BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Ahmet ALÝM · 05.08.2006 · 1 görüntülenme
Lübnan kan ağlıyor. Dünyanın ilk tüccarları Finikeliler Lübnan’lıların atalarıydı ve Akdeniz ilk defa bir göl haline getiren Finikelileler bugünkü bir çok şehirin de kurucusu idiler. 18 yüzyıla kadar dünyanın merkezi olan Akdeniz bu üstünlüğünü önce Kuzey Avrupa’ya, sonrada ABD’ye kaptırmıştır. Bin yıllar boyunca dünyanın merkezi olan Akdeniz’in sahil kesimleriyle bazı adalarda bir çok halkın, dinin ve kültürün karıştığı mozaik yapılar yaratılmıştır. 18 yüzyılda, Batı Avrupa’da doğan ve 19 yüzyılda gelişen ulus devlet temelli oluşumlar etnik temizlik hareketleri gerçekleştirerek Akdeniz’deki bu mozaik yapıları aşındırarak monolotik yapılar kurmuşlardır. Akdeniz’de son çok kültürlü mozaiklerden birisi olan Lübnan tarihinin en kapsamlı saldırı ve yıkımlarından biriyle karşı karşıyadır. Son İsrail saldırısı daha çok bir Cengiz Han ve/veya Timurlenk saldırısına benzemektedir. Askeri hedeflerden çok sivillere çocuklara yapılan saldırılar korkutma ve sindirme amaçlıdır.BOP çerçevesinde askeri, ekonomik, stratejik analizlerin yoğunluğundan Lübnan’daki insani dram görülmezden gelinmektedir. Ayrıca, sorunun esasından çok yüzeysel yanı ele alınmakta ve tartışılmaktadır. Bu anlamda, suni bir şekilde oluşturulmuş olsada 58 yıldır kurulmuş olan İsrail devletinde yaşayan yahudilerin büyük çoğunluğu bu topraklarda doğmuş olup, artık İsrail’in bir bölge devleti olarak var olma ve kendini idame ettirmesini tartışılması gerekirken, konu bu yönüyle gündemde tutulmaktadır. 1982’de Lübnan’a ilk İsrail müdahalesi sırasında Şii’ler İsrail ordusu Tshal’ı bir kurtarıcı gibi karşılamışlardır. Ama İsrail oraya yerleşmeye karar verince Lübnan’ın % 40’nı oluşturan Şiiler İran ve Suriye’den aldıkları destekle Hizbullah önderliğinde gerilla savaşını başlatarak 18 yıllık bir mücadeleden sonra İsrail’i 2000’de çekilmeye zorlamışlardır.Başka bir gerçeklik ise, bugün İsrail’in başına bela olan iki güç Hizbullah ve Hamas’ı İsrail yaratmıştır. Bunun diyalektik anlamda böyle olmasıda doğaldır. İsrail düşmanı bölme amacıyla Filistin ve Lübnan’da kendine benzeyen sunni ve şii fanatik siyasi yapıların doğmasına neden olmuştur. Dolayısıyla, 1967 ve 1973’te arap devletlerinin ordularını çok hızlı bir şekilde yenilgiye uğratan İsrail ordusu Hamas ve Hizbullah karşısında aynı başarıyı gösterememektedir. Gerilla savaşınınaltın kuralı, bir düzenli ordu gerillaya karşı kazanmasa savaşı kaybetmiş, gerilla kaybetmemişse kazanmış demektir. Bu anlamda 23 gündür, 1000’e yakın çocuk ve sivilin ölümüne neden olan İsrail saldırıları Hizbullah’ın saldırı kapasitesini zaafa uğratamamış ve İsrail’in kendiside 100’e yakın kayıp vermiştir. Ayrıca 1 milyon dolayında Lübnan’lı yerlerinden edilmiştir. İsrail’e karşı direnişi geliştiren Hizbullah’a şiiler dışındaki Lübnan’lılarda sempati duymaya başlamıştır. Askeri olarak başarılı, olmayan Tshal dahada saldırganlaşmakta ve Lübnan’ı şu ana kadar yarı yarıya yakıp yıkmış ve onarılması yıllar alacak yaralar açmıştır. Böyle insanlık dışı bir savaşın yürütücüsü olan, İsrail Yehova için savaşırken, Hizbullah Allah adına savaşmaktadır. Bu savaşta zarar gören ise Lübnan halkları özelliklede yoksullarıdır. Bundan dolayı bu savaşta stratejik nedenlerden dolayı İsrail veya Hizbullahın desteklenmesi ve halkların dramının görülmemesini anlamak bana mümkün gelmemektedir. Günümüzün savaşlarının tohumları 1. Dünya savaşı sırasında halkların taleplerini dikkate almayan İngiltere ve Fransa gibi güçler atmıştır. Bu statükonun değişmesi elbette gereklidir. Ama bu değişim yanlışlar içerirse geleceğimiz ipotek altına alınacaktır. Dolayısıyla Lübnan’dan başlamak üzere yeni Orta-Doğu adil bir yapılanma ve halkların gerçeklikleri üzerine inşaa edilmelidir. Lübnan için önerilen ve Türkiye’nin avukatlığını yaptığı uluslararası barış gücünün barış sağlaması mümkün görünmemektedir. Bu ancak, geçici bir süre için İsrail’in güvenliğinin masraflarını BM ve uluslararası camiaya yüklemek anlamını taşımaktadır. Zira savaş görünürde İsrail ile Hizbullah arasında geçerken esasta ABD ile İran ve Suriye arasında olmaktadır. Şu andaki haliyle savaşın faturası Lübnan halklarına ödetilmekte ve bundan kısa vade de Hizbullah, İran ve Suriye üçlüsü çıkacak gibi görünmektedir. Bu anlamda, bölgede sürekli olarak gerginliği sürekli kılan İsrail Filistin sorunun kalıcı bir şekilde çözümünden gaçmektedir. Bunun için ;1. Yaşayabilir ve müdahalelerden uzak bir Filistin devleti kurularak uluslararası anlamda tanınarak, kendilerini demokratik teamüllere göre yönetmelerine ve ekonomik olarak yaşamalarına olanak sağlanmalıdır.2. İsrail devletinin mevcut sınırlar içinde bölge devletleri tarafından tanınarak, barış içinde yaşamasının sağlanması gerekmektedir.3. Israil devleti işgal altında tuttuğu topraklardan çekilerek, topraklarından sürülen araplara yerlerine dönüşüne olanak sağlayarak zararlarını tanzim etmelidir.4. İsrail devleti keza Lübnan’dan çekilerek burada neden olduğu zararları tanzim etmeli ve Lübnan’ın yeniden inşasına katkı sağlamalıdır.5. Lübnan’ı dış müdahalelerden koruyacak yeterli büyüklükte ulusal bir ordu oluşturulmalı ve bu orduya gerekli silahlar ve teknik olanaklar sağlanmalıdır.6. Küdüs’teki kutsal yerler uluslararası topraklar haline getirilerek, buralar üzerinde etnik ve dini çatışmaların zemini yok edilmelidir.7. Bölgedeki sorunların görüşülmesinde aracılık ve hakemlik yapacak uluslararası bir Komisyon kurulmalıdır.Bu sorunlar çözümlenirken Lübnan’ın çok kültürlü, çok dinli ve çok halklı yapısının korunarak katledilmesinin önüne geçilmelidir. Lübnan’ın bu yapısı kültürel zenginliğin göstergesidir. Örneğin, Arap nüfusunun % 2’sini oluşturan Lübnan Arap dünyasında yayınlanan kitapların % 50’sini yayınlamaktadır. Dolayısıyla, bu kültürel zenginliğin korunması insani bir görevdir.Dünyanın devletsiz en eskı ve en büyük halkı olan olan Kürtlerin parçalanmışlığı Orta-Doğu’da sürekli istikrarsızlık kayanağıdır. Orta-Doğu’un en büyük sorunu olan Kürt sorununu gölgeleyen İsrail Filistin sorunun demokratik yollardan çözümü, Kürt sorununu yakıcı bir şekilde gündeme getirecektir. Zaten bir birine bağlı olan bu sorunlar çözüm konusunda da bir birlerine bağlıdır. Zira İsrail müdahalesi Türk odusu generalerine örnek teşkil etmiş ve Güney Kürdistan’a müdahale için düğmeye basılmıştır. Bunu gerçekleştirebilecek ekibe şef olarak, Büyükanıt Genelkurmay başkanlığına teamüllerin dışına çıkılarak atanmıştır. Kısa vadede İsrail tarzı kapsamlı bir operasyonun yapılması uzak bir ihtimal olmasına rağmen, bu ihtimal Kürtlerin başı üzerinde demoklesin kılıcı gibi sallandırılacaktır. Hele 2007’de Kerkuk için yapılacak referandum bu tehdidi ciddi ve kqlıcı kılan faktörlerden birisidir. Bunun için Güney Kürdistandaki kazanımların konsolide edilmesi ve düzenli ordu kurularak modern donanımlar sağlanması birinci derecede önemlidir. Gerilla güçleri yoğun hava saldırılarına karşı hazırlık yaparak koruma potansiyelini güçlendirmeli ve toplu bir hedef olmaktan çıkarılmalıdır. Uluslararası ilişkiler bir Türkiye müdahalesine karşı çıkma temelinde geliştitrilmelidir. Türkiye’de Kürt yanlısı siyasal güçler ve Türkiye’li STÖ ve demokrtik güçlerle şimdiden muhtemel bir müdahaleye karşı bir cephe oluşturularak saldırganlar frenlenmelidir. Bunu gerçekleştirmek için ayrılıkları öne çıkaran politikalardan çok birliği geliştiren politikalar hayata geçirilmelidir.Ahmet ALİM Fransa, 05.08.2006
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.