortaya çıkmasını sağlayan haksız zalimlerin arenasıdır. Haksızlığa uğrayanların kin ve öfkesidir, onun üstünde şekillenen isyanlarıdır, direnişleridir, savaşlarıdır vs. Lakin tarih, salt bu duyguların eseri değildir. Haksızlıklara karşı savaşan bu duygular arenada yer alır, fakat bu olgu, tek başına bir şey ifade etmez. Haksızlığa uğrayanların her zaman üzerinde kaldığı zemin kin ve öfkedir. Bu durum her zaman bakidir. Fakat dikkat edilmesi gereken en hassas konuda bu zemindir. Çünkü kin ve öfke ile oluşturulmuş düşünceler ile hareket etme tehlikesi vardır. Çoğu kalkışmalarda bu yüzden yenilgi ile sonuçlanır. Dünya tarihi de bunun böyle olduğunu ifadelendirir. Haklılığımızla yaşadığımız yari hayvani bu duyguların bizlere hiç de istediğimiz şeyleri vermeyeceği varsayımı düşüncesi ile hareket etmemiz gerektiğini önsel olarak bilmemiz gerekir. Çünkü tarihin egemenleri sadece haklılardan kurulu değil. Hatta yaşanmış tarihte, haksızlar, tarihe daha çok egemen olmuşlardır. Haklı olmak güçlü olmak demek değildir. Güçlü olmak akıl sahasında üretilir. İster kendi yapılanman olsun, isterse hasmın veya dostun sahasında..Daima doğru akli siyasetlere sahip olmak gerekir. Aksi halde haklı olduğun halde yok edilirsin.Tarih içinde bazı milletlere yapılan haksızlıklarda; “tarihsel haksızlıklar kategorisine” düşmüştür. Bu meseleler sadece anılır. Artık sorun olarak gündeme getirilmez. Anavatanlarında ortadan kaldırılmış varlıklarını yeni kimlikler içinde yaşayan ya da başka topraklarda sürdüren Amerikan Kızılderilileri ve Antolia Ermeni ve Rumları gibi. Böylesi “tarihsel haksızlık kategorisinden” şimdiye kadar sıyrılmış tek istisnai örnek Yahudi milletidir. Onlar için yaratılan İsrail devleti ise, suni devlet olarak benimsenmektedir. Yani meşruluğu hala tartışılan bir damgayı yemiştir. Başka da pek örnek yoktur. Haksızlıkları yaşayan biz Antolia Kürtleri ne yapmalıyız? Her gün yok oluyoruz. Zaman aleyhimize çalışıyor. Milli kimliğimizi her gün bir bir kaybediyoruz. Asimilasyonun, entegrasyonun her türlü biçimi ve her siyaseti ile üzerimize geliyorlar. Her yerde bizleri yutulur lokmalar haline getirmek istiyorlar. Tarihsel haksızlıklar kategorisine düşme endişeleri artmaya başladı. Yarın Kuzey Kürdistan meselesi, tarihsel haksızlığa uğrayanların meselesi gibi anılmaya başlanırsa hiç şaşmayın. Çünkü gerçekten de Kürtlüğünü her gün kaybedenlerin; “Beyaz Kürt” olarak anılmaya başladığı yerde artık Kürtlükten de, Kürdistan’lı olmaktan da bahsedilemez. Bu noktada en önemli soru şu; nerede hata yapıyoruz? Basit cevaplardan biri, kin ve öfke ile meselelere bakışımızdan. Öyle ki, bu durum fazlası ile tırmandırılmış. Sadece gerçek hasımlara karşı değil, milletimizin özgürlüğü için çaba sarf eden insanlarımız dahi kendi aralarında bu kin ve öfke zemininde kalmış, çıkmaz bir sokağa saplanmış durumda.Bizler gerçek hasımlarımıza karşı en geniş milli ve milletler arası cepheleri yaratmamız gerekirken, tersine, sömürgeciler en geniş cepheleri bizlere karşı yaratıyorlar. (Üç yıl önce bile daha iyi durumdaydık.) Bu gün kendimizi koruyacak siyasetlerimizin çoğu havanda su dövmek gibi. Ne kendi birlikteliklerimizi oluşturabildik ne de milletler arasında dayanışma odakları yaratabildik. Her gün slogan atarak, sömürgeciliği ortadan kaldırmayı yeğledik. Slogancı olduk. Biz, bu işi yirmi yıldır sürdürürken sömürgecilerin istediği yeni devşirme bir nesli elde etmesine göz yumduk. “Beyaz Kürdü” biraz da biz yarattık. Aklımızı, kin ve öfkemizin önüne geçirmekten başka çaremiz yok. Tarihsel haksızlıklar kategorisine düşmemek için, sorunlarımızı, sadece anılan tarihi meseleler haline getirmemek için. Evet aklımızı kullanmasını bilmek zorundayız. Hem de çok acil.***Konumuz milli mesele. Milli mücadelede gelinen ve değişen haliyle nasıl bir konumdayız? Milli birliğin gelişimine olan katkımız ne? Milletler arasında hangi pozisyondayız? Güncel olarak halkımız hangi koşullar üstüne siyaset geliştiriyor; hangi siyasi talebin ve mücadele biçiminin arkasında duruyor? Savunduğumuz düşünceler, kurtuluş senaryolarımız bu sürece uygun mu? Düşüncelerimiz süreci çekip çeviren bir irade ortaya çıkarmış mı, yada yönlendiren manivela olmuş mu? Devrimci demokratik mücadeleden ne anlıyoruz? Milli kimliğin korunabilmesi için halkın destek vereceği siyasetler neler olabilir? Bunun gibi pek çok soruya yanıt vermek gerekir. Kin ve öfkemiz ile konuşmak yerine, hatta bazılarının kin ve öfkesini siyaset yapması yerine düşünmemiz ve yanıtlamamız gereken sorular bunlar. Sorunlarımızı ne milletimizin hasmına karşı ne de kendi insanlarımıza karşı kin ve öfke ile ele alamayız. Bu kin ve öfkeleri bilememeliyiz. Öncelikli olan, milli duruşla ilgilidir. Kürtlerin kafası karıştırıldı. acil olan iç meselelerimizdir. Buna hemen aklı selim siyaset ile yanıt vermeliyiz. Çok önemli bir süreçten geçiyoruz. Bu gün oluşan ve yakalanan kazanımlar çökerse, bu duvarın altında her kes kalır. Yıllardır sakız haline getirilip hiçbir kazanımı olmayan hatta esas hasımlarımıza hizmet eden siyasetlerden artık vaz geçilmelidir.Kolay değil bu hususta kin ve öfke ile oluşmuş ve şeref ile donanmış bazı tezlere dokunmak. Onların çoğu geleneksel kurumlaşmış düşüncelerdir. Hemen kükreyi verir birileri; “İnançlarımızı reformize eden AB’ciler, PKK yaltakçıları!” vs. diye.. Aslında gerici rollerini gizlerler. Kimi görünümünde, ağzından dökülen laflarla en militan olanıdır! Oysa geçmiş pratiği ile sözde bir militanlıktır. Onların çoğu eline herhangi bir bayrak dahi almamıştır. Militan teorilerin adamı değildirler. Bu tezleri ağzına almakla, yirmi yıllık kendi eylemsizliğini ve teslimiyetçiliğini saklamaya çalışır. Militan tezlerin arkasında gerçek konformotistdirler. Bahsettiğim, bir halkın sömürgeleştirilmesi, onun haklı savaşımı ya da yüz yıldır kilitlendiğimiz yüce amaçlarımız da değil, nasıl mücadele edileceğine dair tezler üstüne konuşuyorum. Bu noktada geliştirilmesi gereken düşünceleri ileri sürmek istiyorum. Herhalde kimse ile kin ve öfke mi yarıştıracak ya da sınayacak değilim. Bunun işe yaramayacağını kendim söylüyorum. Lakin bu uğurda ölenlere de “kontra” diyenler de var ya! İşte bu çok canımı sıkıyor. Buna öfkeleniyorum. Ama aklımı kinimin ve öfkemin önüne geçirmeye çalışıyorum.Canımı sıkan yukarıda bahsettiğim eline hiç bayrak almamış olanlar değil, onları her kes tanır. Sözü ve yüreği bir olan, lakin yanılgılarında hala ısrarlı olan emektar dostlar. Onların yıllardır ağızlarından düşürmedikleri şu; “kontra”, “aydın duruşu” vs. tezleri..Bu deyimleri kullanan bazı arkadaşlara neredeyse yalvaracağım; “yapmayın, etmeyin, yeter,” diye .Kendilerini tanımasam, yurtsever kişiliklerini bilmesem bu sözcükleri dile getirmem. Onlara basit bir hatırlatma yapacağım. Sözlerinde haklılığına inananlar için bizim tarihi örneklerimiz var. Geçmişi bakımından bir Talabani-Barzani (YNK-KDP) çatışmaları ile Apo-diğer Kürt yapıları arasındaki çatışmaların birbirinden hiç bir farkı yok. Ama kendi haklılığına inanan bir Talabani’nin çıkış yapmak için bir bayrak açışı vardır; Kürdistan tarihinde herkese “parmak ısırtan” bir bayrak açıştır. Her hasmıyla savaşır: Irak devleti, İran devleti, KDP-I, ve KDP-İ. O Talabani, o zamana kadar; “çaş u şeş u şeş bu”, nahe, qehremane. (Altmış altı haini idi, şimdi kahraman oldu.) Bu da bir siyasettir. Bizde böyle bir çıkış yapanda yok. Tek farklılığımız bu.Diğer yandan önermelerinde; PKK hariç, her reformist yapılanma ile işbirliği yapacaksın, reformist politikaları için öbür taraftan canını feda eden aynı yapıyı KONTRA ilan edeceksin, olur mu böyle? Olmaz.. Sanki bu memleketin liderlerini tanımıyoruz. Sanki sürdürülen siyaseti insanlar bilmiyor. Siyasi talepleriyle kimin kimden ne farkı var, Zora geldiğinde Saddam’ın iki yanağını öpenleri ret mi edelim? Olmaz. Talabani gibi, herkes ile savaşalım mı? O da olmaz.. Kısası, şimdiye kadar Apoculara bayrak açanlar, yapmaları gereken çıkışın siyasetini bulamadılar. Madem bulamıyorsunuz, bari sağa sola küfürler yapmayın, iç düşmanlıklar yaratmayın. Diğer yandan PKK hareketinin yanlışları ile siyaset yapma yerine, geliştirilmesi gereken siyasetler üzerine tartışın, sesli düşünün. Halkın nazarında bu nahoş imajdan kurtulun. Bırakujilere karşı böyle mücadele olmaz. Aydın duruşu, insani ve demokratik olana sahip çıkmayı elbette gerekli kılar. Ama siyaset adına, aklımızı kullanalım diyorum. Siyaset sahasının farklılıklarını ayırt etmesini bilelim. İç meseleleri esas hasımlar ile olan meseleler ile aynılaştırmamak gerekir. Bir siyasi yapının gerilikleri öncelikli ve temel olarak ele alınıp üzerinde siyasi ilkesel tutumlar yaratılmamalı. Kaldı ki bu tip hadiselerin çoğu milli mücadeleyi yıpratmak için tasarlanmışkomplolar olabilir. Öncelikli olan, sömürgeci sisteme karşı milli birlik içinde kalmak ve onun üzerinde siyaset yapmaktır.Milli mücadelede yer alan en reformistinden en devrimcisine kadar herkes milli potadadır: Kürt kimliği haklarını bireysel düzeyde haklar derekesinden alan ile bağımsızlık derekesinde alanlar arasında yer alanların tamamı milli cephededir. Bu geniş yelpazede yer alan bütün yapı, kişi, grup ve partiler işbirliği yapılacak yapılardır. Bu yapılar içinde herkes siyasal tezlerini hakim kılabilir. Yeter ki bir araya gelinen bu yapılarda demokratik zeminler inşa etsinler. Geri olanı, ileriye taşımanın başka bir zemini de yoktur. (Farklı düşünen arkadaşlara usta bir teorisyen ve pratisyen olan Lenin’in, “Nisan Tezlerini” yeniden okumalarını salık veririm.) Bir siyaset kitlelerin malı haline gelmedikçe hiçbir değeri yoktur. Ya beyinleri fetih et, ya da meydanları..Yapılacak iş, en başta yaptıklarımızın ya da savunduklarımızın doğruluğunu öncelikle sorgulamak. Sizlere tavsiyem, sabahları yüzünüzü yıkarken, şu soruyu, lütfen kendinize sorun: Yirmi yıldır, iç düşmanlık siyaseti kime yaradı? Kin ve öfke ile değil akılla zamanın ihtiyacı olan siyasetleri üretelim. Eğer bir nesil daha Beyaz Kürt yetişmesini istemiyorsak. Ermenilerin, Kızılderililerin konumuna düşmek istemiyorsak. Millet olarak var olmak istiyorsak...

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.