Siyaset

Milleti duyarsız, tepkisiz saymakla birlikte, tepki verme hakkından mahrum etmek

Solaxî · 02.04.2006 · 2 görüntülenme

TAYYİP ERDOĞAN: ''Bu milli bir meseledir . Çocuklarını sokağa dökenler veya çocuklarının terör örgütü tarafından kullanılmasına fırsat verenler yarın ağlamanız boş yere olacaktır. Güvenlik güçlerimiz çocukta olsa, kadında olsa kim olursa olsun terör maşası haline gelmişse gerekli müdahale ne ise o yapılacaktır.'' ABDULLAH GÜL: ''PKK, çok büyük hazırlık içindeydi.'' SAİT ÇÜRÜKKAYA: ''İt izi ile at izinin birbirine karıştığı bir durum'' BAYRAM BOZYEL: ''Provakasyon ve kaos'' ABDULKADİR AKSU: ''Devleti ve demokrasiyi dinamitliyorlar'' SEZGİN TANRIKULU: ''90'larda doğan kuşağın bilinmeyen refleksleri'' ÜMİT FIRAT: ''Elinizdeki mobil telefona, marketten aldığınız poşete düşman çocuklar'' Bir kaç gündür Amed direnişine dair lehte-aleyhte birçok yazı basında ve internet sitelerinde yer aldı. Aleyhte tavır sergileyen bir çok siyasetçi ile Hak-Par, KDP-Bakur gibi yapıların açıklamalarında yer alan ifadeler Türkiye Hükümeti'nin bakanları tarafından yapılan değerlendirmelerle yukarıya aktardığımız cümlelerden de anlaşılacağı gibi benzerlikler içeriyor. Amed direnişini hükümetin kullandığı terimlerle tanımlamaya çalışan kürd orijinli siyasetçiler pratikte hükümetle tavır birlikteliği anlamına gelen yaklaşımlarını komplo teorilerine dayalı sabit bir 'inançla' açıklamayı seçmiş durumdalar. Bir sosyal patlamanın fikri sabitle analizinin yapılıp yapılmayacağı tartışmasına girmeden, sömürgelerde başkaldırının objektif şartlarının her zaman bulunduğunu, başkaldırı için çoğu kez öncüye ihtiyaç bulunmadığı gibi birçok planlı başkaldırının öncünün kontrolünden çıktığını, vazedilen eylem sloganlarına rağmen kendi yaşamsal özlem ve taleplerini esas alarak yönelimini kendisinin tayin edebildiğini tarihe bakarak anlayabiliriz. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli husus zulme uğratılan kitlelerin direnmekteki haklılığının ve sahip olduğu meşruiyetin öncünün niteliğine bağlanamayacak oluşudur. Direniş sadece Amed'le sınırlı kalmayıp birçok şehir ve ilçe merkezinde yaygınlık gösteriyor. Hangi sebeple ve kim tarafından başlatılmış olursa olsun eylem kızıştığı anda kürd halk kitleleriyle sömürgecilik arasındaki kırılma had safhaya ulaşarak Kürdistan'da askeri işgalin sona ermesi gibi haklı ve doğru bir talebi yükseltiyor. Kürd milletinin kurtuluş ve bağımsızlık için ayaklanmasının PKK'ye egemen klik tarafından katiyen arzu edilmediği, hatta bastırılmaya çalışıldığı gerçeğiyle birlikte düşünüldüğünde eylemler bir yanıyla da türk devletiyle işbirliği halinde olan PKK üst düzey yöneticilerinin beklentilerine aykırı bir mecrada ilerliyor. Dahası, direnişlerin bizzat kendileri tarafından saptırılması hatta bastırılmaya çalışılmasına rağmen kitlenin Kürdistan'ın yaşamsal taleplerini eylem sloganı haline getirmesi 'Kürdistan'da bizden önce direniş yoktu, herşey bizim eserimizdir, bizim kontorulumuzdadır' iddiasını boşa çıkarmaya namzet görünürken, her şeyin PKK'nin başının altından çıktığı ve direnişin bir komplo olduğu teorilerine sığınan PKK muhaliflerinin PKK'nin bir aldatmacadan başka hiçbirşey olmayan iddiasını ondan fazla benimsemiş olduklarını ortaya koyuyor. Gerçek şu ki Kürdistan yeryüzünün en çok barbarlığa uğratılmış ülkesidir. Kürdler 80 yılda en az on kez soykırım yaşamış, varlığı, dili, kültürü inkar edilmiş, yasaklanmış. Son 20 yıllık dönemde 7 bin yerleşme birimi haritadan silinmiş. 5 milyona yakın kürd Türkiye ve Avrupa'da tehcire mecbur edilmiş. İşsizlik korkunç boyutlarda. Açlık kol geziyor. Moral çöküntü had safhada. Kürd milletinin maruz bırakıldığı zorbalık hiçbir sömürgenin tarihinde karşı-karşıya kaldıklarıyla kıyaslanamayacak ölçülerde. Bu tablo önünde bir toplumun başkaldırmayacağını, direnmeyeceğini sanmak o toplumdan insan olmayı esirgemekle eşanlamlıdır. Yeryüzünde barbarlığın bu emsali görülmemiş türüne başkaldırmayacak toplum tahayyül edilemez. İşin gerçeği şu ki kürdlerin karşıkarşıya bulunduğu dayanılmaz koşullar başkaldırmanın nedenlerini, dinamiklerini oluşturuyor. PKK yönetiminin engelleme çabalarına rağmen her fırsatta, her bahaneyle halk kitleleri seferber oluyor. Yukarda anabaşlıklarıyla değindiğimiz kürdlerin durumu, başkaldırıların PKK'nin niteliğiyle yargılanamayacağına ve bir noktadan sonra kontrol kabul etmeyeceğine dair yeterli kanıtları sunuyor. Başkaldırıların yaygınlığı, 1496 yılında başlayan Celalî ayaklanmalarından günümüze kadar aralıksız bir şekilde süregelmiş direnişlerle helezonik bağı, kürd milletinin kesintisiz devinim arzusunu diğer bir deyişle özgürleşme ve kendi ülkesini sahiplenme özlemini temsil ediyor. Kürdlerin ülkelerinde bağımsız yaşama istekleri PKK ve Öcalan'dan önce de vardı, bugün onlara rağmen sürüyor, yarın onları aşarak devam edecektir. Bugün kitleler üzerinde PKK yönetici kliğinin bir etkisinin olduğu doğrudur. Ancak bu etki görecelidir. Öncülük her zaman el değiştirebilir. Kürd halk kitlelerinin bugün siyasi öncü olmak iddiasındaki yapıların istisnasız tümünü geride bırakmaya başladığının işaretlerini alıyoruz. Yaklaşık 30 yıldır toplumun ihtiyaçlarına cevap vermekte yetersiz kalan, toplumu ilerletme, toplumuna kazandırma başarısı gösteremeyen, üstelik ilkel politikalarıyla hergün biraz daha geriletmeye, köreltmeye neden olan birçok partiyi siyasi yaşamdan tasfiye etmekle cezalandıran toplumumuza PKK yönetici kliğinin aldatmacaları da uzun bir süre egemen olamayacak, sonuçta PKK de diğerleri gibi siyasi yaşamımızdan silinip atılacaktır. PKK yönetici kliğinin Kürdistan kurtuluş hareketine bu kadar uzun süre egemen olmasını PKK dışındakilerin çözümsüz olmalarıyla açıklamak mümkündür. PKK yönetici kliğinin milleti özgürlüğe taşımaktan uzak olmasına ilaveten PKK dışındaki grupçuklar PKK'den daha yeteneksiz, dolayısıyla hiçbir gelişme yaratamayacak durumdadırlar. PKK, ayakta kalmasını biraz da kendi dışındakilerin bugüne kadar alternatif olabilecekleri konusunda güven verememiş olmasına borçludur. Kürdistan'da geleneksel bir yerlekşikliği bulunan, objektif şartların elveriyor oluşu nedeniyle her dönem karşılaşacağımız ayaklanmalar, geçmiş bir çok örnekte görüldüğü gibi bugün de öncünün olgunlaşmış ihtiyaçları doğru belirleyip uygun karşılıklarla yönetememesi yüzünden sonuç alamamak şeklinde bir mahzuru bünyesinde taşıyor. Bizlere rağmen, siyasi olarak daha ilişkili olduğu yapının yönlendirme gayretlerine rağmen, doğrudan devletin Kürdistan'daki varlığını hedefleyen eylemlilikler önünde küçükcük çocuklar bile doğru yer tutmasını başarırken, 'yerlilerle-işgalciler' arasındaki kapışmalarda kendi milletinin yanında yer almayı başaramayanlara bu kavgada evlatlarını kaybedenlerin güvenesi yoktur. Toplumu cehennemî kavgalara icbar edilmişken uzaktan yergi gönderenlerin toplumu içerisinde yer bulası yoktur. Halkın, 'buyrun gelin, başımızın tacı olun, sözünüzü dinleyelim, bize öncülük edin' diyesi hiç yoktur. Öncülük, bir yanıyla kitlelerin beklentilerine doğru karşılıklar vererek kitleleri kazanıma yönlendirmek konusunda yetenek göstermeyi gerektirirken, diğer bir yanıyla kitleyle birlikte talep etmeyi, kitleyle birlikte risk almayı ve müşterek fedakarlıkları gerektiriyor. Her iki durumda da öncülüğe soyunanın kendi toplumundan ve toplumunun beklentilerinden soyutlanmış olmaması gerekiyor. Toplumuyla birlikte olmayanın toplumu tanımasına da imkan yoktur. Tanımadığınız, taleplerine vakıf olmadığınız bir toplumu yönetemezsiniz. İhtiyaçlarını, eğilimlerini, gelişme yönünü doğru tesbit edemediğiniz bir harekete karşı öncülük görevinizi yerine getiremezsiniz. Öncülük yada PKK'ye alternatif öncülük, düşünce ve önerilerimizdeki doğruluk kadar kitlelerimiz ile yakın ve sağlıklı ilişkiler geliştirmiş olmamıza bağlı bir sorun olarak önümüze çıkıyor. Oysa PKK dışındaki siyaset çevreleri halktan kopuk olmalarının etkisiyle yakıcı toplumsal olayların sadece teorisini iş ediniyorlar. Sosyal olaylarla salt teori açısından ilgilenmeleri, kendilerini halkla aynı safta durmaktan alıkoyuyor, yurtsever konumlarından savurarak devlet erkanıyla ağız birliğine kadar götürebiliyor. Öncü ile kitleyi, sömürge bir milletin meşru direnme hakkı ile bu hakkı gaspetmeye programlı işbirlikçiliği yekdiğerinden ayırdetmekte tökezleyen PKK dışındaki siyasi şahıs ve grupçuklar kısa vadede alternatif olabileceklerinin umudunu vermekten uzak görünüyorlar. Onların bu konumu devleti ve yedeğindeki PKK'yi daha da cüretlendirmekten başka bir sonuç vermeyecektir. Hedeflenen tümüyle kürd milleti ise tamamen öncüsüz burakıldığı bir anda teslim alınmaya çalışılacağını kestirmek için kahin olmak gerekmiyor. Eski tecrübelerimiz bu konuda yeterince ipucu sunuyor. Son ayaklanmalarda çocukların öldürülmesi ağırlıktaydı. Dünyanın bir başka ülkesinde çocuklar devletin kolluk kuvvetleri tarafından öldürülmüş olsa ve aynı milletin Dünya'nın çeşitli ülkelerine dağılmış 1 milyonu aşkın mensubu olsaydı yer yerinden oynardı. Sadece masum çocukların öldürülmüş olması bile tek başına savaş suçlularını yargılama mercilerini harekete geçirirdi. Ülkedeki mazlum ve çaresiz insanların çoğu belki de 'Avrupa'da yaşayan siyasi kekêlerimiz şimdi hukuk alanında kanımızı dava ederek devletin yakasına yapışırlar' diye beklenti içerisindeydiler. Hiç değilse çocukların katledilmiş olması sağlıklı bir şekilde hukuki davalara konu edilebilir, siyasi temaslarda gerektiği gibi dile getirilebilirse, savunmasız kitlelere, hepsinden önemlisi artık hedef ayırmayan barbarlık önünde çocuklarımızın yaşamlarına bir güvence sağlanmış olabilir. Hadım edilmiş demokrasi bilincini PKK karşıtlığı bir maharete yatıran siyasi kekêler demokrasinin ve namusun baş harflerinden nasiplenmişlerse bu işe el atarlar ve atmalıydılar. Oysa biz çocuklarımızın yaşamları üzerine komplo teorileri kurgulayıp, kaosa kurban gittikleri iddiasındayız. Daha alingirli bir iddiamız var ki o da bu çocukların ailelerine öncü olacağımız iddiası. Kuşaklar boyu katliam ve tehcir yetmezmiş gibi üzerine oturan açlık ve sefalete başkaldıran insanlara çocuklarının kaosa kurban gittiklerini vazederek öncülük ele geçireceklerini sanan ahmaklık türü ne yazık ki sadece Kürdistan'da aydın olmakla eşanlamlı kabul görüyor. 7 bin yerleşme biriminin haritadan silinmiş olduğunu, 4,5 milyon tehcire uğratılmış insanın metropollerde sefaletin dudak uçuklatan türlerine mahkum edildiğini, 80 yılda on kez soykırıma uğratıldığını bir kez olsun hatırlamayan, dava edemeyen, insanlığın hala devam etmekte olan en büyük faciasını çeşitli ülkelerin parlamentolarına, uluslararası mahkemelere taşıyamayan, sığındığı ülkelerde uhdesine bırakılmış bu amaçla kullanılabilecek kurumları şahsi yemliklere dönüştürmüş düşkünlüğe siyasetçi sıfatı veren toplum olmamız nedeniyledir ki acılarımız son bulmak bilmiyor. Hepsinden önemlisi, Kürdistan teslimiyetle değil, direnerek ve başkaldırarak kurtarılacak, bağımsızlığına kavuşturulacaktır. Başkaldırının altında yatan en önemli nedenin, insan soyunun emsali görülmemiş barbarlık türüne tepki veren doğasıyla ilintili olduğunu kavrayamayıp hem kurtuluşu hem insanlığı milletinden esirgeyen siyasetçi tipini sırtımızdan indiremeyişimiz yüzünden milletler müstahak oldukları idareye muhatap olurlar dememiz gerekmiyor. Siyaset gücü esas alıyorsa, bu gücü direnişlerin sunacağı ve ancak direnmeler aracılığıyla siyasi kazanımlar sağlayabileceğimiz açıktır. Rafa kaldıracağı direnişlerin yerine bir başkasını hazırlama şansına kimler sahipse ancak onlar direnmeleri kaosa yada komploya yorumlamalıdırlar. Savaşmaktan bitap düşmüş kürdlerin fazlaca bir mecalinin kalmadığı, gücünün son kırıntılarını kullanarak yarattığı direnmelerine bu gözle bakmak gerektiğini unutmayalım. Başkaldırıları boğarsanız ülkemiz ilelebet kölece yaşama mahkum olur. Çocuklardan başlayarak başkaldırıları sahiplenin, bu sahiplenişiniz size öncülüğün kapısını açmasa bile kapıya giden yolları öğrenmenize imkan sunacaktır. Amed başkaldırısını bir kez daha selamlıyorum. 2 Nisan 2006 Solaxî

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.