Siyaset

Mam Celal ve Nawşirwan Mustafa’dan karşılıklı suçlamalar(4)

Çev:Aso Zagrosi · 23.01.2010 · 2 görüntülenme

Mam Celal ve Nawşirwan  Mustafa’dan  karşılıklı  suçlamalar(4)

   Nawşirwan   yazısında devamla  „  Kuşkusuz  büyük  ve küçük  kardeş   meselesi   toplumsal geleneklerin bir parçası  olarak  aile, aşiret,  ve kabileler içinde   doğal bir şeydir  ve tatbik  edilmelidir.  Fakat,  büyük ve küçük kardeş   dünya devletleri ve halkları arasındaki  siyasi  ilişkilerde yoktur.  Birbirlerine saygı ve ortak çıkarlar vardır.  Ayrıca  bu yanlış  kültürün  dışında, uzun  sıradan beri  bazı Kürd liderleri ve  siyaset adamları  Kürd gençlerini „Irak’ta  Kürdler  Araplarların   küçük   kardeşidir“  ve  „Araplar  Irak’ta   Kürddlerin büyük  kardeşidir“  temelinde   eğitmeye çalışıyorlar.     1975  yılından beri  ben ve   yoldaşlarımın  bir  çoğu  bu   kültürü kökünden  söküp  atmak  ve değiştirmek  istiyoruz.  Kürd bireyini   ve özellikle   Komela ve YNK  üyelerini Kürdlerin  tüm   dünya  milletleri  gibi    kendi  kaderini  özgürce  tayin  hakkı  olduğunu,  Kürdlerin   devlet kurma    hakkı olduğunu ve  Kürdlerin   hiç bir milletin   küçük   kardeşi  olmadığı  yönünde  eğitmeye  çalıştık.  Kürdlerle   komşu   halkların  arasındaki    ilişkileri  eşitleri eşitler arası  ilişki ve ortak   kazançlar  üzerine  bira etmeye çalıştık.  Kendini    eksik ve küçük   görme   düğümünü  çözmek  ve  Kürdlerin  hiç bir  alanda  hiç bir  yabancı  karşısında  kendilerini  eksik  ve küçük  görmemeleri  için çaba sarfettik.  Eğer  birileri   bunu benim  için  bir eksiklik  olarak  görüyorsa  kendi sorunudur.  Ben  bu tutumumla  gurur  duyuyorum“ diyor.   Mam Celal Plenum’daki  konuşmasında    Nawşirwan  Mustafa  ve  Goran çevresi  hakkında   şöyle diyor:  „Onların  gizli  yada  yarı gizli siyasetleri  Kürdlüğe karşı, federasyona  karşı, Kürdistan’ın  toprak bütünlüğüne karşı,  Kerkük’ün  Kürdistan topraklarına  geri dönmesine karşı, Kürdistan Peşmerge Güçlerine karşı ve Kürdistan halkının birliğine karşıdır.  Nasıl mı?   1)YNK’ye  yönelik   düşmanlıkları  tüm  halk  ve  halk ve hepimizce   açıktır.  Uzun  uzun  üzerine durmaya değmez.    2)Onlar,  Kürdistan federasyonuna  karşılar.  Eğer  onların elinde gelse   Suleymaniye’yi  Kürdistan Bölgesinden  ayırır  ve Kürdistan Bölgesini  param parça  ederler.  Onlar   her vilayetin  ademi   merkezi  olmasını   istiyorlar.   3)Onlar   Kürdlüğe  karşılar. Kürdistan’da var olan siyasi  yapıyı yok etmek istiyorlar.  Onlar   Kürdistan   bölgesine ve Kürdistan  federasyonuna  karşılar.  4)Onlar, Kerkük’ün  Kürdistan’a  geri  dönmesine karşılar.  Her  seferinde  bir şeyler söylüyorlar. Bazen  Çemçemal, Kifri ve Kelar’ın  zaten Suleymaniye’ye bağlandığını,  gaz ve petrolun  büyük kesimi    bu bölgede  olduğunu söylüyerek  Niçin  biz Kerkük için   bu kadar gürültü koparıyoruz?diyorlar. Bazende Kerkük’ün  bağımsız  bir vilayet  olmasını  istiyorlar.   Her ik   durumdada  Kerkük    Kürdistan’a  geri gelmez.  5)Onlar    bazı   devletlerin  ve  bazı  Iraklı  siyasi  çevrelerinin  yanında  Kürdistan  Peşmerge   Güçlerinin  varlığı anlamsızdır ve  kalmaları  gerekli  değildir  diyorlar.   6) Bazende   Nawşirwan  açık bir şekilde  Badinilerin  Kürd olmadığını  ve  Kerküklülerin  ne  olduğunu   kimse  bilmiyor diyor.  O,  Hewlerliler içinde   hoş olmayan şeyler  söylüyor. Onun için varsa  yoksa  Suleymaniye“   Nawşirwan Mustafa  Mam Celal’ın  bu söylediklerine karşı  şöyle yazıyor:   Talabani  konuşmasında  Goran  hareketini  ve yöneticilerini  federasyona ve  Kürdistan Bölgesine   karşı olmakla  suçluyor. Bizi vilayetlerin   federasyonu  taraftarı olarak suçluyor.  Güya  biz  Kerkük’ün    Kürdistan Bölgesine  geri dönmesine  karşıyız.  Öyle  görünüyor, ki    olayları aktaramada  Talabani’nin  hafızası  zayıflamıştır.  O  öyle sanıyor ki   Kürdistan halkının  hafızası  da  zayıflamış ve  yaşananları  unutmuştur.  Kürdistan  halkı  her şeyi  hatırlıyor.    Birincisi;   resmi bir  şekilde  vilayetlerin  federasyonunu  kabul eden, bu onaylama ile  Kürdleri Irak güçleri ve Amerikalılar  karşısında çok kötü duruma  düşüren  ilk kişi  Talabani’nin   kendisidir.  Talabani’nin  „Encumani Hukum“  Başkanı olarak    Amerikalıların   Irak’taki sivil   otoritesi   Paul  Bremer  ile  imzaladığı  antlaşmanın  en  temel maddesi  Irak’ın  18   federal  vilayet    haline  getirilmesiydi.  Talabani    bunu  Kürdistan Bölgesi dahil  tüm   adına  kabul etmişti.  Bunun ardından  Arap politikacıları  ve  Kürdistan’da   bazı taraflar  bu antlaşmaya karşı  seslerini  yükseltmelerine bağlı olarak  bu antlaşmadan  vazgeçildi ve sessizleşti.   İkincisi; 140.maddeye   sorun  çıkaran,  140.maddeden  farklı  olarak  Vilayetler  Seçim Yasası   esnasında   farklı  bir yasa   projesini  getiren  Talabani’nin kendisidir.   Talabani  Kerkük’e  gittiği zaman   Kerkük  Vilayet Meclisinde  yaptığı  toplantıda   kendisine ‚Kerkük’teki  iktidarın  Kürdler, Araplar ve Türkmenler arasında  %32  oranında  paylaşılması   ve  Kerkük’ün   Kürdistan  Bölgesinden farklı  bir federal bölge  olması‘  yönünde   Araplar  ve Türkmenler  tarafından    gelen talebi  onaylamıştı.     Bu hasar,   Arap  ve Türkmenlere  cesaret verdi. Onlarda   bu projeyi  Irak Parlamentosuna  götürüp  yasalaştırmak istediler.  22 Temmuz  da  bu  proje   Irak Parlamentosunda   onaylandı ve   büyük bir   siyasal  ve  kanuni  soruna  neden  oldu.  Irak Parlamentosundaki    Kürd üyelerinin  boykotu ve   kamuoyunun  büyük  baskısı neticesinden    Başkanlık  Konseyi   yasayı veto etmek  mecburiyetinde   kaldı. Fakat   sorun askıya alındı ve   belirsiz bir zamana  ertelendi.   Üçüncüsü;    biz bu hasarı öğrendiğimiz zaman   tehdit amacıyla ve  bu  düşünceden   vaz geçmesi  için  Talabani’ye  ‚eğer  bu inançla  Arap, Kürd ve Türkmen Kerkük’ü  farklı  bir  federal   bölge  yapıyorlarsa,  o zaman  en iyisi  Suleymaniye, Hewler ve  Duhok’uda   farklı  federal  bölgeler yapalım. O zaman   4   federal bölge  birlikte   Kürdistani  bir yapılanmaya gidebilirler. O zaman   Kerkük  Kürdistan’ın  diğer vilayetlerinden  farklı   bir  statüye  girmez‘ dedik.  Böyle bir değişimde   Talabani’nin   ne Kürdistan’da  ve  ne de  Suleymaniye’de   hiç bir iktidarı  kalmadı.  Bundan dolayı dır ki,  Kürdistan    basın kurumları önünde  pişmanlığını   gösterdi ve  dediki : ‚ Ben  Anayasa’yı  koruyacağıma  yemin etmişim,  140. Maddede  Anayasal bir maddedir‘ …..  Talabani  şimdiye kadar da   Kerkük’e  ilişkin  iki   söylem sahibidir.  Kerkük  Türkmenleri ile  Türk  devletinin  yetkilileriyle  yaptığı  özel  toplantılarda  Kerkük’ün  farklı  bir  federal  bölge   olmasını  destekliyor.   Kürdistan’daki   genel toplantılarda  ise  Talabani  140.maddeden  söz ediyor ve Kerkük’ün  Kürdistan bölgesine   geri dönmesini  talep ediyor.  Kürdler, Araplar ve Türkmenler arasında askıya  alınan   Kerkük  sorunun  çözümü için  Kerkük’ün  bağımsız  federal  bir bölge   olmasını  uygun gören kesimler var.  Eğer Talabani  bu düşüncede  ise  gerçek niyetini    gizlemesine ve  ikili dili   kullanmasına gerek  yok.   Biz  genel olarak Kürdistan’dan kopartılan  bölgeler ve özel olarak  Kerkük  sorunun  Kürdistan Bölgesi çerçevesinde çözüm biçimi için,    düşüncelerimizi   onlarca  makalede,  gazete söyleşilerinde, radio ve televizyon  konuşmalarında   ortaya koymuşuz.  Bu konuya  ilişkin  daha fazla  bir şeyler  söylemek  anlamsız siyasi  açık artırmaya girer.  Öyle  görünüyor ki bazıları    Kürdistan’ın bazı  bölgelerinin  yitirmesinden  kazançları olabilir.  Fakat  bizim  Kürdistan topraklarının  bir metresinin  yitirmesinden  ne  siyasi ve ne de  maddi  bir kazancımız var.   Dörtüncüsü;  bize  göre   Kürdistan Bölgesini  idare etme  biçimi,  Kürdistan  halkının  ilerlemesi  için  gerekli  olan   ihtiyaçlarla  uyuşmuyor.   Siyasi  partilerle  hükümet  karıştırılmış.  Partiler,    yasama, yürütme ve yargı  erklerine  karışıyorlar.  Partiler,  üniversitelere,  akademilere ve sivil toplum kuruluşlarının  içişlerine karışıyorlar.   Partiler,  pazara ve  ticarete  müdahale ediyorlar.     Asayiş, polis ve Peşmergeler  tarafsız   değiller.   Butçe  harcamaları açık değil ve adil olmayan  bir şekilde harcanıyor.   Yolsuzluklar,  mali, siyasi  ve idari  alanlar dahil  olmak üzere  tüm  kurumları sarmıştır.  Bunlar  bizim düşüncelerimizdir.  Biz bunları gizlemiyoruz. Bunları  açık bir  şekilde  makalelerimizde,  mesajlarımızda ve  gazetelere verdiğimiz  söyleşilerde  tekrarlamış ve  alternatifimizi   ortaya koymuşuz.   Beşincisi; yaşadığımız dönemde  dünyada  çağdaş yönetme  biçimi olarak   hükümet işlerinde ve kurumlarda  ademi merkeziyetcilik büyük bir kabul  görmektedir.  Gerçi  federal  Kürdistan idaresinde  yapılacak reformların   bir parçası olarak gördüğümüz bu olayı,  bazıları    federalizm  karşıtı olarak görüyor.  Bize göre   Kürdistan  Bölgesinin  idari  sisteminde  reformların yapılması  gerekiyor ve zorunludur.   Devam edecek   Çev:  Aso  Zagrosi   

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.